arkadaşımla çarşıda dolaşırken öğrencimle karşılaştım. "aa, merhaba, görüşürüz!" dedim. o da bana, "hocam, inşallah hep mutlu olursunuz, hep mutlu olun hep!" dedi aniden, minnettar bakarak. ben bu öğretmenlik işini çok seviyorum galiba ya. dünyalar benim oldu. dün de bir öğrencim benim resmimi çizmiş. henüz 7. sınıf ama birebir olmuş. kalbimde kelebekler uçuşuyor gibi bir gün. öğretmen olmak başka bir mona lisa yaratıyor gibi.. yaşayıp göreceğiz 🌸
ah dedim kelebekler uçuyor, güneş doğuyor, kuşaklar cıvıldıyor. artık ders çalışabilirim. ama sonra gittim bir film önerisi gördüm. merak ettim izledim. ağlamaktan içim dışıma çıktı. psikolojimi bozdu. ortada, gözleri şişmiş, sarhoş gibi geziyorum.
zorlanarak donen disli
ucu ucuna suren duzen
evet asagi yukari 45 gun sonra birazdan okula gidecegim.insanlarin yuzune bakacak, tum bu duzeni devam ettirecek umutsuzluk icinde pes etmis tembellikten curumus, hicbir yasam gayesi, amaci, arzusu kalmamis olaylara neredeyse hicbir tepki vermeyecek hale gelen bir halde gidecegim
ofke korku arzu olmadan yasam anlamli midir?her seye karsi bir yorgunluk hissederken yasam olasi ve yasanilabilir midir?
hayir hayir aksiyon istemiyorum insanlarla diyalog kurmak normalmis gibi davranmak o kadar zor ki
bu duzen artik islemiyor bu cark artik cok zorlanarak donuyor.iste az bir surem kaldi okul uzayacak calismam gerekicek insanlarin arasindaki sorunlu nefret dolu biri ne kadar dayanabilir en son gunde 12 saat kole gibi calisip gunluk 25 lira aldigim 8 gunluk surecunde sonunda agir uyku hapi almistim intihar icin.
nasil mi hissediyorum?hayir ofke degil nefrrt degil korku degil sadece yorgunluk.gozlerim kapansin ve hic acilmasin her sey silinip gitsin tum sesler bitsin tum arzum bitsin hislerim ihtiyaclarim her seyim yok olayim evrene karisayim ve son bulayim
yasim 21 ve simdiden yasama karsi 91 yasindaymiscasina yorgun umutsuz ve olumu bekler haldeyim ve benzer sekilde 60-65 yasindaki zengin kibirli sapkin zenginler kadar igrenc sapik ve sadistim.
icimde masum, sanata merakli kimseyi uzmek kurmak istemeyen kimse uzulsun istemeyen bir cocuk, yorgun bilge yasli ve olum doseginde bir ihtiyar ve duygusuz kibirli sadist bir milyoner var
bu carki dondurmekte zorlaniyorm artik kendime bakmaya karsi bile yorgunum yemek yemek hareket etmek her gun tekrari olan gunler yasamak hayir bir cozum yok cozum gibu gorunen her sey sadece belirtileri bastiriyor sakliyor onlari yok etmiyor.her seyi sevebilirdim bir kaktuse bile onu isitmak icin sarilabilirdim ama bu hale geldim getirildim
her sey aci komik ve hak ettigim gibi.artik sessizlesip tepkisizlesiyorum bakalim daha ne kadar yasayacagim.
okula gidecek sosyallesecek sahte kimligimle eglenceli espirili sosyal biri olacagim mutlu hissedecek hareket ettigimden daha enerjk olacak hayata baglanacagim gibi gelecek bana ama her yalniz kaldigimda sorunlarimin sonuclarini sosyal hayatimda yasadigimda gercek yuzume tokat gibi inecek.ucan kanatlarm kopacak tum umutlarim sokulecek.buna alistim.
ben bu dunyadaki kelebekler gibiyim olene kadar kanat cirparim ucarm ruzgarda savrulan gucsuz ezik bir aptal olsamda kendimi guzel ve degerli hissederim.hicbirbseyi umursamam umursayamam sadece ucarim hayaller kurarim kisa hayatimi boyle yasarim ama lanet olsun ki yasli hasta kanatlari sorunlu bir kelebegim
herneyse cark gene donecek daha gurultulu daha rahatsiz edici daha titrek bir sekilde..
ucu ucuna suren duzen
evet asagi yukari 45 gun sonra birazdan okula gidecegim.insanlarin yuzune bakacak, tum bu duzeni devam ettirecek umutsuzluk icinde pes etmis tembellikten curumus, hicbir yasam gayesi, amaci, arzusu kalmamis olaylara neredeyse hicbir tepki vermeyecek hale gelen bir halde gidecegim
ofke korku arzu olmadan yasam anlamli midir?her seye karsi bir yorgunluk hissederken yasam olasi ve yasanilabilir midir?
hayir hayir aksiyon istemiyorum insanlarla diyalog kurmak normalmis gibi davranmak o kadar zor ki
bu duzen artik islemiyor bu cark artik cok zorlanarak donuyor.iste az bir surem kaldi okul uzayacak calismam gerekicek insanlarin arasindaki sorunlu nefret dolu biri ne kadar dayanabilir en son gunde 12 saat kole gibi calisip gunluk 25 lira aldigim 8 gunluk surecunde sonunda agir uyku hapi almistim intihar icin.
nasil mi hissediyorum?hayir ofke degil nefrrt degil korku degil sadece yorgunluk.gozlerim kapansin ve hic acilmasin her sey silinip gitsin tum sesler bitsin tum arzum bitsin hislerim ihtiyaclarim her seyim yok olayim evrene karisayim ve son bulayim
yasim 21 ve simdiden yasama karsi 91 yasindaymiscasina yorgun umutsuz ve olumu bekler haldeyim ve benzer sekilde 60-65 yasindaki zengin kibirli sapkin zenginler kadar igrenc sapik ve sadistim.
icimde masum, sanata merakli kimseyi uzmek kurmak istemeyen kimse uzulsun istemeyen bir cocuk, yorgun bilge yasli ve olum doseginde bir ihtiyar ve duygusuz kibirli sadist bir milyoner var
bu carki dondurmekte zorlaniyorm artik kendime bakmaya karsi bile yorgunum yemek yemek hareket etmek her gun tekrari olan gunler yasamak hayir bir cozum yok cozum gibu gorunen her sey sadece belirtileri bastiriyor sakliyor onlari yok etmiyor.her seyi sevebilirdim bir kaktuse bile onu isitmak icin sarilabilirdim ama bu hale geldim getirildim
her sey aci komik ve hak ettigim gibi.artik sessizlesip tepkisizlesiyorum bakalim daha ne kadar yasayacagim.
okula gidecek sosyallesecek sahte kimligimle eglenceli espirili sosyal biri olacagim mutlu hissedecek hareket ettigimden daha enerjk olacak hayata baglanacagim gibi gelecek bana ama her yalniz kaldigimda sorunlarimin sonuclarini sosyal hayatimda yasadigimda gercek yuzume tokat gibi inecek.ucan kanatlarm kopacak tum umutlarim sokulecek.buna alistim.
ben bu dunyadaki kelebekler gibiyim olene kadar kanat cirparim ucarm ruzgarda savrulan gucsuz ezik bir aptal olsamda kendimi guzel ve degerli hissederim.hicbirbseyi umursamam umursayamam sadece ucarim hayaller kurarim kisa hayatimi boyle yasarim ama lanet olsun ki yasli hasta kanatlari sorunlu bir kelebegim
herneyse cark gene donecek daha gurultulu daha rahatsiz edici daha titrek bir sekilde..
efeniim selamlar!
laf söz arasında aklıma geldi bir kaç şey zırvalayayım dedim. "biz çocukken" bundan daha da küçükken yani, tahminen velet iken komşu çocuğunun bilgisayarı değil de atarisi vardı. olmayanların ise hiperaktif manyak bir çocukluğu. İtiraf ediyorum ben atarisi olan şu komşu çocuğuydum ama bu hiçbir zaman çılgın çocukluğuma engel olamadı. ağaç dallarının lades kemiğine benzeyen kısımlarını bulur sapan yapıp millete suikast girişimleri düzenlerdik. kafası gözü dağılan yaşıt veletlerimiz "anneaaağğ" diye ağlayarak eve koştururken biz de yeri gelir kendimizi onlardan biri olarak bulurduk ki namussuzlar az ağlatmadılar. genellikle taş değil de ağaçta yetişen bezelye türevi yeşil yeşil mermilerimiz olurdu. (çok da acıtırdı, ağlatması normal.) o dönemlerde 1 lira yerine 1 milyon vardı, fazla zengindik. sahip olduğumuz 1 milyon bozukluk yerine bir kağıt parçası idi. şimdilerin 50 kuruşu o zamanları 500'ü idi ve kusura bakma 1 liracığım boyut olarak seni gebertirdi. 5 kuruş en küçük para dilimimiz değildi o zamanlar, bizim en küçüğümüz 1 kuruş'tu. şimdilerde 10 kuruştan aşağı alamadığımız sakızları biz 1 kuruş abimiz sayesinde 5 kuruşa 5 tane sakız gelecek şekilde hunharca çar çur ederdik. eskimolarımız vardı bir de! meybuzlarımız yani. çubuğun bitiş kısmına doğru düğüm atar (evet evet düğüm tecrübem buradan geliyor.) ilk bulduğumuz kaldırıma oturarak yol kenarından bulduğumuz avucumuzdan büyük bir taş ile eskimoyu tuzla buz ederek yemeye hazır hale getirirdik. tuzla buz olan meybuzumuz çubuğundan çok pişmiş etin kemiğinden bir çırpıda ayrılışına özenerek tek celsede ayrılırdı. çubuğumuz ayrıldı mı? ayrıldı. attığımız düğümü daha da sağlamlaştırıp en alt köşesine minik dişlerimiz ile bir delik açardık. (dişi dökülmemiş olanlar çok şanslıydı.) sonra hüplet gitsin! her sabah "simiaatçiğğğh" sesleri ile uyanır "anağ anağ varsın çek git şurdan bana bir simit al." şeklinde sızlanırdık. anne yüreği işte, dayanamaz alırdı. düşen susam tanelerine çocukluğumuzu bırakır bir kuşun gelip midesine indirmesine sebep olurduk. bayram harçlığımız vardı, "-dı" diyorum çünkü büyüdükçe "eşek kadar oldun ne harçlığı?" cümlesinin arkasına sığınarak kestiler elimize geçen maaşımızı. İşte o bir zamanlar var olan harçlıklarımız ile her bayram suikast girişimlerimize devam etme amacı güden tabancalar alırdık. (tabii ki de su tabancası değil! bildiğin boncuk boncuk mermileri vardı.) mermilerimiz bittikçe 10 kuruş verip ekstra mermiler alırdık ama renk renk! mavi vardı, kırmızı vardı, mor vardı, sarı vardı, vardı da vardı. ben hep sarıları alırdım, nedendir bilinmez. bir de bu paraların kurban olduğu çatpatlar vardı. belki bilmeyenler, görmeyenler, ilk kez duyanlar, bilip de ismini hatırlamayanlar vardır. bu sebeple bu resim o şahıslara;

İşte bu naçizane bok rengi şey (siz pembe sıçıyorsanız üstünüze alınmayın.) meybuzlarımızı kırdığımız taşlar ile ortalığı duman ederdi. vur bir tanesine ve çat! vur bir daha pat! şimdi ayıktın mı ismi nereden geliyor? aferin. bunlara kafa göz dalan torpiller vardı bir de ama benim kaba etim hiç yemedi onu ateşlemeye. evet tırsaktım. elimden kıymetli misiniz lan? değilsiniz. o zamanlar "inşaata topu kaçtı." denilmezdi. cesur yürekli çocuklardık oğlum biz. "itolit git şuradan alçı kaçır da gel, biz k*çını kollarız." cümleleri eşlik ederdi bize. cidden de korurlardı, ciddili bak. şimdi diyeceksiniz ki "alçı ne alaka be .s" sabretsene evladım. kaç aylıksın sen? o alçıları yere seksek çizmek için kullanırdık. bizim pelinsu'nun ablası vardı hatçe o hep kelebek çizerdi. şimdilerde dudağını büzüştürüp karda yaptığı kelebekler ile meşhur kardeşi. beş taş oynardık lan. çok tatlı taşlar bulurduk, ismi gibi 5 tane. bir tanesini havaya at, yerden bir taş al, sen diğer taşı alamadan havaya attığın taş (tek elinle yapacaksın tabi her şeyi, aynı elinle yani.) düştü mü? öldün çık. bir de koca koca taşları üst üste koyup top ile devirmeye çalışırdık. yakar top vardı ayrıca diğer ismi ile ortada sıçan (yok gerçekten s*çan değil, farenin dayısı olan sıçan). topu tutan can tutmuş olurdu, millet tuttuğu canları başkalarına verirdi, ben vermezdim. neden veriyormuşum! güzeldi be benim çocukluğum. aklıma bunlar geliyor sadece ama bunun bir o kadardan fazlası da aklıma gelmeyenlerde var. çabuk geçti gibi frank.
laf söz arasında aklıma geldi bir kaç şey zırvalayayım dedim. "biz çocukken" bundan daha da küçükken yani, tahminen velet iken komşu çocuğunun bilgisayarı değil de atarisi vardı. olmayanların ise hiperaktif manyak bir çocukluğu. İtiraf ediyorum ben atarisi olan şu komşu çocuğuydum ama bu hiçbir zaman çılgın çocukluğuma engel olamadı. ağaç dallarının lades kemiğine benzeyen kısımlarını bulur sapan yapıp millete suikast girişimleri düzenlerdik. kafası gözü dağılan yaşıt veletlerimiz "anneaaağğ" diye ağlayarak eve koştururken biz de yeri gelir kendimizi onlardan biri olarak bulurduk ki namussuzlar az ağlatmadılar. genellikle taş değil de ağaçta yetişen bezelye türevi yeşil yeşil mermilerimiz olurdu. (çok da acıtırdı, ağlatması normal.) o dönemlerde 1 lira yerine 1 milyon vardı, fazla zengindik. sahip olduğumuz 1 milyon bozukluk yerine bir kağıt parçası idi. şimdilerin 50 kuruşu o zamanları 500'ü idi ve kusura bakma 1 liracığım boyut olarak seni gebertirdi. 5 kuruş en küçük para dilimimiz değildi o zamanlar, bizim en küçüğümüz 1 kuruş'tu. şimdilerde 10 kuruştan aşağı alamadığımız sakızları biz 1 kuruş abimiz sayesinde 5 kuruşa 5 tane sakız gelecek şekilde hunharca çar çur ederdik. eskimolarımız vardı bir de! meybuzlarımız yani. çubuğun bitiş kısmına doğru düğüm atar (evet evet düğüm tecrübem buradan geliyor.) ilk bulduğumuz kaldırıma oturarak yol kenarından bulduğumuz avucumuzdan büyük bir taş ile eskimoyu tuzla buz ederek yemeye hazır hale getirirdik. tuzla buz olan meybuzumuz çubuğundan çok pişmiş etin kemiğinden bir çırpıda ayrılışına özenerek tek celsede ayrılırdı. çubuğumuz ayrıldı mı? ayrıldı. attığımız düğümü daha da sağlamlaştırıp en alt köşesine minik dişlerimiz ile bir delik açardık. (dişi dökülmemiş olanlar çok şanslıydı.) sonra hüplet gitsin! her sabah "simiaatçiğğğh" sesleri ile uyanır "anağ anağ varsın çek git şurdan bana bir simit al." şeklinde sızlanırdık. anne yüreği işte, dayanamaz alırdı. düşen susam tanelerine çocukluğumuzu bırakır bir kuşun gelip midesine indirmesine sebep olurduk. bayram harçlığımız vardı, "-dı" diyorum çünkü büyüdükçe "eşek kadar oldun ne harçlığı?" cümlesinin arkasına sığınarak kestiler elimize geçen maaşımızı. İşte o bir zamanlar var olan harçlıklarımız ile her bayram suikast girişimlerimize devam etme amacı güden tabancalar alırdık. (tabii ki de su tabancası değil! bildiğin boncuk boncuk mermileri vardı.) mermilerimiz bittikçe 10 kuruş verip ekstra mermiler alırdık ama renk renk! mavi vardı, kırmızı vardı, mor vardı, sarı vardı, vardı da vardı. ben hep sarıları alırdım, nedendir bilinmez. bir de bu paraların kurban olduğu çatpatlar vardı. belki bilmeyenler, görmeyenler, ilk kez duyanlar, bilip de ismini hatırlamayanlar vardır. bu sebeple bu resim o şahıslara;

İşte bu naçizane bok rengi şey (siz pembe sıçıyorsanız üstünüze alınmayın.) meybuzlarımızı kırdığımız taşlar ile ortalığı duman ederdi. vur bir tanesine ve çat! vur bir daha pat! şimdi ayıktın mı ismi nereden geliyor? aferin. bunlara kafa göz dalan torpiller vardı bir de ama benim kaba etim hiç yemedi onu ateşlemeye. evet tırsaktım. elimden kıymetli misiniz lan? değilsiniz. o zamanlar "inşaata topu kaçtı." denilmezdi. cesur yürekli çocuklardık oğlum biz. "itolit git şuradan alçı kaçır da gel, biz k*çını kollarız." cümleleri eşlik ederdi bize. cidden de korurlardı, ciddili bak. şimdi diyeceksiniz ki "alçı ne alaka be .s" sabretsene evladım. kaç aylıksın sen? o alçıları yere seksek çizmek için kullanırdık. bizim pelinsu'nun ablası vardı hatçe o hep kelebek çizerdi. şimdilerde dudağını büzüştürüp karda yaptığı kelebekler ile meşhur kardeşi. beş taş oynardık lan. çok tatlı taşlar bulurduk, ismi gibi 5 tane. bir tanesini havaya at, yerden bir taş al, sen diğer taşı alamadan havaya attığın taş (tek elinle yapacaksın tabi her şeyi, aynı elinle yani.) düştü mü? öldün çık. bir de koca koca taşları üst üste koyup top ile devirmeye çalışırdık. yakar top vardı ayrıca diğer ismi ile ortada sıçan (yok gerçekten s*çan değil, farenin dayısı olan sıçan). topu tutan can tutmuş olurdu, millet tuttuğu canları başkalarına verirdi, ben vermezdim. neden veriyormuşum! güzeldi be benim çocukluğum. aklıma bunlar geliyor sadece ama bunun bir o kadardan fazlası da aklıma gelmeyenlerde var. çabuk geçti gibi frank.
Omü Dedikodu