persephone
persephone
adını koymayı bilmezsin. anlamazsın çünkü. sende yapışıp kalan bu hüznün kaynağını. karşında suret bulsa, yakasına yapışıp hesap sorarsın. neden dersin? git dersin.. kalma bende.. ama içine anne karnında oyulmuş doğum lekesidir bu keder. senden olur.. sen olur.. senden bile öte olur.. sanki öyle yapmayı bıraksan sen olmayacakmışsın gibi. neden bende diğerleri gibi.. der sükûta dalarsın. klasik cümleler kurar bir yandan da kendine bunu yakıştıramazsın. tutamazsın kendinle diğerini bir. senin ziyadesiyle çektiğin ıstırapların; onun kabuslarındaki fragmanlardır sadece. yangın olup tüm şehri yakmak istersin. ama öyle bir an gelirki kıvılcım olacak kadar derman bulamazsın kendinde. bazen dibine kadar yaşayıp bıraktığın o güçlü heves birden parmaklarında zayıflamaya başlar. sol elinin küçük parmağından başladı mı hele; pılını pırtını toplayıp baş parmağa yetişmesi pekte uzun sürmez hani. sen bunların içinde, içine bir kelam bulmayı ögretirsin. o tutup yabancı olmadığın lakin mesut olduğun derinlerin loşluğuna atar seni. daralır gecelerin. sonra nefesin anımsatır sana.. ölümle geldiğin samimiyetin sınırına, ince bir çizgi çekmen gerektiğini..

Cevaplar

bariscil
bariscil
diline, yüreğine sağlık o zaman. bir edebiyatçı bir felsefeci ile konuşmak zor valla. birşey konuşmak istiyorsun ve geçen 4 saatin sonunda öyle bir konuda oluyoruz ki, dışarıdan biri katılsa aramıza siz ne konuşuyorsunuz der. özet olarak kız bana karşı birşey hissetmiyor, istemiyor hacım ya :)