lipstickk
lipstickk
din olgusunun çocuk doğar doğmaz kimliğine yazılmasını ve onu hayatı boyunca o kimlikle yaşamaya mecbur bırakılmasını (aile tarafından ) hiç doğru bulmuyorum. kendimi bir başka dine ve o dinin peygamberine daha yakın hissediyorum ama bu toplum baskısı yüzünden istediğim inancı yasayamiyorum. geçen gün bu konuyu anneme çıtlattım; bi güzel payladı beni... keşke niyelerini sorsa, ne yapılabilirleri düşünse... dünyaya gelmeden evvel seçme şansımız olsaydı ben bu dine mensup olmazdım ve din de takdir edersiniz ki bir inanç meselesidir. neden olmak istediğim yerde olamıyorum? neden bu hoşgörüsüzlük bu kabul edemeyişlik?

Cevaplar

zorakimuhendis
zorakimuhendis
fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur. ﴾193﴿ tefsiri burada savaşılması emredilenler de 190. âyetteki topluluk, yani müslümanlara karşı savaş açanlardır. âyetteki fitne kelimesi eski müfessirlerin çoğu tarafından “allah’a ortak koşma, inkâr etme (küfür)” şeklinde açıklanmıştır (bk. taberî, ii, 194; zemahşerî, i, 118; şevkânî, i, 210). fahreddin er-râzî ise buradaki fitne kelimesiyle ilgili iki farklı açıklama getirmektedir: 1. müslümanları dinlerinden döndürme tehlikesi ve riski, bu yöndeki baskılar, tertipler. 2. düşman tarafından gelebilecek toplu saldırı riski. râzî’nin naklettiği iki yoruma göre de âyetteki savaş buyruğunun asıl hedefi, küfür ve şirki büsbütün ortadan kaldırmak ve herkesi müslüman yapmak değildir. esasen insanları savaşarak müslüman yapmak pratik bakımdan da imkânsızdır. çünkü iman bir ikna ve gönüllü kabul işi olup kur’ân-ı kerîm de bunu açıkça ifade etmiştir (meselâ bk. kehf 18/29; hucurât 49/14). öyle görünüyor ki âyetteki fitne kelimesi râzî’nin işaret ettiği her iki anlamı da içermektedir. şu halde âyete göre savaşın ana hedefini, “müslümanları dinlerinden döndürme tehlikesini ve düşman tarafından gelebilecek toplu saldırı riskini ortadan kaldırmak, herkes için geçerli bir din ve inanma özgürlüğü ortamı sağlamak” şeklinde özetlemek mümkündür. çünkü “dinin allah için olması” yalnız İslâm dinine değil, diğer dinlere inanan ve dinlerinin gereklerini yaşayanların da baskıya mâruz kalmamaları, kendilerine din seçme hürriyetinin verilmesi hükmünü içermektedir. çünkü zorlama sebebiyle dile getirilen imanın da ibadetin de hükmü ve değeri yoktur. âyetin sonunda “fakat (müşrikler) vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur” buyurulmakla birlikte, hangi şeyden vazgeçecekleri belirtilmemiştir. bu ya küfür ve şirkten veya savaşmaktan vazgeçmek olabilir (reşîd rızâ, ii, 211). taberî bu kısmı her ikisinden de vazgeçmek şeklinde yorumlamış ve şöyle açıklamıştır: “size savaş açan inkârcılar, savaşmayı bırakır da sizin dininize girer, allah’ın size yüklediği vecîbeleri kabul eder, putlara tapma âdetlerinden vazgeçerlerse artık onlara saldırmayın, onlarla savaşıp cihad etmeyi bırakın. çünkü yalnız zalimlere yani allah’a şirk koşup o’na kulluk etmeyi reddedenlere, yaratıcılarından başkasına ibadet edenlere saldırılabilir” (ii, 195). ancak yine taberî’nin aktardığı bilgilere göre (ii, 195-196) âyetin, “...zalimlerden başkasına saldırmak yoktur” anlamındaki son cümlesi, “size savaş açandan başkasıyla savaşmayın” şeklinde de açıklanmış olup kanaatimize göre bu yaklaşım, konumuz olan âyetlerin akışına, kur’an’ın genel tavrına ve hz. peygamber’in hudeybiye’de müşriklerle antlaşma yapması gibi tatbikatına (meselâ bk. nisâ 4/90; tevbe 9/1-6, 7) daha uygun düşmektedir (genişbilgi ve bu istikametteki görüşler için bk. ateş, i, 332-338).