İnsanın kendine söylediği en büyük yalan bu boş yere kendi kendine yalan söyleyip can sıkıyorsun
beyler ve hanımlar bugün farkettiğim bir durumu anlatacağım. odam dağınıktı ama odada hiç bir zaman böyle güzel bir koku duymamıştım sırf o kokuyu bulmak için tüm odayı toplarken kıyafetlerimi de koklayarak katlıyorum derken siyah bir tişört baktım kız arkadaşımın tişörtü o kadar güzel kokuyor ki sonra düşündüm bizim parfümler neden bu kadar kalıcı değil diye. bir gün yine kız arkadaşım geldi sordum ona senin bu parfüm kokusu hiç çıkmıyor mu ne yapıyorsun parfümü komple üstüne mi sıkıyorsun dedim bayağı bir güldü sonra çantasından aynı parfümün kremini vücut spreyini rollunu parfümünü deodarantını çıkardı yuhhh dedim yavvv bizde doğal kokun sanıyorduk olummm biz varya kızlar tarafından fena trolleniyoruz sjsjssj ama yinede seviyoruz be helal bize
hala parfüm kullanmayı bilmeyen kızlarımız ve erkeklerimiz var ulan vücut spreyi mi bu da baştan aşşağı 20 30 kez sıkıyorsunuz bikere boynuna bikere bileğine sık yeter ne abartıp benim gibi nefes darlığı olan insanlara eziyet ediyorsunuz
salonda koltukta oturuyorsun. omuzların çökmüş, göz kapakların kapanmak üzere. İçindeki dinmeyen, her yeni gün biraz daha büyüyen acı, nefes alışını engelliyor. "neden yaşamak acı veriyor bana?" diye soruyorsun kendine. daha önce onlarca kez sorulmuş, cevaplanmış ve deneyimlenmiş soru tekrar beynini kemirmeye başlıyor. ancak bu sefer hiç olmamış bir şey oluyor ve bu lanet soru kalbini de tüketmek için canla başla çabalıyor. seni, daha gençken içi kurumuş, çürümüş, kökleri susuz kalmış, dalında tek bir yaprak dahi olmayan çorak topraktaki bir ağaca dönüştürmek için uğraşıyor. İzin veremezsin buna! kalbini de kaybedemezsin! defetmeye çalışıyorsun içini bulandıran lanet soruyu. bu sırada televizyona takılıyor gözün. İki kişi var. aralarında karşılıklı güvenin, sevginin, dostluğun, inancın olduğu iki kişi. sonra kendine bakıyorsun... neyin var ki senin? hiçbir şey. ne sanan güvenen, ne seven, ne de inanan var. en önemlisi de "birisi" yok! bununla yüzleşmek sana acı veriyor, kalkıyorsun oturduğun koltuktan. koridora adım atar atmaz dudakların titremeye, kalbin hızlı hızlı atmaya, gözlerin dolmaya başlıyor. ağlamamak için sıkıyorsun kendini. odana gelip o çok sevdiğin yatağına yatıyorsun. o'na sığınıyorsun. ağlamamakta halen direniyorsun. yüzünü kolunla kapatınca ise ağlamaya başlıyorsun sessizce. gözünden sadece tek bir damla süzülüyor. bütün sıkıntılarının, dertlerinin, hayal kırıklıklarının içinde olduğu tek bir damla. devamı gelmiyor. yine ağlayamıyorsun.
mis gibi duşunu alıyorsun, deodarantını sıkıyorsun, yetmiyor parfüm sıkıyorsun ama r11 de yanına aylardır yıkanmayan leş gibi ter kokan beyler bayanlar oturuyor olucak iş değil... deodarant kullanalım arkadaşlar yaz kapıda lütfen.
İlkadım yurdu'mun pek sevimsiz sakineleri! o ufacık kediyi barınağa gönderdiğiniz, öldürdüğünüz yetmiyor gibi hala tuhaflıklarınız devam ediyor. beni hasta etmeyin! alt tarafı saçımı üç numaraya vurdum. zombiymişim gibi davranmayın. canımı sıkıyorsunuz!
samsun sıkıyorsun beni boguyorsun denizinin rengi sanki tüm şehri kaplamış gibi hep buhran hep kasvet güneşin bile yalancı gozyaslarin dinmek bilmez bi feryat bi figan anlayamıyorum derdini ... bunaltiyorsun beni...
Omü Dedikodu