Eleni
Eleni
11 sa
evdekiler ile ilgilenmiyormuşum, elimde ya telefon varmış ya da bilgisayar. babam söyledi, annem destekledi. dönüp tebessüm ettim sadece. (baya baya hayvanca bir kahkaha attım.) komikti, çünkü bu diyalog kurulduğu anda ikisinin de elinde telefonu vardı. ben bunu dile getirdikten sonra ikisinin de telefonlarını kapatıp bir kenara bırakması bir oldu. tabii kaçınılmaz son yine aynı, şu an ikisinin de öpülesi, kıyamadığım ellerinde telefonları var. annem kankası ile konuşurken babam oyun oynuyor. annem sürekli çok değiştiğimi vurguluyor. “senden sonra kız kardeşini kesinlikle şehir dışına göndermeyecem, seniğğ piaaslik.” şeklinde vurguluyor. kısmen haklı, benim de ılık halim yok ki arkadaş. ya buz gibiyim donduruyorum ya da ateş gibiyim yakıyorum. sabah sabah hırkamı çıkarıp evde matador gibi gezinip “hiaaa geh geh!” diye hırkamı silkeleyerek evdekileri çıldırtıyorum. sonra ani bir durgunluk geliyor, annemin “şu mesajı sen yaz, daha hızlı yazıyorsun.” ricasını “anneğğ sen yaz elin alışır, sen de hızlı yazarsın.” şeklinde bir üşengeçlik ile reddediyorum. frank mı? o alışkın ya. hatta bir o alışkın bu hallerime diyebilirim. çoklu kişilik bozukluklarım gözümün önünde birbirlerini seviyorlar, ölüyorum anlasanıza. kız kardeşimin bana baktığında “ileride senin gibi olacam.” dediğini hiç sanmıyorum, diyeceğini de. hayırsızlığın şekil bulmuş hali gibiyim. babamla konuşurken iki kelimesinden biri “soğukkanlısın, yapma şunu.” oluyor. bunu samimi, içten davranmadığım için söylemiyor. olayları umursamadığım için dile getiriyor. burada baya bir duraksadım, duraksarken de parmağım bir tuşun üzerinde basılı kalmış ve ben bunun farkında bile değildim. “tik” sesini andıran bir bildirim sesi ile aranıza döndüm. o neydi lağn! şok oldum bir an. (umursuyormuşum işte olayları, hatta en saçma olanları bile.) zamanında fazlası ile umursadım, doğuştan değil bu hallerim.
Zeze
Zeze
1 gün
hayal kırıklığı 4715372
fazla içselleştiriyorum olayları belki de, bilmiyorum.. ama yanılmak ya da kandırılmak dokunmaz mı herkese. en azından bu işte yeniyken. bunu gözüm yeni yeni açılmaya başladığı için söylüyorum. son 1,5 yıldır belirli aralıklarla hep hayal kırıklığındayım. yeni sayılır.
yine bir arkadaşımız evet. yıktı beni. daha doğrusu onun hakkındaki düşüncelerimi, daha da doğrusu bize düşündürdüklerini. evet o düşündürdü. İnsanlar genelde yapıyorlar bunu galiba. diğerlerine onlar hakkında ne düşünmelerini istiyorlarsa öyle davranıyorlar. mesela hatalarını saklıyorlar. gerçi öğrenince neden sakladıklarını anlamak zor olmuyor. nasıl yapıyorlar bunu ya. her hatam bile dilimde. ben de saklarım ama kendimi değil, derdimi saklarım, sorunu saklarım ama insanın kendini saklaması 2 yüzlülük geliyor bana. (belki yanlış düşünüyorum bilemem, şimdilik böyle) yaptığı her güzel ortada çirkinlikler yapılmamışçasına gizli saklı. hadi saklıyorsunuz da bari yerine hiçbir şey söylemeyin, güzel bi şeyi yapmış gibi onunla yer değiştirerek anlatmayın. sinsilik bu mu oluyordu acaba ? İnsanların hayatlarıyla oynamayın mesela, insanlara güzel şeyler vaadedip yarı yola bırakılmasını bile anlarım insandır derim ama bari hayatlarını değiştirerek yapmayın bunu be. evet arkadaşım yapmış. 2 kişinin hayatının içine etmiş, hatta dün gözlerimizin önünde etti. evlendiler... İnsan eşini erkekleri listeleyerek tip ve mesleğine göre sıralayarak seçer mi lan? bunu nasıl yaparsın. kızım ben hiç mi tanımadım seni. ulan senin yüreğin hiç mi bahar görmedi ? sen hiç aşk ne bilmedin mi ? arkasından dalga geçercesine laf ettiğin insanla sırf maaşı iyi diye (nolur sadece bu olmasın) nasıl evlendin lan ? kocasının mesleği ile toplumda yer tutmaya çalışan kadınlardan tiksiniyorum. evet aynen bu şekilde. çalışmayabilirsin, saygı duyarım ama bunu amaç haline getirmek ne demek ya. senin hiç kendine saygın da mı kalmadı derim insana. şu an bu kıza ben nasıl saygı duyayım ? duyamam. dedim ya yıkıldım ya. görseniz de var ya sessiz sakin hayatta beklemezsiniz. yıllardır tanıdığım (sandığım) insan ya. İnsan dışarıya karşı tetikte oluyor da, arkadaşlarına karşı indiriyor miğferini. ve ben bi kez daha darbe yedim. artık yeter demek istiyorum. İnsanların 2. yüzlerini görmekten ilkini unutmaya başladım yeter. neden demek de isterdim ama cevap basit aslında İnsan !
poseydon
poseydon
3 gün
İnsan, hayatında her şey yolunda giderken bile yeterince mutlu olamıyor sanki her şey öylesine bir eksiklik barındırıyor ki içinde hangisini tamamlamaya çalışsan diğerleri daha da eksik kalıyor. ve ne olursa olsun acılar hep aynı yerinde ve asla unutturmaya niyeti yok kendilerini. pişmanlıklar, acılar, sorumluluklar, hatalar… belki de bunların içinde yapılması en kolay olan üstesinden gelinebilecek tek şey olan sorumluluklar var, gerisi sadece bir geç kalınmışlık, hüzün, keder barındırıyor içinde ve bunu da fazlasıyla hissettiriyor. yağmur yağıyor şu anda yaşadığım şehre yağan ve akan damlacıkların sesleri kulağımı deliyor sanki, sanki beynimde bir cümbüşe tutuşuyorlar ve ne uyku ne yorgunluk fiziksel ve zihinsel olan her şeyi arka planda bırakıyorlar ve geriye sadece duygular, hisler ve ruhsal durumlar kalıyor. artık eskisi gibi yazamıyorum yazmak bile gelmiyor içimden. zaten yazdığımda da hep iç karartıcı, karanlık şeyler yazıyorum. sanırım giderek köreliyorum birçok yönden ve bunun önüne geçmek için herhangi bir çabada da bulunmuyorum, bulunmak istemiyorum. hayatım o kadar değişti ve bambaşka bir boyuta geldi ki bana benden kalan hisler, acılar, pişmanlıklar ve düşünceler kaldı. geri kalan her şey öylesine değişti ki bazen kendimi tanımak için kendimi izliyorum bir aynanın karşısında saatlerce. gözlerime bakıyorum, yüzümü inceliyorum ve ne düşündüğümü, düşüncelerimi
anlamaya çalışıyorum. ancak yine de her şey manasız kalıyor bunca şeyden sonra. ne hayatım aynı ne de ben. zamanla birlikte birçok şey değişti. yaşadığım şehir, muhatap olduğum, konuştuğum, özlediğim insanlar. geri kalan her şey aynı gece gibi karanlık, gündüz gibi buğulu, akşamüstleri gibi mana arayan ve aradığı ve bulduğu her manada daha da bir anlamsızlaşan. hepsi bu, geceler uzun; bitmek bilmiyor, gündüzler uyumakla geçiyor…
snorlax
snorlax
5 gün
dünden beri bir şeyler anlatma isteğim var fakat tüm denemelerim, yazılar içime sinmediği için tamamlanma konusunda sonuçsuz kaldı. sonrasında bir arkadaşıma anlatmaya çalışırken buldum kendimi lakin yine dolaylı yoldan bir şeyler söyleyip en sonunda da işi eğlenceye vurup geçiştirdim. gariptir ki bu fazla alıştığım bir durum. eskiden yazardım. sadece buraya da değil belki daha önceden hatırlayanınız vardır mavi bir defterimden bahsederim. onda da iç dünyamdan kesitler vardır. özellikle baharda havalar ısınmaya başlarken yaptığım uzun yürüyüşlerde mutlaka yanıma alırım. zaten iki şey mutlaka olur. çubuk kraker ve bu defter :) kumların üzerinde oturup dalgaları dinlerim ya da birkaç şarkı. uzaktaki gemileri izlerim. hatta bazen karabatak bile görüyorum (öyle olduğunu sanıyorum). denize daldıktan sonra bir sonraki çıkacağı yeri tahmin etmeye çalışıyorum mesela. gülümsetiyor beni bu durum. kışı çok severim çoğu insanın aksine. bana güven veren bir yanı var. şapkalarım, atkılarım, eldivenlerim, kalın giysiler, kabanlar bu hissi verir bana. kat kat giyinmiş birini gördüğümde tebessüm ederim çünkü samimi bir görüntü oluyor. ya da kendim gibi birini görmek de olabilir sebebi bilemedim şu an. ya da soğuğu sevmem küçüklükten de geliyor olabilir. sobalı evde de kaldım. çıtır çıtır o ses eşliğinde tavana ve duvarlara vuran ışığı izlemeyi çok severdim. bunlar hep güven hissini uyandırıyor bende ve içtenliği. fakat tüm bunlara rağmen en sevdiğim mevsim ilkbahardır. tabiat canlanır. serdar kılıç ın söylediği karahisar kalesini hatırladım bugün ve dinlemek istedim uzun zaman sonra. baştaki cümleleri etkiledi biraz da beni sanırım. ve tabii özlediğim şeyler var bundan da kaynaklanıyor bu yazıdaki anlatılanlar galiba. İlk defa kar yağmasını istememden önce ilkbaharı bu kadar özlediğimi fark ettim. bu kez yanıma termosumu da alarak kumlarda oturup kitabımı okumak ya da bir şeyler çizmek istiyorum. veyahut da kuşlarla konuşmak. asıl sırrı söyleyeyim mi size? en çok bunu özledim. sizlere garip geliyor bile olabilir fakat gerçekten dinliyorlar. tabii krakerleri yerken o ayrı :d sanki elimde bir sürü parçadan oluşan bir yapı var ve ben bu parçaları birleştirdikçe ya hep bir parça artıyor ya da bir tanesi eksik kalıyor gibi. bir türlü doğru şekli oluşturamıyor gibiyim. yoksa bu halim için bir açıklama göremiyorum. kim bilir belki bir gün tamamlanır doğru şekilde. yine uzunca bir yazı oldu. bitirmek icap ediyor. dinlerken uzaklara dalıp gittiğim bir türküyü mırıldanıyorum şu sıralar sürekli. aslında ilk olarak nerede duyduğumu bile hatırlamıyorum ama birkaç ay önce manuş baba nın da söylediğini öğrendim. ve dinlediğim ilk anda ilk duyduğum halini anımsadım ve arayışa geçtim. evlerinin önü yonca türkünün ismi. nermine memedova ve sinan seid in söylediği hali sakinleştiriyor beni. ve söyleme şekillerine benzer şekilde de günlük yaşantımda konuşmayı sevdiğim için bazen daha çok hoşuma gidiyor. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. bütünlemesi olanlar sizlere de kolay gelsin inşallah çok iyi geçerler. esen kalın👧
Mrs.nameless
Mrs.nameless
7 gün
sadece 15 dk ara vermekle başladı her şey.. kendimi bian da pubg de nasıl birinci olunur videosunu izlerken buldum.umarım büt için faydalı bir videodur.bütdaşlarıma burdan başarılar diliyorum ✌
TeddyBear
TeddyBear
8 gün
o yüzden bazen sadece anlamak lazım. belki de sadece dinlemek yeterli olabilir karşımızdakini, onun yanında olduğumuzu, ona tüm hücrelerimizle hissettirerek…
mechulyazar
mechulyazar
9 gün
gençler bütünlemelerde çan sadece büttekiler arasından mı bakılıyo yoksa sınıfın çanı mı geçerli ilk defa büte kalıyorum😢
admiral
admiral
10 gün
belkide 1 hafta telefonları ve interneti kapatıp bir durum değerlendirmesi yapmalıyım hatta şehir değiştirsem 1 hafta kimse bana ulaşmasa bunu deneyeceğim belki 1 ayda olabilir bu süre bunu sadece buraya yazıyorum çünkü yaklaşık 5 yıldır burayı takip ettiğim halde kimse adımla soyadımla beni burada tanımıyor yani özgürüm...
akıncı
akıncı
11 gün
bu hayatta kimseyi kendine yakın hissetmeye içini dökmeye gelmiyor demek ki.
yazık sadece bana yazık
İnsanları sevdiğim için değer verdiğim için bana yazık
Eleni
Eleni
12 gün
efeniim selamlar!

laf söz arasında aklıma geldi bir kaç şey zırvalayayım dedim. "biz çocukken" bundan daha da küçükken yani, tahminen velet iken komşu çocuğunun bilgisayarı değil de atarisi vardı. olmayanların ise hiperaktif manyak bir çocukluğu. İtiraf ediyorum ben atarisi olan şu komşu çocuğuydum ama bu hiçbir zaman çılgın çocukluğuma engel olamadı. ağaç dallarının lades kemiğine benzeyen kısımlarını bulur sapan yapıp millete suikast girişimleri düzenlerdik. kafası gözü dağılan yaşıt veletlerimiz "anneaaağğ" diye ağlayarak eve koştururken biz de yeri gelir kendimizi onlardan biri olarak bulurduk ki namussuzlar az ağlatmadılar. genellikle taş değil de ağaçta yetişen bezelye türevi yeşil yeşil mermilerimiz olurdu. (çok da acıtırdı, ağlatması normal.) o dönemlerde 1 lira yerine 1 milyon vardı, fazla zengindik. sahip olduğumuz 1 milyon bozukluk yerine bir kağıt parçası idi. şimdilerin 50 kuruşu o zamanları 500'ü idi ve kusura bakma 1 liracığım boyut olarak seni gebertirdi. 5 kuruş en küçük para dilimimiz değildi o zamanlar, bizim en küçüğümüz 1 kuruş'tu. şimdilerde 10 kuruştan aşağı alamadığımız sakızları biz 1 kuruş abimiz sayesinde 5 kuruşa 5 tane sakız gelecek şekilde hunharca çar çur ederdik. eskimolarımız vardı bir de! meybuzlarımız yani. çubuğun bitiş kısmına doğru düğüm atar (evet evet düğüm tecrübem buradan geliyor.) ilk bulduğumuz kaldırıma oturarak yol kenarından bulduğumuz avucumuzdan büyük bir taş ile eskimoyu tuzla buz edererek yemeye hazır hale getirirdik. tuzla buz olan meybuzumuz çubuğundan çok pişmiş etin kemiğinden bir çırpıda ayrılışına özenerek tek celsede ayrılırdı. çubuğumuz ayrıldı mı? ayrıldı. attığımız düğümü daha da sağlamlaştırıp en alt köşesine minik dişlerimiz ile bir delik açardık. (dişi dökülmemiş olanlar çok şanslıydı.) sonra hüplet gitsin! her sabah "simiaatçiğğğh" sesleri ile uyanır "anağ anağ varsın çek git şurdan bana bir simit al." şeklinde sızlanırdık. anne yüreği işte, dayanamaz alırdı. düşen susam tanelerine çocukluğumuzu bırakır bir kuşun gelip midesine indirmesine sebep olurduk. bayram harçlığımız vardı, "-dı" diyorum çünkü büyüdükçe "eşek kadar oldun ne harçlığı?" cümlesinin arkasına sığınarak kestiler elimize geçen maaşımızı. İşte o bir zamanlar var olan harçlıklarımız ile her bayram suikast girişimlerimize devam etme amacı güden tabancalar alırdık. (tabii ki de su tabancası değil! bildiğin boncuk boncuk mermileri vardı.) mermilerimiz bittikçe 10 kuruş verip ekstra mermiler alırdık ama renk renk! mavi vardı, kırmızı vardı, mor vardı, sarı vardı, vardı da vardı. ben hep sarıları alırdım, nedendir bilinmez. bir de bu paraların kurban olduğu çatpatlar vardı. belki bilmeyenler, görmeyenler, ilk kez duyanlar, bilip de ismini hatırlamayanlar vardır. bu sebeple bu resim o şahıslara;




İşte bu naçizane bok rengi şey (siz pembe sıçıyorsanız üstünüze alınmayın.) meybuzlarımızı kırdığımız taşlar ile ortalığı duman ederdi. vur bir tanesine ve çat! vur bir daha pat! şimdi ayıktın mı ismi nereden geliyor? aferin. bunlara kafa göz dalan torpiller vardı bir de ama benim kaba etim hiç yemedi onu ateşlemeye. evet tırsaktım. elimden kıymetli misiniz lan? değilsiniz. o zamanlar "inşaata topu kaçtı." denilmezdi. cesur yürekli çocuklardık oğlum biz. "itolit git şuradan alçı kaçır da gel, biz k*çını kollarız." cümleleri eşlik ederdi bize. cidden de korurlardı, ciddili bak. şimdi diyeceksiniz ki "alçı ne alaka be .s" sabretsene evladım. kaç aylıksın sen? o alçıları yere seksek çizmek için kullanırdık. bizim pelinsu'nun ablası vardı hatçe o hep kelebek çizerdi. şimdilerde dudağını büzüştürüp karda yaptığı kelebekler ile meşhur kardeşi. beş taş oynardık lan. çok tatlı taşlar bulurduk, ismi gibi 5 tane. bir tanesini havaya at, yerden bir taş al, sen diğer taşı alamadan havaya attığın taş (tek elinle yapacaksın tabi her şeyi, aynı elinle yani.) düştü mü? öldün çık. bir de koca koca taşları üst üste koyup top ile devirmeye çalışırdık. yakar top vardı ayrıca diğer ismi ile ortada sıçan (yok gerçekten s*çan değil, farenin dayısı olan sıçan). topu tutan can tutmuş olurdu, millet tuttuğu canları başkalarına verirdi, ben vermezdim. neden veriyormuşum! güzeldi be benim çocukluğum. aklıma bunlar geliyor sadece ama bunun bir o kadardan fazlası da aklıma gelmeyenlerde var. çabuk geçti gibi frank.
calimeroo 🤕
calimeroo 🤕
13 gün
İçim acıyor lan içim... ben bunları hak etmedim, kabul etmiyorum şu yaşananları sabahları ağlayarak uyanmayı da hak etmedim, geceleri ağlayarak uyumayı da... kimseye değer vermemek lazımmış bu hayatta bana bunu öğrettiler teşekkür ederim... İçimdeki güzel şeyleri öldürdüler, kırdılar, dağıttılar bunu sevgi adı altında yapanları ayrıca gebertmek istiyorum... beni değiştirdiniz, ben eski ben değilim... öfke ve nefretle dolu değilim morluklar, kırıklar, ezikler, kırgınlıklarla doluyum batıyor içten içe... İçten içe ölüyorum sankide çareler tükenmiş ölmeye terk edilmiş gibiyim... basit bir şey istedim şu hayatta değer verdiğim kadar değer görmek başka bir şey degil bundan kastım ben seviyorum diye birileri de beni sevsin değildi, sevmiyorsa sevmediğini söyleyecek kadar saygı duyarak değer vermesiydi onu bile beceremediniz... çok doluyum ama taşamıyorum, güçlüyüm ben diye diye içime ata ata kendimi yedim ne fedakarlıklar yaptım hala her şey aynı hatta daha beter... dert değil bu anlattıklarım... İç dökme, içimde kalan kırıkları temizleme çabası kimseyi ilgilendirmeyen bir feryat... gözünüzün içine baka baka sizi üzen insandan korkun, kaçın ondan, çıkarın hayatınızdan çıkmıyorsa siz terk edin onun hayatını, beklemeyin sizi tamir etsin diye etmiyor çünkü sizi üzen biri tamir etmeyi bilmiyor öğrenmek de istemiyorlar söyleyeyim... hayatımın içine ettiği için bana dayanılmaz acılar ve hatıralar bıraktığı için herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum... İyi halt yediniz... çok iyi ettiniz ya harikasınız siz mükemmel insanlarsınız... şimdi defolup gidin hayatımdan istenmiyorsunuz... geri de dönmeyin bir gün toparlanır mutlu biri falan olurum belki onun da içine etmeyin... hala umudum var gibi konuştum ama yok bu kadar sevgiye bu kadar acı sığdırilabiliyorsa artik umudum da yok... nefes almak mecburiyetten sadece...
ladylazarus
ladylazarus
16 gün
küçükken kardeşim ve benim yaşlarımda kız kuzenim olmadığı için daha ziyade erkek kuzenlerimle vurmalı kırmalı oyunlar oynayarak büyüdüm. bir gün yine 'mafyacılık' oynuyoruz, kuzenim beni yakaladı, silahını çıkardı 'susturucu takıyorum' dedi bir el ateş etti -güya- ben yığıldım ama ölmüyorum, gözlerim açık sadece homurdanırcasına sesler çıkarıyorum. kuzenim dedi noldu niye konuşmuyorsun, e susturucu taktın ya dedim. kısa bir regular show bakışması sessizliğinden sonra cool bir şekilde 'susturucu senin değil tabancanın sesinin çıkmasını engelliyor' dedi. he temem deyip utançtan kendimi yere attım. o gün bugündür susturucunun travmatik bir anlamı var benim için. kuzenim bu cahilliğime gülerek yanıt verseydi, muhtemelen, kurbanlarını öldürmeden önce ses tellerini kesip onlara çeşitli figürler sergiletip sonra onları öldüren bir seri katil olurdum. kod adı : susturucu.

böyle geveledikten sonra nedendir bilinmez aklıma leon, oradan da sting geldi. shape of my heart

bu da gecenin şarkısı olsun


Zeze
Zeze
17 gün
yazılarıma bari ihanet etmeseydim. kendime yaptım tamam ama keşke cümlelerim bari yarım kalmasaydı. ben ortalıkta darmadağın kalmışken sözlerim dimdik, büsbütün ayakta kalabilseydi. bu da yarım kalacak. ben ne demek istediğimin başını bile söyleyemeden bu da kalakalacak. diğerleri gibi, ben gibi.
ama yine de başlayacağım.
beynime bi şeyler girmeli, doldurmalı her peteğini. yoksa aklım kendi kendini öğütecek, sonra sıra duygularıma gelecek. her şeyim ağır aksak gidiyor. bataklık gibi. adım atmaya çalıştıkça batıyorum, duruyorum bu sefer ağır ağır batıyorum fark yok. benimle düşünecek birine ihtiyacım var. hiç olmadığı kadar, hatta daha önce hiç olmamıştı. bildiklerim aklıma yetmiyor gibi hissediyorum. zihnimi çok boş ama bi o kadar kalabalık hissediyorum. o yüzden aklım kendini öğütecek dedim. yeni bi şeyler girmezse, yetmezse... üstelik bu sadece bilgi değil, bundan bahsetmiyorum. ek düşüncelere ihtiyacım var. bazı konularda duvara çarpmış gibi oluyorum. bir adım öteye gidemiyorum. dedim ya yetmiyor yani, benim düşüncem yetmiyor. ne yapmalıyım bilmiyorum...
ajans55
ajans55
20 gün
mesaj başlığı: 50 tl ödüllü dijital marka önerisi

merhabalar arkadaşlar,

ne zamandır düşünüyorum lakin güzel bir domain ismi bulamadım. belki dedimki omudedikodu kullanıcıları güzel marka önerisinde bulunur. genel olarak internet hizmetleri veren bir ajans ismi olacak sitenin tasarımı hazır çok uğraştım ve çok güzel bir tasarım oldu lakin tek eksiğimiz güzel telaffuzu kolay akılda kalıcı bir domain.

genel olarak verdiğimiz ana hizmetler;

web tasarım
dijital pazarlama
seo

diğer hizmetlerise;

sosyal medya yönetimi
yazılım
prodiksiyon

alan İsminde ajans kelimesi geçerse iyi olur. önerilerinizi lütfen mesaj olarak atarsanız daha verimli olacağını düşünüyorum. İsterseniz başlık altına yazabilirsiniz tabi.

ödül: 50 tl kazanan arkadaş mesaj yoluyla bildirilecektir.

dipnot: İsim soyisim marka içerisinde olmaması lazım ve sadece .com, com.tr alan adlarını içermelidir.

marka isimlerininin boşta olup olmadığını herhangi bir whois sorgulayan internet sitesinden bakabilirsiniz.

Eleni
Eleni
21 gün
sonunda yarın gece saat 12 itibari ile şu illet 2017 son buluyor. kime ne getirdi bilmiyorum ama bir insana iyi şeylerden çok kötü şeyler getirir mi lan? evet getiriyormuş. bir verdiyse on aldı benden. hayır 2017’yi de suçlamıyorum, insanlar ortak çocuğu. hem de orul orul ortak çocuğu. İçine ettiler senemin. oysa 2016’nın bitmek üzere olduğu saatlerde böyle miydi? değildi tabi. güzel dileklerim vardı. hiçbiri gerçekleşmedi be! gerçekleşenler de kötü sonuçlandı, bu yüzden onları da gerçekleşmemiş sayıyorum. şimdi ergence triplere girip “neden ben?” demeyecem ya da halil sezai gibi “isyaaağğn” diye şarkılara yeltenmeyecem ki bakın, buradayım. öldük mü? ölmedik. nefes alıyor muyuz? alıyoruz. almasak yaşar mıydık? yaşamazdık. nefes aldığımıza göre yaşıyoruz yani anlatabildim miğ. 2018’den de hiçbir şey istemiyorum. İsteyince olmuyor zaten. sağlıkmış, huzurmuş, paraymış hiçbirini istemiyorum. yeter da, bir salın. onu bunu düşünmekten helak oldu senem. lan 2017! sana çok sinirliyim. :/ frank da sinirli. onu benim gibi bir ruh hastasının hayal dünyasına iliştirdin. onun suçu neydi? ben de seni seviyorum frank. :* ne olur, neler yaşanır hiçbir fikrim yok ama ne 2017, ne de 2017 gibi bir sene yaşanmasın, daha kötüsü de yaşanmasın. bunu sadece kendim için istiyorum. herkese kötü değildi. çok mutlu olanlar vardı lan. kıskanıyorum sizi aşağılık herifler. “ağla” dediğinizi duyar gibiyim, no merak. üzerine bir de kudurup zırlayacam.
ladylazarus
ladylazarus
22 gün
bence önerilen filmler listesinden ziyade asla önerilmemesi gereken filmler listesi falan olmalı. geçenlerde outlast oynarken vay be ne oyun , adamlar yapmış kafalarıyla bu tatta bir film ararken aklıma shutter island geldi. filmi daha önce izlemiştim ama sonunu izlemediğim gibi filmin geri kalan kısmına dair de pek bir şey anımsamıyordum. normal şartlar altında iki buçuk saatlik bir filmi aralıksız izlemem imkansızdır fakat outlast'in de gazıyla oturup izledim. meğer filmin sadece son bir dakikasını izlememişim, geri kalanı da çöp olduğu için belleğimin türk dizilerini barındıran ücra köşelerine itmiş, adeta filmi bastırmışım. böyle güzel bir konu ancak bu kadar berbat edilebilirdi. gerilimden eser yok, daha ziyade ' bakın bu leonardo, kendisi iç çamaşırına kadar ıslakken dahi yakışıklı , bu yüzden bu filmi izlemek zorundasınız' mantığıyla çekilmiş , gereksiz detaylarla uzatılmış bir film. bir de akıllarınca ucunu açık bırakıp ikilem yaratmak istemişler fakat leonardo' nun son sahnedeki ' yakışıklılar asla kaybetmez bebeğim ' bakışı beni hiç de ikilemde bırakmadı.

bunu izleyeceğinize youtube' dan ceylan ertem, manuş baba ve mabel matiz potpurisi falan izleyin eminim daha çok gerilirsiniz.
Nickollyy
Nickollyy
25 gün
selam dedikoducular sizii ! tam tamına yedi koca gündür aşırı stresten dolayı uyuyamıyordum sabahlara kadar sadece yatakta dönüyordum sonuç ise hüsran bundan üç gün önce uyku ilacı almıştım eczaneden o dahi uyutmamıştı. bu ne lan dedim artık tüm umutlarımı yitirmiştm ki dün gece tekrar aldım ve altı saat uyudum o aptal alarm olmasa daha da uyurdum neyse on buçukta sınavım var. uykusuzluk berbat bir şey uyumak isteyip uyuyamamak beynin uykuya geçememesi berbat bir şey. bugün bunu buraya yazıyorum çünkü biraz olsun mutlu oldum başımın ağrısı hariç. sizi seviyorum herkese başarılar 😊
nemesis
nemesis
26 gün
dünden beri uyuyamadığım bir olayı anlatmak istiyorum.dün galatasaray maçına 3-1 skor bildim sanırım rüyamda görmüştüm yani tam emin değilim sabah kalktığımda aklımda sadece 3-1 3-1 diye fısıldayan bir vesvesemsi vardı! bende nesine hesabımdan 50 tl bastım 3-1 skora sonra onlarca arkadaşım beni manyak analizleriyle darmaduman etti 7 dk bitmeden iptal ettim sonrası malum 8 oran 🤕
👑MerryAndrew
👑MerryAndrew
26 gün


eğlence amaçlı yaptığınız troll ve şakaların ne gibi sonuçlar doğuracağını asla bilemezsiniz.

black mirror çakması ama bizim kültüre en iyi uyarlanan ve her dakikasında insana yok artık dedirten bir dizi. bu aralar dizilere sardığım doğrudur. ama bu defa bomba gibi bir dizi izledim. normalde bir film ya da dizi izlerken bu kadar büyük tepkiler vermem ama daha ilk bölümü bile izlerken şaşkınlıktan saçma tepkiler verdirtti bana.

dizi ahlaki ve psikolojik baskı konularını çok sağlam işlemiş. oyunculuk zaten mükemmel. normal yerli yapımlara göre fazlasıyla cesur bir dizi.

günlük hayatta umursamadan troll, şaka ve eğlence amaçlı sadece vakit öldürmeye yönelik yapılan davranış ve sözlerin sonuçlarını az çok görebilmek, aynanın bir de diğer tarafına bakabilmek adına bile izlenmesi gereken bir dizi. ısrarla tavsiye ederim, özellikle black mirror sevenlere.
👑MerryAndrew
👑MerryAndrew
27 gün
işte bu da böyle bir hikaye

hiç unutmam ben 8. sınıftayken bir kız vardı bizim sınıfta kıvırcık saçlı böyle. müzik dersinde bizim önemseyip adam yerine kopmadığımız, bir müzik enstrümanı olarak bile görmediğimiz flütle harika şarkılar çalardı. bir şarkıyı sadece bir kez duysun hemen kendi kendine flütten notaları o anda çıkartırdı.
onun flüt çalışını izledikten sonra müziğin kulaktan çok ruha hitap eden bir sanat olduğunu kavramıştım. sıradan plastik bi flüt işte ne kadar harikalar yaratılabilirdi ki. ama o tam olarak bunu yapardı, yeteneğiyle kendine hayran bırakırdı.

sonra ne mi oldu. onun bunun lafına inanıp konservatuara gitmemiş. liseden sonra iki yıllık üniversite okumuş. şimdi de evlenmiş ve memur olarak çalışıyormuş.
birçok kişi işte böyle sahip olduğu güzellikleri yok sayarak sıradan bir hayat yaşıyor ve öylece ölüp gidiyor. mezarlıklar bu yüzden hiç açığa çıkmamış yetenekler ve çok başarılı olabilecekken başkaları yüzünden kendinden vazgeçmiş insanlarla dolu.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)