Odinin Sakalı
düşük alım satımı yapılan tokenlerdeki balina oyunu. teknik analizlerle sizlere açıklamaya çalışacağım.

resimde not attığım yerlere öncelikle bakın.

bir kaç balina yukarıdan artışı belirli bir miktarda sabitliyor, aşağıdan ise bir kaç balina gerçek değerin belirli bir yüzdesi altında bekliyor. kasıtlı olarak arada bırakılan boşlukta ise canlı alım satım gerçekleşiyor ve istemsiz bir şekilde alım fazla olunca yukarıdaki balinaya gidiyor, satımlar fazla olunca aşağıdaki balinaya gidiyor. peki buradaki amaç nedir? burada amaç fiyatı aşağıda tutup o boşluk alanda oynaşan genç trader'ların kağıtlarını toplamak. sonra yukarıdaki balina günün belirli aralıklarında oluşturduğu duvarı yıkıp biraz daha yukarı çıkarak ellerinde tuttukları kağıtları pahalıdan satıp geri çekiliyorlar. yani ne pump olayı var ne dump olayı var. bu tokenler sayfaların en altında olduğu için kimse fark edemiyor veya fark eden de sesini çıkartmıyor ekmeğini yiyor balinalara göre hareket ederek.

İki gündür piyasa kan ağlarken gece bu düşük voliteye ben de dahil oldum ve balinaların maks limitinin az üstünde pazara girerek %15 değer kazandım. kasıtlı çıkmıyorum çünkü böyle küçük kağıtlarda %30-35'den aşağı ekmek yemeden çıkmıyorlar.

denemesi bedava ve yatırım tavsiyesi değildir. borsa gösterge ayarınızı voliteye değer artışa göre sıralayın ne demek istediğimi net görürsünüz.

ayrıca balinaların emniyet uygulaması grafiklerde mevcut. işlerini sağlama alıp daha büyük balina gelirse diye maks direncin altına daha yüklü alım emri veriyorlar. minimum satışın emrinin üstündeki balina ise zirve alım emri vererek bekliyor.

bir de binance'de kimsenin bilmediği bir olay var, düşük volitedeki kağıtlarda fiyatı ne olursa olsun virgüllü satış veya minimum satış gerçekleştirebiliyorsunuz. peki bu ne sağlıyor? bu küsüratlı satışlar o anda artık uygulamada veya tarayıcıda kasmalar meydana getiriyor ve şişkinlik yaratıyor. o sırada mevcut fiyatın hareketini bi kaç saniye ıskalıyorsunuz ve grafikler yerine geldiğinde ya kar ettiğinizi ya da zarar ettiğinizi görüyorsunuz. bu küsürat uygulaması volitesi yüksek olan kağıtlarda geçerli değildir ve engellenmiştir bu tip kurnazlıkların önüne geçebilmek için.
snorlax
snorlax
18 sa
... hasta olmamasına rağmen boğazındaki bu ağrı da neyin nesi şimdi? masanın başında geçirdiği süre boyunca ne kadar zamandır ders çalıştığını düşündü. bir süredir olmadığı kesin dalgınlığına bakarsak. saate bakıp bir şeyler düşündü ve aniden tüm masayı düzenleyip birkaç parça şeyi önüne koydu. odanın lambasını kapatıp masa lambasını açtı ve sandalyesinde bağdaş kurup eşyalara baktı. bağladığı saçlarını gelişigüzel örüp birkaç tutamın yüzüne düşmesine izin verdi. bütün o başını ağrıtan düşüncelerden kurtulmak istediği için bunun da kendisine o yönde iyi geleceğini düşündü. kulaklığını takıp, defterini açtı ve çizmeye başladı. aklından geçen pek çok şey ile birlikte uzunca bir süre bu şekilde devam etti. başka hiç bir şeyin farkında olmadan. ta ki deftere düşen bir damla yaşa kadar. boğaz ağrısının sebebi kendini ifade etmeye başlayınca durdu. o kadar uzun zamandır engelliyor ki artık izin verme mecburiyetinde kaldı. 'üzüldüğümde hiç bunu gösteremedim. ya kızgın oldum ya da aşırı mutlu göründüm' diyen birinin yazısını okumuştu. o geldi aklına. belki de tüm sebep bunda saklı. İnsan kalbini ağır hisseder mi hiç? sanki görünmez bir taş koyulmuş da kurtulmak için mücadele ediyor gibi. gözlerini silip çizdiği şeye baktı. o ana kadar ne yaptığının bile farkında değilken şaşkınlık duydu gördüğü şey karşısında. doludizgin koşan bir at.. aklını meşgul eden bu kadar şeyi düşünürken böyle bir şeyi beklemiyordu kendisinden. hırçın bile olsa bu şekilde koşmak istiyor yeniden. her şeyden uzaklaşmak istercesine fakat esas tüm yüklerinden kurtulmuş olarak. üst üste gelen bu kadar şeyden sonra bu bir ihtiyaçtı. düşüncelerini sonuna kadar ifade edip kendisini yeri geldiğinde savunabilen bir insanın duyguları konusunda bu şekilde olması son derece garip. İnsanı içten içe bitiren bir olay. en azından kendisine eşlik eden şarkıları var. 'umudum sonsuzdur, uğraşım bitmez hiçbir zaman, geliyor geçiyor zaman, dönüyor durmuyor dünya...' İyi geceler...
Eleni
Eleni
21 sa
evdekiler ile ilgilenmiyormuşum, elimde ya telefon varmış ya da bilgisayar. babam söyledi, annem destekledi. dönüp tebessüm ettim sadece. (baya baya hayvanca bir kahkaha attım.) komikti, çünkü bu diyalog kurulduğu anda ikisinin de elinde telefonu vardı. ben bunu dile getirdikten sonra ikisinin de telefonlarını kapatıp bir kenara bırakması bir oldu. tabii kaçınılmaz son yine aynı, şu an ikisinin de öpülesi, kıyamadığım ellerinde telefonları var. annem kankası ile konuşurken babam oyun oynuyor. annem sürekli çok değiştiğimi vurguluyor. “senden sonra kız kardeşini kesinlikle şehir dışına göndermeyecem, seniğğ piaaslik.” şeklinde vurguluyor. kısmen haklı, benim de ılık halim yok ki arkadaş. ya buz gibiyim donduruyorum ya da ateş gibiyim yakıyorum. sabah sabah hırkamı çıkarıp evde matador gibi gezinip “hiaaa geh geh!” diye hırkamı silkeleyerek evdekileri çıldırtıyorum. sonra ani bir durgunluk geliyor, annemin “şu mesajı sen yaz, daha hızlı yazıyorsun.” ricasını “anneğğ sen yaz elin alışır, sen de hızlı yazarsın.” şeklinde bir üşengeçlik ile reddediyorum. frank mı? o alışkın ya. hatta bir o alışkın bu hallerime diyebilirim. çoklu kişilik bozukluklarım gözümün önünde birbirlerini seviyorlar, ölüyorum anlasanıza. kız kardeşimin bana baktığında “ileride senin gibi olacam.” dediğini hiç sanmıyorum, diyeceğini de. hayırsızlığın şekil bulmuş hali gibiyim. babamla konuşurken iki kelimesinden biri “soğukkanlısın, yapma şunu.” oluyor. bunu samimi, içten davranmadığım için söylemiyor. olayları umursamadığım için dile getiriyor. burada baya bir duraksadım, duraksarken de parmağım bir tuşun üzerinde basılı kalmış ve ben bunun farkında bile değildim. “tik” sesini andıran bir bildirim sesi ile aranıza döndüm. o neydi lağn! şok oldum bir an. (umursuyormuşum işte olayları, hatta en saçma olanları bile.) zamanında fazlası ile umursadım, doğuştan değil bu hallerim.
Eleni
Eleni
1 gün
“tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok.” cümlesindeki dağ benim, tavşan ise ihtiyar kadın ve ihtiyar adam. ben her şeyden, en azından bu konulardan bihaber iken bana küsenler olmuş. sorarsanız normal karşılıyorum. malum kendileri serçe parmağın, serçe parmağa kenetlenmesi ile küsenlerin devrinden. yanında değildim, kenetleyemedi parmağını parmağıma. ruhum duymadı bu sebeple. az önce erken bitmiş bir kahvaltının ardından gelen gereksiz laf kalabalığı ile öğrendim bunları. lan kahvaltı bitmiş, tıkınmışsınız işte. kalksanıza! ne gerek var duvarın arkasına saklanmış konuları ortaya atıp konudan konu açmaya. çok zaman önce ki bu zaman taaa ebesinin örekesinde olan bir zaman. bir olaya dahil olmuştum ki olayın haklı tarafıydım. haklılığımı kendim söylemiyorum ama kesinlikle karşımdaki kişinin veyahut kişilerin haklılık şansları yoktu. o gereksiz laf kalabalığında, bu haklı/haksız olayından sonra bana küsülmüş olduğunu öğrendim. “ebeveynlerim tarafından dolduruşa getiriliyormuşum.” ya var ya iyi güldüm. ulan kimsiniz siz it! mantık yoksunu olmamış olsaydınız, ailemin kalkıp da gurbet eldeki lezbiyenimsi gay evlatlarını (bu ben oluyorum.) bu konulara dahil etmeyeceğini bilirdiniz, bu konularla meşgul olmasını istemeyeceğini de. İşin kötü yanı konu ortaya atıldı, konuyu anlattım, duraksadım, getirin lan çilekli linki. sevmesem de içecem! verilen tepkiler haklı olduğum yönündeydi derken bir anda kıvılcım anne-baba tarafından çıktı. en olmadık yerlerden kendilerine pay çıkarmaya başlayıp konuları kendi aralarında tartışmaya dönüştürdüler. İkisi de birbirini suçluyor. arkadaş ölüler de sanıyor ki diriler her gün helva yiyor, ben de buna tutuluyorum. buyur! o sen “aşkım bu konuda haksızsın, sen kapat .s” ,diğeri “hayır aşkım sen bu konuda haksızsın, sen kapat .s” derken iç sesim “yeter be, ben kapatırım.” çığlığı bastı. dışım ise fazla vurdumduymaz. odasında oturmayı tercih edip kavga çıkarsa polis ve ambulans çağırmayı tercih etti. birkaç ikilemden sonra iç sesimi dinlemeyi reddettim ve kulak kabartıp konuşmaları dinledim. İşin iyi yanı ses tonlarında aşırı bir yükselme yoktu. kötü yanı ise o ilk cümledeki dağ bu sefer o angutlar, tavşan ise kadın anam ve adam babamdı. diğerleri evlerinde huzurla otururken boktan birkaç insan yüzünden huzursuzluk çıkarmaya ne gerek var ki. ne gerek var yani! onların haberi bile yok be. şu an ortam durgun, duruldu sanırım. onlar tartışırken akrabaların birkaç tanesini sildim rehberimden. sildiğim kişiler bu huzursuzluğa sebep olan kişiler. of lan of! şu sil işlemini hayatımızda da uygulamamız lazımdı. “böyle yetmiyor, varlıkları bile deli ediyor.” diyecekken bil bakalım ne oldu frank? telefonumun şarjı bitti. sayın bilim adamları okumuyorsunuz ama birgün okursanız “ölümsüz batarya, bitmeyen şarj” istiyoruz, lütfen değerlendirin. haa bir de unutmadan; bolca mantarlı kek. teşekkür ederim.
mihrimah
mihrimah
1 gün
İlk kez kar görmüş mahsum yeğen😎
5 dk sonra aba dondu dondu diye kucağıma koştu😁😂😂
karakutuu
karakutuu
2 gün
İtiraf etmeliyim küçükken vasat bir çocuktum mahallede top oynarlardı ben onları seyrederdim tek kale maç yaparlarken beni kaleye gecirirlerdi okulda da aynı şekilde en arka sırada otururdum derslerim berbatti 3 olan notlarımi çok iyi derslerim olarak görürdüm abim çok farklıdır disiplinli düzenli ve aşırı derecede yırtıcı hayata kafa tutan ve korkusuz şöyle anlatiyim günlük beni sırtına oturtup sinav çekerdi her gün yatmadan bir saat dışarda kosardi avizeye tekme atardi şiir kitapları okur ezberler İbrahim sadri dinlerdi dersleri de çok iyiydi resmen adamligin can bulmuş hali beni de aşırı sever sonradan söylediğine göre benim o zamanlar ki halime çok uzulürmüs bu çocuk ne olacak diye dertlenirmis neyse asıl olaya geciyim okulda bir çocuk bana taktı benden büyük beni gördüğü yerde kafama vuruyor bahcedeysem üstüme top atıyor çantamı alıyor vermiyor acı çektirmekten zevk alıyor ugrastiriyor bende kimseye bişey demiyor gel zaman git zaman abim nasıl farkettiyse fark etmiş okuluma gelmiş çıkışta çocuğun bana vurduğunu gormus abim koşarak geldi çocuğun sırtından tutup duvara fırlattı cocugun yakasından tutup duvara dayadı bı kelebeği var abimin devamlı sallardi ogrenene kadar ellerini çok kesti çıkardı çocuğun boğazına dayadı öldüreceğim seni diyor çocuk ağlıyor bende izliyorum abi yapma bile demedim düşünün o kadar malım neyse abim çocuğa yok kulağını kesecem filan diyor baya korkuttu sonra iki tane de tokat yapıştırdı bı daha seni kardeşimin yanında gormeyim diye neyse biz eve geldik 1 saat sonra çocuk anasını babasını bide polisi alıp geldi babam sevilen adamdır eş dost araya soktuk olayı tatlıya bagladik. evimiz aynı mahallede arada 4 sokak ya var ya yok. lise okurken bile o çocuk beni gördüğünde yüzünün şekli değişir arkasını dönerdi tedirgin olurdu. neyse ki ben lisede acayip gelişim gösterdim . oda ayrı bir hikaye zamanı gelince anlatırım.
poseydon
poseydon
3 gün
İnsan, hayatında her şey yolunda giderken bile yeterince mutlu olamıyor sanki her şey öylesine bir eksiklik barındırıyor ki içinde hangisini tamamlamaya çalışsan diğerleri daha da eksik kalıyor. ve ne olursa olsun acılar hep aynı yerinde ve asla unutturmaya niyeti yok kendilerini. pişmanlıklar, acılar, sorumluluklar, hatalar… belki de bunların içinde yapılması en kolay olan üstesinden gelinebilecek tek şey olan sorumluluklar var, gerisi sadece bir geç kalınmışlık, hüzün, keder barındırıyor içinde ve bunu da fazlasıyla hissettiriyor. yağmur yağıyor şu anda yaşadığım şehre yağan ve akan damlacıkların sesleri kulağımı deliyor sanki, sanki beynimde bir cümbüşe tutuşuyorlar ve ne uyku ne yorgunluk fiziksel ve zihinsel olan her şeyi arka planda bırakıyorlar ve geriye sadece duygular, hisler ve ruhsal durumlar kalıyor. artık eskisi gibi yazamıyorum yazmak bile gelmiyor içimden. zaten yazdığımda da hep iç karartıcı, karanlık şeyler yazıyorum. sanırım giderek köreliyorum birçok yönden ve bunun önüne geçmek için herhangi bir çabada da bulunmuyorum, bulunmak istemiyorum. hayatım o kadar değişti ve bambaşka bir boyuta geldi ki bana benden kalan hisler, acılar, pişmanlıklar ve düşünceler kaldı. geri kalan her şey öylesine değişti ki bazen kendimi tanımak için kendimi izliyorum bir aynanın karşısında saatlerce. gözlerime bakıyorum, yüzümü inceliyorum ve ne düşündüğümü, düşüncelerimi
anlamaya çalışıyorum. ancak yine de her şey manasız kalıyor bunca şeyden sonra. ne hayatım aynı ne de ben. zamanla birlikte birçok şey değişti. yaşadığım şehir, muhatap olduğum, konuştuğum, özlediğim insanlar. geri kalan her şey aynı gece gibi karanlık, gündüz gibi buğulu, akşamüstleri gibi mana arayan ve aradığı ve bulduğu her manada daha da bir anlamsızlaşan. hepsi bu, geceler uzun; bitmek bilmiyor, gündüzler uyumakla geçiyor…
Xena
Xena
3 gün
selam, ben geldim. misafir kabul ediyor musunuz?

bütlerden bunalmış haldeyken burayı keşfettim. baya bi bakındıktan sonra, sözlüğü falan görünce üye oldum. etkileşmeye geldim, kafanızı ütülersem özür dilerim.
ikizler
ikizler
3 gün
mutlu geceler gençler. nasılsınız? ben son bütünü vermiş samsun istikametinden ege istikametine seyahat ediyorum. tamam kızmayın. benim de ilk defa başıma geliyor bu kadar erken gitme durumu memlekete. egeyi ne kadar sevsem de samsuna çok alıştım ve çok sevdim. gidesim gelmedi hiç. nasıl gelsin ki. İlk defa kendimi bulduğum, kendimi yaşadığım, bana ormanımı, gezginimi, banklarımı, aşkımı sunan şehir. biraz da gitmek istemiyorum diyebilirim utanarak. çünkü çok sevdim bu şehri. otobüse bile şöförden sonra bindim. şehrin havasından daha fazla çekeyim ciğerlerime diye. bugün bir dönüm noktası aslında. atlatmam gereken bir dönem bitti. elimden gelen her şeyi yapmanın rahatlığı var üstümde. çok savaştım ama değdi. şimdi tüm özlediklerime kavuşma vakti. valizime 6 kitap koydum. eğer biterse alırım hemen internetten. bir de udemy adlı bir site var. oradan photoshop eğitimi satın almıştım. bu tatilim boyunca photoshop konusunda gerçekten ben bu işten anlıyorum diyecek seviyeye getirmek istiyorum. tabi pratikle olacak bu iş ama öncelikle teori ile doldurmam lazım altını. kendimi savaş sonrası mıntıkasına dönen savaşçı gibi hissediyorum. bir sonraki savaş için hazırlık yapmaya gidiyorum. ama üzüldüğüm nokta sınav sonrası alışkanlıklarımı gerçekleştirememiş olmam. ne gezginle gezebildim, ne sinemaya gittim, ne kitapçıda dolaştım, ne gökyüzü ile karşılıklı bir kahve içtim, ne 01:51 i görebildim odamda. hayatımı seviyorum. hayatımı anlamlı kılan her şeyi seviyorum. bir de otobüs 2+1 denkgeldi. diyebilirsiniz her tarafa var artık 2+1. ne hikmetse ege tarafına fazla koymuyorlar. bu sefer denkgeldi ve ben de pinç adlı youtube programını indirmiştim onu izledim. aslında bir kemal tuğrul sümer olsa iyi olurdu ama maalesef. şimdi ben de taktım kulaklığı müzik listem akıyor aşağı doğru. uzun zamandır youtube dan dinleyip de indirip mp3 e çeviremediğim şarkılar vardı. keşke onları da vaktim olsaydı da mp3 formatına çevirebilseydim. ben her müzikle kendim ilgileniyorum. ses kalitesi iyi olmalı. şimdi eda babanın arkasından deniz tekin başlasaydı sonra müslüm babaya geçse güzel olurdu mesela. neyse gençler. daha bütü olan varsa allah kolaylık versin. İnşallah hepimiz geçeriz. mutlu geceler dostlarım. gittiğiniz tüm yollar hayallerinize çıksın... :)
muallim
muallim
4 gün
ablamla kartopu oynayalim dedik... hoplayıp zıplarken sen telefonu düşür kar da yaklaşık 30cm var. dedim hayatta bulamam ben bunu gitti dedim yani.. neyse iki üç kere turladim olduğum yerleri.. sonra bi ayatel kursi okuyayim dedim duanın yarısına gelmeden elimi bi anda kara atma isteği geldi veee o an 💜 telefon elimde 😂 10 yil yaşlandim ama geçen 5 dk içerisinde 😂telefon öyle bi girmis ki görünmüyordu bile duanın gücü diyip kaçiyorum..hadin bakalım ateistler bunu da açiklayin😂😂
bayhuysuz
bayhuysuz
5 gün
uzun bir zamandan sonra tekrar burdayım herkese selamun aleykum
er şensoy...!
snorlax
snorlax
5 gün
dünden beri bir şeyler anlatma isteğim var fakat tüm denemelerim, yazılar içime sinmediği için tamamlanma konusunda sonuçsuz kaldı. sonrasında bir arkadaşıma anlatmaya çalışırken buldum kendimi lakin yine dolaylı yoldan bir şeyler söyleyip en sonunda da işi eğlenceye vurup geçiştirdim. gariptir ki bu fazla alıştığım bir durum. eskiden yazardım. sadece buraya da değil belki daha önceden hatırlayanınız vardır mavi bir defterimden bahsederim. onda da iç dünyamdan kesitler vardır. özellikle baharda havalar ısınmaya başlarken yaptığım uzun yürüyüşlerde mutlaka yanıma alırım. zaten iki şey mutlaka olur. çubuk kraker ve bu defter :) kumların üzerinde oturup dalgaları dinlerim ya da birkaç şarkı. uzaktaki gemileri izlerim. hatta bazen karabatak bile görüyorum (öyle olduğunu sanıyorum). denize daldıktan sonra bir sonraki çıkacağı yeri tahmin etmeye çalışıyorum mesela. gülümsetiyor beni bu durum. kışı çok severim çoğu insanın aksine. bana güven veren bir yanı var. şapkalarım, atkılarım, eldivenlerim, kalın giysiler, kabanlar bu hissi verir bana. kat kat giyinmiş birini gördüğümde tebessüm ederim çünkü samimi bir görüntü oluyor. ya da kendim gibi birini görmek de olabilir sebebi bilemedim şu an. ya da soğuğu sevmem küçüklükten de geliyor olabilir. sobalı evde de kaldım. çıtır çıtır o ses eşliğinde tavana ve duvarlara vuran ışığı izlemeyi çok severdim. bunlar hep güven hissini uyandırıyor bende ve içtenliği. fakat tüm bunlara rağmen en sevdiğim mevsim ilkbahardır. tabiat canlanır. serdar kılıç ın söylediği karahisar kalesini hatırladım bugün ve dinlemek istedim uzun zaman sonra. baştaki cümleleri etkiledi biraz da beni sanırım. ve tabii özlediğim şeyler var bundan da kaynaklanıyor bu yazıdaki anlatılanlar galiba. İlk defa kar yağmasını istememden önce ilkbaharı bu kadar özlediğimi fark ettim. bu kez yanıma termosumu da alarak kumlarda oturup kitabımı okumak ya da bir şeyler çizmek istiyorum. veyahut da kuşlarla konuşmak. asıl sırrı söyleyeyim mi size? en çok bunu özledim. sizlere garip geliyor bile olabilir fakat gerçekten dinliyorlar. tabii krakerleri yerken o ayrı :d sanki elimde bir sürü parçadan oluşan bir yapı var ve ben bu parçaları birleştirdikçe ya hep bir parça artıyor ya da bir tanesi eksik kalıyor gibi. bir türlü doğru şekli oluşturamıyor gibiyim. yoksa bu halim için bir açıklama göremiyorum. kim bilir belki bir gün tamamlanır doğru şekilde. yine uzunca bir yazı oldu. bitirmek icap ediyor. dinlerken uzaklara dalıp gittiğim bir türküyü mırıldanıyorum şu sıralar sürekli. aslında ilk olarak nerede duyduğumu bile hatırlamıyorum ama birkaç ay önce manuş baba nın da söylediğini öğrendim. ve dinlediğim ilk anda ilk duyduğum halini anımsadım ve arayışa geçtim. evlerinin önü yonca türkünün ismi. nermine memedova ve sinan seid in söylediği hali sakinleştiriyor beni. ve söyleme şekillerine benzer şekilde de günlük yaşantımda konuşmayı sevdiğim için bazen daha çok hoşuma gidiyor. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. bütünlemesi olanlar sizlere de kolay gelsin inşallah çok iyi geçerler. esen kalın👧
ikizler
ikizler
5 gün
mutlu geceler gençler. nasılsınız? bütlerin başladığı günde ilk gazilerimiz nasıllar. önden gönderdik onları ki arkalarından biz gelelim diye. yoksa biz de giderdik ama şey şey olduğu için şey edemedik. benim de 2 günlük büt maratonum yarın başlayacak. bu bir haftalık sürede de deyim yerindeyse çalıştım at gibi. yine yurttan nadiren çıktım ve gömdüm kendimi. 2 gün daha. sonrasında özlediğim yağmurların altında yürüyeceğim tekrardan. evet çoğu şeyi özledim. ama bunları daha çok özlemeyeyim diye bir süreliğine özledim. bu dönemde yurtta oturmayı seven yurt kuşlarını daha çok anlayamadım. acaba yurtta oturup da telefonda gezinmenin nesi eğlenceli. bilmem. ben geçen gün radyomun linkini buldum yine. yine sevindim kocaman. açtım aynı yayın şenlendirdi kulaklarımı. seviyorum radyo dinlemeyi. daha doğrusu sevdiğim müziklerin sıralama özgürlüğünün elimden alınmasını seviyorum. İkizlerim ben zor karar veren insanım. müzik listesini bir açıyorum. şunu mu dinlesem bunu mu derken adamakıllı bir şey dinleyemiyorum. radyo beni bu yükten kurtarıyor. bu yüzden de hayallerimin hep bir köşesinde yer buluyor kendine. bu sıralar arkadaşlarla middle earth diye bİr oyuna taktık. eski bir oyun. bir strateji oyunu. dün akşam arkadaşlarla buluşup oynadık. bu sefer hepsini ezdim geçtim. harp hiledir düsturu bilgisayar bile olsa savaşta düsturum oluyor. strateji oyunlarını seviyorum zaten. cs falan sarmıyor beni. belki hala iceworld 1.5 oynadığımızdan sarmıyordur. şimdi yarınki bütün son hazırlıkları var. dua edin dostlarım çalışmalarımın karşılığını alıp geçmem için. ben o zaman son bir defa daha bakmaya gideyim. sizinde de bütünüz varsa kolay gelsin gençler. İnşallah ağızlarına kürekle vurursunuz hepsinin. hepinize mutlu geceler. rüyanızda bütsüz bir sabah kahvaltısı yapın... :)
artyom
artyom
6 gün
kimsenin aklına gelmemiş çok efsane bir fikrim var (!) gelin sahilde toplaşalım sonra ben size derdimi anlatim :d ahahhahashah yalnız şaka bir yana çok yalnız kaldım uykusuzluktan halüsinasyon görüyorum artık dolabın yanından adamlar çıkıyor naber lan diye küfür edip kaçıyorlar :d
Galaxygirl
Galaxygirl
9 gün
şu alarmını erteleyen insanların mantığını çözebilmiş değilim .😩madem kurduğun alarm saatinde uyanmayacaksin, 5 dakika sonrasina erteleyip erteleyip duracaksan neden o saate alarm kurmak yerine uyanabilecegin saate alarm kurmuyorsunki. 😒her 5 dakika da bir alarmı çalıp uykumun içine eden bir kız var 😧.gelde güne mutlu başla !kafamda hain planlar dolasmiyor 😈değil fakat ugrasacak mecalim kalmadi 😐
snorlax
snorlax
9 gün
herkese iyi akşamlar! bugün hedeflediğim çalışma çizelgesini tahminimden erken bitirince bir şeyler yazayım istedim. bunun rahatlığı var elbette fakat yine de şöyle bir durup önümdeki notlara ve kitaplara bakınca ne kadar uzun bir yolum olduğunu görebiliyorum. bitmesi gereken bir sürü konu, çözülmesi gereken bir sürü soru var. bazen bugün olduğu gibi yerde çalışıyorum. çok eskiden özellikle de okuma-yazmayı yeni öğrendiğim zamanlarda ödevlerimi böyle yapardım. ya da kitabımı okurdum. rahatsız gibi görünse de aksine daha rahat eder, odaklanırdım. zamanla değişmeyen şeylerden biri de bu galiba benim adıma. masada çalışmaktan sıkılıp yere yayıyorum notları bazı zamanlar. sevdiğim bir göksel şarkısı gibi halet-i ruhiyetim huzurlu ama hüzünlü gibi. yine de ufak bir tebessüm ile eşlik ederken mutlu olunan... hani bazen aklımızdan şunları yapsam, şuralara gitsem gibi şeyler geçiyor fakat bir türlü uygulamaya geçilmiyor ya işte öyle şeyler var aklımda benim de şu sıralar özellikle. eskiden farklı olarak uygulamaya çalışıyorum artık. bunun sebebi artık öğrencilikten sonraki aşamaya yavaş yavaş geçme olabilir. ya da daha fazla ertelemek istememem. bakalım ne kadar olacak. birkaç gün önce bir iki kitap almak için kitapçıya girdim. arkadaşımı beklerken dalmış gitmişim. bunu alayım, bunu da alayım derken elimde bir sürü kitap olduğunu fark ettim ve abartma diyerek iki tanesinde karar kılıp çıktım. zaten fuara da çok bir zaman kalmadı. meraklısına burada dipnot olarak da bilgilendirme yapmış olayım o vakit. 20-25 şubat tarihleri arasında tüyap samsun fuar ve kongre merkezinde kitap fuarı olacak. pek çok kitaba ulaşma şansınız olduğu gibi yazarlarla da konuşma imkanınız oluyor. counting stars şarkısı ile bitireyim. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize dikkat edin. esen kalın, musmutlu olun 👧
ikizler
ikizler
10 gün
mutlu geceler gençler. nasılsınız? günün bitmesine 3 saatten az varken hala bekliyoruz değil mi. ayıptır yahu. bizim yurttan bile kaç tane adam biliyorum bilet rezervasyonlarını iptal ettiren. ben zaten buradayım. aslında bu dönem en başarılı dönemimi geçirdim. İnanmazsınız ama at gibi ders çalıştım desem yeridir. buna mecburdum ve karşılığını da fazlasıyla aldım. ama finaller döneminde hasta olmam, iğne yemem, ilaç kullanmama rağmen iki sınavıma giremedim ve mecburen büte kaldım. şaka maka bütsüz dönem bitirecektim. allah korudu. kendimi tamamen derslere verdiğim bir dönemdi. ne gezginimle adamakıllı gezebildim, ne ormanıma adamakıllı gidebildim. hepsini çok özledim. günlük internet kullanımım sosyal medya kullanmamama ve film izlemememe rağmen 3 gb altına düşmezken bu dönem günlük 100-200 mb seviyelerine indirdim. dönemde okuduğum kitap sayısı 5 mi 6 mı ne. en çok bu koyuyor bana. ayda bitirdiğim kitabı dönemde bitirdim. ama her şeyimi feda etmem inşallah her şeyimi bana verecek. bu dönemin bitmesi ie her şey değişecek gezginim, ormanım, kitaplarım ve daha bir çoğuna kavuşacağım yeniden. ömrümde hiç ders çalışmama gerek yoktu. ama ilk defa bu dönem gerekti ve bu da beni baya zorladı. İkizler zorlandı, yaralandı, çok savaştı ama inşallah bu savaştan zaferle ayrılacak. pazartesi günü baktım hava güzel. İkindiye kadar çalıştım. sonra termos bardağıma bir papatya çayı yaptım. dergi ve kitaplarımı koydum, atladım gezgin efendiye sahile çıktım. özlemişim bacaklarımda hissettiğim o hissi. gide gide denizlerindeki bankıma geldim. çektim gezgin efendiyi kenara. açtım bardağımı, kitabımı. bir yandan yudumladım, bir yandan kelimelerin arasında dolaştım. dostoyevski'nin eşi tarafından yazılmış bir anı kitabı. rus edebiyatını zaten severim. her şeyimin bir parçası olunca daha da çok sevdim. bir süre karnımın acıktığını hissettim ve gezginime atlayıp geri döndüm yurduma. daha güzel günler yakında inşallah gençler. şimdi 1 haftaya daha ihtiyacım var. İnşallah güzel bir şekilde geçiririm bu haftayı da haftaya bu saatlerde otobüste egeye doğru yolculuk yaparken yine mutluluğumu paylaşırım siz dostlarımla. hepinize mutlu geceler dostlarım. deniz tekin'den sezenler olmuş dinleyerek dalın uykularınıza... :)

kittyyy
kittyyy
12 gün
kuzenim bu aralar çok agresif. hoşlandığı çocuk twitter dan başkasına yürüyor, kuzenim ona instagramdan engel atıyor sonra kaldırıyor sonra çocuk buna tekrar istek atıyor, sonra bu kabul edip ona mesaj atıyor. okulda başka bir kız bundan hoşlandığını kuzenime söylüyor, kuzenim çocuğu kıza kötülüyor. çocukla kız kuzenime geliyor hesaplaşmalar falan. arada 5 yıllık bir mesafe var ama ben ona yetişemiyorum. bu hayat beni erken mi yordu ne😂😂
masabasi123
masabasi123
13 gün
diş telimi taktırmamıştım daha mezun olur olmaz taktıracaktım babama birde her ayda onu ödetmek istedim kredide almıyordum çünkü. 2 kız yemekhanede konuşuyordu kendi aralarında ' 22 yaşından sonra tel taktırmakta ne anlamıyorum sanki param yoktu anca bu zaman taktırdım der gibi' dedi. arkadaşıda 'aynen yaaaa' dedi bende duyuyorum moralim bozuldu şu salaklar yüzünden vazgeçecektim. neredeyse teller çıkacak hala aklımda aynı muhabbet dönüyor. sinir oldum bak şimdi. içi boş kafa taşıyan arkadaşlarım sizin o zihniyetlerinizi öperler .
Eleni
Eleni
13 gün
efeniim selamlar!

laf söz arasında aklıma geldi bir kaç şey zırvalayayım dedim. "biz çocukken" bundan daha da küçükken yani, tahminen velet iken komşu çocuğunun bilgisayarı değil de atarisi vardı. olmayanların ise hiperaktif manyak bir çocukluğu. İtiraf ediyorum ben atarisi olan şu komşu çocuğuydum ama bu hiçbir zaman çılgın çocukluğuma engel olamadı. ağaç dallarının lades kemiğine benzeyen kısımlarını bulur sapan yapıp millete suikast girişimleri düzenlerdik. kafası gözü dağılan yaşıt veletlerimiz "anneaaağğ" diye ağlayarak eve koştururken biz de yeri gelir kendimizi onlardan biri olarak bulurduk ki namussuzlar az ağlatmadılar. genellikle taş değil de ağaçta yetişen bezelye türevi yeşil yeşil mermilerimiz olurdu. (çok da acıtırdı, ağlatması normal.) o dönemlerde 1 lira yerine 1 milyon vardı, fazla zengindik. sahip olduğumuz 1 milyon bozukluk yerine bir kağıt parçası idi. şimdilerin 50 kuruşu o zamanları 500'ü idi ve kusura bakma 1 liracığım boyut olarak seni gebertirdi. 5 kuruş en küçük para dilimimiz değildi o zamanlar, bizim en küçüğümüz 1 kuruş'tu. şimdilerde 10 kuruştan aşağı alamadığımız sakızları biz 1 kuruş abimiz sayesinde 5 kuruşa 5 tane sakız gelecek şekilde hunharca çar çur ederdik. eskimolarımız vardı bir de! meybuzlarımız yani. çubuğun bitiş kısmına doğru düğüm atar (evet evet düğüm tecrübem buradan geliyor.) ilk bulduğumuz kaldırıma oturarak yol kenarından bulduğumuz avucumuzdan büyük bir taş ile eskimoyu tuzla buz edererek yemeye hazır hale getirirdik. tuzla buz olan meybuzumuz çubuğundan çok pişmiş etin kemiğinden bir çırpıda ayrılışına özenerek tek celsede ayrılırdı. çubuğumuz ayrıldı mı? ayrıldı. attığımız düğümü daha da sağlamlaştırıp en alt köşesine minik dişlerimiz ile bir delik açardık. (dişi dökülmemiş olanlar çok şanslıydı.) sonra hüplet gitsin! her sabah "simiaatçiğğğh" sesleri ile uyanır "anağ anağ varsın çek git şurdan bana bir simit al." şeklinde sızlanırdık. anne yüreği işte, dayanamaz alırdı. düşen susam tanelerine çocukluğumuzu bırakır bir kuşun gelip midesine indirmesine sebep olurduk. bayram harçlığımız vardı, "-dı" diyorum çünkü büyüdükçe "eşek kadar oldun ne harçlığı?" cümlesinin arkasına sığınarak kestiler elimize geçen maaşımızı. İşte o bir zamanlar var olan harçlıklarımız ile her bayram suikast girişimlerimize devam etme amacı güden tabancalar alırdık. (tabii ki de su tabancası değil! bildiğin boncuk boncuk mermileri vardı.) mermilerimiz bittikçe 10 kuruş verip ekstra mermiler alırdık ama renk renk! mavi vardı, kırmızı vardı, mor vardı, sarı vardı, vardı da vardı. ben hep sarıları alırdım, nedendir bilinmez. bir de bu paraların kurban olduğu çatpatlar vardı. belki bilmeyenler, görmeyenler, ilk kez duyanlar, bilip de ismini hatırlamayanlar vardır. bu sebeple bu resim o şahıslara;




İşte bu naçizane bok rengi şey (siz pembe sıçıyorsanız üstünüze alınmayın.) meybuzlarımızı kırdığımız taşlar ile ortalığı duman ederdi. vur bir tanesine ve çat! vur bir daha pat! şimdi ayıktın mı ismi nereden geliyor? aferin. bunlara kafa göz dalan torpiller vardı bir de ama benim kaba etim hiç yemedi onu ateşlemeye. evet tırsaktım. elimden kıymetli misiniz lan? değilsiniz. o zamanlar "inşaata topu kaçtı." denilmezdi. cesur yürekli çocuklardık oğlum biz. "itolit git şuradan alçı kaçır da gel, biz k*çını kollarız." cümleleri eşlik ederdi bize. cidden de korurlardı, ciddili bak. şimdi diyeceksiniz ki "alçı ne alaka be .s" sabretsene evladım. kaç aylıksın sen? o alçıları yere seksek çizmek için kullanırdık. bizim pelinsu'nun ablası vardı hatçe o hep kelebek çizerdi. şimdilerde dudağını büzüştürüp karda yaptığı kelebekler ile meşhur kardeşi. beş taş oynardık lan. çok tatlı taşlar bulurduk, ismi gibi 5 tane. bir tanesini havaya at, yerden bir taş al, sen diğer taşı alamadan havaya attığın taş (tek elinle yapacaksın tabi her şeyi, aynı elinle yani.) düştü mü? öldün çık. bir de koca koca taşları üst üste koyup top ile devirmeye çalışırdık. yakar top vardı ayrıca diğer ismi ile ortada sıçan (yok gerçekten s*çan değil, farenin dayısı olan sıçan). topu tutan can tutmuş olurdu, millet tuttuğu canları başkalarına verirdi, ben vermezdim. neden veriyormuşum! güzeldi be benim çocukluğum. aklıma bunlar geliyor sadece ama bunun bir o kadardan fazlası da aklıma gelmeyenlerde var. çabuk geçti gibi frank.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)