Badboy
Badboy
1 sa
ben bu ziraat atmsinin taaa... çıldırttı bi para yatıralım dedik almıyor para verir yorum almıyor ya para alınmaz mı o kadar sıra beklemiştim bide iptal ettim çıktım
snorlax
snorlax
18 sa
... hasta olmamasına rağmen boğazındaki bu ağrı da neyin nesi şimdi? masanın başında geçirdiği süre boyunca ne kadar zamandır ders çalıştığını düşündü. bir süredir olmadığı kesin dalgınlığına bakarsak. saate bakıp bir şeyler düşündü ve aniden tüm masayı düzenleyip birkaç parça şeyi önüne koydu. odanın lambasını kapatıp masa lambasını açtı ve sandalyesinde bağdaş kurup eşyalara baktı. bağladığı saçlarını gelişigüzel örüp birkaç tutamın yüzüne düşmesine izin verdi. bütün o başını ağrıtan düşüncelerden kurtulmak istediği için bunun da kendisine o yönde iyi geleceğini düşündü. kulaklığını takıp, defterini açtı ve çizmeye başladı. aklından geçen pek çok şey ile birlikte uzunca bir süre bu şekilde devam etti. başka hiç bir şeyin farkında olmadan. ta ki deftere düşen bir damla yaşa kadar. boğaz ağrısının sebebi kendini ifade etmeye başlayınca durdu. o kadar uzun zamandır engelliyor ki artık izin verme mecburiyetinde kaldı. 'üzüldüğümde hiç bunu gösteremedim. ya kızgın oldum ya da aşırı mutlu göründüm' diyen birinin yazısını okumuştu. o geldi aklına. belki de tüm sebep bunda saklı. İnsan kalbini ağır hisseder mi hiç? sanki görünmez bir taş koyulmuş da kurtulmak için mücadele ediyor gibi. gözlerini silip çizdiği şeye baktı. o ana kadar ne yaptığının bile farkında değilken şaşkınlık duydu gördüğü şey karşısında. doludizgin koşan bir at.. aklını meşgul eden bu kadar şeyi düşünürken böyle bir şeyi beklemiyordu kendisinden. hırçın bile olsa bu şekilde koşmak istiyor yeniden. her şeyden uzaklaşmak istercesine fakat esas tüm yüklerinden kurtulmuş olarak. üst üste gelen bu kadar şeyden sonra bu bir ihtiyaçtı. düşüncelerini sonuna kadar ifade edip kendisini yeri geldiğinde savunabilen bir insanın duyguları konusunda bu şekilde olması son derece garip. İnsanı içten içe bitiren bir olay. en azından kendisine eşlik eden şarkıları var. 'umudum sonsuzdur, uğraşım bitmez hiçbir zaman, geliyor geçiyor zaman, dönüyor durmuyor dünya...' İyi geceler...
dilara
dilara
1 gün
acı çekiyor mudur ? benim gibi kar yağar belki, kapanır bütün yollar. ben susarım, sen dönemezsin sanırım; belki de gerçekten dönemezsin, kar bu, belli mi olur? en iyisi gitme! ne kadar.. geceleri sensiz ve sessiz değerliyken değersiz olman seni unutmak mutlak yaradan içimizdeki sanatcı hiç olmadık ne sen benim ne ben senin hayatımızı değiştirmeden gitseydin daha kolay unuturduk beni unutsanda arada beni özleyeceksin söz ver ...
karakutuu
karakutuu
2 gün
İtiraf etmeliyim küçükken vasat bir çocuktum mahallede top oynarlardı ben onları seyrederdim tek kale maç yaparlarken beni kaleye gecirirlerdi okulda da aynı şekilde en arka sırada otururdum derslerim berbatti 3 olan notlarımi çok iyi derslerim olarak görürdüm abim çok farklıdır disiplinli düzenli ve aşırı derecede yırtıcı hayata kafa tutan ve korkusuz şöyle anlatiyim günlük beni sırtına oturtup sinav çekerdi her gün yatmadan bir saat dışarda kosardi avizeye tekme atardi şiir kitapları okur ezberler İbrahim sadri dinlerdi dersleri de çok iyiydi resmen adamligin can bulmuş hali beni de aşırı sever sonradan söylediğine göre benim o zamanlar ki halime çok uzulürmüs bu çocuk ne olacak diye dertlenirmis neyse asıl olaya geciyim okulda bir çocuk bana taktı benden büyük beni gördüğü yerde kafama vuruyor bahcedeysem üstüme top atıyor çantamı alıyor vermiyor acı çektirmekten zevk alıyor ugrastiriyor bende kimseye bişey demiyor gel zaman git zaman abim nasıl farkettiyse fark etmiş okuluma gelmiş çıkışta çocuğun bana vurduğunu gormus abim koşarak geldi çocuğun sırtından tutup duvara fırlattı cocugun yakasından tutup duvara dayadı bı kelebeği var abimin devamlı sallardi ogrenene kadar ellerini çok kesti çıkardı çocuğun boğazına dayadı öldüreceğim seni diyor çocuk ağlıyor bende izliyorum abi yapma bile demedim düşünün o kadar malım neyse abim çocuğa yok kulağını kesecem filan diyor baya korkuttu sonra iki tane de tokat yapıştırdı bı daha seni kardeşimin yanında gormeyim diye neyse biz eve geldik 1 saat sonra çocuk anasını babasını bide polisi alıp geldi babam sevilen adamdır eş dost araya soktuk olayı tatlıya bagladik. evimiz aynı mahallede arada 4 sokak ya var ya yok. lise okurken bile o çocuk beni gördüğünde yüzünün şekli değişir arkasını dönerdi tedirgin olurdu. neyse ki ben lisede acayip gelişim gösterdim . oda ayrı bir hikaye zamanı gelince anlatırım.
poseydon
poseydon
3 gün
İnsan, hayatında her şey yolunda giderken bile yeterince mutlu olamıyor sanki her şey öylesine bir eksiklik barındırıyor ki içinde hangisini tamamlamaya çalışsan diğerleri daha da eksik kalıyor. ve ne olursa olsun acılar hep aynı yerinde ve asla unutturmaya niyeti yok kendilerini. pişmanlıklar, acılar, sorumluluklar, hatalar… belki de bunların içinde yapılması en kolay olan üstesinden gelinebilecek tek şey olan sorumluluklar var, gerisi sadece bir geç kalınmışlık, hüzün, keder barındırıyor içinde ve bunu da fazlasıyla hissettiriyor. yağmur yağıyor şu anda yaşadığım şehre yağan ve akan damlacıkların sesleri kulağımı deliyor sanki, sanki beynimde bir cümbüşe tutuşuyorlar ve ne uyku ne yorgunluk fiziksel ve zihinsel olan her şeyi arka planda bırakıyorlar ve geriye sadece duygular, hisler ve ruhsal durumlar kalıyor. artık eskisi gibi yazamıyorum yazmak bile gelmiyor içimden. zaten yazdığımda da hep iç karartıcı, karanlık şeyler yazıyorum. sanırım giderek köreliyorum birçok yönden ve bunun önüne geçmek için herhangi bir çabada da bulunmuyorum, bulunmak istemiyorum. hayatım o kadar değişti ve bambaşka bir boyuta geldi ki bana benden kalan hisler, acılar, pişmanlıklar ve düşünceler kaldı. geri kalan her şey öylesine değişti ki bazen kendimi tanımak için kendimi izliyorum bir aynanın karşısında saatlerce. gözlerime bakıyorum, yüzümü inceliyorum ve ne düşündüğümü, düşüncelerimi
anlamaya çalışıyorum. ancak yine de her şey manasız kalıyor bunca şeyden sonra. ne hayatım aynı ne de ben. zamanla birlikte birçok şey değişti. yaşadığım şehir, muhatap olduğum, konuştuğum, özlediğim insanlar. geri kalan her şey aynı gece gibi karanlık, gündüz gibi buğulu, akşamüstleri gibi mana arayan ve aradığı ve bulduğu her manada daha da bir anlamsızlaşan. hepsi bu, geceler uzun; bitmek bilmiyor, gündüzler uyumakla geçiyor…
ikizler
ikizler
3 gün
mutlu geceler gençler. nasılsınız? ben son bütünü vermiş samsun istikametinden ege istikametine seyahat ediyorum. tamam kızmayın. benim de ilk defa başıma geliyor bu kadar erken gitme durumu memlekete. egeyi ne kadar sevsem de samsuna çok alıştım ve çok sevdim. gidesim gelmedi hiç. nasıl gelsin ki. İlk defa kendimi bulduğum, kendimi yaşadığım, bana ormanımı, gezginimi, banklarımı, aşkımı sunan şehir. biraz da gitmek istemiyorum diyebilirim utanarak. çünkü çok sevdim bu şehri. otobüse bile şöförden sonra bindim. şehrin havasından daha fazla çekeyim ciğerlerime diye. bugün bir dönüm noktası aslında. atlatmam gereken bir dönem bitti. elimden gelen her şeyi yapmanın rahatlığı var üstümde. çok savaştım ama değdi. şimdi tüm özlediklerime kavuşma vakti. valizime 6 kitap koydum. eğer biterse alırım hemen internetten. bir de udemy adlı bir site var. oradan photoshop eğitimi satın almıştım. bu tatilim boyunca photoshop konusunda gerçekten ben bu işten anlıyorum diyecek seviyeye getirmek istiyorum. tabi pratikle olacak bu iş ama öncelikle teori ile doldurmam lazım altını. kendimi savaş sonrası mıntıkasına dönen savaşçı gibi hissediyorum. bir sonraki savaş için hazırlık yapmaya gidiyorum. ama üzüldüğüm nokta sınav sonrası alışkanlıklarımı gerçekleştirememiş olmam. ne gezginle gezebildim, ne sinemaya gittim, ne kitapçıda dolaştım, ne gökyüzü ile karşılıklı bir kahve içtim, ne 01:51 i görebildim odamda. hayatımı seviyorum. hayatımı anlamlı kılan her şeyi seviyorum. bir de otobüs 2+1 denkgeldi. diyebilirsiniz her tarafa var artık 2+1. ne hikmetse ege tarafına fazla koymuyorlar. bu sefer denkgeldi ve ben de pinç adlı youtube programını indirmiştim onu izledim. aslında bir kemal tuğrul sümer olsa iyi olurdu ama maalesef. şimdi ben de taktım kulaklığı müzik listem akıyor aşağı doğru. uzun zamandır youtube dan dinleyip de indirip mp3 e çeviremediğim şarkılar vardı. keşke onları da vaktim olsaydı da mp3 formatına çevirebilseydim. ben her müzikle kendim ilgileniyorum. ses kalitesi iyi olmalı. şimdi eda babanın arkasından deniz tekin başlasaydı sonra müslüm babaya geçse güzel olurdu mesela. neyse gençler. daha bütü olan varsa allah kolaylık versin. İnşallah hepimiz geçeriz. mutlu geceler dostlarım. gittiğiniz tüm yollar hayallerinize çıksın... :)
Carllucas
Carllucas
4 gün

gün içinde belki de birçok kere karşılaşıyoruzdur ama farkında bile değiliz.. farkında olmadıklarmızın burda yazılarını okuyor, yeri geldiğinde cevap veriyoruz.. garip ama bir o kadar da güzel ..
kittyyy
kittyyy
4 gün
ananenmle dedem arada kavga ediyor ananem dedemin kulaklarının duymadığını bildiği için sürekli çok konuşuyor dedemin kulaklarını ağrıtıyormuş😌 dedem de bugün bize geldi diyor ki anneme “bu kadın delirmiş, ne dediğini bilmiyor. sürekli bir şeyler zırvalıyor bereket ki benim kızlarımda yok böyle delilik”😕😕 annem de dedemin duymadığını biliyor ya hani diyo baba o kadar emin olma😂😂
pseudo
pseudo
5 gün
dün plastik cerrahiye uğradım. doktor tahminimce 3 yaşında olan çocuğun elindeki sargıyı açıyordu.o sırada beni çağırıp yardım etmemi söyledi. bir yandan yardımcı olmaya çalışıp diğer yandan küçük çocuğu izliyordum. son sargı bezini de açınca şöyle bir tepkiyle karşılaştık "aaa parmağımı neden aldın geriye 9 tane mi kaldııııı" annesi dayanamayıp ağlamaya başladı çocuk ise parmağının alınmasına şaşırmaktan başka bir tepki göstermedi çünkü o sırada yapabildiği tek şey annesi ağlamasın diye "canım hiç acımıyor kiiii" demekti.böyle anlarda asla tepkisiz kalamıyorum sanırım bu yüzden ölene kadar profesyonellikten uzak kalıcam
limos
limos
5 gün
şurada bir iki haftalığına eve geliyorum kanepe koltuk yüzü gördüğüm yok. hava dışarıda buz gibi. hergün biri arayıp hadi buluşalım diyor. üçe kadar yatıp, dörtte eve gelen kardeşlerimle dalaşıp, buz dolabının kapağının önünde yaşamak istiyorum. salın beni nolur nolur nolur. tamam canım arkadaşlarım sizi seviyorum. anlıyorum beni özlediniz. lan burdan otobüs durağı bile 15 dk. soğuk, üşüyorum, buz mu tutam¿ hepsini geçtim. valla hepsini geçtim. tamam giderim buluşuruz. sen ki en son sekizinci sınıfta gördüğüm ve geçen yıl sosyal medyada beni bulan arkadaşım. beni niye özlüyorsun. toplasan üç kere konuştuk (hepsinde sen aradın ). beni başka bir arkadaşınla mi karıştırdın. bebeğim biz ne ara özleyecek kıvama geldik. lan ben niye senin için bu soğukta dışarı çıkıyorum. bir de bize gel diyor. dalağımın böbreğimin peşinde misin ¿¿ ben ayıp olmasın diye söylemiyorum ama ben seni tam olarak hatırlamıyorum bile. zayıf hafizamdan yararlanıp dalağımı böbreğimi alıp beni soğuk bir ormanda eski bir küvetin içine bırakıp kaçacak misin????
snorlax
snorlax
5 gün
dünden beri bir şeyler anlatma isteğim var fakat tüm denemelerim, yazılar içime sinmediği için tamamlanma konusunda sonuçsuz kaldı. sonrasında bir arkadaşıma anlatmaya çalışırken buldum kendimi lakin yine dolaylı yoldan bir şeyler söyleyip en sonunda da işi eğlenceye vurup geçiştirdim. gariptir ki bu fazla alıştığım bir durum. eskiden yazardım. sadece buraya da değil belki daha önceden hatırlayanınız vardır mavi bir defterimden bahsederim. onda da iç dünyamdan kesitler vardır. özellikle baharda havalar ısınmaya başlarken yaptığım uzun yürüyüşlerde mutlaka yanıma alırım. zaten iki şey mutlaka olur. çubuk kraker ve bu defter :) kumların üzerinde oturup dalgaları dinlerim ya da birkaç şarkı. uzaktaki gemileri izlerim. hatta bazen karabatak bile görüyorum (öyle olduğunu sanıyorum). denize daldıktan sonra bir sonraki çıkacağı yeri tahmin etmeye çalışıyorum mesela. gülümsetiyor beni bu durum. kışı çok severim çoğu insanın aksine. bana güven veren bir yanı var. şapkalarım, atkılarım, eldivenlerim, kalın giysiler, kabanlar bu hissi verir bana. kat kat giyinmiş birini gördüğümde tebessüm ederim çünkü samimi bir görüntü oluyor. ya da kendim gibi birini görmek de olabilir sebebi bilemedim şu an. ya da soğuğu sevmem küçüklükten de geliyor olabilir. sobalı evde de kaldım. çıtır çıtır o ses eşliğinde tavana ve duvarlara vuran ışığı izlemeyi çok severdim. bunlar hep güven hissini uyandırıyor bende ve içtenliği. fakat tüm bunlara rağmen en sevdiğim mevsim ilkbahardır. tabiat canlanır. serdar kılıç ın söylediği karahisar kalesini hatırladım bugün ve dinlemek istedim uzun zaman sonra. baştaki cümleleri etkiledi biraz da beni sanırım. ve tabii özlediğim şeyler var bundan da kaynaklanıyor bu yazıdaki anlatılanlar galiba. İlk defa kar yağmasını istememden önce ilkbaharı bu kadar özlediğimi fark ettim. bu kez yanıma termosumu da alarak kumlarda oturup kitabımı okumak ya da bir şeyler çizmek istiyorum. veyahut da kuşlarla konuşmak. asıl sırrı söyleyeyim mi size? en çok bunu özledim. sizlere garip geliyor bile olabilir fakat gerçekten dinliyorlar. tabii krakerleri yerken o ayrı :d sanki elimde bir sürü parçadan oluşan bir yapı var ve ben bu parçaları birleştirdikçe ya hep bir parça artıyor ya da bir tanesi eksik kalıyor gibi. bir türlü doğru şekli oluşturamıyor gibiyim. yoksa bu halim için bir açıklama göremiyorum. kim bilir belki bir gün tamamlanır doğru şekilde. yine uzunca bir yazı oldu. bitirmek icap ediyor. dinlerken uzaklara dalıp gittiğim bir türküyü mırıldanıyorum şu sıralar sürekli. aslında ilk olarak nerede duyduğumu bile hatırlamıyorum ama birkaç ay önce manuş baba nın da söylediğini öğrendim. ve dinlediğim ilk anda ilk duyduğum halini anımsadım ve arayışa geçtim. evlerinin önü yonca türkünün ismi. nermine memedova ve sinan seid in söylediği hali sakinleştiriyor beni. ve söyleme şekillerine benzer şekilde de günlük yaşantımda konuşmayı sevdiğim için bazen daha çok hoşuma gidiyor. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. bütünlemesi olanlar sizlere de kolay gelsin inşallah çok iyi geçerler. esen kalın👧
muallim
muallim
6 gün
sözüm meclisten dışarı ama bazı erkekler çok iğrençsiniz.. arkadaş cevremin hepsine yürüyor bunu bildiğimi bildiği halde bana da yürüyor..mide bulandiriyor boyle tipler 👊 bi insan bu kadar da maymun iştahlı olmaz ki ayıp be! simdi yoruma bazı kızlarda şöyle boyle diye hiç yazmayın beyler o kızları da biliyoruz biz merak etmeyin
snorlax
snorlax
9 gün
herkese iyi akşamlar! bugün hedeflediğim çalışma çizelgesini tahminimden erken bitirince bir şeyler yazayım istedim. bunun rahatlığı var elbette fakat yine de şöyle bir durup önümdeki notlara ve kitaplara bakınca ne kadar uzun bir yolum olduğunu görebiliyorum. bitmesi gereken bir sürü konu, çözülmesi gereken bir sürü soru var. bazen bugün olduğu gibi yerde çalışıyorum. çok eskiden özellikle de okuma-yazmayı yeni öğrendiğim zamanlarda ödevlerimi böyle yapardım. ya da kitabımı okurdum. rahatsız gibi görünse de aksine daha rahat eder, odaklanırdım. zamanla değişmeyen şeylerden biri de bu galiba benim adıma. masada çalışmaktan sıkılıp yere yayıyorum notları bazı zamanlar. sevdiğim bir göksel şarkısı gibi halet-i ruhiyetim huzurlu ama hüzünlü gibi. yine de ufak bir tebessüm ile eşlik ederken mutlu olunan... hani bazen aklımızdan şunları yapsam, şuralara gitsem gibi şeyler geçiyor fakat bir türlü uygulamaya geçilmiyor ya işte öyle şeyler var aklımda benim de şu sıralar özellikle. eskiden farklı olarak uygulamaya çalışıyorum artık. bunun sebebi artık öğrencilikten sonraki aşamaya yavaş yavaş geçme olabilir. ya da daha fazla ertelemek istememem. bakalım ne kadar olacak. birkaç gün önce bir iki kitap almak için kitapçıya girdim. arkadaşımı beklerken dalmış gitmişim. bunu alayım, bunu da alayım derken elimde bir sürü kitap olduğunu fark ettim ve abartma diyerek iki tanesinde karar kılıp çıktım. zaten fuara da çok bir zaman kalmadı. meraklısına burada dipnot olarak da bilgilendirme yapmış olayım o vakit. 20-25 şubat tarihleri arasında tüyap samsun fuar ve kongre merkezinde kitap fuarı olacak. pek çok kitaba ulaşma şansınız olduğu gibi yazarlarla da konuşma imkanınız oluyor. counting stars şarkısı ile bitireyim. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize dikkat edin. esen kalın, musmutlu olun 👧
ikizler
ikizler
10 gün
mutlu geceler gençler. nasılsınız? günün bitmesine 3 saatten az varken hala bekliyoruz değil mi. ayıptır yahu. bizim yurttan bile kaç tane adam biliyorum bilet rezervasyonlarını iptal ettiren. ben zaten buradayım. aslında bu dönem en başarılı dönemimi geçirdim. İnanmazsınız ama at gibi ders çalıştım desem yeridir. buna mecburdum ve karşılığını da fazlasıyla aldım. ama finaller döneminde hasta olmam, iğne yemem, ilaç kullanmama rağmen iki sınavıma giremedim ve mecburen büte kaldım. şaka maka bütsüz dönem bitirecektim. allah korudu. kendimi tamamen derslere verdiğim bir dönemdi. ne gezginimle adamakıllı gezebildim, ne ormanıma adamakıllı gidebildim. hepsini çok özledim. günlük internet kullanımım sosyal medya kullanmamama ve film izlemememe rağmen 3 gb altına düşmezken bu dönem günlük 100-200 mb seviyelerine indirdim. dönemde okuduğum kitap sayısı 5 mi 6 mı ne. en çok bu koyuyor bana. ayda bitirdiğim kitabı dönemde bitirdim. ama her şeyimi feda etmem inşallah her şeyimi bana verecek. bu dönemin bitmesi ie her şey değişecek gezginim, ormanım, kitaplarım ve daha bir çoğuna kavuşacağım yeniden. ömrümde hiç ders çalışmama gerek yoktu. ama ilk defa bu dönem gerekti ve bu da beni baya zorladı. İkizler zorlandı, yaralandı, çok savaştı ama inşallah bu savaştan zaferle ayrılacak. pazartesi günü baktım hava güzel. İkindiye kadar çalıştım. sonra termos bardağıma bir papatya çayı yaptım. dergi ve kitaplarımı koydum, atladım gezgin efendiye sahile çıktım. özlemişim bacaklarımda hissettiğim o hissi. gide gide denizlerindeki bankıma geldim. çektim gezgin efendiyi kenara. açtım bardağımı, kitabımı. bir yandan yudumladım, bir yandan kelimelerin arasında dolaştım. dostoyevski'nin eşi tarafından yazılmış bir anı kitabı. rus edebiyatını zaten severim. her şeyimin bir parçası olunca daha da çok sevdim. bir süre karnımın acıktığını hissettim ve gezginime atlayıp geri döndüm yurduma. daha güzel günler yakında inşallah gençler. şimdi 1 haftaya daha ihtiyacım var. İnşallah güzel bir şekilde geçiririm bu haftayı da haftaya bu saatlerde otobüste egeye doğru yolculuk yaparken yine mutluluğumu paylaşırım siz dostlarımla. hepinize mutlu geceler dostlarım. deniz tekin'den sezenler olmuş dinleyerek dalın uykularınıza... :)

antipesimist
antipesimist
11 gün
şu sıralar hissettiğim yalnızlığı inşaallah bana bunu söyleten o çok kıymet verdiklerini düşündükleri dostluğu ne kadar çabuk umursamaz hâle geldiklerini görmüş olduğum "değerli" arkadaş grubum da çeker tek tek..
"nasılsın" demek bu kadar zor olmamalı heralde, yahut sevgisini saklayacak kadar da sahte hesaplar peşinde olmamalı insanlar.. tabi saklayacak kadar sevgiye sahipse " insanlar".
Buz Kralı
Buz Kralı
12 gün
şırret ne kadar tatlı bir kelime 😂😂
Eleni
Eleni
13 gün
efeniim selamlar!

laf söz arasında aklıma geldi bir kaç şey zırvalayayım dedim. "biz çocukken" bundan daha da küçükken yani, tahminen velet iken komşu çocuğunun bilgisayarı değil de atarisi vardı. olmayanların ise hiperaktif manyak bir çocukluğu. İtiraf ediyorum ben atarisi olan şu komşu çocuğuydum ama bu hiçbir zaman çılgın çocukluğuma engel olamadı. ağaç dallarının lades kemiğine benzeyen kısımlarını bulur sapan yapıp millete suikast girişimleri düzenlerdik. kafası gözü dağılan yaşıt veletlerimiz "anneaaağğ" diye ağlayarak eve koştururken biz de yeri gelir kendimizi onlardan biri olarak bulurduk ki namussuzlar az ağlatmadılar. genellikle taş değil de ağaçta yetişen bezelye türevi yeşil yeşil mermilerimiz olurdu. (çok da acıtırdı, ağlatması normal.) o dönemlerde 1 lira yerine 1 milyon vardı, fazla zengindik. sahip olduğumuz 1 milyon bozukluk yerine bir kağıt parçası idi. şimdilerin 50 kuruşu o zamanları 500'ü idi ve kusura bakma 1 liracığım boyut olarak seni gebertirdi. 5 kuruş en küçük para dilimimiz değildi o zamanlar, bizim en küçüğümüz 1 kuruş'tu. şimdilerde 10 kuruştan aşağı alamadığımız sakızları biz 1 kuruş abimiz sayesinde 5 kuruşa 5 tane sakız gelecek şekilde hunharca çar çur ederdik. eskimolarımız vardı bir de! meybuzlarımız yani. çubuğun bitiş kısmına doğru düğüm atar (evet evet düğüm tecrübem buradan geliyor.) ilk bulduğumuz kaldırıma oturarak yol kenarından bulduğumuz avucumuzdan büyük bir taş ile eskimoyu tuzla buz edererek yemeye hazır hale getirirdik. tuzla buz olan meybuzumuz çubuğundan çok pişmiş etin kemiğinden bir çırpıda ayrılışına özenerek tek celsede ayrılırdı. çubuğumuz ayrıldı mı? ayrıldı. attığımız düğümü daha da sağlamlaştırıp en alt köşesine minik dişlerimiz ile bir delik açardık. (dişi dökülmemiş olanlar çok şanslıydı.) sonra hüplet gitsin! her sabah "simiaatçiğğğh" sesleri ile uyanır "anağ anağ varsın çek git şurdan bana bir simit al." şeklinde sızlanırdık. anne yüreği işte, dayanamaz alırdı. düşen susam tanelerine çocukluğumuzu bırakır bir kuşun gelip midesine indirmesine sebep olurduk. bayram harçlığımız vardı, "-dı" diyorum çünkü büyüdükçe "eşek kadar oldun ne harçlığı?" cümlesinin arkasına sığınarak kestiler elimize geçen maaşımızı. İşte o bir zamanlar var olan harçlıklarımız ile her bayram suikast girişimlerimize devam etme amacı güden tabancalar alırdık. (tabii ki de su tabancası değil! bildiğin boncuk boncuk mermileri vardı.) mermilerimiz bittikçe 10 kuruş verip ekstra mermiler alırdık ama renk renk! mavi vardı, kırmızı vardı, mor vardı, sarı vardı, vardı da vardı. ben hep sarıları alırdım, nedendir bilinmez. bir de bu paraların kurban olduğu çatpatlar vardı. belki bilmeyenler, görmeyenler, ilk kez duyanlar, bilip de ismini hatırlamayanlar vardır. bu sebeple bu resim o şahıslara;




İşte bu naçizane bok rengi şey (siz pembe sıçıyorsanız üstünüze alınmayın.) meybuzlarımızı kırdığımız taşlar ile ortalığı duman ederdi. vur bir tanesine ve çat! vur bir daha pat! şimdi ayıktın mı ismi nereden geliyor? aferin. bunlara kafa göz dalan torpiller vardı bir de ama benim kaba etim hiç yemedi onu ateşlemeye. evet tırsaktım. elimden kıymetli misiniz lan? değilsiniz. o zamanlar "inşaata topu kaçtı." denilmezdi. cesur yürekli çocuklardık oğlum biz. "itolit git şuradan alçı kaçır da gel, biz k*çını kollarız." cümleleri eşlik ederdi bize. cidden de korurlardı, ciddili bak. şimdi diyeceksiniz ki "alçı ne alaka be .s" sabretsene evladım. kaç aylıksın sen? o alçıları yere seksek çizmek için kullanırdık. bizim pelinsu'nun ablası vardı hatçe o hep kelebek çizerdi. şimdilerde dudağını büzüştürüp karda yaptığı kelebekler ile meşhur kardeşi. beş taş oynardık lan. çok tatlı taşlar bulurduk, ismi gibi 5 tane. bir tanesini havaya at, yerden bir taş al, sen diğer taşı alamadan havaya attığın taş (tek elinle yapacaksın tabi her şeyi, aynı elinle yani.) düştü mü? öldün çık. bir de koca koca taşları üst üste koyup top ile devirmeye çalışırdık. yakar top vardı ayrıca diğer ismi ile ortada sıçan (yok gerçekten s*çan değil, farenin dayısı olan sıçan). topu tutan can tutmuş olurdu, millet tuttuğu canları başkalarına verirdi, ben vermezdim. neden veriyormuşum! güzeldi be benim çocukluğum. aklıma bunlar geliyor sadece ama bunun bir o kadardan fazlası da aklıma gelmeyenlerde var. çabuk geçti gibi frank.
Mrs.nameless
Mrs.nameless
13 gün
ablam babama diyor ki nameless 2 dersten kalmış. bi dk yanlış anlaşılmasın ben dersten kalmadım babacığım hala bi şansım daha var dedim. hemen bi düzeltme geçtim tabi, lütfen yani büte kaldım ben.anlatamıyorum ki büt iyi bi şey, bilerek kaldım zaten🙄 son gün çalışmayla o kadar ilaç ezberlenir mi ? peki ya diğerinden nasıl kaldın dedi dedim o saçma bi dersti 😑 bütün kavramlar birbirine benziyordu napayım.
chen
chen
13 gün
arkadaşım kahve yapıp getirmiş (canım arkadaşım) ben de çok tatlı bir insan olduğumdan ayıp olmasın diye içtim. artık sabaha kadar tavanı seyredebilirim. benim yerime de uyuyun...
ladylazarus
ladylazarus
13 gün
gece gece aile şerefi'ni kim koydu televizyona ? münir özkul' a mı ağlayayım filme mi bilemedim. şeref yoksunu oktay

- buzdolabı işine girerim, yalnız iki şartım var. birincisi yüzde elli bir hisse benimdir. ikincisi buzdolabının ismi oktay olacak.
- aman fehmi bey sizin oğlunuz bu kadar soğuk mu ?
- doğru söylüyorsun, oktay'a ayıp olacak.

( oktay buzdolapları )

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)