Gamsız Baykuş
yeni gelen arkadaşlara hayırlı olsun diyorum cümleten. hoş geldiniz.
Gamsız Baykuş
hayatım şu sıralar o kadar monoton ve olaysız ki paylaşacak bir şey bulamıyorum.
Gamsız Baykuş
selamlar dedikodu ahalisi, bugün öğrendiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum zira benim çok hoşuma gitti. eski zamanlarda varlıklı olan ailelerin evinin bir özelliğinden ve bunun nasıl kullanıldığından bahsedeceğim.

mutfak bölümü konağın giriş kısmında bulunuyormuş. mutfağın sokağa bakan tarafında küçük bir kapı var ve kapının arkasında ise fotoğrafta görülen bu dolap var. dediğim gibi ailelerin imkanı geniş olduğu için yemek çokça yapılıp buradan dağıtılıyormuş. sadece ev ahalisi için değil aynı zamanda yemeğe ihtiyacı olan kimseler için de. bu ihtiyaç sahibi herhangi biri, oraya gidip bu dolabın kapısını üç kere tıklatıyor ve boş kabını dolabın içine koyuyormuş. arka tarafta bunu duyanlar mutfak tarafındaki kapıyı açıp içindeki dolabı döndürerek oraya koyulan kabı alıyor ve o gün yapılan yemekten dolduruyormuş. sonra kapı tekrar tıklatılarak yemeğin hazır olduğu işaret ediliyormuş. karşı taraf ise dolabı kendine döndürerek yemeğini alıyormuş. bu şekilde de alan el veren eli görmemiş oluyormuş. gerçekten harika bir gelenekmiş ya.

neyse... zamanla bu dolap, birbirini seven gençler için haberleşme aracı olarak da kullanılmaya başlanmış. o aileden bir kızı seven oğlan, mektubunu oradaki dolaba koyup kıza ulaşmasını sağlıyor ve bu şekilde konuşuyorlarmış. bunu fark eden aile büyükleri de kıza "biz senin ne dolaplar çevirdiğini biliyoruz." diyerek onu uyarıyorlarmış. hal böyle olunca da bu deyim ortaya çıkmış işte. :)
Gamsız Baykuş
bugün bunu yazarken fark ettim. telefonumun notlar kısmında tam 17 tane yazıp yazıp paylaşmadığım metin var. bazıları paylaşmaya değecek kadar güzel olmadığı için (kendi çapımda saçmalamışım), bazıları da eksik kaldığı için birikti orada. ama en büyük sebep, yazıyı en son okuduktan sonra birilerinin bilmesine gerek olmadığını düşünüp vazgeçmem. resmen içimde patlamış o kadar konu. 🎉 bir kez daha görmüş oldum paylaşmayı sevmediğimi. çok da önemli şeyler sayılmazdı zaten ehe.
Gamsız Baykuş
karar vermek benim için oldukça zor bir eylem. konunun ne olduğu pek fark etmiyor. bu durumu hiç sevmememe rağmen malesef kararsız biriyim. bir şeyi düşünmem gereken son âna kadar erteliyorum. aslında ne kadar ertelesem de yöntemim hep aynı oluyor. karar vereceğim zaman konuyla ilgili artı ve eksileri düşünürüm, daha da olmadı kağıda yazıp görürüm ve hangisi daha mantıklıysa onu seçerim. şimdiye kadar hep böyle yaptım. ama gel gelelim şu an karar vermem bir konuda ilginç bir biçimde "acaba kalbimin sesini mi dinlemeliyim?" tereddüdüne düşüyorum. bu beni daha da çıkmaza sokuyor. neden bu şüphe aklıma düştü bilemiyorum. kafamı karıştıran bir şey de okuduğum kitap. önceden okumuştum ama tavsiye üzerine tekrar okudum simyacı'yı. o da yarama tuz bastı resmen. beni bu kadar etkileyeceğini düşünmezdim. kitapta, baş karakterin kişisel menkıbesini ararken sürekli kalbinin sesini dinlemesinden ve bir şeyi gerçekten istediğinde evrenin onu gerçekleştirmesine yardımcı olduğundan bahsediyordu. sonra düşünmeye başladım, acaba gerçekten karşıma çıkan olaylar bu kararı vermem için miydi, diye. acaba karşıma çıkan fırsatları tepmiş miydim? farkına varamamış mıydım yaşadığım olayların bunun için olduğunu, beni yönlendirdiğini? allah'ım karar vermek gerçekten çok zor. bir sürü düşünce oluşuyor zihnimde. ya doğruyu seçemezsem, ya pişman olursam bu tercihten? uzayıp gidiyor bu sorular... birisi gelip bunu seçersen şöyle olur, diğerini seçersen şöyle şöyle olur dese ne güzel olurdu. ama kendi başımın çaresine bakmalıyım, bu benim hayatım! ben yine bildiğim yoldan şaşmayıp mantığımı tercih edeceğim sanırım. evet, evet. en iyisi bu gibi. umarım öyledir.

yazımı mabel matiz'in bu güzel şarkısıyla bitirmek istiyorum. güzel günleriniz olsun dedikodu ahalisi.


"kazdıkça büyüyor ah çukuru kalbimin
yaza yaza delindi satırı mektubun

kalmadım ben bana, kör düğüm bu canım
çözen yok, çözülsem bile
görecek mi gözüm"
Gamsız Baykuş
karar vermek benim için oldukça zor bir eylem. konunun ne olduğu pek fark etmiyor. bu durumu hiç sevmememe rağmen malesef kararsız biriyim. bir şeyi düşünmem gereken son âna kadar erteliyorum. aslında ne kadar ertelesem de yöntemim hep aynı oluyor. karar vereceğim zaman konuyla ilgili artı ve eksileri düşünürüm, daha da olmadı kağıda yazıp görürüm ve hangisi daha mantıklıysa onu seçerim. şimdiye kadar hep böyle yaptım. ama gel gelelim şu an karar vermem bir konuda ilginç bir biçimde "acaba kalbimin sesini mi dinlemeliyim?" tereddüdüne düşüyorum. bu beni daha da çıkmaza sokuyor. neden bu şüphe aklıma düştü bilemiyorum. kafamı karıştıran bir şey de okuduğum kitap. önceden okumuştum ama tavsiye üzerine tekrar okudum simyacı'yı. o da yarama tuz bastı resmen. beni bu kadar etkileyeceğini düşünmezdim. kitapta, baş karakterin kişisel menkıbesini ararken sürekli kalbinin sesini dinlemesinden ve bir şeyi gerçekten istediğinde evrenin onu gerçekleştirmesine yardımcı olduğundan bahsediyordu. sonra düşünmeye başladım, acaba gerçekten karşıma çıkan olaylar bu kararı vermem için miydi, diye. acaba karşıma çıkan fırsatları tepmiş miydim? farkına varamamış mıydım yaşadığım olayların bunun için olduğunu, beni yönlendirdiğini? allah'ım karar vermek gerçekten çok zor. bir sürü düşünce oluşuyor zihnimde. ya doğruyu seçemezsem, ya pişman olursam bu tercihten? uzayıp gidiyor bu sorular... birisi gelip bunu seçersen şöyle olur, diğerini seçersen şöyle şöyle olur dese ne güzel olurdu. ama kendi başımın çaresine bakmalıyım, bu benim hayatım! ben yine bildiğim yoldan şaşmayıp mantığımı tercih edeceğim sanırım. evet, evet. en iyisi bu gibi. umarım öyledir.

yazımı mabel matiz'in bu güzel şarkısıyla bitirmek istiyorum. güzel günleriniz olsun dedikodu ahalisi.


"kazdıkça büyüyor ah çukuru kalbimin
yaza yaza delindi satırı mektubun

kalmadım ben bana, kör düğüm bu canım
çözen yok, çözülsem bile
görecek mi gözüm"
Gamsız Baykuş
arkadaşlar benim yatacak yerim yok. deyim olarak söylemiyorum, gerçekten yok. eve geldik gelmesine de kendime bir türlü yer bulamadım. önceki yıllarda abim ve kardeşim de okuyordu onun için evde değillerdi. İstediğim gibi at koşturuyordum odada. ama şimdi ikisi de evdeler ve oda oğlanlara tahsis edilmiş durumda. çocuk odasındaki yataklarda onlar yatıyor doğal olarak. bir de küçük kız kardeşim var. onun da kitapları falan var diye oturma odasına koymuş annem. ve evet sonuç olarak ben açıkta kalmış oluyorum. resmen salon köşelerinde sürünüyorum ya. gerçi şimdi yaz, nerede olsa uyunur ama yine de bu kendimi dışlanmış hissetmeme engel değil. eve gelince, annem gardıropta iki tane raf verdi, buraya sığ bütün eşyalarınla diyor. nasıl yapayım anne, yurtta iki kapaklı dolaba anca sığarken bunu nasıl yapayım, milyon tane eşyam var benim. tamam yılın çoğunu samsun'da geçiriyorum ama böyle de olmaz ki. resmen artık evde üvey evlat muamelesi görüyorum. bu durum çok üzücü ama artık alışmam lazım sanırım..
Gamsız Baykuş
eski zamanlarda ünlü bir düşünürün de dediği gibi;
Gamsız Baykuş
Gamsız Baykuş
@gamsizbaykus
Hey there! I am using OmüDedikodu.
2017 Girişli