and he lived happily ever after

iddiaya göre ilahiyatçı bazı arkadaşlar böyle broşürler dağıtmış. noel ve yılbaşının iki farklı şey olduğunu açıklamaya çalışmaktan milletin dilinde tüy bitti bunu geçiyorum tabiki. lakin görsellere bir bakın. birinde noel baba pkk, deaş gibi örgütleri besliyor; diğerinde insanların üzerine jetle bomba bırakıyor. ne bu abi? resmen nefret aşılamak bu. hristiyanlar ve müslümanlar barış içinde yaşayamaz, hristiyanlar hep bizim kötülüğümüzü istiyorlar, bizi öldürüyorlar, ama biz öyle miyiz onlar bize füze biz onlara gül atıyoruz, biz çok iyiyiz onlar eğk mi demeye çalışıyorsunuz bunun amacı nedir? neden bu düşmanlık? her daim barış abi, her daim. mümkün olduğu sürece barış, hoşgörü, sevgiye yönelmeliyiz. amacımız bu olmalı. bir eylemin yapılmaması gerektiğini düşünüyorsanız daha az agresif yollar seçmelisiniz ve argümanlarınızı ona göre organize etmelisiniz, böyle saldırgan yollarla olmaz.
and he lived happily ever after
milano'da çalıştığı bir sırada köylüler leonardo'ya (da vinci) bir torba dolusu dağlarda buldukları deniz canlılarına ait kabuklar getirmişler. 1480-1515 yılları arasında bu konuda not defterlerinde yazdıklarından anlaşıldığına göre de cidden adam kendi de dağlara gidip inceleme yapmış, kabuk örnekleri toplamış dağlardan. tabi ilginç bir durumla karşılaştığı için bir bilim adamı merakıyla hipotezler üretip yahut başkalarının ürettiği hipotezleri yanlışlayarak olayı mantıksal çerçevede açıklama gayretine girmiş. genel itibariyle insanlar bu kabukların dağlara nuh tufanı sayesinde geldiğini düşünüyormuş, bazıları da tanrı'nın insanları kandırmak için bir oyun oynadığını denizkabuğu şeklinde taşlar yarattığını aslında onların sadece taş olduklarını söylüyorlarmış yahut cidden denizkabuklarını orada yarattığını. ama bizim leonardo durur mu yapıştırmış cevabı, birincisi demiş: "İlk bulduğumuz kabuklar dağda denizden 600 metre yükseklikte ve diğer dağlarda da aynı seviyede yer alıyorlar; ama kutsal kitapta yazdığına göre bu tufan 40 gün yağmur yağması sonucu suları en yüksek dağın 10 arşın üzerine kadar yükseltmiş. madem ki sular bu kadar yükseldi neden dağın zirvesinde daha yükseklerde kabuklar yok da 600 metreden daha az seviyede yer alıyorlar? velev ki bu yağmur en yüksek dağın 10 arşın üzerine çıkardı su seviyesini; dünya küre şeklinde olduğuna göre sular merkezden her yönde eşit yükseklikte olacaktır ve artık suyun akabilecek bir yönü kalmayacaktır, yalnızca yukarı yönde gidebilir o da buharlaşarak, bu mümkün müdür? acaba tufan kutsal kitapta yazdığı gibi tüm dünyayı kaplamamış mıdır? yağmur yağarak oluşan bu tufan adriyatik denizinden 400 km içeride bulunan lombardiya'daki dağlara bu ağır ve suda batan denizkabuklarını getirebilir mi? kendileri gelmiş olsalar 400 km'yi 40 günde gelebilirler mi? ayrıca burada 4 farklı katmanda bulunan kabuklar var, buna göre farklı zamanlarda farklı tufanlar mı olmuştur? yalnızca kabuklarla da kalmıyor, nasıl oluyor da dağların yüksek zirvelerinde büyük balıkların kemikleri de bulunuyor? bu hayvanların denizden bu kadar uzağa tufan tarafından getirildiğine ısrar edenlerin saçmalığı ve aptallığı ortada. birtakım cahiller de tanrı'nın onları bir takım kutsal etkilerle burada yarattığını söylüyor; sanki biz boğaların yaşlarını boynuzlarına bakarak, ağaçların yaşlarını dallarına bakarak ve salyangozların yaşlarını yıl ve ay olarak kabuklarına bakarak anlayamıyoruz. bu kabukların ilahi güçlerin olası etkileriyle orada yaratılmış ve hala yaratılmakta olduğunu söylüyorsanız, böyle bir düşüncenin biraz mantık sahibi bir beyinde yeri olamaz, çünkü geliştikleri yılların sayısı kabuklarında yazılı ve büyükler ile yavrular bir arada görülmektedir. ancak onlar yiyecek olmadan büyüyemez, hareket olmadan da beslenemezlerdi -halbuki böyle bir ortamda hareket etmeleri olanaksızdı."

ressam, heykeltraş, mimar, mühendis; en önemlisi adam bilimadamı abi, bilim adamı. bu adama hayran olmamak elde değil.
and he lived happily ever after
bazı babası belirsiz kişiler tarafından yapılan bu dergi beni çok üzüyor. bir kere çizerleri oksijen israfı yapıyor artı bu dergi kağıda basılıyorsa bir kağıtla yapılabilecek en kötü israf yöntemi, basılmıyorsa da kin ve nefretten başka bize sunduğu olmadığı ve elektrik israfı olduğu için yine doğaya zararlı. neresinden baksak zarar :/
and he lived happily ever after
hitler ve mussolini omü dedikodunun tavla turnuvasına katılmıştır ve karşılıklı oynamaktadırlar. o sıra ricardoveritas içeri girer ve admine bunlar hitler ve mussolini değil mi diye sorar. admin:

"evet, onlar" der. ricardo huşu içinde onlara doğru yürür ve:

"selam beyler, ne yapıyorsunuz?"

hitler cevaplar:

"3. dünya savaşını planlıyoruz."

ricardo sorar:

"gerçekten mi? neler olacak?"

hitler:

"bu sefer 10 milyon omü dedikoduluyu ve güzel sarışın bir kadını öldüreceğiz" der.

ricardo öfkeyle karışık şaşkınlıkla:

"güzel sarışın bir kadını mı?!?!" diye tepki gösterir.

bunun üzerine hitler, mussolini'ye döner ve der ki:

"gördün mü, sana kimsenin 10 milyon omü dedikoduluyu takmayacağını söylemiştim!"
and he lived happily ever after
toplu taşıma araçlarında kalabalığın içinde etrafta uzanacağım bir şey olmadığında ve yakınımda duran direğe de direği tutmak yerine tüm sırtını yaslayan insanların beni ittiği çıkmaz: o vücuda yapışık olan direği elimle kavramak vasıtasıyla yaptığım eylem, acaba bir tarafımı mı elliyor bu lavuk diye düşündürür mü düşündürmez mi?
and he lived happily ever after
geçen gün tramvay durağında, duraktan çıkarken turnikeden değil de yandaki engelli vatandaşlarımız için de olan geçiş yerinden geçildiğinde iade makinesinin bu yaptığınızı anlayıp para iade etmediğini iddia eden bir kadınla karşılaştım, abla bu kafaya ulaşmak için hangi maddeyi kullanmış merak etmiyor değilim
and he lived happily ever after
bugün samsun'da sıradan bir günde neler olmuş öğrenmek amacıyla samulaş tramvay gazetesini aldım ve samsun gündem özel programıyla sizlerleyim:

haber 1) bir lisede giriş ve çıkış zili mehter marşı yapılmış. öğrenciler ve öğretmenler memnunmuş. (okuldaki hademelerin yeniçeri kılığında oldukları, müdürün ise sadrazam sarığı taktığı söyleniyor)

haber 2) 15 yaşında zurna çalan bir kızımız komşular rahatsız olmasın diye zurnayı elbise dolabının içine girip çalıyormuş. (haberi izleyen komşuların, zurnacı kızın apartmanın bodrumunda çalmasına izin verdiği söyleniyor)

haber 3) kan emici sülük satan bir aktar amcamız 70 derde deva olduğu bilinen hacamat ve sülük tedavisinin kesinlikle profesyonel kişilere yaptırılması gerektiğini söylemiş. (hele o profesyonel kişi akupunktur eğitimi almışsa bu tedaviyle ölümsüz olabiliyormuşsunuz)

and he lived happily ever after
demin parkta bankta oturan 3 adet yurdumuz gencini gördüm. bankın 2 metre solunda ve sağında çöpkutusu olduğunu gören bu arkadaşlar banktan kalkıp iki adım atmaya üşenerek izmaritleri yere atıyorlar. İçimden uyarma isteği geçti bir an ama uyarımın bir işe yaramayacağını ve bir olasılıkla da zararlı çıkacağımı düşündüğümden vazgeçtim. kamu spotu: bu ülke hepimizin, yerlere çöp atmayalım.
and he lived happily ever after
iyy, böyle şeyleri gördükçe beni afakanlar basıyor. bugün e1'de iki teyzede samkart yoktu bir tane hanım kızımız onların yerine kartını bastı. sonra kadınlardan biri biraz para verdi. hanım kızımız da bu para fazla dedi geri uzattı, kadın al dedi, bu yok alamam diyor uzatıyor, kadın kızın avucunu kapatıyor olsun diyor, kız da yok diyor alın diyor, kadın almam sen öğrencisin sana lazım olur diyor, kız bu para çok diyor falan iki tarafın elleri arasında bir mücadele var parayı birbirlerine iteliyorlar. atilla taş yunanistan'a böyle itelenmedi, o derece. en son kız verdi parayı, para artık para olmaktan çıkmıştı o hengamede iyice buruşmuştu. para dediğim de 5 lira, 5 (tam görmemiş olabilirim biraz da bozukluk vardı sanırım). bir kere söyle para vermenize gerek yok de yahut bu para çok de, sonra at cebe gitsin ne uğraşıyorsun. sanki kart bastın diye sana 1 milyon dolarlık çek yazdılar, bu nedir arkadaş.
and he lived happily ever after
jean rostand şöyle demiş: “bir gün atomun enerjisini serbest bırakacağız, gezegenler arası yolculuklar gerçekleştireceğiz, ömrü uzatıp kanseri ve tüberkülozu tedavi edeceğiz; ama en düşük seviyeli kişiler tarafından yönetilmiş olmanın sırrını asla çözemeyeceğiz.” bunu çözmekte ne var jean abi? bunun sebebi ne biliyor musun hocam? bunun yegane sebebi, insanların farklı fikirdeki diğer insanları dinlememesi, o konuda o fikirdeki kişiler tarafından yazılmış kaynaklardan bilgi edinmeye uğraşmaması ve bundan dolayı da tartışırken karşı tarafın söylediklerinin bir kulaktan girip bir kulaktan çıkması, sunulan hiçbir argümanın gerçekliğini sorgulamadan kişinin söylenenleri direkt reddetmesi. bunun sebebi bu işte hocam. dinlese halbuki belki de 'acaba?', 'ulan yoksa?', 'bunu hiç düşünmemiştim' vs deyip bazı çakraları açılacak ve ufku genişleyecek; ama yok. İnsanlar anlamsız bir şekilde bir konuda yanlış olduklarını öğrenmekten aşırı derecede korktukları için (yahut suçlarını örtbas etmek için) bu gerçekleşmiyor maalesef.
and he lived happily ever after
1973 yılında vefat eden, hong kong ülkü ocakları başkanı bruce lee

and he lived happily ever after
ne kadar ilkel canlılar olduğumuz kendimiz her bir boku yerken diğer insanlara olmadığımız biri görünümü vermeye çalışmamızdan belli değil mi? mesela, bir erkek, kız arkadaşının yahut karısının giyimine kuşamına her türlü karışır ama gider sokaktaki karıları kızları dikizler. ortamlarda feminizm, kadın hakları bla bla diye takılan kız gider kendisine şiddet uygulayan hırbonun tekiyle birlikte olur dayak yer ama ilişkisine devam eder. başkalarının arkasından iş çevirip yüzüne karşı sıcak davranmalar mesela. amerika'da bir araştırma yapılmış, 6 yılı kapsayan bu araştırmada haftada bir defadan daha fazla porno izleyen katılımcılar az izleyenlere oranla daha dindarlaşmış; daha fazla dua ediyor ve daha sık kiliseye gidiyorlarmış. sebebini anlamak kolay, yaptığının yanlış olduğunu düşündüğü için bu şey diğer insanlara karşı daha ahlaklı bir görünüm çizmeye itiyor onu ama yaptığını yapmaya devam etmekten de vazgeçmiyor. örnekler çoğaltılabilir, ne de olsa insanların ne kadar aşağılık canlılar olduğu ortada. bazen diyorum da bir meteor çarpsa, güneşte büyük bir patlama olsa, nükleer savaş çıksa falan da yok olup gitsek ne güzel olur.
and he lived happily ever after
İstisnasız tam da her şeyin yolunda gittiğini düşünürken

and he lived happily ever after
İnternet üzerinden kendisini rahatsız edenler hakkında (aslında burada beni kastediyor) hukuki işlem başlatacağına dair paylaşım yapıyor ama basılan kitabının parası verilmediği için 'köprüyü geçene kadar bir şeylere katlanmak zorunda olmak' diyor. kendisine hiçbir hakarette bulunmadığım halde böyle bir paylaşım yapabiliyor ama konu parasını vermeyen yayıncılara gelince onların bilemeyeceği göremeyeceği anonim bir hesaptan 'götlaleleri' demekle yetiniyor. yayıncılara gücü yetmiyor herhalde arkadaşın. bakın, her şeyine bahse varım ki ortada böyle bir kitap yok.