Parasetamol
ölürken bile yanında birisi olsun ister insan.
Parasetamol
derste slayt okumaktan başka bir meziyeti olmayan docent hocamın profesörlük ünvanı aldığını öğrenmiş bulunmaktayım.
zorakimuhendis
atalarımız 13.asra adar şekersiz,14.asra kadar kömürsüz, 16.asra kadar kahvesiz,çaysız,sabunsuz,19.asra kadar gazsız,kibritsiz ve elektriksiz ve çok yakın zamana kadar telefonsuz bilgisayarsız radyosuz televizyonsuz yaşamışlardı.bugün bütün bu nimetlerden faydalanıyorsak,bunları hep düşünmekten yılmayan cesaretli ve heyecanlı insanlara borçluyuz.
şimdi kendimize soralım:
kendimiz için ailemiz için memleketimiz için kafi derecede düşünüyor muyuz,yanımızdakileri düşünmeye teşfik ediyor muyuz ve nihayet başkalarının yeni fikirlerini kabul ve tatbik etmek cesaret ve cömertliğini gösterebiliiyor muyuz?
eğer bu sorulara verecegimiz cevaplar olumsuz ise ,bugünkü durumun kolayca değişebilecegini nasıl bekliyebilirsiniz?(nüvit osmay / İnsan mühendisliği)
edison fabrikalarının duvarlarına şu cümleyi yazmış:
''düşünmek denilen hakiki çalışmadan kaçmak için insanoğlunun bulamayacağı hiçbir bahane yoktur.''
bizden önceki gelen nesiller kendisi ve kendisinden sonra gelecek nesiller için araştırmalar yapmış.bizlerinde yapması gereken bu iken kapitalizm ile birlikte bize empoze edilen tüketim çılgınlığıyla bizden önceki nesillerin bize sunmuş olduğu bilgi birikimini artırmak yerine onu korkunç bir mirasyedi gibi tüketiyoruz ve kendi kendimizi boğuyoruz.o insanlar bilgiye ulaşmanın zor olduğu dönemde canla başla çalışmışlar ve birşeyler ortaya çıkarmışlar.bu gün bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir dönemde bizim nesil ne yazık ki lol oynuyor,kocişimle gezmelerdeyim diyerek sanki dünyanın en önemli vazifesini ifa edermişcesine bütün dünya ile paylaşıyor.bir diğeri nişanlım bana şu kadar altın alacaktı ama almadı nişanı atayım mı diyor.nene hatun mezarında kan ağlıyor be kadın şu halimize bakın.eckert ve mauchly lol zombisi çocukları görseler bu güzelim hesap kitap için yaptıkları aletin ne hale geldiğini görüp dehşete düşerlerdi eminim.konuyu çok dağıttım toplayayım biraz.biz kendimizdeki potansiyelin farkında değiliz sanki edison'un yazdırdığı yazı aslında herşeyin başını gösteriyor bize:''düşünmek''
zaten insanoğlu düşünmeye başladığında kozasını örmeye başlayan tırtıl misali yapacağı çalışmaya temel oluşturuyor. tırtıl asla kozaya girmeden kelebek olamıyor.önce kozayı örmek lazım önce kişinin düşünebilecek temele bigiye birikime sahip olması lazım .İşte bu konuda kendimizden önceki nesillerden farkımız veya en büyük avantajımız olan bilgiye ulaşmadaki kolaylık göze çarpıyor.İnsanlar eskiden bilgi için dünyayı dolaşırken şuan insan aradığına 5 dakika içerisinde ulaşabilecek potansiyele sahip.kendimize bir konu belirleyelim ve boş vaktimizin 1/4 ünde farklı bir çalışma içerisine girelim.bizden sonra gelecek çocuklarımıza torunlarımıza birer hediye bırakalım.türkiye yetersiz bir devlet,biz malız yeaa, avrupadan amerikadan çok gerideyiz demek yerine çalışalım ve neler olabileceğine bakalım.almanya'ya bakalım japonya'ya bakalım
bu devletler 2.dünya savaşı bitiminde hiçbir gücü kalmamış yenilmiş devletlerdi.ama şu an mühendislik alanında 2 büyük ekol olmuşlar.almanya ekonomisiyle avrupa birliği'ni ayakta tutuyor.peki bu nasıl mümkün olmuş.bunu almanya'daki emekli bir okul müdürü şöyle açıklamış:
''alman mucizesini inceleyen herkesin aklına gelen ad prof.erhard'dır .yalnız unutulan bir şey vardır.o da bu dönem içerisinde almanya'da tramvay vatmanından belediye başkanına,işçilerden fabrika müdürlerine ,köylülerden muhtarlara,tezgahtardan mal sahibine,memurlardan en yüksek amire kadar herkesin haftada 72 saat çalışmış olmasıydı,evet 72 saat,ağıza kolay''(günter grosser)
yani arkadaş bir silkinelim ve artık çalışmaya başlayalım dönem yeni başladı.İnek olun demiyorum.düşünün bir proje üretin kapasitemizi bir zorlayalım.düşünmeyi unutmuş beynimizi çalıştırmaya başlayalım inşallah.
bir ayet mealiyle bitireyim: ''kişi için ancak çalıştığının karşılığı vardır''(necm suresi 39.ayet)
anonim
r11'de sizi kesen erkekler üçe ayrılır;
1) öküz gibi bakan erkekler: fazla söze gerek yoktur adından da anlaşıldığı üzere bu erkekler size öküz gibi bakarlar arada kafalarını başka yöne çevirirler ama gözlerini hep üzerinizde hissedersiniz ve o öküzün olduğu yöne bakmamak için direnirsiniz.
2) kesiyorum ama çaktırmıyorum erkekleri: çaktırmadıklarını sanarlar. daha çok siz başka yöne baktığınız zaman size bakar ve siz şöyle bir kafanızı kaldırdığınız an onu farkettiğinizde hemen gözlerini kaçırır. siz kafanızı çevirdiğiniz de yaptığı işe devam eder.
3) kesişmeye çalışan erkekler: bu erkekler kendilerine dış görünüş olarak ama az ama çok bir güvenleri vardır. kendilerine göre uygun karşı cinsi şöyle hızlıca bir taralar. o da ne! vay anasını sayın seyirciler hatuna bak diye geçirir içinden ve sizi kesmeye başlar siz de ona bakıyorsanız hadi hayırlısı..
anneyemektenevar
tanışmak amacıyla yanına gelen erkeğe kızlarımızın verdiği tepkiler 4'e ayrılır:
1)tepki vermeyenler : adından da bellidir. genellikle bu kızlarımızı yalnız başınıza yakalamanız mümkün değildir. yanında muhakkak minimum 1 tane kankitosu vardır. bir insan bakışlarıyla 3 harfli bir kelimeyi söyleyebilir mi diye bir soru kafanızdan geçiyorsa ya da geçmişse -geçmemişse muhakkak geçecektir- ''gel!'' dir. gidersiniz. sizden belki de gerçekten hoşlanmıştır ama yanındaki arkadaşına basit görünmemek yahutta arkadaşına ''bak beni beğenenenler var yanıma da geldi ama nasıl reddettim'' diyebilmek için tepkisiz kalırlar.
2)''neden?''ci kızlarımız : yahu gelmişim yanına sıcacık bir tebessümle ''merhaba'' demişim, niye böyle yaptın ki ne saçma bir hatunsun diyeceğiniz kız modeli. bunlar var ya fena fena..
e : erkek
k : kız
e : merhaba
k (şaşkın) : merhaba?
e : seni gördüm cart curt cart curt tanışmak istiyorum.
k : neden?
bak hele bak.. yıllarca içinde sakladığı descartes,platon,aristo,protagoras bunların hepsini çıkardı içinden. kız bildiğiniz septisizm(şüphecilik) akımının kurucusu çıktı olm. olm sen nerden buldun bu kızı? soruya bak ''neden?'' , bence bu soruyu sorduktan sonra bir thug life videosu hazırlamalıyız hanım kızımıza. muhtemelen gece kafasına koyduğunda kızımız da düşünecektir ''neden?'' diye. peki sen hemcinsim, sen ne diyeceksin neden diye? ulan ben hiç düşünmedim ki neden? hoşlandım işte. alt tarafı tanışmak istedim dimi ama sanki gel element incelicez, gel atom parçalicaz dedim de neden diye soruyorsun. ilahı kızlarımız..
3)''erkek arkadaşım var'' ''hazır değilimci'' kızlarımız : kategori isminden de belli. burada değinilmesi gereken şey şu; eğer erkek gidip bu cevabı aldıysa ve onu izleyen arkadaş grubu varsa erkeğin muhakkak aklına şunu sokacak; ''olm sevgilisi falan yoktur beğenmemiş işte seni bahane sunmuş'' şak!! lambalar yanar.. erkek kişisi ''harbiden lan sevgilisi olsa beni niye kessin ki?'' diye düşünmeye başlar. sahiden kızlar hiç erkek arkadaşım var diye beğenmediğiniz bir erkeği sırf başınızdan savmak için yalan konuştunuz mu bu şekilde? ama ikincisi kesinlikle bahane, ben buna yürekten inanıyorum.
4)''reddedeceğini bilip omüdedikoduya mavi montlu çocuk bakmayla olmaz niye gelmedin yaaaacı kızlarımız'' : 4.madde değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen tek madde. ilk 3 maddeyi de özetler efenim.

saygılar..
and he lived happily ever after
İlişki denen şey tek tarafın hep vermesi ötekinin hep alması yani parazitik bir durum değildir. İki tarafın da faydalandığı bir durumdur; mutualistiktir. o yüzden doğru kişiyi bulmadıysanız acilen ondan kurtulmalısınız. aksi halde sömürüldüğünüzle kalmanız işten bile değildir. o yüzden çeşitli taktikler, savunma sistemleri geliştirmelisiniz.

mesela yemeğe gideceksiniz. öncelikle yemeğe gideceğiniz mekan çok önemli. oturacağınız yerden tuvalet ve çıkış görünmemeli ve aynı istikamette olmalı. oldu da bir hataya düştün hatunu pek tanımadan yemeğe çıktınız. yemeği bitirdiniz, sohbete devam, laf arasında bi ağzını yokla hatunun hesabı nasıl yapalım diye. derse ki hesabı erkek ödemeli; bence de, benim de kanaatim o yönde zaten de. muhabbeti devam ettir 10-15 dk, en optimal süre 9 dk'dır ama olsun işi garantiye almak gerek, daha sonra müsadenle benim bir lavaboya gitmem lazım de kalk. sonra hatunun görüş açısından çıkana kadar sakince yürü, iyi dinle bak buralar çok önemli, erkenden hızlanırsan hatun mevzuyu çakar, görüş açısından çıktığın anda adımlarını hızlandırmalısın ve hemen çıkışa yönelmelisin! mekandan çabucak çık. arkana bile bakma, koşarak uzaklaş! koşmak zaten endorfin salgılamanı sağlayacaktır ve mutlu eder seni; o yüzden yaptığından da daha az pişmanlık duyarsın. aslında pişmanlık duymanı gerektirecek bir şey yapmadın; kendi geleceğini kurtardın. ama insan vicdanı işte, elvermiyor yine de.

neyse, böyle şeyler düşünme sen. koşmana bak. koş, koş, daha çok koş. sonunda zaten yorgunluktan vicdan azabı olayın da kalmayacak. İşte o anlar çok önemli. hemen hatunun numarasını ve tüm sosyal medya hesaplarını engellemen için birkaç dakikan var, onu iyi değerlendir.

tüm bunları yaptıktan sonra kumsal olur, çimenler olur, (kesinlikle beton zeminde yapma bak uyarıyorum, dizlerini parçalayıp suçu bana atma) koşarak dizlerinin üzerinde kayıp işaret parmaklarını gökyüzüne yönelt ve bil ki yüce tanrı thor bu kararından dolayı valhalla'da sana sofrasında yer ayırdı. çünkü bunu yapmak için irade, sağlamlık, güç, çeviklik, zeka, ateş, su, toprak, tahta gerek. yani her baba berserkerin harcı değil bu, sen olağanüstüsün kardeşim, sen bir numarasın, başarabilirsin.

bu arada anlamadığın yerleri sorma, tekrar tekrar oku, anlatmaya uğraşamayacağım. ayrıca, yaptığım bu amme hizmetinden dolayı bana sonra teşekkür edersin.

not: bu mesaj ağır bir işsizlik örneği olmakla beraber kimseyi eleştirme maksadıyla yazılmamıştır. kişi, mekan ve olaylar tamamıyla kurgusaldır ve alegori içermemektedir. ayrıca hayatınızdan çaldığım dakikalar artık benimdir, geri iadesi söz konusu değildir. biliyorum ki çoğu kişi mesajın sonunu göremeden telef oldu ama buraya kadar başaranlara şunu söylemek istiyorum: demek ki işsizlik konusunda yalnız değilim, sağolun varolun! (bu mesajı okuyup yayınlamak durumunda olan admin/moderatörleri tenzih ederim, o gönüllü de olsa işe giriyor çünkü, ama tabiki onlara da ayrıca teşekkürler heheh.)
Agor
toplanın genşler ilk buluşmada bir erkeğin başına gelebilecek en talihsiz vakalardan birinden bahsedeceğim size. biraz uzun tabi😉 sene 2013 üniversitenin ilk zamanları, bir kız arkadaşla konuşmaya başladım. muhabbeti falan sardı zamanla. gece yarılarına kadar goy goy yapıyoruz. yalnız hatun kimseye güvenmediğini falan her fırsatta söylüyor. İlk zamanlar işte anladınız siz. yalnız bana iş atıyor, biliyorum. akışına bıraktım baya. birgün hadi okulda buluşalım falan oldu.oturup yazdığı tüm mesajları gözden geçirdim, hobilerini fobilerini hepsini bir kâğıda yazdım.ayrıntı kaçırmamaya çalışıyorum , fotoğraflarını analiz ediyorum. kafamda ne senaryolar kurdum. banyolar, parfümler, deodorantlar, tıraşlar, şık elbiseler falan derken on numara çocuk oldum kendi nezdimde. ceketimin iç cebine de bir çiçek iliştirip buluşma yerine doğru yol aldım sabah. eğitimin kantini o zamanlar ön taraftaydı. üç beş bank vardı ağaçlıkların arasında. bilenler duygulandı =( çay falan aldık, oraya geçip oturduk. çok hoş bir gülüşü var, sanaldaki gibi eğlenceli. bir anda sohbetin tam ortasında karnımda garip bir şey oldu. hani çalılıkların arasından timsah harekete geçince ğuşşşşşş diye bir ses olur ya. öyle bir ses. İçimden tövbe tövbe dedim. İkinci üçüncü öyle devam ediyor. İçimden başladım nas, İhlas, felak, zilzal, fatiha, asr bildiğim ne varsa okuyorum😃. yalnız ben farkediyorum sadece. kız bişeyler anlatmaya devam ediyor. bi tane bi tane derken meğer bunlar artçı depremlermiş😅yemin ediyorum en sonuncusu sanki erciyes'in yarısı koptu geliyor gibi ğuşşşşşşşşiiiii diye bir ses çıktı. kız arkadaş bana ben ona baktım. masum kızcağız şaştı kaldı. utanmasa deprem mi diyecek. abiii bir tane daha. şerefsizim bıçak olsa, saplıcam, pıssss diye alacağım havasını. allah 'ım yer açılsın içine gireyim diyorum . o biçim bir ses değil yani. yanlış anlama ama himalayalardan kopan kayaların sesi bu dedim. güldüüüü😅çaresiz debeleniyorum. ne diyeceğim, insanlık hali diyecek halim yok,dinozorun içi boşalıyor sanki. ben önce ezildim büzüldüm. sonra biraz yürüyelim dedi. ayrılalım dedim. daha nereye ya falan dedi. tabi dedim. sahile inelim falan yaptı. ringe falan binmem dedim. güldü hadi yürüyelim dedi. baya yürüdük hastaneyi falan geçtik. senin gibi şansın diye sayıklıyorum. bana:"çiçeği kendine mi aldın? "dedi gülerek. de kii sen ne zaman, nerden onu gördün zalımın kııızzzıı? çiçeği tam uzattım, guşşşşiii o ses. fon müziği gibiysiiii😅en sonunda durdu nihayet .gece açık kalan cam aklıma geldi😥😥sonra bu kız arkadaşla iki yıllık beraberliğimiz oldu. son olarak doğum günümde hani bu 00:00 olayı varya işte o sırada bana bir ses kaydı attı. ğuşşşşşşşşiiiii😅
karakutuu
gecen cuma akşamı aylık 8 ile 10 bin mazot aldığım petrol ofisinden numaramı aldığını söyleyen bir hanımefendi aradi. çekiliş ile şanslı kişi olmuşum havza termal otelde bir gün tatil hediyemiz rezervasyonunuzu yaptık yarın 10 da sinop'tan alalım dediler eniştem de esnaf ve büyük alisverislerinden 1 yada 2 haftalık bu tarz promosyon tatilleri yaptığından herhangi bir şüphe duymadım olur dedim hafta sonu bir değişiklik olur diye düşündüm neyse çıktık sinop'tan yola samsun merkezde araca süslü puslu mini etekli yüksek topuklu civic sarısı kırmızı rujlu vs abartı elbiseli makyajlı kızlar bindi her kız bir isim söylüyor hoş geldiniz efendim rehberiniz biziz felan diyor bize de böyle bir kız geldi tabi benim hatun kıskandı biraz elimi sıkıyor felan ortam gerildi bende acaba nereye gidiyoruz diye bir kuşku oluştu normal ötesi bir durum çünkü otelde rehbere ne gerek var diye düşünüyorum üstelik böyle rehberlere. neyse atatürk evini gezdik başladık dağa doğru tırmanmaya konteynır kurmuşlar iki tane iş makinası yemek yiyeceğiz burda dediler dedim herhalde burası mesire alanı gibi mangal felan yok efendim oda yok bildiğiniz elemanların yediği menü tablot yemek neyse yedik bir masaya aldılar bizi kızlar basladi anlatmaya hattusa şöyle iyi böyle devremülk alın 20 bin lira ömür boyu kullanın hep hikayeler arkada bı nuri alço müziği diptis diptis kızlar üniveriste truzm son sinifmis maaşlı eleman asgari ücrete çabalıyorlar bı açtım baktım netten 500 e yakın şikayet var daha temel atmadan daireleri satıyorlar bir daireyi 48 kişi alıyor ama senin tapulu malın nasıl oluyorsa . kızlara kizdim üzüldüm hatta belki denk geliriz burda milleti dolandiranlara ön ayak olmayın kullaniliyorsunuz demek istiyorum kendilerine bir gunume yazık oldu kısacası üstüne kız susmak bilmesi ve başımızı agritti dağın başı ve ulaşım olmadığı için geri dönüş de yapamadık akşam eve geldiğimizde saat 12 olmuştu neyse ki bizim serviste alan kimse olmamış ve güzel dostluklar kazandık
Parasetamol
şu final ve bütünleme döneminde , öğrencinin akşam yemeğinin bahar dönemine kadar kaldırılması kararında emeği geçen her kim varsa umarım en kısa zamanda açlık ile imtihan olur. bu yapılan düşüncesizliktir. bu yapılan vicdansızlıktır. kütüphanede 2 kepçe çorba dağıtıp 50 tane fotoğraf çekip 50 yerde paylaşmakla olmuyor bu işler. İnsan en azından bir yer belirler (misal yaşam merkezi ) ve kampüste akşam yemekleri verilmeye devam ederdi.
Parasetamol
kütüphane günlükleri serisine ek.(bu seriyi eski müdavimler iyi hatırlar)
yeni kütüphanedeyi uzun süredir gözlemliyorum.bir vize haftası geçti ve bir final haftası geldi.bu süreçte ne kadar çok boş insanın üniversiteye yerleşmiş olduğunu yeniden anımsadım. daha önce kütüphanede küfredilesi tipler başlıklı yazımda nazikçe iğnelemiştim bu tip insanları hatırlarsanız.ama özellikle final haftası gibi zamanlarda yer bulmak da zor olduğu için bu boş insanlardan uzaklaşmak da mümkün olmuyor.gelin bu boş insanların özelliklerini yakından inceleyelim.bu tipler kütüphaneyi kullanmayı bilmezler. özellikle bu yeni kütüphanede sesli çalışma alanı olmasına rağmen burayı kullanmayıp sessizliğin hakim olması gereken yerlerde fingirdeşenler , yanındaki kıza/erkeğe yavşayanlar , muhabbete dalanlar , gülüşenler ve sizin de şahit olduğunuz nice durumlar. biraz anlayışlı olur insan.biraz empati.belki sen iki sayfa nota bakıp bir de sınavda kopya çekerek geçeceksin dersi ama onlarca sayfayı ezberlemesi gereken insanlar var. dikkati kolay dağılabilen insanlar var. hassas olmalıyız , bu lütuf değildir , bu olması gerekendir.diger taraftan kütüphane eşyalarını hor kullanmak niye? tıp kazanmışsın muhtemelen aferin ama bi musculus brahioradialisi de çalışma masasına yazmadan ezberleyiver kardeşim.yazıktır.kitaplara zarar verenlerede yazıklar olsun.
kahve makinası yine şekersiz kahveler yaptığından hatta para yuttuğundan dolayı bu makinalardan artık çay kahve almıyorum.eski kütüphanede zehir gibi acı köpüğü olsa da bu makinaların kahvesini içerdim.şimdi tansiyonum çıkıyor, malum yaşlandık artık.
yeni kütüphanenin en sessiz çalışma ortamı en üst katta soldaki beyaz salon( niyeyse oraya beyaz salon diyesim geldi) o kadar sessiz ki kapı dahi kapatılmıyor ses olur diye.ki zaten kapıya yapıştırılmış uyarı yazısı dikkatinizi çeker.beyaz salonda çalışan herkes bu sessizliğe ayak uyduruyor.ayak uyduramayanlar ise sert ve imalı bakışlar ile uyarılıyor. kütüphanenin en soğuk çalışma alanı da yine en üst katta bulunan ve diğer katlarda olmayan , pvc ile kapatılıp odaya katılan balkon misali duran yol manzaralı , ayrıca beyaz salon ile bağlantı kapısı bulunan yer. buraya da artık balkon diyeceğim.1 ve 2 . katlar standart. orta alanda çalışmak ayrı keyif verici. arada aşagı ve yukarı katlara bakıp “ millet ders çalışıyor mu ? “ , “ acaba şurdan atlasam ağlar beni ne kadar yukarı savurur? “ , “‘ eyooo ‘ diye bağırsam bakmayan olur mu ?” gibi saçma düşünceler ile derse kısa aralar vererek çalışmaktan bahsediyorum , evet bu keyif verici . farkında olmadan mola vermiş oluyor insan. kütüphanenin selçuklu mimarisi örnek alınarak yapıldığına kulak misafiri oldum ama neresi örneğe uygun yapılmış onu tam anlayamadım.girişte tahta kapıyı acıyorsunuz ve sizi solda kimsenin olmadığı bi masa karşılıyor, sonra ötücü camlı alandan geçip danışmadaki görevli ile kısa süreli gözgöze geldikten sonra solda multimedya birimi ( eski kütüphanede adı böyle idi ) içerisinde bazen şaşılacak hızda internete bağlanan pc ler bulunmakta. bazı pc ler ise çalışmamakta/internete bağlanamamakta.evet buraya pc salonu diyelim. buranın da müdavimleri var elbet.
danışmanın arkasındaki dairesel masada hiç çalışmadım. düşünsenize ya üstünüze biri tükürse yukarıdan. birisi su içerken elinden şişeyi düşürse yağmur misali dairesel masayı ıslatır.evet bunlar kuruntu.
eski kütüphanenin müdavimleri vardı.bu müdavimleri görmek isterseniz ilgili kata çıkardınız ve müdavimler yerlerinde çalışmakta olurlardı.ama şimdi bu imkansızlaştı.misal eski kütüphanede giriş katta çalışan tıpçı bir grup vardı birde mühendis grup.en üst katta da tıpcılar vardı. hatta ara katta da vardı tıpcılar. çıkmıyorlardı sanki kütüphaneden.
eski kütüphanede kitap aramak daha eğlenceli idi. şimdi ise daha yorucu.
artık lavaboların pencerelerinden ziraatçilerin ekinlerine bakıp boy vermelerini seyrede duracağız.şöyle salatalık domates ekseler keşke.olgunlaşınca girerdik bahçeye.bugün dikkat ettim çift sıra beton direk dikilmiş ama araya tel çekilmemiş.birde demir kapı konulmuş...
yazı daha sıkıcı hale gelmeden burada kesiyorum.
beni sorar iseniz ben kütüphanede raftan bir kitap seçip oturup o kitabı okuyan yaşlı amcayım. evet evet o yaşlı amca benim.
Parasetamol
tanrı bütün kullara rızkını dağıtırken
kimi sırtüstü yatar kimi boşta gezerken
kul ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti

o mahallede herkes gömlek giyerdi
bizim kul ahmet bir gün bir ceket diktirdi diktirir ya
mahalleye dert oldu kul ahmet'in ceketi

kul ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti
herkes gömlek giyerken ahmet ceket giyerdi
konu komşuya dert oldu kul ahmet'in ceketi

mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken
leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
kul ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti

herkes gömlek giye dursun

bizim kul ahmet ceketini birde astarla kaplatıverdi kaplatır ya
mahalleye dert oldu kul ahmet'in ceketi
kul ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti
herkes gömlek giyerdi
konu komşuya dert oldu kul ahmet'in ceketi

bir gün bir yoksul öldü üzüldü mahalleli
ama bir kefen parası bulamadı mahalleli
kul ahmet dedi yalan dünya çıkardı ceketini
örttü garibin üstüne kaldırdı cenazeyi

sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
bizim kul ahmet birdenbire oluverdi ahmet bey
ceket ise ahmet beyin ceketi
İbreti alem oldu ahmet beyin ceketi
sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
İbreti alem oldu ahmet beyin ceketi
meğerse tüm keramet ceketteymiş be ahmet
barış a sorar isen sen bu yolda devam et