Fafatara
düşünceler yaşamama izin vermiyor. fark etmiyorum; nasıl hissettiğimi, zamanın nasıl geçtiğini, gerçekten nasıl yaşamak istediğimi. sadece nefes alıyorum.
Fafatara
ben: ya bu gece erken uyuyacağım çok uykum var.
beynim: ay şaka mı bu? seni dört gün hiç uyutmayan ben erken uyumana izin verir miyim lan?
ben: hiç şansın yok. park beni sen de dinlen yarın daha güzel uğraşırsın benle.
beynim: hatırlıyor musun küçükken tüp bebek lafını duyunca bebeklerin tüpün içinde olduğunu sanmıştın da gidip kontrol etmiştin tüpten ses geliyor mu diye. sınıfta öğretmene anne diye bağırmıştın da ağlamıştın, sınıftaki herkes gülmüştü sana.
ben: bunları pişirip pişirip getiriyorsun zaten, alıştım.
beynim: peki, bunu sen istedin. yıllar önce akraba düğününde yaptığın danssss.
ben: hayırrrrrrr, hatırlamak istemiyorum. off çok utandım.
Fafatara
sevgililer günü olması sebebiyle arkadaşımla hadi iki yalnız oturup dedikodu yapalım dedik. önceden konuştuğum çocuk aklıma geldi. gıcıklık olsun diye gece 3 4 gibi kalkıp son görülmemi değiştiriyordum. sabah olunca tartışıyorduk sonra bir şekilde üste çıkıp trip atıyordum. sevgili de değiliz istediği tepkiyi veremiyordu. psikolojisini bozmuştum çocuğun. cahillik işte. böyle yaparak cehenneme vip üyelik kazandım.
Fafatara
özel güçlerim arasında konuşarak insanları hayattan soğutmak var.
Fafatara
birileri doğum günün kutlu olsun diye bağırıyor. tam da uyuyacaktım. şimdi pasta yiyecekler. ben de pasta istiyorum. azıcık bana da versinler. kremasından bir parmak alayım. niye bu kadar bağırıyorlar ki. normal sesle kutlayınca kabul olmuyor mu doğum günü? aklımda pasta varken nasıl uyuyayım? pasta, pasta, pasta... seni yemek istiyorum. kapatayım gözlerimi, uyuyayım da hemen sabah olsun. gidip pasta alayım. kocaman pastalar... aslında lahmacun yemek istiyordum. önce lahmacun yemeyi hayal edeyim sonra pasta. lahmacun; dünyanın en lezzetli yemeği. söylemesi bile güzel. söylerken son hecede dudakları büzülüyor insanın. pasta da güzel. uyumam lazım. herkese iyi geceler, bol tavuk dürümlü geceler ya da börekli, pastalı,sucuklu yumurtalı... açım.
Fafatara
az önce kitaplığımı düzenlerken yere bir kağıt düştü. çok heyecanlandım. genelde filmlerde o kâğıtta kişiyi çok şaşırtacak onun hayatını değiştirecek gizemli şeyler yazar. öyle bir düşünceyle kağıdı elime alıp baktım ve yazan şey; domates çorbası tarifi. hayaller ve hayatlar deyip susuyorum.
Fafatara
ders programına bakınca ben: ya pazartesi ders mi olur? depresyona ne zaman girelim? salı günü ders mii? ne kadar da saçma. ya çarşamba gününe uymuş mu bu ders? perşembe mi? perşembe gününün gün olması bile saçma niye ders oluyor ki. cuma. aman yarabbi mübarek gün ders mi olur? yanacağız bu gidişle.
Fafatara
çocukluk fotoğraflarıma bakarken annem 'diğer çocuklar ağır olduğun için seni gezdirmek istemezlerdi hep abini alırlardı' dedi. baktım tüm fotoğraflarda yanaklarım pofuduk pofuduk. kıyafetlerime de hiç sığamamışım; ya düğmeler açılmış ya da ucundan tutuyor. ben de sanıyorum ki bu kıyafetlere sığamama durumunu sonradan yaşamaya başladım. artık kabullendim ben şişko bir insanım. zayıf insanları da kıskanmıyorum. hıh hiç de istemem zayıf olmak. zayıf insanlara zaten sarılmak eğlenceli olmuyor. kollarımın yarısı boşta kalıyor. çok da sarılamıyorsun kırılırlar diye. ben şişko poncik bir insan olarak doğduğumdan beri mutluyum. ayy beni taşıyınca yoruluyorlarmışmış. sanki ben çok meraklıyım. kendi başıma gezerdim ben. onlar da çok güçsüzmüş. ben mi dedim alın beni kucağınıza gezdirin diye. küçükken de çok düşmüşüm yere. kesin yoruldukları zaman bir yere sallamışlardır beni. sinirlerim bozuldu.
Fafatara
İstenilen bir şeyi yaptırmak için insanları gıdıklamak kötü bir şeydir. bir insan pofuduk diye onu gıdıklamak kötü bir şeydir. 'yaa çok hoşuma gidiyoo' deyip insanları gıdıklamak kötü bir şeydir. gıdıklanınca isteyerek gülmüyoruz vücut öyle salak bir tepki veriyor. canımız acıyor bizim. akşama kadar odun taşıyan bir insan bulaşıkları yıkasın diye gıdıklanmaz.bu sadistçe yöntemden vazgeçin.
Fafatara
hiçbir şey yapmadığım halde sürekli yorgunum. yorgun olduğum için de hiçbir şey yapasım gelmiyor. yapabileceğim en güzel şey ne diye düşünüyorum düşünüyorum. sonra diyorum ki keşke ölsem. ne güzel ölürüm lan ben. müthiş ölürüm. öleyim ben öleyim. çiçiliye can veren allah'um çek beni yukari.
Fafatara
şu dizilerde aniden hissedilen sıcaklığın suçunu havaya atmaktan vazgeçsinler artık. sıkılmadılar mı bundan? hava -20 dışarıda fırtına var ama hayır sana hava sıcak. yoksa içinde bulunduğun durumla uzaktan yakından alakası yok. libido mu, o da ne? her şey havanın suçu. aynen canım aynen. suçu havaya attığınız için o an görebileceğim sahneyi 10 bölüm sonra görüyorum. sonra da neden sinirleniyorsun? mümkün mü acaba sakin kalmak?
Fafatara
aşıkların arasına girene" at tepse de geberse" derlermiş. eğer ilişkinin dışında olduğu için durumları tam anlayamayan ama buna rağmen kankasına gaz veren tip bu kategoriye giriyorsa oturdum, tepilmeyi bekliyorum.
Fafatara
az önce fark ettim ki parmağımı bir yerlere çarpmışım, morarmış. o kadar güzel gözüküyor ki gidip bilerek sandalyeye vurdum daha çok morarsın diye. İşte böyle normal bir insanım.
Fafatara
mezun olabilecek miyim ya da iş sahibi olabilecek miyim diye düşünürken boşluğa düşüyorum. böyle zamanlarda iç sesim çok farklı alternatifler sunuyor bana. mesela diyor ki: neden okulu bırakıp tavuk çiftliği kurmuyorsun. hem sen çok seversin civcivleri. cik cik cik.
Fafatara
değerli uzun boylu insanlar,
toplu taşıma araçlarında lütfen daha duyarlı olalım. sürekli kolunuzun ya da dirseğinizin hedefi oluyorum. ya gözlüğüme vuruyorsunuz ya da başıma. kol neyse de dirsek denk gelince kötü oluyor. tabii ki yanlışlıkla olduğunun farkındayım. o an önemli değil diyorum ama can bu acıyor. bir de ne olduğunu anlamak için arkasına bakanlar var ama işte ben aşağıdayım. neyse en azından bir şeye çarptıklarını fark ediyorlar. kısacası artık başıma vurmayın, acıyor. he bir de bildiğiniz gibi çoğu zaman ayakta kalıyoruz. bu sırada bir yere tutunmaya çalışırken fark etmeden koluyla omzumu bastıran çok kişi var. zaten kendimi zor taşıyorum siz de öyle yapınca daha zor oluyor. o yüzden yapmayın böyle şeyler, omzum ağrıyor sonra.
Fafatara
sınavda ; oo piti piti karamela sepeti, doğru cevap hangisiii.
sınavdan sonra; yaa bu soru nasıl yanlış olur anlamıyorum, o an çok mantıklı gelmişti. zor soruyo işte, hepsi hocanın suçu.
Fafatara
arkadaşım hasta olmuş, ateşim var deyip yattı. hastaneye gidelim diyorum, yok. meyve soyayım diyorum, yok. çay yapayım diyorum ona da yok. kalk duş al diyorum, yok. sürekli ateşim var diye mızmızlanıyor ama. ne yapayım üfleyerek ateşini mi düşüreyim?
Fafatara
birlikteyken hiçbir şey yapmadığımızda bile sırf o yanımda diye mutlu olduğum insan diyor ki: ben köye gelmiycem ya canım sıkılıyo ordaaa. sonra ağzına kürekle vururum deyince ben suçlu oluyorum.
Fafatara
az önce uyandım, arkadaşım yatakta oturmuş bekliyor öyle. 5 dakika ona seslendim, cevap vermedi, kalp atışlarım hızlanmaya başladı. ne yapıyor bu ruh hastası diye düşünüyorum. meğerse ruh hastası benmişim. 5 dakikadır perdedeki şala sesleniyorum( işte miyop olmak böyle bir şey). uyanmadan hemen önce de ıssız bir evin yanından koşmaya çalışıp hep aynı pencerinin önünde kaldığım bir rüya görüyordum. gel de tekrar uyu şimdi. filmlerde insanlar da hep gece 3 gibi çarpılıyor. neyse görünen görünmeyen herkese iyi geceler.
Fafatara
en sevdiğim kuzenim sigara içmeye başlamış. artık sigara dumanını sevmem gerekiyor. eşyaların sigara kokmasından da rahatsız olmayacağım. suratıma sigara dumanı üfleyerek şaka yapanlara yaptıklarımı da yapmayacağım ona, isterse içtiği sigaranın tüm dumanını yüzüme hohlayabilir. sevmek böyle bir şey. artık sigara dumanını da seviyorum. ama bu ona sigaranın zararlarıyla ilgili vaaz vermeyeceğim anlamına da gelmiyor.