yazarfencelebi
İlk defa bir öğretim döneminde öğrenci değil öğretmenim :) rabbim atanmış olup da okulda görev yapmayı da nasip etsin tüm öğretmen arkadaşlarımla birlikte bana. atanamadim ama buna da şükür ;)
yazarfencelebi
nickimi hatırlayanlar bi takip etsin eskilerden kimler kalmış anlayayım :)
yazarfencelebi
yuh site ne hallere gelmiş ben gelmeyeli :d
yazarfencelebi
merhaba dedikodu ailesi
eskiler bilir beni. bir dönemin hüzünlü derdeber insanı olarak bayağı aktiftim burda. adlarını bilmedigim ancak yazılarıyla bana destek olan onca kişi vardı hepsinden allah razı olsun. konuya gelecek olursam. dünyada aşık olanlardan çok acikanlar var demiş yazar. babama babalar gününde ne alsam diye düşünen de var babasının resmine bakıp keşke yaşasa da hiçbir şeyim olmasa diyen de var. babasına bağıran da. İnsan nankordur adəm kardeşlerim. nankoruz hepimiz. azıcık mutlu olduk mu unuturuz acısı olanı, acinın ne olduğunu unuturuz. mutluluk elimizden gittiğinde ise basariz feryadı vay bittim öldüm diye, oysa ne senindi ki neyi aldılar senden. sanki mutluyken hep şükür bilmisiz gibi. diyeceğim o ki. zamana bırakmak vardır ya. asla hiçbir şeyi zamana bırakmayın. zaman nehir gibi akıp gidiyor hem bir şeyler yapmak için geç oluyor hem de o nehir də önünüzə gələn ya parcalanmis oluyor yada nehrin başındaki birinin attıkları ... demem o ki her halimize şükredip mutlu olmaya , mutlu etmeye odaklanmaliyiz. bir film repligiyle vedami edeyim. (hala nefes aliyorsan , umut var demektir.)
yazarfencelebi
cuma günü tramvayda yanıma oturup piazzaya giden 3 kız onlayn mı ? f. bölümüydü 2. sınıf ?
yazarfencelebi
toplanın üniversitedeki en büyük vicdan yaptığım olayı itiraf edecem. daha birinci sinifim o zamanlar. tramvaya üniversitenin ordan binbir bir gurle bindim oturmaya yer buldum. bide meydana kadar gidicem, zaten yorgunum hiç yer veremem bugün dedim. neyse yanıma da o zamanlar çok güzel bir kız oturdu. (şimdi muhtemelen göreve başlamıştır) neyse. oh diyorum iyi, en azından yaşlı amcaların sohbetini çekmek zorunda kalmam. neyse daha birkaç durak olmadan tıklım tıklım oldu tramvay. birkaç tane teyze geldi önümde durdu, teyze dedigime bakmayın 40 yaşlarında en fazla. arkadaşlarından geliyorlarmis. bir sürü koltuk boşaldı oturdular ama hala yerlerinden kıpırdamadı teyzelerimiz. İnatla benden yer bekliyorlar. dayanamayıp seslerini yükseltip konuşmaya başladılar. bu zamanın gençleri çok terbiyesiz saygı nedir bilmiyorlar da şudur budur. bikac kişi bu laflarını duyunca yer vermeye kalktı yok inat ettiler. hala bana laf sokuyorlar alttan alttan. ya zaten o kadar yorgun olmasam yer veren biriyim. İlk defa vermeyeyim demiştim. sonra kafamı kaldrdm herkes bana sinirli sinirli bakıyor. dedim nerdeyse dayak yiyecem bu işten siyrilmam lazım. operanın oradayken. aklıma bir şey geldi. önümdeki direklere tutunarak ayağa kalktım. sonra biraz ilerleyip teyzenin kusura bakmayın size yer verilmedi, benim bacağım sakat olmaz ben bile yer verecektim size özür dilerim dedim. sonra kapıya kadar ayağımı sürüyerek geldim. tramvaydaki tüm bakışlar teyzelere döndü. herkes vicdansız gözüyle baktı. kapıdan inip yavaşça tramvayın uzaklaşmasını izledim :) buda böyle bir animdir.
yazarfencelebi
dedikoduya ilk katildigimda daimi yazanlar ekibi vardı yazdıklarından analiz yapıp liste yapmıştım sonra twitterda takip edenlerden etkileşim yapanlardan hepsinin nerdeyse kim olduğunu anlamistim. eski stalkcilardan kim kaldı :) bir de bir ara imlaci manyak vardı öldü mü o ya :)
yazarfencelebi
vay arkadaş buraya bir şey yazdigimda tanıyan ve burda takılan biri varsa direk ben olduğumu anliyor. zaten yazarfen celebi adım gibi oldu artık dışarda da o yüzden bende başka hesap acmaya karar verdim :) artık :)))
yazarfencelebi
bitti artık anlıyor musun bitti!...
artık bitti…
kalan birkaç gramlık nefesini ölmemeye harcadı bu sözlerden sonra. aslında kimine göre zaten pek de yaşıyor sayılmazdı. ama zaten herkes o çizgideydi ona göre. o ise ölmemeye çalışanlar tarafına geçmeyi tercih etti. yorulmuştu. ayakta daha fazla duramadı, az önce öldürmekten beter ettiği adamın yanına oturdu. yutkunma sesi yaklaşık beş dakika adamın kulağında çınladı. sonra derin sessizliği bölen adamın hıçkırıkları oldu. bir cam sesi duyulur gibi oldu adamın kulağına. ya erkekler ağlamaz klişesini kırdığı için gelmişti. yada kalbindeki parçalanma somut bir hale dönüşmüştü. ama adam en çok küçükken köydeki evinin camını kırığındaki sese benzetti. gözlerinin önüne geldi o an, kışın ortasında ayağında altı delik plastik köy ayakkabısıyla birkaç gündür bastıran karın bir günlük oyun müsaadesi verdiğini düşünüyordu o zamanlar, abisini çağırıp kartopu oynamak için dışarı çıktıklarında, elleri soğuktan buruşana kadar kartopunun keyfini çıkarmışlardı. ancak tam eve girmek üzereyken kulağının arkasında hissettiği o koca kartopunun soğukluğu sinirlerini bir anda göğe yükseltmişti. bu kez yere bir topu için değil bir mermi almak için gibi eğildi, olağan gücüyle fırlattıktan sonra gelen ses kulağında uzun süre yankılandı. bir süre sonra kırık sesi yerini annesinin bağırma seslerine bıraktı. ardından babasının öksürüklü ama bir o kadar şefkatli sesi. –bağırma çocuğa olan oldu. ancak annesi, hiçbir anne gibi kötü niyetinden değil üzüntüsünden sitem etmişti. kış ortası, yollar kapalı ve camı tamir parası sofradan birkaç yemeğin eksilmesi demekti. babası hasta yatağında bir kat fazla yorganın altında ısınmaya çalışacaktı. çocuk o an yaşadığı atlatmış yerini korkuya bırakmışken kaçmaya yeltendi. birkaç adım atmadan ayağında bir acıyla var gücüyle bağırmaya başladı sonra. İçindeki korku, annesin kızgınlığı, ayağının acısı, babasının bakışı camdaki kocaman boşluk ve avazının çıktığı kadar bağırma isteği…. İşte tıpkı o cam kırılma sesi gibiydi adam için. gözünün önünden film gibi geçti çocukluğundan birkaç saniye, ancak o anın acısını yıllar sonra faiziyle birlikte yaşıyor gibiydi. ne konuşmaya hali vardı, ne içindekileri anlatmaya. pişmandı aslında, en az camı kırdığı kadar pişmandı. kafasını kaldırmak istedi. ama kafası çoktan iki tona yakın gibi gelmeye başlamıştı boynu için. ellerinin yardımıyla biraz doğrultmaya çalıştı. suyun altından sesin gitmediğini hatırladı, sildi gözyaşlarını ve kadına bir bakışta gözleriyle anlatmaya çalıştı.
halbuki yüzlerce, binlerce, yüz binlerce şey söylemek isterken birkaç kelime döküldü ağzından sadece:
+ beni hiç mi sevmedin?
-sevdim! ama…
+ama katilidir önceki cümlenin demiştim
-…
+yalan söylüyorsun!
-…!!!
+sen beni hiç sevmedin.
-sevdim, ama artık bitmesi gerek. kendine iyi bak olur mu?
+bana bunu söyleme umrunda mı sanki?
-evet. umrumda, üzme kendini. sen benden önce unutursun, elveda
adamın yüzünde gülünce oluşan duruma benzer kaslar oynadı, kadın adamı güldü sandı.
kadın kalktı, gözünde yaşlarla uzaklaşmaya başladı, adama da giderken biraz gözyaşı tohumu bıraktı.
adam kalkmaya çalıştı, her yerine cam batar gibi oldu. sahi cam sesei nerden gelmişti diye etrafına bakındı bir şey bulamadı. kadın da duymuş muydu o kırık seslerini diye meraklandı. sormak istedi ama kadın çoktan uzaklaşmıştı. adam her yerde aradı ama bir daha o günkü kadını bulamadı… adam artık ıssız kalmıştı. yanına almak isteyeceği üç şeyin üçü birden dünyadan uzağa atılmıştı. hayata dair anlamlı olan ne varsa bi anda anlamsız kalmıştı. babam dedi saçma bi refleksle belki cam kırmasam o gece ölmezdi. ve kadını düşündü belki bu kadar üzmesem bende ölmemeye çalışan biri değil yaşayan biri olarak kalırdım diye hayıflandı. kalktı yerinden mezara gömülmek elinde değildi yatağına gitti. yatağından atıldı. yemek istemedi pek canı ama yemeye parası da kalmamıştı. konuşayım dedi. meğer tanıdığı kimse ona dost olmamıştı. hayata dair bildiği ne varsa bir günde cahil kalmıştı. kadın mı ne oldu? adama benden önce unutursun dedi. bir süre sonra adamın adını hatırlamadı… bu hikaye olacaktı güya ama sonu hiç güzel olmadı. çünkü fazlasıyla gerçeğe bulandı.
yazarfencelebi
evet cancagizlarim
bilenler bilir sarı bir daktilom vardı benim hala var ama cafede duruyor.
çantalı antika hos bir görüntüsü ve bir sürü mazisi olan bir daktilo.
her şairin istediği bazı şairlerin elinde eskittigi daktilo
benim için de çok önemliydi çok guzel birinden almıştım çok özel bir şekilde.
ama ancak bende kalmasından daha çok gerçekten hak eden birine vermek istiyorum.
bir mektup yazılsın istiyorum, yanına isteyen bir hikaye bir şiir ekleyebilir. ve yazarfencelebi @gmail.com adresine e-postayla gondersin 31 marta kadar gelen yazıları mektupları okuyacam ki gelmeye başladı bile. en beğendiğim yazının sahibine hediye edecem daktiloyu. güzel yazabilene değil en içten yazdigini düşündüğüm ve daktiloyu çok istediğini anladım güzel yürekli birine vermeye calisicam kız erkek farketmez. eğer siz de bir mektup yazmak isterseniz beklerim. hayırlı geceler.
yazarfencelebi
bir arkadaşım dedikodudaki beyoğlu reklamını gorup beyoglunu sordu tarif ettim. yan tarafındaki esintiyi daha çok beğenip oranin daimi müşterisi oldu iyi mi :d
yazarfencelebi
hezarfen ahmet çelebi+ evliya çelebi+ süleyman çelebi: yazarfen celebi
(nerden bu nick diye soranlara)
hezarfen ilham kaynağım cesaretle ve onyargilara karşı duruşu inandığı şeyi kimseye bakmayarak yerine getirmesi.
evliya celebi içimdeki gezgin maceraperest ruh onun kadar olmasa da 3 yılda 40 tan fazla il gezdim
süleyman çelebi o meşhur mevlidin yazarı içimdeki din kültürü öğretmeni olma isteğinin sebeplerinden biri :)
yazarfencelebi
İnsanlığın soyu tukeniyor.!!!!
evet arkadaşlar tukeniyor...
İnsan kavramının küçüğüne çocuk denirdi eskiden.
masumdu bir şey bilmez. İçinde saflık ve vicdan olurdu. kavga nedir bilmez kusluklerde misketi geri verinceye kadar surerdi. yargilar nedir anlamazdı. mahallede arkadaşlarıyla oynar eğlenir akşam eve çamurlu çamurlu gelip. yorgunluktan uyuya kalırdı. saklambaç oynardı koşa koşa. henüz çocukların telefon nedir bilmediği zamanlarda ama. şimdilerde 5 yaşında hatta daha kucukken elinde tablet telefonda oynanıyor çocukların mahalle arasındaki oynadığı oyunlar, paçası kirlenmeyen. dizi yara olmayan, arkadaş edinmek için sosyal medyadan istek gönderen hale donusturduk onlari. peki ya bu küçük insanlarin sonraki hale ne mi oldu. batı kültürü edindi modern diye ailelerden ve sanal alemden. buyudu genç oldu. sevgilisi olacaktı, onu da tv lerden öğrendi nasıl yaşanacağını aşkın. opusmek olmalıydı kesinlikle. sonra ilişki yasamaliydi eve gidip karşı cinsiyle yoksa anlamı yoktu aşkın. bir zar namus belirtmezdi. modern olmalıydık. yobazca şeylerdi bu. ancak çiftleşme yaşına gelince modern olmayan birini aradı hep sadece beni sevmiş olsun istendi. dis gorunusse bakti. fiziği iyi olanlar arasında aşk daha iyi yasinirmis gibi hep orada aradı aşkı. İnsan dedigimiz varlığın gençlik bölümü ne halde mı. modern artık. kız kelimesi kalması toplumda ayrımcılık oluyormuş kız demek. kimsenin yaşadığına karisilmazmis hadi eyvallah lafım olmaz benim de. be kardeşim. sen yıllarca kasli erkeklerin fizikli kızların evlerinin adresini o kadar iyi ogrendin ki aşkı bedenlerde o kadar aradin ki aldatılmak normal oldu sonra. ben yine kadın derim her kiza kadına ama senin için önemsiz olan ilişki olayını sevdigim dediğin insan yaşayınca ona da kızma o zaman. doğru yanlış belirtmesi yapmıyorum. olayın sonuçlarını söylüyorum. sonra geldik insan kavramının son demlerini oynamaya çalışan yaşlı varlığa tüm derdi yaşadıkları ve yasayamadiklarini küçük varislerine aktarma çabası içinde geceleri pişmanlık içinde yaşanılan zor bir evre. erkek cocugu varsa anlat kızları bir madde gibi kaç kizla birlikte olduysan o kadar aferin kiz evladı varsa aman sevgilin olmasın konusma insanlarla. eline çarpsa bi erkek vurur sokak ortasnda. bazen diyorum ki tüm dünya bi anda aynı anne babanın çocuğu olsa acaba ne derlerdi çocuklarına ? yine her kizla birlikte ol denir mıydı erkeklere? denmezdi sanırım ama şunu hep unutuluyor ya her kızın bir babası var her neyse insanlık ölüyor benim derdim o hemde bi uçkur uğruna. aşkı bedenlerde hapsediyor bir de en çok da bu sinirime gidiyor. bir kere insanın kalbini sev kardeşim. sevdiğin kıza birinin kizi diye bak. evlenecegin insan diye dusun mesela. gelindiğinde hakkıyla giyeceği beyaz yer birak. bedenlerde aramayı bırak aşkı. eğer öyle devam edersen. hep daha iyi bedenler çıkacak karşına. ve dünya uckuru uğruna insanlığı unutacak. ben boyle bir dünya istemiyorum asla. suriye de bir çocuk açlıktan ölüyor , kafasında bombalar patlıyor. adana da tecavüz vakası gazetede birinci sırada. bu nasıl insanlık şimdi soruyorum sizlere insanlık ölüyor ... para mal mülk birkaç hormon ugruna.cok tepki çekecek bu yazım onu da biliyorum. kimi yobaz diyecek. kimi geri kafa. umrumda mı ? İnsanlık ölürken bende araya kaynar linç edilirim en fazla. ulan çok mu zor be sevgililigi güzel yasasak vicdanlarimizi biraz kullansak mesela. yada insanları yargilamadan tanisak. afrika hariç olmasa yada. biraz kafamizi artık telefondan kaldirip etrafımızda baksak. İnsanlarla konussak. yardıma ihtiyacı olana kossak. aşkı kalpte yasasak. saygı ve empati neydi hatırlasak. cocuklarimza modernizmi açık giyinmekle değil sadece açık fikirli olmakla olduğunu anlatsak. karşı cinse obje diye bakmasak. bir gunlugune. sadece bir gunlugune. her insan oz kardesinizmis gibi yaşayın bakalım ne kadar modern oluyor dünya. ne hırsızlık kalır ortada ne cinayet ne tecavüz ne yalan dolan nede açlık dünyada. bunu yapmazsak zaten insanligin nesli kuruyacak yakinda. saygısızlık ettimse affola.
yazarfencelebi
(bu bir öneri yazısıdır)
önceki yazımda birinci sınıf kardeslerime biraz tecrübe paylaşmaya calismistim. simdi aklıma gelen birkaç şey daha söyleyeyim musadenizle.
1) öncelikle samsuna yeni gelip aksama kadar yurtta yatarsaniz hiçbir şey elde edemezsiniz.
2) yurtta olduğunuz zaman da kitap okuyun, sohbet edin, insanlarla tanisin
3) yurttan çıktığıniz zamanlarda kendinize okul haricinde gideceğiniz bir yer daha bulun, ilgi alaniniza gore bir yer
(İgne deligi gençlik merkezi ne gidip ücretsiz kurslardan ve egitimlere katilabilirsiniz. yada üniversitenin 50 den fazla kulübü(topluluğu) var, omütit (tiyatro) karikatur, yaşayan kütüphaneler vs vs. hepsine bir göz atmaniz gerek en azından neler yaptıklarına. bunlar da olmadı ben dağ bayır gelecem diyorsanız omüdak var dağcılık kulübü doğa yuruyusleri, zirve tırmanışları. kamplar vs yapıyor. bunlar benim gidip belirli zaman geçirdiğim memnun olduğum yerler daha niceleri vardir kim bilir. kalkın ilginiz olan yeri bulun ve aktif olun.
4) benim kuluplerle isim yok bikac arkadaşım olsun onlarla gezeyim tozayim derseniz. İnsanları tanırken hemen guvenmeyin pat diye. sonra bir yanlış bir sürü doğruya mal olmasın. her neyse arkadaş seçiminizi iyi yaparsaniz zaten. en sıkıcı yer bile eğlenceli olur. ama daha da eğlenceli olabilecek yerler bulun.
5) ayrica samsuna kadar gelmissiniz ve bence şunları yapmadan mezun olmayın.
*akdağ'da kayak*
*nebiyan dağı kamp*
*omü gölet piknik*
*vezirkopru kanyon gezisi*
*ladik de hamam*
*amasya ya trenle gitmek*
*bafra kuş cenneti gezisi*
*ordu teleferikten sonra manzaraya karşı cay sigara*
*atakum sahilde gün doğumu izle*
*sinop erfelek selalerine git*
6) yok ben arkadaşlarım olmadığı zaman ne yapacağım diyenler:
*bakku cafe* var samsunda omurevlerinde internetten adresini bulursun zaten kitap&cafe git oraya çayını ic kitabını oku
*hatta ılgın varsa dergi çıkarıyorlar bakkudergi diye yazını gönder, dergi yazarlariyla konuş.
*şiir gecelerine katıl, sinemaya git.
yok ben hala daha yurtta yatıp insanlardan kaçmak istiyorum hayatımın en güzel zamanlarini bisa harcamak istiyorum diyorsan sen bilirsin.
*** son olarak: hep o meşhur soz vardır ya(sırt çantamı alıp çekip gitmek istiyorum her şeyi arkada bırakıp ) diye. heh işte ne zaman bunalirsan yap onu. sadece sosyal medyaya yazıp bırakma. hiçbir seye ihtiyacın yok nefes alabiliyorsan. bir tek inanman ve istemen lazım. nereye istersen gidebilirsin otostopla çekinceleri ön yargıların varsa hicbirini yapamazsın. facebook tan interrail türkiye otostop grubu var girin bakın 50 binden fazla genç neler yapmis gorun. sözlerimi otostop grubunun sloganı ile bitiriyorum.
yola çık yol açık.!
(yapmak isteyen her yol açık hemde)
yazarfencelebi
oturun hele birinci sinif kardeşlerim bir iki şey söyleyeyim belki aklınıza gelir.
öncelikle kimse aynı hayatı yaşamıyor bende oldu diye sizde olacak değil. ama şunu unutmayın. üniversite hayatın son tatilidir diye bi lafla geldim üniye. ve öyle olduğunu da dusunuyordum. 4 yıl boyunca hayatımın en güzel zamanlarını da yaşadım en acı zamanlarıni da. aci derken. gercekten acı. sadece sevgili acısı degil. babamı kaybettim en değer verdiğim insanları kaybettm gozlerine bakmaya koyamadigim sevdiğimi kaybettm. koca bir omurdu üni benim için. yüzlerce hatta binlerce insanla tanıştım. samsuna karış karış gezmekle kalmadim. üni den önce pek il disina cikmamis biriyken unide 48 tane il gezdim. turkiyede gitmek istediğim neresi varsa gittim gordum. zengin olduğum için değil ama. zenginlerin bile sahip olamadığı zamana sahip olduğum için. ve hep şunu prensip edindim. bir hayalin varsa peşinden koş. asla denemedigin icon pişman olma. param yoktu otostopla gittim. kalacak yerim olmadı çadır kurdum. konuşacak kimsem olmadığı zamanlar oldu aldım kağıtla konuştum. en çaresiz hissettiğim anda yalnız kaldım ama yine ayağa kalktım. 4 yıl boyunca öyle bir hayat yaşadım ki bir ömre denkti. anlatmaya kalksam saatler surer. ama anlatamayacagim hiçbir şey de yasamadim çok şükür. kızları bir nesne değil benim gibi insan olarak gordum. onların da abisi babası var diye düşündüm. sevdim ama gozyasi dokse ben boğulur gibi hissederdim öyle sevdim. kısaca önünüzde bir daha asla bulunmayacak bir 4 yılınız var ve inanın hayatınızın en güzel yaşları. görmek istedgniz neresi varsa gorun. yapmak istedgniz ne varsa kimseye zarar vermeden yapmaya çalışın. hayallerinizin peşinden koşun. gunlerinizi sabah akşam peste batakta geçirmeyin. eve kız atmak için eve çıkmayın. kızlara obje gözüyle bakmayın. İnsanlarla konuşun ama dertlerine yardımcı olmak için konuşun. kimseyi kifayeti yada konuşması dili rengi yüzünden yargılamayin. edebi edepsizlerden öğrenmek zorunda kalmayın. unutmayın. bugün yaptığımız her davranış yarın çocuklarımızı yetiştirecek nesli etkiliyor. eve attiğimiz her kız, bi gelinliği çöpe attırabiliyor. ey delikanlı kardeşim. kızına nasıl davranılmasını istiyorsan öyle davran kizlara. ey güzel kız kardeşim hayatını yaşarken evlenecegin insanı da dusun. babani da anneni de çocuklarını da. kadın erkek eşit değil maalesef sen daha değerlisin. ama bu değerini ayaklar altına aldırma. her neyse ahlak bekçisi degilim ancak kendi yapmadigimiz şeyleri başkalarından bekliyoruz. her geçen gun iyice saga sola saldırıp güzel bir gelecek güzel bir nesil bekliyoruz. biz düzgün olmazsak eger. gelecek nesil insanlığı unutacak. son sözüm şudur ki hayatını yaşarken cesur ol ve insanlara saygılı ol. empati nedir iyi kavra. bir hayalin bir geleceğin olsun. bir gün ömrün kaldıysa. birine faydan. somurtkan bir yuzde gamzen olsun. biz toplum olarak her şeyi çok biliriz ama yine de bunlar aklında bulunsun :) saygısızlık ettimse affola. hayırlı geceler.
yazarfencelebi
dedikodu sayfası mi psikolojisi bozuklar derneği miyiz bilmiyorum ama yazıların çoğunluğu dert yanmaktan ibaret rabbim hepimizin yardımcısı olsun arkadaşlar :) ne varsa kesinlikle gececek. çünkü zaman asla durmuyor. en kötü aniniz bile geçiyor. sıkmayinn caninizi... :)) sizden değerli değil bir şey :) hadi selametle :)
yazarfencelebi
bu gece palmiye cafede koyun gibi tüylü bir kopegi sevdim :) sahibi ısırır dedi. cok tatliydi dayanamadım sevdim elimi ısırdı. erkeklige leke surulmeyecek ya ısırmadi dedim. umarım kuduz olmam :d köpeğin sahibine selam :) umarım aşılıdır köpek. :d
yazarfencelebi
merhaba elva...
yazmadım çoktandır unuttum varlığıni yokluğuna kattim.
yüzüm de pek yok bu aralar sana yazmaya bir şeyler söylemek geçiyor içinin kıyısından ama nasıl baslarim bilmiyorum... bilsem neler yazacagim sana.
nasıl başlanır ki söze?
ne söylersin de devamını okutursun hikayenin?
bence soruyla başlamak gerekir ilk önce...
çünkü soruyla biraz düşünce biraz merak biraz da hüzün girer sözlere tıpkı hayata ilk başladığımız daki gibi.
ağlayarak dünyaya geldiğimiz söylenir ya hep, doğru mudur bu peki?
ben katılmıyorum buna çünkü bedeninim benden habersiz çıkardığı seslere ağlamak denemez çünkü ilk defa ağladığında bütün zerrelerini hissedersin ve hepsini tek tek yakıyorlar sanırsın...ben doğunca ağlamadım. doğduktan yıllar sonra ağladım ilk kez. ağlamakla beraber birkaç kelimeyi de idrak ettim ve bir daha asla unutmadım onları. ve ilk kez ağlayana kadar çok güzeldi hayatım. fakir bir aileydik, çok sıkıntılar çektik, yada çekmişiz ben pek hatirlamam çünkü küçükken benim parayla hiç işim olmamıştı. abimin eski kıyafetlerini giyerdim ve genelde o yılın modası o olurdu bana. birkaç arkadaşım vardı mahalleden onlarla birlikte eğlenirdik akşam ezanlarina kadar dereye gider yuzerdik meyve ağaçlarına çıkar doğuncaya kadar yerdik eşsiz manzarasıyla ve bir lira hesap ödemezdik onca meyveye. abimin kıl topraktan yaptığı oyuncaklarla oynardik kimi zaman, kimi zaman ise bilyelerle akşama kadar eğlenirdik, bulduğumuz şişeleri top yapardık vururduk sağa sola... bir pet şişeye tekme atarken dağ başında carlos olurdu adımız hayatımızda futbol topu bile görmeyen bizlerin. çok güzel oyunlar oynardık ama hangi oyun olursa olsun akşam ezanı okunduğunda eve koşardık akşam yemeği vaktiydi çünkü ezan yer sofrası kurulur herkes sofraya toplanırdı bin bereket yerdik allah ne verdiyse sonra akşam muhabbetleri başlardı kimi zaman oturur köydeki ne varsa dinler kimi zaman ise odanın kenarında bir karton kutunun içine girer hayal kurardim. kapkaranlık olurdu kutunun içi, mutlu olurdum. karanlık benim için bulunmaz bir şeydi... gözlerimi kapatır bir şey hayal ederdim ve ettiğim şey bir adım ötede gibi olurdu o karanlık sihirli perde gibiydi sanki hem ne koyarsam hayalinde oraya ordaymis gibi hemde bir yandan ailemin sesini duyduğum için sonsuz bir güven hissi... kısacası çok güzeldi her şey kutunun içinde taa ki bir gün sigamaz oldum o kutuya işte o gün başladı tüm sorunlar... önce birkaç kelimeye alerjim oldu ve nerde söylenirse söylersin canımı yakacak düzeyde ''baba'' gibi mesela ''ölüm'' gibi... sonra bir kez düşene bir tekme atıp bırakmadığını öğrendim hayatın ... bir iftiraya ugradim ailem yanımda olmadı ve 13 yaşında koca bir adam olmak zorunda kaldım... hem de tek başıma... yıllar geçti her şey geçti öyle yada böyle hep tek olduğuma inandim... ne zaman bir şey var desem, biri var desem olmadığına ikna etti beni hayat ... sonra hiç kimseye bir şeyler anlatmamaya karar verdim... ne zaman anlatmaya kalksam birilerine yargilariyla kovaladilar beni, sert yollardan geçtim. kıramadım kimsenin ön yargısını.. ama bazen kendimi
bir deniz kenarında kıyıya vuran bir ağaç dalıyla sohbet ederken buluyorum çünkü onların hiç önyargısı olmuyor bana karşı , bazen de ben ağaç dalı oluyorum. saatlerce denizin gelen dalgasını izliyorum, İnsanlar saçma geliyor bana konuşmak istiyorum, ama nafile.. aynı dili kullanamıyoruz kimseyle, ben denizi seviyorum diyorum onlar diyor ankara...
her zaman böyle miyim? hayır elbette herkes gibi kahkahanin ardında aldım hayattan bileti.. gülerek, eğlenerek geçiyor ama bazen koca bir kahkahanin ortasında ansızın bir hüzün çöküyor, işte öyle anlarda hiç bir şey mutlu etmiyor. ve mutluluktan ziyade hüzün daha bi gerçekçi geliyor. bi alıntı yapmak lazım burada ''ya hüzünle geçer günlerim ya yüzünle, hangisini daha çok sevdim bilemedim'' tam screenshot almalik söz, sonra da sosyal medyada afilli bir edebiyat timsali.. çok uzak geliyor bunlar bana.. sus diyorum sus ertuğrul.... ha hiç mi yapmıyor değilim yapıyorum ama saçma olduğunu bilerek. tamamen normal biri görünmek için. yoksa zaten ben bu çağın insanı değilim.
50 lerde olmaliydim ben teknolojiden uzak...
60 larda olmalıydım ben yalan dolandan uzak
70 lerde olmalıydım ben arabalardan uzak.
çok yanlış yilda yaşıyorum ben, benim zamanım değil bunlar.... içimde bir 20. yy beyefendisi var gibi bu dünyaya alışmaya çalışan.. özlüyor gibiyim yasamasam da 20.yy in başlarına gidesim var. sanki o zamanlar daha bi kolaymış şair olmak, bende yazardım gibi geliyor üvercinkayi 60larda, gök ki televizyon yok ki telefon, internet yok ki, hasret var o zaman özlemek var , sevda birikmesi var, şimdi birekemiyor hasretimiz dünyanın öbür ucuna birkaç tuş mesafesedeyiz.. İstemiyorum ben bu hizliligi ... geri alsınlar dünyanın saatini. her yıl bir saat geri alındığında bile mutlu olurum gitgide insanligimiz bitiyor çünkü makineden olmaya az kaldi...
bunca şeyin arasına bir de birkaç gram kendi dertlerim girince işte böyle dusuyor çenem yazarım aslında daha çok devam ederim, ama geçti şimdilik sinirim.. güneş güzel doğdu yanımda da kedim :) biraz koseye ittim dertlerimi şimdi sigara vakti :)
yazarfencelebi
evi yanarken tutuşan birinin, tutuşan kıyafetlerini çıkardığı hızla çıkardım kalemimden bende canımı yakan ne varsa. ama icimde yanıp kül olanların tadı var hala dudağımda elva.
yazarfencelebi
omü dedikodu ahalisi toplanın hele...
bu sozlerim size.....
geçen yıl bu zamanlar hayatımın en berbat dönemini geçirmiştim. söze böyle başlayınca bu sene harika gibi algılanabilir. değil maalesef ama bi fark var ne mi var geçen sene ne mi oldu? anlatayım kısaca. haziran 1 de kız arkadasım beni terk etmişti. ama öyle sıradan biri degildi. çok fazla sevgilim olmuştu kimseyi kırıp incitmeden ayrilmistik hep. çocukken birine aşık olmuştum ondan sonra kimseyi bu kadar sevemem sözünü çiğneten kadındı o. bir daha aşk kapısından bu denli mutlu gecemem dediğim günü iyi ki haksız çıkaran insandı o. her neyse hayatinizda hiç birini anlam koyulan tüm kavramlardan daha çok sevdiniz mi bilmem ama ben sevdim ve inanın onun bir anda gidisi mahvediyor insanı. sudan çıkmış balık az kalır onun yanında. onsuz bi hayat nasıl geçtiğini hatirlayamadan önüme bir sürü finaller butler geldi cebimde 5 kuruş para yokken. ustelik yetmedi yurttan da atildim. ailemle de aram bozuktu. kısaca anlayacağınız yapayalnız kalmistim. dostlarım mi ne yaptı bir dost ne yaparsa canınızı yakarsa onu yaptı. kendin ayağa kalkmalisin dediler. sagolsunlar hayat zaten bana 13 yasımda bunu öğretmişti bana tekrar hatırlattılar. toparlanmaya çalıştım yorulmustum yıpranmıştım. her şey bitti demekten zor aldım kendimi. o günlerde dedikoduya takılmaya başlamıştım. ve surekli buraya yazmaya başlamıştım. beni hiç tanımayan insanlar beni dinliyor dertlerime ortak oluyorlardi. dostlarım yapmazken bunu dedikodu ailesi yapmisti. sizleri tanımasam da. görmesem de iyi insanlar siniz vesselam. şimdi gelelim bu yila. geçen yazdan sonra zar zor topladım kendimi. ve bu yıli normalde uni deki son yilim olması gerekn bu yıli bitkisel hayatta gibi geçirdim. kötü değildim çok sukur ama kötü olmamak için iyi olmaya korkar gibiydim. birkaç guzel insanla tanıştım yazmaya kitaba şiire gönlünü vermiş insanla dergi çıkarıyorlardı bende onlara katıldım aralarına girdim bi aile oldum onlarla. hatta şiir gecesi filan duzenliyoruz haftasonlari tatlı bir kitap cafeleri var orda. şimdi ise okulum uzadı bir yıl ve yapayalnız hissediyorum. aslına bakılırsa geçen seneden daha kötü durumdayım. aileme okulun uzadığını söylemedim ve birsuru borcum var. zaten elva mi bekliyorum adressiz hesapsız. ama geçen yıldan bir şey öğrendim sizlerden bir şey öğrendim bu hayatta yapayalniziz her zaman, bazıları yalnizligimiza eşlik eder arada o kadar. sizler benim için yalnizligimi paylaştığım güzel insanlar iyi ki varsiniz :)sikmayin canınızı dertler ne kadar büyük olursa olsun bir yol bulunur illa ki. yalnizliginiza aldığıniz insanları iyi seçin yeter :) hepinizi seviyorum.