ladylazarus
merhabalar sevgili dedikodu ahalisi

minnoş siyah bir kedinin uğursuzluğu, tahtaya vurmak, uğurlu sayılar, uğursuz günler.. ilkel olduğunu bildiğiniz fakat bir türlü vazgeçemediğiniz inanışlarınız var mı ? esasında çoğu batıl inanç, önceleri böyle görülmeyen inanışların dönüşüm geçirmiş halidir. örneğin eşikte durmanın uğursuzluk getireceği yönündeki inanç, tarikat kültüründe eşiğin kutsal sayılmasından kaynaklanan bir öğretiye dayanıyormuş. zira eşik, zahirle batının buluştuğu noktadır.

her birimizin yaşamının bir/belki de birçok eşiği mevcut. ben de tam o eşiği geçtim, huzura kavuştum derken, çölde görülen serap misali, o eşiğin ardının bir sanrıdan ibaret olduğunu görüyorum. aylar evvel bir edebiyat dergisinde, çölde kaybolan ve sınırın ötesinin sevdasıyla tutuşan askerlerle ilgili bir yazı okumuştum. bazen o askerler gibi hissediyorum kendimi. savaşmaktan yorgun düşüp kaçmak isteyen fakat görevinin zincirleriyle sarılı bir asker. ' yaşamak görevdir bu yangın yerinde ' diye hatırlatıyor behramoğlu.

sanat bir miktar da olsa hafifletiyor bu görevin yükünü, kısa süreli bir kaçış sağlıyor. bahar gelsin, köyde şövalemi kurup boyalarımla buluşayım.. yarın da kitap fuarı başlıyor, ilk günden gidemeyeceğim fakat en kısa sürede kitapların/kitapseverlerin arasında kaybolmak istiyorum.

bu arada ismim lazanyayı anımsatıyor, acıktım !




ladylazarus
nihayet boyalarıma kavuştum ! uykumun bölünmesinin beni mutlu edeceğini düşünmezdim fakat en güzel sabahımı yaşadım. uzun süredir bu denli heyecanlandığımı anımsamıyorum.

bugün kardeşimin ' nasıl dünyaya geldik ' sorusuyla (elbette yanıtı biliyordu) bir travmam gün yüzüne çıktı. davaya erken ayıktığımdan mı, yoksa varlığımı sorgulamayacak kadar megaloman olduğumdan mı bilinmez ben hiç bu tür sorularla çocukluğumu tüketmedim. fakat çocuksunuz neticede, leylekler falan bir merak oluyor haliyle ( şu leylek muhabbeti de ayrı travma, hayır bir kadın ve bir erkeğin cinsel organlarının birleşmesi değil de bir leyleğin bizi getirmiş olmasına inanmanın nesi daha kabul edilebilir dffdkg ?! ). her neyse, ben bu yaşa gelene dek her dönemimde bir köpeğimiz olmuştur. bir gün köpeğimin cinsel organını gördüm. o an bir çocuk olarak yıkılmıştım. bana bunu nasıl yaparsın pamuk .. senin de mi leyleğin var ;(

bugünden beri o görüntüyü aklımdan çıkaramadım. cinsellik hususunda ufkunuzu genişletecek bir kıssa olmadı fakat lütfen çocuklarınıza tarkan gibi hissettirmek yerine, onların sorularını, onların yaşının cinselliğine uyacak bir biçimde açıklamaya çalışın.

adettendir bu da gecenin şarkısı olsun


ladylazarus
merhaba dün gece arkadaşlarının storylerini izleyip aşk üzerine felsefi düşüncelere dalan güzel insanlar! sanırım yeniden hasta oluyorum. hasta girdiğim yıl, sahiden hastanelerden çıkmadan devam ediyor. bundan böyle yeni yıl üzerine söylenen tüm efsanelere inanacağım. kırmızı iç çamaşırı dahil, noel baba hariç değil..

buyrun bu da tebessüme ihtiyacı olanlara




gidiyen forrest gidiyen
ladylazarus
böyle özel günlerde kendime bir şeyler almaya bayılıyorum. sevgililer gününde de kendimi ne zamandır almayı planladığım yağlı boya setini alarak ödüllendirdim (tebrikler sevgilin yok!(?)) neyse ki hiçbir sosyal mecrada yokum da, selfie çekmek için bir ilişkiye başlayan ' sevgi ' pıtırcıklarıyla elf gözlerimi kanatmadım bugün.

bu da günün anlam ve önemini anlatan bir parça




" lovers are strangers
there's nothing to discuss"
ladylazarus
girip girip ismime bakıyorum, sanırım bu renk beni sinir hastası edecek. tedavi masraflarımdan admin sorumludur.

ladylazarus
İyi akşamlar sevgili dedikodu sakinleri.

yarın çerçöp içinde hediye arama temalı sürprizli bir gün (!) bense koca evde bir hırka bulamadım, yalnızım, daha iki gün geçmeden köpeğimi özledim, kırmızı et intoleransıma rağmen biftekli hamburger yedim bu yüzden çorba eşliğinde film izliyorum.. terapiye insan ararken kendim psikologluk olacağım sanırım.

bu da gecenin şarkısı


ladylazarus
hellöğ

loving vincent' ten sonra gözlerimi oymalıydım lakin ruhum şişko, dayanamayıp base 42' ye sardım (miskete düşmek). şöyle arkadaş ortamımızın olması için illa göbekli mi olmamız gerek ?! siz de sarın, sonat minnoşluğu, boğaç' ın got sam' e benzemesi <3



ladylazarus
hani böyle sevdiklerinizin iyiliğini ister, tatlı sözcüklerle oyalamak yerine onları gerçeklerle yüzleştirirsiniz ve günün sonunda kötü siz olursunuz ya ..

sevgili michel'ciğimin de dediği gibi

bu da gecenin şarkısı, huzurlu geceler müdavimler



ladylazarus
bugün tüm anlayışsız insanlar toplanıp sinirimi bozmak üzere bir araya gelmişler ve evet başardılar. bu yüzden yine bir filmi ölesiye eleştirip depresif düşüncelerimi tatmine çalışacağım.

dikkat bu yazı spoiler içerir.

ispanyol sinemasına ve dolayısıyla drama ara verip dünya sinemasında farklı filmler ararken, spierig kardeşler yapımı olan predestination filmi, ethan hawke' ye rağmen konusuyla baya ilgimi çekti. filmde, zamanda yolculuk yapan bir ajanın hikayesi anlatılıyor, ben direkt zaman makinesi olan bir şeeğlök hayal ettim fakat elbette filmin bununla alakası yok. başta her şey güzelken, ortalarında filme hakim olan yahudi acındırması filmler tadındaki yersiz dram, daha en başında filmin bir hayal kırıklığından fazlası olmayacağına beni ikna etti. binlerce eleştiri hazırlayıp yaşasın ispanyol sineması diye düşünürken, filmde ilginç şeyler olmaya başladı. olmaz olaydı. filmdeki felsefe temeli, the pursuit of happyness filminden etkilenen plepleri etkileyebilir ancak. mind fuck yapalım demişler fakat böyle bir filme kim kafa yorar onu düşünememişler. leonardo dicaprio gibi kadının yanarak kepçe kulaklı ethan hawke' ye dönüşmesi de baya güzeldi. nolan' ın yeni şeyler öğrendim o zaman hepsini bu filmde kullanayım ampulüyle yapılmış bir film. sürekli olarak kuyruğunu yiyen yılan figürünün kullanılması da filmin amatörlüğünü sergiliyor. waoooow ouroboros, ef- sa- ne (!) aynen kanka

filmde beğendiğim tek şey, kendi kendinle sevişebilme fikriydi. bunu da kendi narsist kişiliğime veriyor, caravaggio' yu selamlıyorum ✋
ladylazarus
saat on iki kırk ve kardeşim bardağa yumurta koymuş ' miyaav ' diye bağırıyor. the amazing world of ladylazarus.

namjoo' nun bu şarkısıyla whole lotta love ' nin benzerliğini fark ettiğimde kısa süreli bir aydınlanma yaşamıştım. dilediğinizi dinleyip transa geçebilirsiniz.






ladylazarus
gece gece aile şerefi'ni kim koydu televizyona ? münir özkul' a mı ağlayayım filme mi bilemedim. şeref yoksunu oktay

- buzdolabı işine girerim, yalnız iki şartım var. birincisi yüzde elli bir hisse benimdir. ikincisi buzdolabının ismi oktay olacak.
- aman fehmi bey sizin oğlunuz bu kadar soğuk mu ?
- doğru söylüyorsun, oktay'a ayıp olacak.

( oktay buzdolapları )
ladylazarus
yeni yılın yeni şeyler getirmesi zırvalığına inanmıyorum ama yeni bir yıl deyince insan ister istemez güzel başlamasını diliyor. benimse hasta girdiğim yeni yıl dedemin hastalığıyla devam ediyor. yaşamımda kaybetmekten en korktuğum insan dedem sanırım. onun dışındaki herkesin kaybı yalnızca insancıl, sığ bir acı bırakır fakat onu kaybetmek bana çocukluğumu da kaybedecekmişim hissi veriyor. ciddi bir hastalığı yok ama onu bir hastane odasında görmek dahi çok etkiledi beni. oradan bir an önce çıksın, birlikte pizza yiyelim, o burup ekmekle yesin.. evet yeni yıldan tek beklentim bu.

onearth records'un terrace meetings projesini çok seviyorum. bilhassa proje bünyesinde mercan dede' yi görmek baya fantastik dakikalar yaşattı. sekiz yüz albümünü bilmeyen yoktur diye düşünüyorum, ülkemizde başarılı ve farklı işlere imza attığını düşündüğüm sanatçılardan biridir mercan dede.




konuyla hiçbir ilgisi yok ama dede deyince gecenin parçası olarak aklıma bu geldi. umarım sizin yılınız bu parça kadar keyifli geçer.
ladylazarus
küçükken kardeşim ve benim yaşlarımda kız kuzenim olmadığı için daha ziyade erkek kuzenlerimle vurmalı kırmalı oyunlar oynayarak büyüdüm. bir gün yine 'mafyacılık' oynuyoruz, kuzenim beni yakaladı, silahını çıkardı 'susturucu takıyorum' dedi bir el ateş etti -güya- ben yığıldım ama ölmüyorum, gözlerim açık sadece homurdanırcasına sesler çıkarıyorum. kuzenim dedi noldu niye konuşmuyorsun, e susturucu taktın ya dedim. kısa bir regular show bakışması sessizliğinden sonra cool bir şekilde 'susturucu senin değil tabancanın sesinin çıkmasını engelliyor' dedi. he temem deyip utançtan kendimi yere attım. o gün bugündür susturucunun travmatik bir anlamı var benim için. kuzenim bu cahilliğime gülerek yanıt verseydi, muhtemelen, kurbanlarını öldürmeden önce ses tellerini kesip onlara çeşitli figürler sergiletip sonra onları öldüren bir seri katil olurdum. kod adı : susturucu.

böyle geveledikten sonra nedendir bilinmez aklıma leon, oradan da sting geldi. shape of my heart

bu da gecenin şarkısı olsun


ladylazarus
kardeşim sayesinde çocukken yaşamam gereken tüm hastalık deneyimlerini amiyane tabirle eşek kadarken yaşıyorum. ateşlendim, dört gündür hasta yatıyorum ve başım ağrıdığı için kitap okuyamıyorum. elimde din psikolojisine giriş tadında şahane bir kitap vardı o da yarım kaldı. yataktan dışarı adım atamadığım için sıkıntıdan outlast iki ve dlc yi peş peşe oynadım umarım gece yüksek ateşin de etkisiyle fantastik kabuslar görüp vücudumu kendi sıvılarımla ısıtmak zorunda kalmam. yarın gece insanlar sevgililerinin boynuna tuz döküp tekila içerken ben kloroben shotlıyor olacağım, banyoya led asıp absent keyfi diye durum atarım artık.

ne ilgisi var bilmiyorum ama bunu da buraya bırakıp iyi akşamlar diliyorum.


ladylazarus
bence önerilen filmler listesinden ziyade asla önerilmemesi gereken filmler listesi falan olmalı. geçenlerde outlast oynarken vay be ne oyun , adamlar yapmış kafalarıyla bu tatta bir film ararken aklıma shutter island geldi. filmi daha önce izlemiştim ama sonunu izlemediğim gibi filmin geri kalan kısmına dair de pek bir şey anımsamıyordum. normal şartlar altında iki buçuk saatlik bir filmi aralıksız izlemem imkansızdır fakat outlast'in de gazıyla oturup izledim. meğer filmin sadece son bir dakikasını izlememişim, geri kalanı da çöp olduğu için belleğimin türk dizilerini barındıran ücra köşelerine itmiş, adeta filmi bastırmışım. böyle güzel bir konu ancak bu kadar berbat edilebilirdi. gerilimden eser yok, daha ziyade ' bakın bu leonardo, kendisi iç çamaşırına kadar ıslakken dahi yakışıklı , bu yüzden bu filmi izlemek zorundasınız' mantığıyla çekilmiş , gereksiz detaylarla uzatılmış bir film. bir de akıllarınca ucunu açık bırakıp ikilem yaratmak istemişler fakat leonardo' nun son sahnedeki ' yakışıklılar asla kaybetmez bebeğim ' bakışı beni hiç de ikilemde bırakmadı.

bunu izleyeceğinize youtube' dan ceylan ertem, manuş baba ve mabel matiz potpurisi falan izleyin eminim daha çok gerilirsiniz.
ladylazarus
vizesinden on yedi aldığım dersin saat birde finali var,çalışmak için erken kalktım ve iki saattir yorganın altında geekyapar'ın eski 'sen ne diyon' bölümlerini izliyorum.

evet, elbette bir sınav günü yapılması gereken şey budur.


ladylazarus
ince zevkleri olan ve yaşamını bunlara adayıp tecessüsle geliştiren insanlara, seslerin dilini bilen, bir çiçeği kokusundan tanıyan, yaşamını güzel renkler ve kelimelerle bezeyen incelikli insanlarla dolu bir yaşama özeniyorum.
tüm bu çirkinliklerden sıyırabilir mi insan kendini ?

bir sabah siosepol köprüsü' nde, zayende' nin suları taşır mı yüzümüze rüzgarı dersin ? belki, küba' da çillerim çoğalırken, parmaklarımı okşar deniz... ramon'u anımsa, onunki gibi yükselir ruhumuz bu çöplükten. hangi toprağı dilersen, onun kucağında bulursun kendini. tanrının başı bizim gibilerle derttedir bilirsin, cehennemde bile eğretidir cüretimiz.

'sen onu bırak da' diye başlayan kaç çift göz öldürmüştür hayallerimizi şimdi ? 'ben' diye başladığımız her satır 'biz' diye bitiyor , insan kalemini dahi kalabalıklaştırmadan edemiyor görüyorsun. kim bu sen diye sorma. sen sensin belki,belki benim,belki aynadaki..

sen onu bırak da, bu şarkı çok güzel.


ladylazarus
dergilerle uzlaşıyorum yavaş yavaş. edebiyat dergilerinden vazgeçtim, tarih ve bilim dergileriyle devam ediyorum yoluma. kediler buldum kediler kaybettim,radyo tiyatroları indiriyorum yollar için . enfes filmler izliyorum. daha evvel nerede kaybettim de kendimi tüm bu zevklerimden uzaklaştım bilmiyorum. sanırım yazar haklı..

'başkalarıyla olan münasebetimizce kendimize yabancılaşıyoruz' demişti yazar. tamamiyle bu kelimeleri mi kullanmış bilmiyorum ama güzel demiş. ben hep böyleyim işte.. ne şiirler, ne şarkılar, ne filmler, ne sözler,ne adamlar, ne kadınlar.. bilirim bilmesine de , kendi ruhumda erir hepsi. sonra bir güne açarım gözlerimi, neyi, kimi bildiysem o olmuşum.

iyi niyetli bir gregor samsa şakası.

işte böyle başlar bizim gibilerin kayboluş hikayesi. 'gölgesizler' demiş toptaş. bizler de o hikayedeki gibi -ki o hikayedeki bizlerizdir zaten- böyle yabancılaşıp kayboluyoruz birer birer.. ' kar,neden yağar kar ? ' neden doğru soruları hep deliler sorar ?

amak - ı hayal' de bir diyalogta şunlar geçiyor :

'mesela ben şimdi varım, yarın yok olacağım. bu iki hâl arasında fark yok mu? dedim.

deli başını çevirdi, kahkahayı bıraktı.

-vay sen varsın ha! dedi. acaba var misin?'

acaba var mısın ?




bu özel parçayı herkesle paylaşmaktan çekinsem de,hiç paylaşılamayanların bir özrü olsun diye buraya bırakıyorum.

ladylazarus
güne neyzen tevfik'in dizelerini mırıldanarak uyanmak..

deli gönül, neyi özler durursun?
acınacak dostun, cananın mı var?

dünya yansa yorganın yok içinde,
harap olmuş evin, dükkânın mı var?

hatır, gönül bulamazsın birinde,
dama dedi dişisinde, erinde,

vatan dedikleri yangın yerinde,
İnsanlığa hâlâ imanın mı var?

nene yetmez senin şu kuru kaval?
pir aşkına sıkıldıkça durma, çal.

günlük teranelerden ve bizi günlük teraneler ölçüsünde tanıyan insanlardan uzaklaşıp, durmadan çalmak gerek.


ladylazarus
asuman,sen şimdi arabalı vapurun güvertesinden denize bakacaksın ya..


ladylazarus
ladylazarus
@ladylazarus
Omnia fui nihil expedit
2017 Girişli