yaşayan kimler var acaba?
ömrümden zamanın hızlı geçmesi beni deli eder de bu ara malesef hoşuma gidiyor. yaşlanıyorum mesela ama umursamıyorum. çünkü etrafım ya zamanı iyi kullananla ya da hor kullananla dolu. bana diyorlar ki mesleki sertifikatın peşinden koş. tamam ben kolayım koşmasına da. eee? o sertifikalar benimle mezara girecek mi? hayır. ve diyorlar ki hayatını güzel yaşa her saniyenin değerini bil. tamam bileyim bilmesine de daha geçen gün 2- 3 yaşında bir çocuk ağrılar içinde bir kapıdan çıktı.şimdi düşünüyorum da ben ne anlatıyorum yahu. uykum var acaba o mu saçmalatıyor beni? ne bileyim ölüm var işte, gencine yanlışına. bugüne yarına.
yaklaşık 3 ay oldu yazmayalı. son yazimda da cok güzel kararlar alıp uygulayacağımı yazmışım. ama maalesef hiçbiri olmadı. zor zamanlar geçirdim ozellikle yarıyıl tatilinde tam bir psikolojik cöküş yaşadım. artık bazı şeyler ağır gelmeye başladı. resmen tatilinden koşa koşa geldim. herkes tatilde eve gidip rahatlayıp dinlenip geliyor ben ise stres küpü olup geliyorum garip değil mi? neyse insanları dertlerimle boğmaktan nefret ederim. bu yuzden kimseyle paylaşamam sıkıntılarimi hep bir sevgi kelebeği olarak takılırım ki insanlar tabiki hemen dış görünüşe aldandigi icin beni dertsiz tasasiz bir insan olarak algılar doğal olarak. kimse dışarıdan göründüğü gibi değil. buz dağının görünmeyen yüzünde neler var kim bilir. bir insanı tanımaya çalışırken en cok o görünmeyen yüzlerini merak ederim. dışarıdan zaten herkes aynı. ya içeride orada kim var acaba ?
samsunun bana kattığı şeyler var mesela korkuyolarımı yenmem gibi bazı şeylerin değişmeyeceğini anlamam gibi hayır demeyi öğrenmem gibi. bazen kendin dışında herşeye fazlasıyla değer verirsin ve üzülen hep sen olursun ya tam o noktadayken artık yeter diyip kendini durdurmak istersin bazen başaramassın başaramayacağını sanırsın lakin öyle olmuyormuş sen değer görmeyince ve bunu hissedince sende bırakıyormuşsun artık kaybedeceğim ne var acaba hiç kazandım mı ki diye başlıyormuşsun yola hayatın kısa olduğunu ve ailenle sağlığın dışında hiçbir şeyin önemli olmadığını anlıyormuşsun. kafana hiçbir şeyi takmamak için çabalıyorsun ve bunu herşeyden çok istiyorsun bazen. ama sonunda başarabiliyorsun en azından ben yaşadıklarımla başardım. üzülmemek kafaya bişey takmamak için çabalıyorum artık. karşımdaki üzülmesin diye susup kendim üzülürdüm ama şimdi benim zamanım önemli olan insanın kendisiymiş aslında yaşadıklarımla bunu ögrendim. ve en büyük pişmanlığımda kendime değer vermeyip anı yaşamak yerine insanları dinleyip onların dediği gibi yaşamak oldu..
geçen cuma günü kütüphaneden cikiyordum aksam. birinci katta esyalarimi toplarken caprazdan bana bakan 2 göz gördüm. ama masalar yüzünden sadece gözler ve sac gözüküyordu. ben de bulanik gördüğüm icin acaba tanidik biri mi diye tekrar tekrar baktim. ama 2 bulanik gözden algilayamadim ama cocuk hala bakiyordu. kapidan cikarken "dur bir daha bakayim tanidik biriyse selam vermedim diye sinirli bakar veya hic bakmaz artik ordan anlarim" diye dusunerek tekrar baktim ve ayni anlamsiz ifadeyle bakiyordu. ama tanidik olmadigina emin oldum. sen ey insan evladi. her kimsen senin yüzünden kiyafetimde kusur mu var acaba diye ustume basima baka baka gittim kütüphaneden. paranoyak oldum. bunu okuyanlar "heh cocuk kesmis bu da havalaniyor" demesin çünkü o tipte kimse kesmezdi o gün beni. (belki de cocuk da bulanik görüp birine benzetti) bu da böyle sıkılmalı paranoyak bir anı işte
allah'ım bu nasıl bir acıdır ya :( bir haftayı geçti ama ensemdeki acı geçmek bilmiyor. ense sertliğimi var acaba, nasıl anlayacağım ya off. yakında hiç hareket ettiremeyeceğim galiba boynumu :( bana neler oluyooor :(
Omü Dedikodu