Lydia
üniden mezun olalı 3 yıl oldu. üniye ilk kayıt yaptırdığım zamanlar bulmuştum burayı da.. hatıralar dün gibi sıcak.. samsun bana çok güzel şeyler kattı, çok güzel insanlar, nice unutulmaz anılar ve bolca hayat dersi.. hayatımın aşkı zannettiğim adam hayatımın en büyük dersi oldu. o benim eşim, ailem derken cehennemim oldu. onun yüzünden samsunla ilgili hiçbir sey duymaya tahammülüm kalmadı. şu an 7 yıl önceki o günden çok daha gerideyim. o zamanlarda en azından umudum vardı, hayat ışığım vardı. güzel bir yerlere gelirim zannediyordum. her imkanı değerlendirmeye çalıştım olmadı. en son kpssyle şansımı deniyim dedim, o da elimde patladı. keske şu an şu siteye 7 yıl önce kayıt yaptırdığım ilk güne geri dönsem, o heyecanı yeniden yaşayarak... o günleri çok özledim.. umarım bundan sonraki her sey geçmişimi özletmeyecek kadar güzel olur..
Sanatçı
geçen hafta akşam üstü bowling oynamaya gitmiştik, bowling çıkışı, 2 erkek 2 de kız gördük, erkeklerden birisine rica ettik toplu fotomuzu çektiler, ondan sonra herkes dağıldı neyse baktık o 2 kız ve erkek volkswagen jipine bindiler bizde kuzenle bmw deydik, neyse volkawagen jipinin arkasını açık sanıp o arabadakileri uyardık, sonra arabadaki erkekte onun kamera olduğunu söyleyince şaşırdık, sonra gidiyoruz otobana çıktı o erkek geldi bizi solladı yanındaki kızlara artistlik yapacak ya zengin züppesi, sonra benim kuzen güldü, dedi senmisin artistlik yapan taktı vitesi 6 ya, bmw yle bastı 160 a o jipi imkanı olmamasına rağmen arkadan geldi solladı sonra elle salladı bunlara biz bi koptuk, o mal baka baka kaldı... sjsjsjsj
Eleni
bilir misin, bilmem. şimdiki dönemlerde devam ediyor mu ondan da emin değilim. seneler önce(bizim zamanımızda yani) misafir öğrenci olayı olurdu. farklı şehirlerdeki öğrenciler değişim programıyla gelir, kendilerine şehir tanıtımı yapılırdı. üniversitede olmuyor bu olay, ilkokul yıllarına ait. ben fevri ve asi çocuk! değişim programından gelecek bir öğrenciyi konuk olarak almaya razı gelmişim. gün veriliyor, ne zaman geleceklerine dair. heyecanlanıyoruz, daha önce böyle bir şeye tanıklık etmemişiz tabii. aklımda dolaşan oloğanüstü hikayeler, kalıcılık yaratma çabaları. bir bir diziyorum kafamda derken, beklenen zaman gelir. gönüllü öğrenciler kamelyanın etrafına toplanmış misafir öğrencileri bekliyoruz. önümüzden bir düzineden fazla farklı öğrenci geçiyor müdürümüz ile birlikte. kafada binbir soru. (acaba hangisine tanıtacam?) aralarından birini pek sevemediğim için umarım bana o gelmez duaları. ön yargı işte. derken bana tontiş bir bağyan denk geliyor. yaşça büyük ablamız benden. tutuyorum elinden(lafın gelişi), götürüyorum eve. kadın anam mis gibi yemekler yapmış, afiyetle mideye indiriyoruz. konuşup hem heycanımı kırmaya çalışıyorum, hem de tanımaya çalışıyorum. o gün epey bir eğlenceli oluyor ve saati geldiğinde vedalaşıp yarın tekrar bir araya gelmek üzere ayrılıyoruz.(yarın alacam seni tamam mı? bekle beni.) yarın olması için uyumaya çalışıyorum bir an önce, uyumak ne mümkün. en son dalıyorum uykuya. sabah saate bakıyorum, evet söylenen saat. sorun yok gecikmeyecem diyorum kendimce. çünkü erkenden kalkmışım, imkanı yok geç kalmamın. babam geliyor yanıma, saçlarımı okşuyor. bakıp gülümsüyorum. gezerken arkadaşımla bol bol fotoğraf çektirmemiz için fotoğraf makinesi almış. hem de dijital. gözlerimin içi parlıyor, o zamanlarda kameralı telefonlar da yok. uçuyorum sevinçten. ansızın bizimkilerin telefonu çalıyor, erkene almışlar öğrencileri alma saatini. nefes nefese dimdik yokuşu koşuyorum, yetişemiyorum. yetmeyen nefesimle sadece sessizliğin kaldığı kamelyaya bakıyorum. okul hemen buluşma noktasının yakınında bir umut belki orada toplanmışlardır diye, tam soluklanamadan oraya gidiyorum. yoklar. pes etmiyorum, inatçıyım. müdürümüzün evini biliyorum, kızı da bizim okulda. oraya gitmek için yola koyuluyorum son çare. tükenmiş bir nefesle çalıyorum kapılarını. diyaframımdaki sancı yüzünden bir araya getiremiyorum kelimeleri, "öğretmenim erken, öğretmenim yetişemedim" anlıyor ne demeye çalıştığımı. müdürümüzün arkasında kızı beliriyor, kızının arkasında misafir arkadaşım. anlıyorum ki ben yetişemeyince müdürün kızı almış arkadaşımı. sesim kesiliyor, ayrılıyorum kapıdan. koşa koşa çıktığım yokuşu ayaklarımı sürüklercesine küçük adımlarla ağlayarak iniyorum. eve varmama yakın siliyorum gözlerimi, ne fayda kıpkırmızı olmuş bir kere. eve varıyorum, annem açıyor kapıyı. tutamıyorum kendimi ağlayarak anlatıyorum, babam ağlama diyor, olurmuş böyle şeyler. neden ağlıyorsun ki diyor. sarılıyorum, içimde yara olarak kalan bu anıyı hatırladıkça cevap bulabiliyorum babamın sorusuna frank. nedeni arkadaşıma yetişememiş olmam değil de, babamın düşünceli davranak aldığı o fotoğraf makinesine ilk anım olarak istediğini ekleyememiş olmammış.
orlito
aslında doğum günü sürprizleri ya da mesaj gibi şeyler beklemiyorum. hiçbir zamanda öyle bir beklentim olmadı ama çok sevdiğim insanlar bir gün öncesinden (dün) güzel bir kutlama yaptılar sebebi de bugün yapsalarmış anlarmışım :)) ve hiç beklemediğim insanlar facebook, twitter arkadaşım olmamasına rağmen hatırlayıp mesaj attı. insan hüzünleniyor be ya da ben yaşlanıyorum :d 23'ü doldurdum. daha nice 23lere demektense hayatımın geri kalanı hayırlı ve dolu dolu geçer inşallah.

bu arada imkanı olan kan bağışında bulunsun arkadaşlar. hem kendi sağlığınız için hem de ihtiyaç sahipleri için.
Gamsız Baykuş
selamlar dedikodu ahalisi, bugün öğrendiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum zira benim çok hoşuma gitti. eski zamanlarda varlıklı olan ailelerin evinin bir özelliğinden ve bunun nasıl kullanıldığından bahsedeceğim.

mutfak bölümü konağın giriş kısmında bulunuyormuş. mutfağın sokağa bakan tarafında küçük bir kapı var ve kapının arkasında ise fotoğrafta görülen bu dolap var. dediğim gibi ailelerin imkanı geniş olduğu için yemek çokça yapılıp buradan dağıtılıyormuş. sadece ev ahalisi için değil aynı zamanda yemeğe ihtiyacı olan kimseler için de. bu ihtiyaç sahibi herhangi biri, oraya gidip bu dolabın kapısını üç kere tıklatıyor ve boş kabını dolabın içine koyuyormuş. arka tarafta bunu duyanlar mutfak tarafındaki kapıyı açıp içindeki dolabı döndürerek oraya koyulan kabı alıyor ve o gün yapılan yemekten dolduruyormuş. sonra kapı tekrar tıklatılarak yemeğin hazır olduğu işaret ediliyormuş. karşı taraf ise dolabı kendine döndürerek yemeğini alıyormuş. bu şekilde de alan el veren eli görmemiş oluyormuş. gerçekten harika bir gelenekmiş ya.

neyse... zamanla bu dolap, birbirini seven gençler için haberleşme aracı olarak da kullanılmaya başlanmış. o aileden bir kızı seven oğlan, mektubunu oradaki dolaba koyup kıza ulaşmasını sağlıyor ve bu şekilde konuşuyorlarmış. bunu fark eden aile büyükleri de kıza "biz senin ne dolaplar çevirdiğini biliyoruz." diyerek onu uyarıyorlarmış. hal böyle olunca da bu deyim ortaya çıkmış işte. :)

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)