Gaf Ebesi
İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.

jean paul sartre
yolyordam
selamlar. konu dışı bölümüne sanırım ilk defa yazıyorum. 27 yaşındayım. okulu bazı sebeplerden ötürü uzatmıştım ama mühendisim. İçkim yok, sigaram yok. çok şükür öğrencilik hayatım boyunca çoğu kişiden fazla harçlık geçti elime. ama elime geçen parayı hiç kimseye belli etmedim, "bakın ben neler alıyorum" havasında olmadım. kafelerde bir çaya 5, bir kahveye 15₺ verip içmedim, bunu sosyal medyaya koymadım. zaten genel olarak evdeydim. bir şeyler okudum, bir şeyler öğrendim, kendimi eğittim, "ulan şu nasılmış?" diye sorup, o konu hakkında bilgi edindim. ama bilmediğim şeye de "bilmiyorum" diyebildim. kendi kendime online müzik eğitimi aldım, bass gitar çalmayı öğrendim. klasik, jazz, blues, metal müzik dinlediğim için kafelerdeki, gece kulüplerindeki ritmik şeylere müzik diyemiyorum ve ortamları da çok sıkıcı geliyor. hayatım "efendi birisi" olmakla geçti. oturduğumuz sitedeki komşularımızın ben küçükken aileme söyledikleri aklımdadır hep. o sebeptendir ki, otomobil kullanımım bile güvenlik, sakinlik ve konfor üzerine. harıl harıl yabancı dil eğitimi aldım. bunlari kendİmİ övmek İçİn değİl, kendİmİ anlatmak İçİn yazdim.
az arkadaşım oldu ama öz arkadaşım oldu. sağolsunlar, bir iki tanesi hala hayatımdadır. karşı cinsle da çok iletişimim oldu. sevgili anlamında az ama yine fazla denilebilecek bir iletişim miktarı. özellİkle karşi cİns olmak üzere, bu zamana kadar edindiğim tecrübeleri sizinle paylaşmak istedim.
küçük dağlari ben yarattim: dikkat edin. gereksiz bir öz güvene sahipler. teknik olarak anladıkları bir konu, elleriyle tutabilecekleri bir iş olmamalarına rağmen ciddi bir öz güven sahipliği var kızlarımızda... yabancı dilleri yok. bilgisayar, otomobil kullanamıyorlar, ellerindeki binlerce liralık telefon "instagram telefonu"na dönmüş durumda. ne telefonun, ne de bilgisayarın yedeklerini almaktan, şifrelerini değiştirmekten bir haberler. ona rağmen büyük dağlari tanri, küçüklerİ ben yarattim.

İlgİ arsizliği: büyük ihtimal eğitimsiz, kültürsüz bir aileden geldikleri için, doğal olarak da iletişim yetenekleri zayıf bir ebeveynlere sahip oldukları için sosyal medya hesaplarında takipçi sayısı ve like sayısı derdindeler. bir arkadaşıma "ya o öyle miymiş",ya da "iyi gezmeler" gibi şeyler dediğim karşı cinsin çoğundan aldığım cevap "beğenmeden de geçme" oldu. cİnsellİğe aç erkeklerİn siradan, basİt İlgİlerİnİ, vücutlariyla çekmeye çalişiyorlar. bir hanımefendi gibi giyinmekten uzak, genel olarak fransız gibi giyinmeye çalışıyorlar. bir de nasıl daha seksi olacaklarının farkına varsalar, hele ki daha seksi nasıl olduklarının farkına varmış iseler, daha da tehlikeli, daha da kendini beğenmiş bir insan oluyorlar. bİr de üzerİne zamaninda sevdİklerİ adam, bunlari kullanip bİr kenara attiysa, duygulariyla oynadiysa.

ekonomİ kötü, çaresİ var: ya zengin, ya da zengin gibi görünmeye çalışan erkeklerin yanında olmak. eline geçen beş kuruşu sigaraya, telefona, kafelere, gece kulüplerine harcayıp, bunu da hikayeler başta olmak üzere sosyal medyada kanıtlamaya çalışan, kaliteden ziyade ses seviyesine önem verilmiş eksoz, hoparlör, aracın aerodinami başta olmak üzere tüm dinamikleriyle oynanmış, oynar gece kulübü gibi otomobile sahip olan erkekler bir numaralı tercihleri genelde. eğitimsiz, kültürsüz, iletişim yetenekleri zayıf, açıp bir kitap, bir makale okumayan, belgesel izlemeyen iki cins hemen evleniyorlar, ne yazık ki bu sebepten günümüzde boşanmalar da giderek artıyor.
evliliklerin düşen kalitesi, aşka ve sevgiye verilmeyen önem, giderek cahilleşen toplum, kaliteli değil de bilindik ve pahalı ürün satın almayı bir marifet sanan markaların en gözde tüketicisi bireyler, televizyon yayınlarının kalitesizliği, müziğe verilmeyen önem, giderek daha çok "elimde çay, balkonumda milleti seyrediyorum" moduna getiriyor beni.
benden daha yaşlı, büyük ihtimal de hayat konusunda daha deneyimli bireyler var burada. ama daha çok kendimden küçük arkadaşlara ellerinden geldiği kadar kendilerini eğitmesi, kaliteli ve kültürlü birer birey halini almalarını, çalışan, eli iş tutan, üretime katılmış kaliteli birer hanımefendilerle arkadaşlık etmeleri, anlaşırlarsa evlenmeleri olacak. yoksa emin olun, çamaşırınızı, bulaşığınızı erkek halinizle siz de halledebilirsiniz. bunlar için evlenmeyin bİr ürün gİbİ, İnsanda da kalİte çok önemlİ. allah güzel insanlarla karşılaştırsın hepimizi.
buraya kadar kendimi övmek için yazdığım bir şey yok. ben normal bir bireyim. ama bahsi geçen bireylerin büyük kısmı kalitesiz işler peşinde. bu sebeple kendinizi anlattıklarımın dışında tutmanızı rica ederim. bunlar, benim sadece gözlemlerim.

(alıntıdır)
teyit
fotoğrafın, filistin’deki bir kampta İsrail’e karşı savaşan deniz gezmiş’i gösterdiği iddiası doğru değil. fotoğraf, 1964 yılında kıbrıs’ın limasol kentinde don mcculin tarafından çekilmiş. fotoğraftaki kişinin kim olduğu ise bilinmiyor. https://teyit.org/fotografin-filistindeki-bir-kamp...
Tuhaf Ama Gerçek
borussia dortmund, chemnitz'te göçmenlere karşı düzenlenen saldırı ve almanya'da artan ırkçılık sonrası, bu akşam oynayacağı eintracht frankfurt maçına formasındaki sponsor firmanın logosu yerine "dortmund birleştirir..irkçılığa karşı birlikte" yazısı ile çıkacak.
Calimeroo
instagramda her yediği içtiği yaptığı şeyi paylaşanlara karşı duruşum.
teyit
arapça’nın İsrail'de resmi dil statüsünden çıkarılması üzerine bir grup İsraillinin arapça dersi aldığı iddiası doğru. paylaşılan fotoğraf, netanyahu hükümetinin temmuz 2018'de çıkardığı ulus-devlet yasasına karşı düzenlenen bir protestodan. https://teyit.org/israil-vatandaslarinin-protesto-...
Tuhaf Ama Gerçek
bilim insanları, farelerde açık bir yara içindeki hücreleri direkt olarak yeni bir deri hücresine dönüştürebilen bir teknik geliştirdi. bu teknik, yaşlanmanın ve cilt kanserinin etkilerine karşı cilt hasarını iyileştirmek için kullanılacak.

📰 salk institute
ladylazarus
geçen gün sevgilisini döven bir adam (!) ın videosunun altında, bir kadın (!) ın ' ya adamın hareketleri bir tek benim mi hoşuma gitti dfklglf ' deyip bu yorumla binlerce destek almasına şahit oldum. söylenecek pek çok şey var elbette o insan müsveddelerine.

ilişkilerin bir besin piramidi ekseninde ilerlemesi beni iğrendiriyor. evet, muhteşem hayatlarımız yok ve ne yazık ki taşıyabileceğimizden fazlasını yaşadığımız durumlarda bir omuza ihtiyaç duyuyoruz zira insanız. fakat bu bahanenin ardına sığınıp, bunu mutualist bir yaşam biçimine dönüştürüp olayı parazitliğe vardırmak sahiden akıl almaz bir süreç. etrafımdaki ilişkilerin sömürü odaklı olması midemi bulandırıyor. sömürülen ya bedenler oluyor veyahut ruhlar..

bir insan, nasıl başka bir insanın kendisi üzerinde böylesi rezil bir hakimiyet kurmasına izin verir ? benim ellerim yeri geldi kazma kürek tuttu, toza toprağa bulandı, yeri geldi kitap taşıdım. çuval da taşıdım şövale de.. hakaret de işittim, dünyanın en güzel müziklerini de dinledim. babamın parkasıyla da yürüdüm, topuklu ayakkabılarımla da çınlattım sokakları. ellerim ojeli de olsa, kir pas içinde de olsa aynı sınırsız kalple karşılık verdim dünyaya. bu yüzden hiçbir erkeğin karşısında böyle rezilce eğilmem, eğilen bir kadın da görmeye tahammül edemem.

yeni gelen arkadaşlarımıza benim hoş geldinim de böyle olsun. cinsiyetiniz ne olursa olsun, bir cinsiyetiniz olsun yahut olmasın, siz değerlisiniz ve bunun tek ölçüsü de sizsiniz. bir suç ortağının tasdiğine ihtiyaç duymamanız dileğiyle (kıps cioran) !

bu yazının ulaştığı tüm kadınlara sevgili pessoa' nın sözleriyle veda ediyorum :

'' karşısında alçalacağım bir şey varsa, o da kendi açtığım bayraktır; kendi yüzüme karşı attığım kahkaha duyunca selam durduğum boru sesi, kendimi doğurduğum şafağın yaratıcısıdır. ''



Rider
İnsanları yaftalamaktan vazgeçin artık. son günlerde ciddi manada daral geldi burda bana arkadaşlar. bilmiyorum burda çoğumuz keyfe keder takılıyoruz. birbirimizi incitmeden kırmadan şakalaşıyoruz diye düşünüyorum. kimse kimseyi sevmek zorunda değil elbette. ama karşınızdaki insana azcıkta olsa saygı gmsterin rica ediyorum. sorf burdaki muhabbetimden ötürü ben aylar önce sevdiğim işimden atıldım. çok üzüldüm ama nasip dedim. sesim çıkmadı. burdaki ortamı sevdiğim için hala burda birşeyler yazmaya, elimden geliyorsa yardım etmeye gayret gösterdim. motorcu olmaktan zevk aldım ve alıyorum da. ailemden kuruş para almadan kendi üniversite masraflarımı karşılamak için yaz kış demeden kuryelik dahi yaptım. ama yoruldum. ya yaşlanıyorum söylenen sözler atılan laflar zoruma gidiyor yada çok kırılmaktan iyice kırılgan hale geldim. burada ilk defa bu kadar uzun bir yazı yazıyorum çünkü tak etti artık. profilimi silip atma safhasına kadar dayandırdı bazı insanlar beni. yine de burdaki güzel insanların hatrına ses etmedim. hiçbir zaman kimseye karşı edebimi dahi bozmadım bozmamda. İnsanlarda artık öyle bir yargı oluşmuş ki bu motorcu kesin serseridir. yanlış! yalan! İftira! serseri olan adam motorlu yada arabalı da serseri olur. altındaki araca göre veya tipine göre serseri olmaz apaçi olmaz. önyargılarınızı kırın lütfen. takıldığım için gerçekten rahatsız olan biri varsa bana söylesin, sınırımı aştığım zaman durmasını da bilirim evelallah ;) darılmam gücenmem. dedikodu ailesini cidden seviyorum. İyiki varsınız..
teyit
1900’lerin başında abd’deki yetkililerin banknotlar hakkında “taklit edilemez” şeklinde bir açıklama yaptığına dair herhangi bir delil bulunmuyor. 1996 yılında parada sahteciliğe karşı bir dizi yenilik yapılacağı açıklanırken yetkililer sahteciliğin zorlaşacağını belirtmişti.
privity
meraklısı değilim ama arada bir temizliğe karşı olacak kadar da pasaklı hiç değilim...
Her Gün İngilizce
"herkese nazik olun. sadece insanoğluna karşı değil."
Gamsız Baykuş
selamlar dedikodu ahalisi, bugün öğrendiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum zira benim çok hoşuma gitti. eski zamanlarda varlıklı olan ailelerin evinin bir özelliğinden ve bunun nasıl kullanıldığından bahsedeceğim.

mutfak bölümü konağın giriş kısmında bulunuyormuş. mutfağın sokağa bakan tarafında küçük bir kapı var ve kapının arkasında ise fotoğrafta görülen bu dolap var. dediğim gibi ailelerin imkanı geniş olduğu için yemek çokça yapılıp buradan dağıtılıyormuş. sadece ev ahalisi için değil aynı zamanda yemeğe ihtiyacı olan kimseler için de. bu ihtiyaç sahibi herhangi biri, oraya gidip bu dolabın kapısını üç kere tıklatıyor ve boş kabını dolabın içine koyuyormuş. arka tarafta bunu duyanlar mutfak tarafındaki kapıyı açıp içindeki dolabı döndürerek oraya koyulan kabı alıyor ve o gün yapılan yemekten dolduruyormuş. sonra kapı tekrar tıklatılarak yemeğin hazır olduğu işaret ediliyormuş. karşı taraf ise dolabı kendine döndürerek yemeğini alıyormuş. bu şekilde de alan el veren eli görmemiş oluyormuş. gerçekten harika bir gelenekmiş ya.

neyse... zamanla bu dolap, birbirini seven gençler için haberleşme aracı olarak da kullanılmaya başlanmış. o aileden bir kızı seven oğlan, mektubunu oradaki dolaba koyup kıza ulaşmasını sağlıyor ve bu şekilde konuşuyorlarmış. bunu fark eden aile büyükleri de kıza "biz senin ne dolaplar çevirdiğini biliyoruz." diyerek onu uyarıyorlarmış. hal böyle olunca da bu deyim ortaya çıkmış işte. :)
Calimeroo
iki ay önce mezun olma şerefine(!) eristigimden beri yapmayı ertelediğim bir şey vardı. biriken dağınıklığı toplamak. üst üste yığılmış anlamlı anlamsız kitap ve not yığınları masamın üzerinde birer gökdelen modunda yükselirken inatla onları ayıklamamak konusunda büyük bir sabır gösteriyordum ki ben takıntılı insanımdır bazen en olmadık dağınıklığa kafayı takar oraları toplamaya girişirim ama yapmadım, yapmak istemedim. bu inadımın sebeplerine gelecek olursak yakın zamanda o masaya ihtiyaç duymadığımı hissetmekten başlayıp, toplamak zorunda olmamakla devam edip, hatırlatacaklarını belki sevimsiz ve gereksiz bulma ihtimaliyle sonlandırabilirim. neyse gelelim düne. artık masaya ihtiyaç duyduğum gerçeğini düşünerek o yığına şöyle bir bakış attım ve evet dedim günü gelmiş sizden kurtulmanın ya da kitaplığın tozlu raflarına yerleştirmenin. o yığını toparlamak tüm eğitim hayatımın gözlerimin önünden geçmesine sebep oldu(tahmin ettiğim gibi). ama ne hikmetse düşündüğüm gibi kendimi rahatsız ya da mutsuz hissetmedim baktığım her kitaba yaa şu dersi çok seviyordum ya da ayy bunda ne kadar eziyet çekmiştik diyerek tepkiler vermeye başladım. birçok dersi ne kadar sevdiğimi onları çalışmaktan keyif aldığımı hatırladım en önemlisi bir öğretmenin dersi sevdirmede ne kadar etkili olduğunu bir kez daha fark ettim. lisans hayatım boyunca en sevdiğim derslerden birinde tuttuğum tertemiz notları bir araya getirirken kelimenin tam anlamıyla garip bir mutluluk hissettim çünkü uykusuz kalacak kadar sevdiğim, çalışırken belli bir sistematik içinde çalıştığım, en çok üzerine düştüğüm ders oydu ve tabi ki mutluluğumun en büyük sebebi tüm o çalışmaların karşılığını aldığım bir ders olmasıydı. notları incelerken bile çalışırken aldığım keyif, vizeleri finalleri açıklandığında kendimi iyi hissettiğim zamanlar geldi aklıma ve inanır mısınız bilmem ama bir çeşit özlem duydum. e tabi böyle duygular hissedince bazı şeyleri atmaya kıyamamak gibi bir problemle de karşı karşıya kaldım ama hakikaten onları atmak emeklerime kendi kendime saygısızlık etmek gibi olurdu. yığını toparlamaya devam ederken beni en çok şaşırtan ve güldüren şey bir kağıtta adımı görmek oldu. niye diye düşünebilirsiniz şöyle açıklayayım o kişinin benim için bu kağıdı yazdığını unutmamı geçtim, o kişinin varlığını bile unutmuştum. zaman ne de çabuk geçmişti ve ben ne kadar çok şey yaşamıştım hatta birçoğunu unutacak kadar. o yığını toparladığım gibi konuyu da şöyle bir toparlayacak olursam tercih sürecinden mezun olduğum güne kadar aşırı talihsiz ve sıkıntılı süreçler yaşamama rağmen hiç bir kararimdan pişmanlık duymadığımı fark ettim. olmam gereken yerin burası olduğunu, kariyerime bu şekilde yön vermem gerektiğini ve almam gereken kararların böyle olması gerektiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. dönüp 18 yaşındaki haline tavsiyeler vermek ister miydin deseler tek söyleyeceğim verdiğin kararların arkasında dur ve başka şeylerle ruhunu yormaktan vazgeç demek olurdu. çünkü işin sırrı güçlü olmak değil güçlü hissetmekte. 18 yaşındaki halim şimdiki halimi görse eminim kendiyle gurur duyardı ama böyle nasihatler verdiğim için üff böyle mi olacağım da diyebilirdi ekstra olarak, ne de olsa ergen 😂 immm demem o ki eğer uzun süredir toplamayi ertelediğiniz bir yığın varsa evinizde, odanizda, bahcenizde, hatta zihninizde... toparlayın oraları, toparlayin toparlayin sandığınız kadar canınızı sıkmayacak, yakmayacak aksine attiklarinizla yükünüz azalacak ruhunuz biraz olsun nefes alacak orda durup farkinda olmadan canınızı sıkmasınin, size yük olmasının kimseye bir faydası yok inanın bana. ben yaptım zihnimi toparladigim gibi masamı da toparladım. şimdi daha rahat hissediyorum, zamanimiz ne kadar kaldi bilemiyorum ama hiçbir şey için geç olmadığını biliyorum ve bazı şeylerin sadece zamanı geldiğinde gerçekleşeceğini de. ne kadar ısrarcı olursak olalım, olması gerekenlerin ötesine geçemeyeceğimizi de. keyif almaya, mutlu olmaya, fazlalıklardan kurtulmaya, anı yaşamaya, tokezleyip düşsek dahi ayağa kalmaya 😏
Tuhaf Ama Gerçek
dünyanın kokusu geosmin

yağmur yağdıktan sonra ölü toprak bakterilerinin saldığı kimyasalların kokusuna geosmin denir. İnsanların burnu bu kokuya karşı çok hassastır. evrimsel süreçte insanların bu kokuyu su bulmak için kullandığı düşünülmektedir.
Ümid Gurbanov
şeytanın (ya da terörün) avukatı olarak bilinen ve sömürgeci devletlere karşı "direnişçi" veya "özgürlük savaşçısı" olarak gördüğü kimseleri savunmasıyla tanınan jacques verges, "katliam"lara bakış açısını anlatıyor.

"l'avocat de la terreur" (2007) adlı belgeselden aldım bunu.

Tuhaf Ama Gerçek
ayrımcılığa karşı olan birine ayrımcılık yapanlara ayrımcılık yaptığı için ayrımcılık yapmak ayrımcılık mıdır?
Gaf Ebesi
dostlarınıza karşı zekanızı değil, kalbinizi kullanınız.

nurettin topçu
ikizler
tüm gün boyunca yakıp kavurdu güneşin sıcağı yaz okuluna gelmiş şu kulları. evet. ben de yaz okuluna geldim. hem de ihtiyacım olmadığı halde geldim. bazı nedenlerim var tabi kendime göre. ama bu nedenlerden en büyüklerinden biri bu şehri gerçekten sevmem ve kendimi burada gerçekten iyi ve özgür hissetmem. her gün iyi ki de gelmişim diyorum zaten. ders bitip yurduma doğru yol aldığımda da tekrar kurdum bu cümleyi. geldim yurduma. yemeğimi yedim. sonra yine yapmayı sevdiğim şeylerden biri olan yemek sonrası yemekhane penceresinin önüne oturup öyle samsunu ve denizi izledim sessizce. ben öyle otururken bulutlar geldi, önce güneşi kapattılar sonra gökyüzünü kapladılar. ardından incecik bir sağanak boşalttılar ferahlamaya hasret şehrin üzerine. ben de bu fırsat deyip odama indim giyinip çıktım dışarı. ama yaz yağmuru. kısacık sürdü. olsun, hiç olmazsa ferahlamış yollarda yürümenin zevki bana kalmıştı. baya yürüdüm sokaklarda, çarşıda, meydanda. öylesine yürürken aklıma ne zamandır bir kitapçıya gitmek istediğim ama bir türlü gidemediğim geldi. ben de rotayı meydandaki d&r ye çevirdim. bu yaz okulunda hiç uğramamıştım. bana da çok iyi geldi hem. yeni çıkanları kurcaladım, eski olanlara defalarca bakmama rağmen bir kere daha baktım ilk defa bakıyormuş gibi. en son da dergiler bölümüne geldim. beni tanıyanlar bilir. kafkaokur dergisini pek bi severdim ben. uzun zamandır almayı bırakmıştım dergiyi. çizgilerini bozduklarını düşündüğüm için. artık hoşuma pek gitmiyordu dergi. eski tadı kalmamış gibiydi. ama bugün görünce tekrardan, dayanamadım aldım ben de. kararımdan vazgeçmeyeyim diye de gittim hemen ödedim parasını ve çıktım oradan. geldim bir çay ocağına söyledim açık, süzgeçli çayımı. açtım dergiyi göz attım şöyle. bazı sayfalar tanıdık geldi. çok sevindim onları görünce. eski dostumdu sanki. bazılarını yeni gibi görüp yadırgadım. daha yabancıyım onlara. bu yaşlanmanın bir alameti mi acaba. yeniye karşı yabancılık. sanmam. bence benim yabancılık çektiğim yenilik değil, haz aldığım şeylerin yerlerini gereksiz yere doldurmaya çalışanlara öfke. neyse yahu. benim yine öylesine yazasım geldi işte. bir ikizlerin çenesini tutumaması ve ona da tutulmamasını istemesi. hepinize mutlu geceler dostlarım. efil efil esen gecede tek sıcacık şey kalbiniz olsun...
ikizler
huuuh. (çok çalışıp da alnındaki teri silerken derin bir nefes veren insan emojisi koyalım şuraya da). evet. mutlu geceler gençler. nasılsınız? ben çok iyiyim. özgürlüğü için giriştiği bir savaştan zaferle dönen bir komutanın mağrurluğu, mutluluğu ve heyecanı var üzerimde. en son taa 3 ay önce yazmışım. onda da fotoğraflardan bahsetmişim. 3 ay bir mevsim ediyor değil mi. bir mevsim uzak kalmışım buralardan. son 1 aydır da girmemiştim siteye. az önce girdim ve okudum gidebildiğim yere kadar. özlemişim lan herkesi. neyse ben de bu 3 aylık arada önce okulla giriştiğim savaşı kazandım. vakitsiz ufukta beliren tehlikeye karşı hazırlıksızdım belki ama inanç, gücen ve aşk ile bu savaşı da kazandım. 16 dersle uğraşmak zor oldu tabi. ama uğraştığıma da değdi doğrusu. bu ara gezginimden, kitaplarımdan ve sevdiğim bazı şeylerden mahrum kaldım. ama değdiğini ve artık tamamen onlara kalabileceğimi de görünce ister istemez içim sabırsızlık dolu bir mutlulukla doluyor. sonra photoshop konusunda kendimi baya geliştirdim. bir kurs almıştım udemy den. oradaki kursa devam ettim. sonra youtube dan ingilizce içerikleri de izliyorum. hala geliştiriyorum kendimi aslında. İngilizce diye ayriyeten belirtmemin sebebi maalesef türkçe kaliteli içeriğin fazla olmaması. bakarsınız o açığı da ben kapatırım ne dersiniz :) bir de tüm bunlar olurken yarimle geçirdiğim güzel anılar var. bu süre zarında yanımda olan en büyük destekçim. beraber fotoğraf çekme çabalarımız oldu. bir sürü yürüyüşler yaptık. gölete bile götürdüm onu. ders çalışırken bile beraber çalışabilmek o kadar güzel bir şeydi ki. geceler, gündüzler, saatler ve bir sürü anılarımız oldu. tabi bu da durmadan biriken bir mutluluğa neden oluyor. hem size de bir haberim var. bu sefer onunla beraber geldim. kendisi artık @ledya adı ile burada bizimle beraber. onun da heyecanı var üzerimde. bir de @ortayakarisik bir mesajında benden bahsetmiş ama ben onu okuyamadım. şimdi de silinmiş. bildirimler kısmından gördüm. çok teşekkür ederim dostum benden güzel bir şekilde bahsettiğin için. bir dostumun aklında güzel kalabilmişsem ne mutlu bana. şimdilik bu kadar yazayım. yine uzun uzun yazdım. bıraksalar beni daha da yazarım. nasıl olsa zamanımız bol bundan sonra. hepinize mutlu geceler dostlarım. uyuyacağız odanız püfür püfür essin bu yaz gününde... ;)

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)