snorlax
snorlax
3 gün
... hasta olmamasına rağmen boğazındaki bu ağrı da neyin nesi şimdi? masanın başında geçirdiği süre boyunca ne kadar zamandır ders çalıştığını düşündü. bir süredir olmadığı kesin dalgınlığına bakarsak. saate bakıp bir şeyler düşündü ve aniden tüm masayı düzenleyip birkaç parça şeyi önüne koydu. odanın lambasını kapatıp masa lambasını açtı ve sandalyesinde bağdaş kurup eşyalara baktı. bağladığı saçlarını gelişigüzel örüp birkaç tutamın yüzüne düşmesine izin verdi. bütün o başını ağrıtan düşüncelerden kurtulmak istediği için bunun da kendisine o yönde iyi geleceğini düşündü. kulaklığını takıp, defterini açtı ve çizmeye başladı. aklından geçen pek çok şey ile birlikte uzunca bir süre bu şekilde devam etti. başka hiç bir şeyin farkında olmadan. ta ki deftere düşen bir damla yaşa kadar. boğaz ağrısının sebebi kendini ifade etmeye başlayınca durdu. o kadar uzun zamandır engelliyor ki artık izin verme mecburiyetinde kaldı. 'üzüldüğümde hiç bunu gösteremedim. ya kızgın oldum ya da aşırı mutlu göründüm' diyen birinin yazısını okumuştu. o geldi aklına. belki de tüm sebep bunda saklı. İnsan kalbini ağır hisseder mi hiç? sanki görünmez bir taş koyulmuş da kurtulmak için mücadele ediyor gibi. gözlerini silip çizdiği şeye baktı. o ana kadar ne yaptığının bile farkında değilken şaşkınlık duydu gördüğü şey karşısında. doludizgin koşan bir at.. aklını meşgul eden bu kadar şeyi düşünürken böyle bir şeyi beklemiyordu kendisinden. hırçın bile olsa bu şekilde koşmak istiyor yeniden. her şeyden uzaklaşmak istercesine fakat esas tüm yüklerinden kurtulmuş olarak. üst üste gelen bu kadar şeyden sonra bu bir ihtiyaçtı. düşüncelerini sonuna kadar ifade edip kendisini yeri geldiğinde savunabilen bir insanın duyguları konusunda bu şekilde olması son derece garip. İnsanı içten içe bitiren bir olay. en azından kendisine eşlik eden şarkıları var. 'umudum sonsuzdur, uğraşım bitmez hiçbir zaman, geliyor geçiyor zaman, dönüyor durmuyor dünya...' İyi geceler...
poseydon
poseydon
6 gün
İnsan, hayatında her şey yolunda giderken bile yeterince mutlu olamıyor sanki her şey öylesine bir eksiklik barındırıyor ki içinde hangisini tamamlamaya çalışsan diğerleri daha da eksik kalıyor. ve ne olursa olsun acılar hep aynı yerinde ve asla unutturmaya niyeti yok kendilerini. pişmanlıklar, acılar, sorumluluklar, hatalar… belki de bunların içinde yapılması en kolay olan üstesinden gelinebilecek tek şey olan sorumluluklar var, gerisi sadece bir geç kalınmışlık, hüzün, keder barındırıyor içinde ve bunu da fazlasıyla hissettiriyor. yağmur yağıyor şu anda yaşadığım şehre yağan ve akan damlacıkların sesleri kulağımı deliyor sanki, sanki beynimde bir cümbüşe tutuşuyorlar ve ne uyku ne yorgunluk fiziksel ve zihinsel olan her şeyi arka planda bırakıyorlar ve geriye sadece duygular, hisler ve ruhsal durumlar kalıyor. artık eskisi gibi yazamıyorum yazmak bile gelmiyor içimden. zaten yazdığımda da hep iç karartıcı, karanlık şeyler yazıyorum. sanırım giderek köreliyorum birçok yönden ve bunun önüne geçmek için herhangi bir çabada da bulunmuyorum, bulunmak istemiyorum. hayatım o kadar değişti ve bambaşka bir boyuta geldi ki bana benden kalan hisler, acılar, pişmanlıklar ve düşünceler kaldı. geri kalan her şey öylesine değişti ki bazen kendimi tanımak için kendimi izliyorum bir aynanın karşısında saatlerce. gözlerime bakıyorum, yüzümü inceliyorum ve ne düşündüğümü, düşüncelerimi
anlamaya çalışıyorum. ancak yine de her şey manasız kalıyor bunca şeyden sonra. ne hayatım aynı ne de ben. zamanla birlikte birçok şey değişti. yaşadığım şehir, muhatap olduğum, konuştuğum, özlediğim insanlar. geri kalan her şey aynı gece gibi karanlık, gündüz gibi buğulu, akşamüstleri gibi mana arayan ve aradığı ve bulduğu her manada daha da bir anlamsızlaşan. hepsi bu, geceler uzun; bitmek bilmiyor, gündüzler uyumakla geçiyor…
snorlax
snorlax
8 gün
dünden beri bir şeyler anlatma isteğim var fakat tüm denemelerim, yazılar içime sinmediği için tamamlanma konusunda sonuçsuz kaldı. sonrasında bir arkadaşıma anlatmaya çalışırken buldum kendimi lakin yine dolaylı yoldan bir şeyler söyleyip en sonunda da işi eğlenceye vurup geçiştirdim. gariptir ki bu fazla alıştığım bir durum. eskiden yazardım. sadece buraya da değil belki daha önceden hatırlayanınız vardır mavi bir defterimden bahsederim. onda da iç dünyamdan kesitler vardır. özellikle baharda havalar ısınmaya başlarken yaptığım uzun yürüyüşlerde mutlaka yanıma alırım. zaten iki şey mutlaka olur. çubuk kraker ve bu defter :) kumların üzerinde oturup dalgaları dinlerim ya da birkaç şarkı. uzaktaki gemileri izlerim. hatta bazen karabatak bile görüyorum (öyle olduğunu sanıyorum). denize daldıktan sonra bir sonraki çıkacağı yeri tahmin etmeye çalışıyorum mesela. gülümsetiyor beni bu durum. kışı çok severim çoğu insanın aksine. bana güven veren bir yanı var. şapkalarım, atkılarım, eldivenlerim, kalın giysiler, kabanlar bu hissi verir bana. kat kat giyinmiş birini gördüğümde tebessüm ederim çünkü samimi bir görüntü oluyor. ya da kendim gibi birini görmek de olabilir sebebi bilemedim şu an. ya da soğuğu sevmem küçüklükten de geliyor olabilir. sobalı evde de kaldım. çıtır çıtır o ses eşliğinde tavana ve duvarlara vuran ışığı izlemeyi çok severdim. bunlar hep güven hissini uyandırıyor bende ve içtenliği. fakat tüm bunlara rağmen en sevdiğim mevsim ilkbahardır. tabiat canlanır. serdar kılıç ın söylediği karahisar kalesini hatırladım bugün ve dinlemek istedim uzun zaman sonra. baştaki cümleleri etkiledi biraz da beni sanırım. ve tabii özlediğim şeyler var bundan da kaynaklanıyor bu yazıdaki anlatılanlar galiba. İlk defa kar yağmasını istememden önce ilkbaharı bu kadar özlediğimi fark ettim. bu kez yanıma termosumu da alarak kumlarda oturup kitabımı okumak ya da bir şeyler çizmek istiyorum. veyahut da kuşlarla konuşmak. asıl sırrı söyleyeyim mi size? en çok bunu özledim. sizlere garip geliyor bile olabilir fakat gerçekten dinliyorlar. tabii krakerleri yerken o ayrı :d sanki elimde bir sürü parçadan oluşan bir yapı var ve ben bu parçaları birleştirdikçe ya hep bir parça artıyor ya da bir tanesi eksik kalıyor gibi. bir türlü doğru şekli oluşturamıyor gibiyim. yoksa bu halim için bir açıklama göremiyorum. kim bilir belki bir gün tamamlanır doğru şekilde. yine uzunca bir yazı oldu. bitirmek icap ediyor. dinlerken uzaklara dalıp gittiğim bir türküyü mırıldanıyorum şu sıralar sürekli. aslında ilk olarak nerede duyduğumu bile hatırlamıyorum ama birkaç ay önce manuş baba nın da söylediğini öğrendim. ve dinlediğim ilk anda ilk duyduğum halini anımsadım ve arayışa geçtim. evlerinin önü yonca türkünün ismi. nermine memedova ve sinan seid in söylediği hali sakinleştiriyor beni. ve söyleme şekillerine benzer şekilde de günlük yaşantımda konuşmayı sevdiğim için bazen daha çok hoşuma gidiyor. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. bütünlemesi olanlar sizlere de kolay gelsin inşallah çok iyi geçerler. esen kalın👧
snorlax
snorlax
12 gün
herkese iyi akşamlar! bugün hedeflediğim çalışma çizelgesini tahminimden erken bitirince bir şeyler yazayım istedim. bunun rahatlığı var elbette fakat yine de şöyle bir durup önümdeki notlara ve kitaplara bakınca ne kadar uzun bir yolum olduğunu görebiliyorum. bitmesi gereken bir sürü konu, çözülmesi gereken bir sürü soru var. bazen bugün olduğu gibi yerde çalışıyorum. çok eskiden özellikle de okuma-yazmayı yeni öğrendiğim zamanlarda ödevlerimi böyle yapardım. ya da kitabımı okurdum. rahatsız gibi görünse de aksine daha rahat eder, odaklanırdım. zamanla değişmeyen şeylerden biri de bu galiba benim adıma. masada çalışmaktan sıkılıp yere yayıyorum notları bazı zamanlar. sevdiğim bir göksel şarkısı gibi halet-i ruhiyetim huzurlu ama hüzünlü gibi. yine de ufak bir tebessüm ile eşlik ederken mutlu olunan... hani bazen aklımızdan şunları yapsam, şuralara gitsem gibi şeyler geçiyor fakat bir türlü uygulamaya geçilmiyor ya işte öyle şeyler var aklımda benim de şu sıralar özellikle. eskiden farklı olarak uygulamaya çalışıyorum artık. bunun sebebi artık öğrencilikten sonraki aşamaya yavaş yavaş geçme olabilir. ya da daha fazla ertelemek istememem. bakalım ne kadar olacak. birkaç gün önce bir iki kitap almak için kitapçıya girdim. arkadaşımı beklerken dalmış gitmişim. bunu alayım, bunu da alayım derken elimde bir sürü kitap olduğunu fark ettim ve abartma diyerek iki tanesinde karar kılıp çıktım. zaten fuara da çok bir zaman kalmadı. meraklısına burada dipnot olarak da bilgilendirme yapmış olayım o vakit. 20-25 şubat tarihleri arasında tüyap samsun fuar ve kongre merkezinde kitap fuarı olacak. pek çok kitaba ulaşma şansınız olduğu gibi yazarlarla da konuşma imkanınız oluyor. counting stars şarkısı ile bitireyim. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize dikkat edin. esen kalın, musmutlu olun 👧