Fafatara
ben: ya bu gece erken uyuyacağım çok uykum var.
beynim: ay şaka mı bu? seni dört gün hiç uyutmayan ben erken uyumana izin verir miyim lan?
ben: hiç şansın yok. park beni sen de dinlen yarın daha güzel uğraşırsın benle.
beynim: hatırlıyor musun küçükken tüp bebek lafını duyunca bebeklerin tüpün içinde olduğunu sanmıştın da gidip kontrol etmiştin tüpten ses geliyor mu diye. sınıfta öğretmene anne diye bağırmıştın da ağlamıştın, sınıftaki herkes gülmüştü sana.
ben: bunları pişirip pişirip getiriyorsun zaten, alıştım.
beynim: peki, bunu sen istedin. yıllar önce akraba düğününde yaptığın danssss.
ben: hayırrrrrrr, hatırlamak istemiyorum. off çok utandım.
Fafatara
birileri doğum günün kutlu olsun diye bağırıyor. tam da uyuyacaktım. şimdi pasta yiyecekler. ben de pasta istiyorum. azıcık bana da versinler. kremasından bir parmak alayım. niye bu kadar bağırıyorlar ki. normal sesle kutlayınca kabul olmuyor mu doğum günü? aklımda pasta varken nasıl uyuyayım? pasta, pasta, pasta... seni yemek istiyorum. kapatayım gözlerimi, uyuyayım da hemen sabah olsun. gidip pasta alayım. kocaman pastalar... aslında lahmacun yemek istiyordum. önce lahmacun yemeyi hayal edeyim sonra pasta. lahmacun; dünyanın en lezzetli yemeği. söylemesi bile güzel. söylerken son hecede dudakları büzülüyor insanın. pasta da güzel. uyumam lazım. herkese iyi geceler, bol tavuk dürümlü geceler ya da börekli, pastalı,sucuklu yumurtalı... açım.
wulsfgersborger
olayı kısaca özet geçiyorum ; bizim evde bir ev arkadaşım sürekli yemek yapar sarmasına kadar :) diğer ev arkadaşım ise 1.sınıf yaklaşık 6 ay boyunca bulaşıkları çeşitli akıl oyunları ile ona iteledim. 6 ay boyunca ne yemek yaptım nede bulaşıkları yıkadım. memleketinden gidip geldi adam bulaşık bugunu çözdü. dün ağlayarak bulaşıkları yıkadım. taktik veriniz efenim 😅
Fridakahlo
bugün öğretmen atamaları olmuş.arkadaşımda atanmış. bir çok öğretmen adayı hayallerine kavuşmuş.onların adına çok sevindim darısı tüm isteyen öğretmenlerin başına inşallah. ben bu okula başladığımda yüksek lisans hayalim vardı. bunun için çaba da gösteriyorum. ales kitapları aldım çalışıyorum. İstediğim bölüm hakkında bilgi topluyorum. okuyan insanlarla hocalarla bile iletişim kurdum konuştum baya istekliyim. ama ödevimiz için köy okuluna gidip orada öğretmenlik yapma fırsatımız olmuştu. küçük sınıflarda ki çocukların öğretmeni olmanın çok farklı güzel bişey olduğunu farkettim. sürekli sana sevgiyle, saygıyla ve minnetle bakıyorlar sürekli sarılıyorlar. gözlerinin içi gülüyor yeni bişey öğrenmek için çok hevesliler.öyle içten öğretmenim diyorlar ki.. çok güzeller, bunlar aklıma geldikçe okulu bitirip hemen atanma istediği gelmiyor değil. İnşallah olur.. ☺️
Fafatara
az önce fark ettim ki parmağımı bir yerlere çarpmışım, morarmış. o kadar güzel gözüküyor ki gidip bilerek sandalyeye vurdum daha çok morarsın diye. İşte böyle normal bir insanım.
mistletoe🍃
genelde çok zorlanmadığım müddetçe ilaç kullanan biri değilimdir. dün o kadar kötü oldum ki tek ilaç bile beni rahatlatmayınca ikinci bir ilaç daha almak zorunda kaldım. 2 3 saat içinde müthiş uykumu getirdiler ve uyudum. allah'ım uyumaz olaydım gördüğüm saçma sapan rüyalar yüzünden resmen psikolojim bozuk uyandım. hem alakasız, hem rahatsız edici hem de bütün fobilerimi içeren rüyalar gördüm gece boyu. bedenen ağrılarım dinmiş görünüyor ama başımın ağrısı hala bir nebze hissedilir boyutlarda. psikolojimse yerlerde... gidip kendime portakal, mandalina falan sıkıp içeyim belki keyfim yerine gelir.
mistletoe🍃
şimdi sizin hiç umrunuzda olmayan ama beni ilgilendiren bir şeyler yazacağım yaniii ben uyarımı yaptım. neyse gelelim konuya senelerdir ne zaman canım sıkılsa, üzülsem, yalnız hissetsem, ya da çalışırken ses olsun diye bir şeyler arasam sadece tek bir dizi izlerdim hatta bu takıntı biraz daha ileri gidip uykuya dalmak için de diziyi kullanmam gibi enteresan bir vakaya dönüşmüştü amaaa bugün garip bir şey oldu ve sanırım 2013 yazından bu yana ilk defa başka bir diziyi onun yerine koyabilecegimi fark ettim. güncel bölüme gelir gelmez ilk bölüme geri gittim ve hala aynı heyecanla diziyi izleyebiliyor muyum bunu da kontrol ettim. konu tamamen yeniliklere açık olup, farklı diziler izlemeye devam etmekten geçiyormuş ve nihayet daha iyisini ya da sizi daha iyi hissettiren, mutlu eden diziyi bulabiliyormussunuz. buradan çeşitli psikolojik sonuçlar da çıkardım kendime, alt tarafı bir dizi diyip geçmeyelim yani hayatımdaki en büyük problemi de belki bu sayede çözüme kavuşturma olasılığım var artık.
ikizler
mutlu geceler gençler. nasılsınız? vize çalışmalarınız daha yeni başlamışken sizde mi şimdiden bıktınız sayfalarca kitaplardan, fotokopilerden. hani diyorlar ya eğer düzenli çalışırsan konular birikmez, vize dönemi rahat edersin diye. bana kalırsa koca bir yalan bu. yine aynı saatlerde çalışıyorsunuz her şeye. çünkü insanın içine işlemiş bir defa vize-final dönemi çalışmak. benim de yarın başlıyor vizelerim. İlk sınav sadece 50'şer puanlık 2 klasik sorunun olduğu babaların babası gibi bir sınav. haftalarca işlenen derslerden, anlatılan onca şeyden sadece 2 şeyi sormak öğrencinin öğrenme seviyesini ne kadar doğru ölçebilir pek emin değilim buna. her ne kadar emin olmasam da not görüntülemede yazacak nottan emin olduğum için düşünceleri bir kenara bırakıp çalışmak gerekiyor. ne çok çalışma muhabbeti yaptım yahu. zaten herkesin kafası derslerle dolmuş. ben başka şeyler de anlatayım. havalar ne de güzel değil mi bu sıralar. aşırı dondurucu soğuklar olmasa da kar maskemi giyebildiğim soğuklar var. ve bu beni ziyadesiyle mutlu yapıyor. normalde sıcakları seven birisiydim eskiden. temmuz ayları en sevdiklerimdi. ama yaşlandıkça daha çok soğuğu sevmeye başladım. hatta bu konudaki ilkem de şu, "soğuğun her yerde çaresi vardır ama sıcağın her yerde çaresi yoktur". soğuk hem insanın içini ferahlatıyor hem zihnini sakinleştiriyor bence. yarimi her ne kadar üşümediğime inandıramasam da üşümüyorum bile. dün gece 3 saat yarimle beraber yürüdük atakum sokaklarında. bir yere gidip oturacaktık normalde ama yarimin yürüyelim demesiyle ben de dünden razı şekilde adım adım gezdik atakum sokaklarını. 2 gündür yurttan da pek çıkmadığım için pek iyi geldi o yürüyüş ama bana pek yetmedi. onun için bir kaç gündür kafamın içindeki bulanıklığı ona bağlıyorum. bugün kahvaltı hazırlarken bile unuttum neden orada olduğumu, sonradan hatırladım. bir de kahve eksikliğim var ki sormayın gitsin. vizelerden sonraki ilk işim bir gecemi bir termos kahveyle komple dışarıda geçirmek olacak. zira buna baya ihtiyacım var gibi. vizenin ilk gününden bu kadar yazdığım yetsin yahu. ben müslüm baba eşliğinde ders çalışmaya devam edeyim. hepinizin vizeleri soğuk bir rüzgar ferahlığında geçsin gençler. allah zihin açıklığı versin... :)
and he lived happily ever after
milano'da çalıştığı bir sırada köylüler leonardo'ya (da vinci) bir torba dolusu dağlarda buldukları deniz canlılarına ait kabuklar getirmişler. 1480-1515 yılları arasında bu konuda not defterlerinde yazdıklarından anlaşıldığına göre de cidden adam kendi de dağlara gidip inceleme yapmış, kabuk örnekleri toplamış dağlardan. tabi ilginç bir durumla karşılaştığı için bir bilim adamı merakıyla hipotezler üretip yahut başkalarının ürettiği hipotezleri yanlışlayarak olayı mantıksal çerçevede açıklama gayretine girmiş. genel itibariyle insanlar bu kabukların dağlara nuh tufanı sayesinde geldiğini düşünüyormuş, bazıları da tanrı'nın insanları kandırmak için bir oyun oynadığını denizkabuğu şeklinde taşlar yarattığını aslında onların sadece taş olduklarını söylüyorlarmış yahut cidden denizkabuklarını orada yarattığını. ama bizim leonardo durur mu yapıştırmış cevabı, birincisi demiş: "İlk bulduğumuz kabuklar dağda denizden 600 metre yükseklikte ve diğer dağlarda da aynı seviyede yer alıyorlar; ama kutsal kitapta yazdığına göre bu tufan 40 gün yağmur yağması sonucu suları en yüksek dağın 10 arşın üzerine kadar yükseltmiş. madem ki sular bu kadar yükseldi neden dağın zirvesinde daha yükseklerde kabuklar yok da 600 metreden daha az seviyede yer alıyorlar? velev ki bu yağmur en yüksek dağın 10 arşın üzerine çıkardı su seviyesini; dünya küre şeklinde olduğuna göre sular merkezden her yönde eşit yükseklikte olacaktır ve artık suyun akabilecek bir yönü kalmayacaktır, yalnızca yukarı yönde gidebilir o da buharlaşarak, bu mümkün müdür? acaba tufan kutsal kitapta yazdığı gibi tüm dünyayı kaplamamış mıdır? yağmur yağarak oluşan bu tufan adriyatik denizinden 400 km içeride bulunan lombardiya'daki dağlara bu ağır ve suda batan denizkabuklarını getirebilir mi? kendileri gelmiş olsalar 400 km'yi 40 günde gelebilirler mi? ayrıca burada 4 farklı katmanda bulunan kabuklar var, buna göre farklı zamanlarda farklı tufanlar mı olmuştur? yalnızca kabuklarla da kalmıyor, nasıl oluyor da dağların yüksek zirvelerinde büyük balıkların kemikleri de bulunuyor? bu hayvanların denizden bu kadar uzağa tufan tarafından getirildiğine ısrar edenlerin saçmalığı ve aptallığı ortada. birtakım cahiller de tanrı'nın onları bir takım kutsal etkilerle burada yarattığını söylüyor; sanki biz boğaların yaşlarını boynuzlarına bakarak, ağaçların yaşlarını dallarına bakarak ve salyangozların yaşlarını yıl ve ay olarak kabuklarına bakarak anlayamıyoruz. bu kabukların ilahi güçlerin olası etkileriyle orada yaratılmış ve hala yaratılmakta olduğunu söylüyorsanız, böyle bir düşüncenin biraz mantık sahibi bir beyinde yeri olamaz, çünkü geliştikleri yılların sayısı kabuklarında yazılı ve büyükler ile yavrular bir arada görülmektedir. ancak onlar yiyecek olmadan büyüyemez, hareket olmadan da beslenemezlerdi -halbuki böyle bir ortamda hareket etmeleri olanaksızdı."

ressam, heykeltraş, mimar, mühendis; en önemlisi adam bilimadamı abi, bilim adamı. bu adama hayran olmamak elde değil.
vackheriff
az kaldı kaçıcam dağlara. yaylalarda kendimi tedavi edicem. ruhumu dinlendiricem. en güzel türküleri dinliycem. beni ayakta tutan bu. biraz huzur bulacağıma inanmak. bunca çaba, eziyet, bu kadar yorulmak. hepsi biraz yaşamak için. keşke, lütfen ve keşke mecbur olmasaydım yaşamak için hayatı kaçırmaya. çıkıcam yollara, asfalt böyle upuzun, yol kenarı ağaçları. gölgem önümde, yüküm sırtımda. gideceğim buralardan. ama unutmayacağım yolculuk yalnızca gitmek değil mutlaka dönmektir de. eksik gidip tamam döneceğim.
Zeze
şöyle bi hikaye var belki duymuşsunuzdur. çocuk öğretmenine gidip, okuduğu kitabın aklında kalmadığını, karakterin ismini bile unuttuğunu anlatıyor. öğretmeni de ona bir hurma yedirip, kemiklerine fayda oldu hissettin mi diyor, çocuk da hayır diyor. öğretmeni açıklıyor. nasıl ki yediğin hurmanın faydasını hemen hissetmedin ama var, kitaplar da böyledir. o an hissetmezsin ama özümsersin diyor.
şimdi bundan sonra ne anlatacağım sırada o var. kitapların faydası onu okumak için okumazsan var aslında, özümsemek için okursan yani. ki bu da onun üstüne düşünmekten geçiyor, onu alıp beyne atmaktan değil. çok kitap okumasına rağmen cahil kalanlar gördüm ben, neden biliyor musunuz ? onu içindeki hikayeyi merak ettiğinden okumuş, hiç düşünmemiş üstüne. birini öylesine dinler gibi... hayat da kitap aslında. özümsemek için okursan tecrübe edinebilirsin, ama sadece yaşarsan bi sonuca varamazsın. İşi özü düşünmeye geliyor. o kadar çok şey yaşayıp hala olgunlaşamamış insan da gördüm. çünkü yaşadıkları üstüne hiç düşünmemiş, sadece yaşamış geçmiş. o yüzden bizi olgunlaştıran şeylerin yaşadıklarımız değil düşündüklerimiz, bizi bilgili yapan şeylerin de okuduklarımız değil onun üstüne düşündüklerimiz olduğunu düşünüyorum. yoksa okuduğumuz yazar olmamız gerekirdi değil mi ? düşünelim, fazla olmasa da azıcık da olsa...
Sunset✔
ne zormuş be arkadaşlarının üniversiteye gidip kendinin gidememesi. öyle kalakalıyorsun.bunu ikinci mezunuma bırakınca anladım.cidden insan kendini çok kötü hissediyormuş ya. kendimin hiçbir işe yaramadığımı düşünmeye başladım. bilmiyorum tuhaf duygulara girdim.çok değişik hissediyorum kendimi.ha ama böyleyim diye pes etmek tabiki yok. hayallerime istediğim hayata kavuşacağım, bundan da eminim. sadece biraz sabır ve çaba gerekiyor. aslında bakılırsa güzel günler öyle kendiliğinden gelemeyebiliyor.onun için biraz çaba ve emek gerekiyor.bende bunu başaracağım💪🙏
Mutebessimhatun
uzun süredir aklıma takılan ve düşün düşün cevabını bulamadığım bir soru var 💁 bu sorunun cevabını kızlar değil de bazı erkekler daha iyi bilir sanırım ☺ siz bazı erkekler neden kapalı bir kızla çıkıp onun gayet kapalı giyindiği halde bazı kıyafetlerine karışıp normal sebeplerden dolayı ayrıldıktan sonra ya da ilişki bittikten sonra gidip apaçık bi kız bulur ve onunla sevgili olur ? çok karışık bir soru oldu ama çevremde böyle arkadaşlarım var. kapalı olduğu halde ay sevgilim bileğimin görünmesini istemiyor, ay aşkım pantalon giyme dedi makyaj yapmama izin vermiyor vsvsvsvs.... sonu ayrılırlar ve çocuğu iki üç ay sonra makyajlı ve açık bir kızla görürüz ? biri bunu mantıklı bi açıklama ile aklıma yatan bi cevap verebilir mi ? 💁💁 tamam çok konuştum susuyorum konuşma sırası sizde 😑 İyi geceler 🌸
çok_karanlık_patron!
bu samsun esnafından iyice nefret eder hale geldim. 20 lirayı 2 onluk yapamadı koca türkiş esnafı illa gidip bi şeyler alacan. bankayla işim vardı 2 gündür 4 lira boş yere para bozdurmak için çarçur ettim. tabi bu erkeklere, ben banka sırasındayken paramı bozmayan esnaf kılıklı herif yan atm de ki kızın 200 'lük banknotunu bozdu.
çok_karanlık_patron!
sinemalar da gene uyku moduna girdi herhalde kaç aydır güzel bir film çıksa da gidip izlesem diyom.yok arkadaş saçma türk filmleri dışında hicbir sey yok.(soru bölumünde film önerileri alırım)
çok_karanlık_patron!
güya bu sabah 5.30 da uyanip sahile gidip güneşi izleyecektik.ben kalkamam dedim ben seni kaldırırım dedi alıştım ben yaz okuluna giderken erken kalkmaya dedi.sonuç ise tahmin edeceğiniz gibi alarma ben uyandım ki lanet olsun uyanınca daha uyuyamam ama arkadaş mışıl mışıl uyuyor.elinde telefin zır zır titreyip ötüyö adam duymuyo bile.allah adama böyle uyku nasip etsin ney diyim
Tuhaf Ama Gerçek
abd'deki lgbt onur yürüyüşünden bir kare. dindar hristiyan bir grup ellerinde "kilisenin bugüne kadar size yaptıkları için bizi affedin" yazılı bir pankart taşıyor. yürüyüşteki bir eşcinsel bunu fark ediyor ve gidip gruptakilere sarılıyor.
Tuhaf Ama Gerçek
afrikalı vahşi köpekler, sürünün ava gidip gitmeyeceğine oy birliği ile karar verirler. oylarını hapşırarak veriyorlar.
Gamsız Baykuş
selamlar dedikodu ahalisi, bugün öğrendiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum zira benim çok hoşuma gitti. eski zamanlarda varlıklı olan ailelerin evinin bir özelliğinden ve bunun nasıl kullanıldığından bahsedeceğim.

mutfak bölümü konağın giriş kısmında bulunuyormuş. mutfağın sokağa bakan tarafında küçük bir kapı var ve kapının arkasında ise fotoğrafta görülen bu dolap var. dediğim gibi ailelerin imkanı geniş olduğu için yemek çokça yapılıp buradan dağıtılıyormuş. sadece ev ahalisi için değil aynı zamanda yemeğe ihtiyacı olan kimseler için de. bu ihtiyaç sahibi herhangi biri, oraya gidip bu dolabın kapısını üç kere tıklatıyor ve boş kabını dolabın içine koyuyormuş. arka tarafta bunu duyanlar mutfak tarafındaki kapıyı açıp içindeki dolabı döndürerek oraya koyulan kabı alıyor ve o gün yapılan yemekten dolduruyormuş. sonra kapı tekrar tıklatılarak yemeğin hazır olduğu işaret ediliyormuş. karşı taraf ise dolabı kendine döndürerek yemeğini alıyormuş. bu şekilde de alan el veren eli görmemiş oluyormuş. gerçekten harika bir gelenekmiş ya.

neyse... zamanla bu dolap, birbirini seven gençler için haberleşme aracı olarak da kullanılmaya başlanmış. o aileden bir kızı seven oğlan, mektubunu oradaki dolaba koyup kıza ulaşmasını sağlıyor ve bu şekilde konuşuyorlarmış. bunu fark eden aile büyükleri de kıza "biz senin ne dolaplar çevirdiğini biliyoruz." diyerek onu uyarıyorlarmış. hal böyle olunca da bu deyim ortaya çıkmış işte. :)
Tuhaf Ama Gerçek
"bayanlar, vücudunu başka bayanlar görmeyecek şekilde denize girmeli" diyen zonguldak İl müftüsü rüstem can: "49 yaşında olmama rağmen canıgönülden bir yere gidip denize giremedim. aynı martılar gibi kayaların üzerinden denize atlıyorum."

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)