thor
4. yüzyıl roma dönemine ait "apicius - cookery and dining in imperial rome" adlı kitabı okuyorum. mükemmel yemek tarifleri var. mutlaka deneyin.

reklam değildir.
Mona lisa
samsunu özlediğimi fark ediyorum. sahile iner, kulaklığımı takar denizi izlerdim. sokak sokak gezerdim yeni sokaklar keşfederdim. şimdi ise yine benzer şeyleri yapıyorum ancak samsunun yerini tutmadığını söylemeliyim. üniversite zamanlarım bu ara sık sık aklıma geliyor. düşününce, o zamanlar ne kadar çocuk olduğumu fark ediyorum. o yaşlarda bildiğim tek şey öğretmenlik mesleğini çok severek yapacağımdı. öyle de oldu. şimdi bir sürü öğrencim var ve severek daha önemlisi huzurla yapıyorum. bu deneyimler algımı o kadar genişletti ki. biraz da yaş alıyoruz tabi bir önceki ayla bile düşüncelerin aynı olmuyor. o zamanlar diye bahsediyorum ama 4 yıl önce asla bu düşüncelerdeki mona yoktu. bir dönem var ve o dönem bir dönüşüm dönemi. belki de zaaflarıma eskisi kadar takılmadığım için bilmiyorum. olanı değiştirmek değil, geliştirmek mümkün.. bir kabulleniş dönemi, kabul ve rahatlama. her insanın böyle bir dönemi olduğunu düşünüyorum. hayatı mantıklı yaşamaya çalışmak kadar saçma birşey olmadığını düşünüyorum. mükemmelliyetçi zihinden kurtulmanın özgürlüğü inanılmaz. bu mantıkla ilerlediğimde herşeyin daha da mantıksız hale geldiğini düşünüyorum. İnanılmaz bir kaygı yumağı oluşuyor. halbuki çaba bile yeterli mükemmel olmak zorunda değil. hayatı kurallı ve sistematik yaşamaya çalışıyoruz ama hayat hiç de böyle bir şey değil bana göre. hatta tamamen kaos şeklinde ilerliyor. kaostan kaçmaya çalışıp o nizamı kurmaya çalışmak hayattan kaçmak gibi. kaosu kabullenmek dinginlik getiriyor. rüzgara direnmenin bir anlamı yok, uyum sağlamak çok daha dinginlik getiriyor. bir süredir oldukça sakinim birçok öğrenciyle ilgilenmeme rağmen üstelik. belki de kaosu kabullendim, belki de kaygılı olma halinden ve mükemmelliyetçilikten oldukça yoruldum. bu duygular kadar yoran bir şey daha yok.
rebullavanda
2015 yılında omü'ye yerleştim. İlk kez samsun'a geldim. gerçekten çok iyi bir tercih yaptığımı samsun'a geldiğim ilk gün fark ettim. fark edilmeyecek gibi değil ki. sahil deniz mükemmel. çok güzel bir 4 sene geçirdim. üniversiteye başlarken geçer mi bu 4 yıl sorusunu sordum, son sene ne çabuk geçti bu 4 sene dedim.
ben samsun'da kalırken ekonomik durumlarda iyiydi. öğrenciler çok iyi bilir, üniversite durağında fnf vardı, dürüm ayran ilk gittiğim sene 6 tl idi. ben 2020 yılında memleketime döndüm. şuan fiyatları bilmiyorum. üniversite 2 de eve çıktım güzel konumu olan ve çok beğendiğim bir evdi. 4 yıl kaldım o evimde. 3 artı 1 çobanlı trenvay durağının dibindeydi. o zaman 700 tl kira veriyordum. tekrar samsun'a taşınmayı planladığım şu günlerde ev piyasasına bir baktım ve çok üzüldüm. 3 binden başlıyor ve 5 6 bine kadar gidiyor. başta emlakçılar sonra ev sahipleri hiç birinde vicdani ve ahlaki davranış kalmamış. 1+1 evlere 3 bin 4 bin 5 bin tl kira istiyorlar. öğrenci şuan 800 tl burs yada kredi alıyor. öğrenci ailesinden gelen destekle bile en fazla 2 bin lira ile bir ay yaşamak zorunda. birde evlerin altına açıklamaya yazıyorlar. memura. yüksek zekalı emlakçı abiler ablalar. kullandığınız telefonlarda uzaya gidecek teknoloji mevcut ama googleye girip memur ne kadar maaş alıyor bakmaktan acizsiniz. ya bugün bekar memurun maaşı 8400 5 bin tl kira yazmışsın. 3400 tl ile yaşamak mümkünse sen kiranı 3400 e indirde adamın cebine 5 bin kalsın.
gerçekten acımasız, vicdansız, duyarsız ve duygusuzsunuz.
çok para kazanmak için içinde bulunduğunuz soyguncu sistem eğer bir gün patlarsa ilk önce sizi vuracak.
thor
bir kaç haftadır aynı atakum dolmuşunda denk geldiğim kızıl saçlı mavi gözlü hanımefendiye sesleniyorum. bu kadar güzel olunur mu? yazık değil mi diğer insanlara? masmavi gözlerinle karayipler'in okyanuslarını kıskandırman yazık değil mi? mavi kelebeklerin 1 hafta taşıdığı benzersiz mavi renk pigmentlerini senin ömür boyu gözlerinde taşıman reva mı? nasa'nın yıllarca geliştirip kızıl cüce yıldızların sırf o kızıl renklerini gözlemlemek için o kadar masraf yapıp senin daha güzelini saçında taşıman tüyü bitmemiş amerikalı yetimlerin hakkını yemek değil mi? neith okunu büyülü yay ile kilometrelerce uzağa atabilirken, sen kaşlarının o mükemmel kıvrımını tanrıların silahlarını kıskandıracak şekilde kullanıp milyonlarca kilometre öteden kalbimi delip geçmen ilahi suç değil mi? maradona'nın eliyle attığı gole tanrının eli denirken senin evren tarihinin en güzel eline sahip olman haksızlık değil mi?
Sos
acıyor

mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor

biz giz dolu bir şey yaşadık
onlar da orada yaşadılar
bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

en başta mutsuzluk elbet
kasaba meyhanesi gibi
kahkahası gün ışığına vurup da
ötede beride yansımayan
yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
öbürünün bir kadından aldığı verem
bütün işhanlarının tarihçesi
bütün söz vermelerin tarihçesi
sevgim acıyor

yazık sevgime diyor birisi
güzel gözlü bir çocuğun bile
o kadar korunmuş bir yazı yoktu
ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
gemiler gene gelip gidiyor
dağlar kararıp aydınlanacaklar
ve o kadar

tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
sonbahar geldi hüzün
kış geldi kara hüzün
ey en akıllı kişisi gündüzün
sevgim acıyor
kimi sevsem
kim beni sevse

eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar

-turgut uyar
Sos
birisi fen-edebiyat dekanına söylesin psikoloji 1. sınıflara oryantasyon eğitimine gerek kalmadı ben onların oryantasyonlarını tamamladım. 🙋🏻‍♀️ gariplerim sanki o whatsap grubunda birbirlerini sürekli onaylayacaklarmış, sürekli mükemmel bir sınıf olacaklarmış gibi (98 kişiler) beraber şu dersi seçeriz, şunu yaparız diye konuşuyorlar. günaydın iyi geceler mesajları havalarda uçuşuyor. son sınıfım, biri gruba mesaj atınca bakma ihtiyacı bile hissetmiyorum. bu kıvama geleceklerinden habersiz muhabbet ediyorlar.
ikarus✨
az önce telefonumu 4. kez şarja taktım, bir yandan pc açık arkada sürekli bir şarkı dönüp duruyor, okuduğum kitabın kaçıncı sayfasında kaldığımı bilmiyorum çünkü uyuyakalınca kitap yataktan düşmüş, yattığım yerden masamın üzerindeki yarım kalmış kahve kupasını görebiliyorum, kolumun altında bir şey beni rahatsız ediyor, üzerimdeki battaniyeyi kaldırıp baktığımda kalimbanın üzerine yattığımı fark ediyorum, nota çıkartırken kullandığım renkli kalemin kapağını kapatmadan uyuyakaldığım için kalem üzerimdeki tişörte bulaşmış, migren atağının geleceğini hissediyorum ama ilacım bittiği için yapabileceğim tek şeyin yaradana sığınıp uyumaya çalışmak olduğunu biliyorum, boğazımda sürekli bir ağrı ve kaşınma hissi var, zaman zaman ateşim çıkıyor gibi hissediyorum ve gün içinde 3-4 kez ateşimi ölçüyorum, sonuç hel aynı;ateşim yok, benim için 23 gündür devam eden karantina böyle geçiyor, mükemmel.
Forseti
ankaraya evime geldim ve evdeki internetimi özlemişim be 80mb downloadım var mükemmel valla konsolda oyunlarımı güncelerkwn zevk alıyorum :dd
👑 Ef.
arkadaşım yarın ameliyat olacak bugün yatışını ve son testlerini yapmaya gittik. ameliyat saat kaçta olacak diyoruz boş ameliyathane olursa yaparız diyorlar, odaya ne zaman yerleşiriz diyoruz taburcu olan olursa yerleşirsin diyorlar, mükemmel bir sistematiği var hastanenin. sonuç: evde taze fasülye pişiriyoruz.
depresyondayim
sabah: her şey mükemmel olacak hiçbir sorun yaşamayacaksın anksiyeten falan da tutmayacak kendine gel

gece: ya sinifi bulamazsam ya ilk günden rezil olursam ya ders kayit işlemini beceremediysem allahim ölmek istiyorum
Forseti
az önce mükemmel ötesi bir film izledim. gerçekten çok güzeldi, çok... filmin ismi "tamam mıyız?" türk yapımı bir film ve size şunu çok net söyleyebilirim bu filmi kesinlikle izlemelisiniz.
Mona lisa
bugün kitap fuarına gittik. bir yazara rastladık, kitaplarına baktık. sonra orda iki tane lise öğrencisi vardı. ayak üstü konuştuk yazarla, bu arkadaşlar yazarla konuşmaya gelmişler, bizimde resim okuduğumu öğrenince edebiyat, şiir, resim ilgili olduklarından bizim yanımıza gelip kendi yazdıkları şiir kitabını hediye etmek istediler. ayak üstü konuştuk, meğer çocuklar 5 - 6 kişilik arkadaş grubu imiş birlikte şiir yazıp bunu kitap haline getirmişler. fuarda vakit olmamıştı, fuardan sonra bakayım dedim.o kadar mükemmel yazılmış ki emek göstermişler, özenmişler ve çok yeteneklilerdi. bunu faaliyete geçirmeye çalışıp uğraşmaları ne kadar güzel birşey o kadar taktir ettim ki.çok güzel değil mi? geleceğin çocuklarından çokta ümidi kesmemek lazımmış.
Eleni
benliğimi bir kenara bırakıp yazdığım her yazıda biraz tozlanıyor, üfleseler de tozdan arınamıyorum. bu sebeple boku çıkarcasına balgamlı, tükürüklü üfürmelerin bir işe yaramıyor frank. diz çök dizimin dibine dertleşelim. (İçmeden güzelleşelim.) zorlu bir çocukluk geçirmedim, hayatımın her evresi sürekli pörfekt bir dereceye sahipti. bir dediğim iki edilmedi yine de şımarık büyütülmedim. hep çocuk bırakıldım, fizyolojik olarak atılan her adım cildimde kırışıklıklara neden olurken ruhsal olarak jilet gibi ütülendi. elde edemediğim şeyleri ayaklarımı hunharca yere vurarak timsah gözyaşları ile karşılık verip elde ettiklerime dönüştürdüm. azmi hırsa çevirerek kendime epeyce büyük bir kötülük ettim. hırsa doğru ilerlerken gözlerimi bürüyen öfke ile sergilediğim davranışların kimlerin üzüntüsüne dokunduğuna hiçbir zaman aldırış etmedim. pörfekt geçen çocukluğumun arkasında yatan gizemi "gizem kalk, leylalar gelecek." diyerek yerinden ettim. çok kez umutsuzluğa kapılıp karanlık tarafta ışıklar gördüm. (aydınlığın gölgeleri işte.) yaklaştıkça üzerime sürülen 150 ile gelen arabanın farı olduğunu farketmem oldukça kısa bir zamanımı aldı. tabii ki de kısalığı evrensel olarak değişirdi. işık hızından kısa iken dünya evrenindeki zaman diliminden baya uzun bir tabire sahipti. s*kik insanlara katlanışlarım beni hep engin bir kişiliğe bürüdü.(kendimce ego kasmacalardı işte.) bu insanların dışında bir yerlerde hala var olan masum insanların da kanı elime bulaştı. nasıl anlatsam? hani çamur gibi, kurudukça zor çıkanından. boya gibi, yıkadıkça geçmeyeninden. hamur gibi, eline bulaşmışken başka işlere karışmana izin vermediklerinden. mükemmel ötesi iyi bir insan oldum, fazla iyiyim. (çok çok mükemmel.) ensesine vur, ekmeğini yüzüne tükürsün cinsinden. az bile. düzgünce isteseniz uzatmayacaz sanki, yobaz herifler. madem buraya kadar geldik bir kaç tüyo vereyim, yıkayınca geçiyor. ekmek yani, yüzlerine bulaşan ekmek. ben burada yazı yazarken kenara bıraktığım benliğim toz içinde kaldı. ulan tanrısızlar! sırf anlattığım zımbırtılardan tanınmamak için astım olacam. birkaç konuda haklılık payınız var. mesela?(güzel, mesela?) o kadar kişi arasından nasıl bulunabilirim ki olayı. İnanmayacaksınız ama çarşaf olsa, delikten kaçıp gideceği yeri bulan milyonda bir velet'teki o velet olma potansiyeline sahip bir gay söz konusu.
Barthez
ya bu saatlerde oda da sigara içmek mükemmel bişey hele de güvenlik baskın yapmazsa:):)

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)