eskibiromulu
buranın hala yaşıyor olması da şov be hocam
Guvenvermiyordemissin
çekilmez bir adam oldum yine uykusuz, aksi, lanet yine her seferki gibi haksızım sebep yok olması da imkansız bu yaptığım iş ayıp rezalet fakat elimde değil seni kıskanıyorum.
anonim
sınıfta bir çocuk var ve devamlı bakışlarını yakalıyorum abartısız devamlı yani (gördüğüme göre bende bakıyormuşum hani). aramızda bişe olması da bana göre imkansız. konuşmak için herhangi bir girişimde bulunmuyor da ayy bilemedim öyle işte 😅
anonim
arkadaşlar bu besyocular neden bu kadar yazıcı hiç anlamıyorum. birine bi cevap veriyosun eskaza arkadaşları da ekliyo yazıyo. fakülte 500 kişiyse rahat 150 200 ü yazdı ekledi yeter artık. tıpla yakın olması da çok kötü oluyo biraz dağılsınlar başka fakültelere canım.
amsterdamli
herkes avrupa ya kafayı takmış.yok şöyle âdet böyle örf.arkadaşım hadi herşeyi geçtim sen ülkende kırmızı et yiyebiliyor musun?senin ülkendeki büyükbaş hayvancılık olayına da mı avrupa müdahale ediyor.kurban bayramında bile hayvan saklayan olmuş,haberlere çıkmıştı.büyükbaş ı geçtim ülkedeki tavuk bile yamyam.evet yamyam.tavuk artıklarıyla besleniyor tavuklar.sonra yediğin yoğurt bile jelâtinden oluşuyor.meyvesuyun,çayın boya.senin üreticinin,esnafının sahtekar olması da mı avrupa nın suçu.bir yerde okumuştum.bi tane çinli anlatmış."bize türk iş adamları geliyor.yemek ikram ediyoruz,helal olup olmadığını soruyorlar.ama bizim mallarımızın üzerine kendi firmalarının amblemlerini yapıştırıyorlar."yanlış hatırlamıyorsam bu tarz birşeydi.türklerdeki helallik anlayışı işte,diyor bize diğer ülkeler.sen de diyorsun ki bizi bozmaya çalışıyorlar.avrupalılar en azından kendi halkını zehirlemiyor.adamların rahatı yerinde.ordaki çocuklar yemek için cennete gitmek istemiyorlar.burda ülkedeki diğer tüm saçmalıkları geçtim en basitinden yediğimiz şeyin bile ne olduğunu bilmiyoruz.yılbaşını felan da örfe âdete bağlamayın yani.yanlış hatırlamıyorsam noel 25 indeydi.adamin takvimini kabul etmişsin zaten.biz orda noel i değil yeni yıla girişi kutluyoruz. sevdiklerimizle biraz da moral bulmak istiyoruz.motivasyon olarak yüksek giriyoruz yani,kısa sürse de.28 şubatta 1 martta felan kutlayin demeniz de saçma,yılın başı 1 ocak.kendiniz kutlamıyorsanız da kutlayana saygınız olsun.kimsenin türklüğünü, müslümanlığını sorgulamayın.
warrior
bugün beni üzen bir bilgi aldım.İnsan üzgün iken etrafında kimseyi istemiyor. sahili gezmek istedim içimdeki sıkıntıdan bir parçada olsa uzaklaşabilmek için ama vazgeçtip kitapçıya gittim. şöyle bir baktım pek kimse yoktu. ama dikkat edin mağazalar cafeler tıklım tıklım. neyse biraz gezindim üst kata çıktım şiir kitapları arasında buldum kendimi. 2 şiir kitabı aldım. ne zaman kitap alsam sebepsiz mutlu oluyorum ama o an mutlu değildim. yurda geldim biraz dinlendikten sonra aldığım kitapları karıştırmaya başladım. en sevdiğim müzikleri açıp kahvemi de ortak ettim geceme. mutluluğu o an hissettim bütün yorgunluğum gitti. bir süre sonra şairin cümleleri arasında kaybolduğumu hissettim. kaybolmaktan keyif aldığım en güzel yer kitaplar ve müzikler. bazen uzun süre ayrı kalıyorum kitaplardan. haftalarca müzik dinlemediğim oluyor. arada böyle olması daha iyi diye düşünüyorum. özlem duyuyorum daha hevesle okuyorum daha hevesle dinliyorum. şu an yağmur yağmasını isterdim ortama biraz romantiklik katardı :) öyle işte arkadaşlar. sözlerimi bitirirken sizlere loreena mckennitt in dark night of the soul şarkısını dinlemeyi öneririm. huzurlu geceler.
anonim
canı sıkkın olduğunda bana yazardı.kaç kere benimle mesajlaşırken ağladığını bilirim.karşılıksız sevdim onu.ona rağmen yaptıklarına rağmen.defalarca gitti her seferinde affettim.geri döndü herşey başa sardı.kendisiyle savaşı olan birinin çevresine karşı bu kadar acımasız olması da normal belki ama bana çok koydu.onun için o kadar gururumu es geçmiştim ben.yalanları geldi sonra.her söylediği şeyde acaba doğru mu diye düşünmeye başladım ve soğudum haliyle.kendimi uzak tutmaya çalıştım defalarca ona bir faydam olmadığı gibi onun bana zararı vardı çünkü.sonra bitti işte.tamamen bitti.sonu olmayan bir hissizlik gibi gelse de atlatırım inşallah.
bendis
burdaki köpeklerimi kuşlarımı bırakıpta samsuna gidecek olmam çok koyuyo gerçekten. ama geri dönünce karşılama komitemin büyük olması da ayrı bi zevk
misty
silmeye elimin gitmediği buna rağmen açıp bakmaya, okumaya kıyamadığım şeyler var.eve geldiğim andan itibaren durmadı yaşlarım geceye kadar durmadan aktılar boncuk boncuk döküldü telefona en sonki... sonra yastığa koydum başımı ve o şekilde uyumayı bekledim.ne zaman olduğu konusunda hiçbir fikrim yok ama su an uyandım.karışık şeyler gördüm rüyamda bir sürü değişik şey oldu.sonra bu da mı öyle yoksa dedim ama bu düşüncem 10 saniye sonra hayır o gerçek diyerek yüzüme çarptı.sonra ne mi oldu tabii ki yaşların devamı geldi.ne olacak benim bu bağlanma durumum.orada dururken bir an öyle bir sarılasım geldi ki.tut bırakma ya hu neden gidiyor ki dedim.ama böyle olması gerekiyor.belki de kızıyor buna rağmen neden bunu yapıyorsun diye.madem canın acıyor bırakmasaydın tutsaydın ellerimden der.baktığım her şeyde bir şekilde aklıma gelecek sanırım.insan saate bakınca bunu yaşar mi? hep sorar saat kaç olmuş diye.ben de senin yok mu ya derim.sen söyle der.hala geniş zaman kullanıyorum bu ıyi değil.gögsumde ince bir sızı belki daha baskın bir his olsa daha çabuk geçerdi böyle hic geçmeyecek gibi.hayırlısı diyebiliyorum sadece.artık düşünme yetimi kaybettim.duygular işin içine girince bende işte böyle oluyor.başımın ağrısı geçmemiş.nasıl geçsin uykum huzurlu değildi ki.buraya destan yazarım bununla ilgili ama devam edemem daha fazla.herşeyin hayırlısı.ama böyle olması daha doğru.aklım, mantığım umarım doğru karar vermiştir.çicekleri severim hepsini ama artık en çok birini...İyi geceleriniz olsun.
anonim
yine vizeler yine son gün çalışma sıkıntısı .ders çalışmak isteyipte çalışamayan sadece ben miyim acaba ?😶 ayrıca butun sinavlarimin sabah 9 da olması da ne büyük şans demi 😱
berelideli
İyi akşamlar dedikoducular. umarım iyisinizdir. bakın ben başlıyorum yazmaya. sıkılır mısınız bilmem. hadi başlayalım. ne oldu bana bilmiyorum. oldukça geveze olan bir adamdım ben. 'ayran' masası kurulunca veya bir yerde ekip toplanınca baş köşeye oturtulup, baba bize bi hikaye anlat denilen bir adamdım ben. grubun neşe kaynağımıydım bilmem ama kesinlikle en gevezesi ve hikayecisi bendim. hiç unutmam, bana kız kulesi ile galata kulesinin aşkını anlattırmışlardı. o sohbetten sonra masada ki 4 kişi, 2 çift olmuştu. tamam belki arkada çalan şarkıların da biraz etkisi olmuş olabilir. güzel günlerdi de ne oldu be kardeşim, baba neden yorgun düştü ? diye soruyorum kendime. nazım'ı uyar'ı süreya'yı can yücel'i ahmed arif'i ve tabi ki edip cansever'i böylesine okumaya başlamam, özlem duymam nedendir acaba ? tabi "o güzel insanlar o atlara binip gittiler" diyen yaşar kemal'i de unutmamak lazım. yine kafanızı şişirdiysem affola. günler geceler geçmez iken ve bu güzel adamlarla zaman geçiriyorsanız şayet. İki sözünüzden birinde bu adamların olması da doğal geliyor artık bana. güzel yaşayın a dostlar. tanımasam da güzel gördüğüm insanlar. ben hâlâ sorumu cevaplamaya çalışıyorum. belki de değiştiğimdendir bilmiyorum. ama sizler günlerinizin kıymetini bilin. ben bilmemişim şu an onu fark ettim. güzel bakın kendinize.
syntaxerror
böyle sevdiğim bir insanı bir süre aradan sonra tekrar görünce istemsiz olarak gülüyorum. bunu yeni fark ettim ve çok güzel birşeymiş meğer. güzelliği ise şurada ben gülünce o insanda gülüyor. ve bunların içtenlikle olması da çok güzel. değer verdiğim insanların hepsi bana değer veriyor. bunu hissediyorum o an. sevdiğim herkes de beni sever mesela. kimi tembelsin, kimi ruhsuzsun, kimi malsın, kimi şusun, kimi busun der ama sever. samimiyetle söylerler bunları da yüzüme karşı. hiçbirine de alınmam. hatta kendimle dalga geçerim bazen onlar da gülerler. İnsanların gülmesi güzel şey cidden içten olduktan sonra. velhasıl kelam samimiyet ve gülümseyebilmek çok güzel bir şey. sevdiklerinizin sözlerine alınmayın. o sözleri kendimize birer yol haritası yapmalıyız bence. hatalarımızı düzeltmek ve daha iyi insan olabilmek için. neyse tuhaf bir yazı oldu. konudan konuya atladın ama oldu ya birşeyler yazdık sonuçta. bir rahatlama geldi.
kayipgalaksi
bu güzel havada dışarıya çıkmayıp kendimi eve kapattım. perdeleri çektim ve kendime güzel bir sinema ortamı oluşturdum. birbirinden muhteşem 3 tane film izledim. la vita e bella, persona ve psycho. la vita e bella filmiyle güne güzel başlamıştım. tabi bu filmin ilk yarısı için geçerli. çünkü filmin ilk yarısı gayet eğlenceli iken ikincisi yarısı bolca hüzünlüydü. bir babanın çocuğu üzülmesin, korkmasın diye yaptığı onca şey, karısının yahudi olmamasına rağmen o trene binip kampa gitmesi, adamın sislerin arasında kaybolup yüzlerce insan cesediyle karşılaşması ve babanın oğluna son bakışı. kesinlikle izlenilmesi gereken bir film. unutulmayacak filmlerden biri. 3 tane oscarı boşuna almamış yani. gerçi oscar almasına pek şaşırmadım ama neyse o konuya girmeye gerek yok. biz persona filmiyle devam edelim. ben hayatımda bu kadar etkileyici, ağzımı açık bırakın bir film izlemedim. ve bu film 66 yapımı bir film. ne varsa eskilerde var yani. film çok garip bir şekilde başlıyor ve türlü garipliklerle devam ediyor. müziği zaten ayrı bir olay. İnsanı alıp götürüyor bilinmezliğe. ve siz bu bilinmezlikte kaybolurken filmin siyah beyaz olması da kasveti daha da çok artırıyor ve hep kayboluyorsunuz. anlaşılması zor bir film. herkesin maskesi (persona maske demek) olduğu ve bunu benimsediğimiz, özümsediğimiz zaman kendimize yabancılaşmamız ve benliğimizle olan çatışmamız anlatılıyor(benim anladığım kadarıyla). çokta güzel anlatmış yönetmen. "sinemanın ne kadar büyüleyici bir şey olduğunu bu filmi izleyince anlarsınız." film bitti, ekran karardı, ben de bilgisayarın karşısında kalakaldım. beynim buharlaşmıştı resmen. zaten 3 saatlik uykuyla ayaktaydım bu film hep mahvetti beni. biraz beynimi dinlendirip, kafamı toparlamam gerekirken ben gittim psycho filmini açtım izlemeye başladım. beynime eziyet etmeye bayılıyorum galiba. şimdi psycho filmine söylenecek bir şey yok. hitchcock'un efsane filmi. o meşhur duş sahnesini filmi izlemeyenler bile bilir. arkadan gelen o müzik bile insanda istemsiz bir korku yaşatır, gerilimi artırır. cinayeti kimin işlediği ise film boyunca izleyicinin kafasında bir soru işareti bırakıyor. tabi en sonunda her şey ortaya çıkıyor. dedektif olduğunu düşündüğüm adam cinayeti psikolojik olarak ele alıyor ve çok güzel bir şekilde açıklıyor. son sahnedeki norman bates'in gülüşü ise son noktayı koyuyor. ne diyeyim daha helal olsun hitchcock sana. sağlam yönetmensin valla. kafam şuan pek iyi değil ama olsun. sanat dolu bir gün geçirdim. gerçi gün daha bitmedi. ben en iyisi kitap okuyup biraz daha beynime eziyet edeyim.
erdalbakkal
dua ediyorum bana su yolda yürürken bir araba carpsa da hersey duzelse... a yolunu secsem suclu b yolunu secsem suclu c yolunu secsem suclu... birde olaya bu kadar yolunun olması da kötü diye bakanlar var. bu hayat benim ama herkes benden cok hayatın içindeler baş rolde benim ama sadece izliyorum rüzgar nereye suruklerse artık rota oraya..
muddeibiri
son 2 yıldır zorlandığım kadar zorlanmadım şu hayatta. hoş diğer yıllarım da benzerdi ama bunlar.. İnsanların gerçek yüzlerini gördüğüm, umudumu kaybettiğim yıllar oldu. ayrıca derdimi anlatabileceğim birilerinin olmaması hatta bu acılarımda paylarının olması da cabası... hasta da benim psikolog da kısacası. belki de böylesi iyidir? şimdilik? ömür boyu peki? ömrüm ne kadar peki? çok uzun olmamasını diliyorum, bazen bunun işaretlerini de görüyorum. az ve öz; sakin ama bi yandan da deli dolu bi hayat yeterli sanırım bana :)
anonim
güzellik/yakışıklılık arayan insanlar büyük hataya düşüyor önemli olan iç güzellik diyen insanlar hiç samimi değilsiniz. karşı cinsin görüntüsünden,aurasından etkilenmediğiniz sürece o kişiyi tanımak istemezsiniz.
erkekler için partner seçiminde kıstas güzellikten geçer. güzellik kısmını açarsak, mesela cildinin güzel olması kişinin sağlıklı olduğu işaretini verir,keza saçların güzel olması da öyle. dolaşımın karaciğerin normal olduğunu gösterir.
vücudun güzel ve kıvrımlı olması da doğurganlığın,yani dünyaya sağlıklı çocuk getirebileceğinin ve ona annelik yapabileceğinin işaretidir. yani o popo ya da göğüsün çekici gelmesinin nedeni budur arkadaşlar. ama tabi ki pratikte bunu düşünerek yapmıyoruz, tamamen bilinçaltına işlemiş bilgiler.
narkozcudetanirlar
gün içerisinde ve hatta dışarısında canım sıkıldığında itirafları okuyorum. ve sanırım günlerimin çok sıkı canlı geçtiğinden olacak ki neredeyse tümünü yorumlarla beraber ezberlemiş durumdayım. tabi bunun sebebinin sayfayı çok(yeni) beğenmem ve herkesin iyi veya kötü paylaştığı birşeylerin olması da muhtemel. neyse gelelim asıl konuya; bir zamanlar midemde kafkas dansı yapan karınca ve kelebeklerin sindirilememesi sonucu oluşan kabızlık ve şöyle göğüs kafesimin içinde şiddetli bir yalnızlık mevcut bende. kadim dostum gece ve babil'in asma bahçesi'yle aramızın bozulması da cabası. ve sanırım tüm bunların nedeni bendeki r11 eksikliği.
anonim
bu insanlar ringde tramvayda nasıl birilerini görebiliyo beğenebiliyo hayret doğrusu. bende hergün bu vasıtaları kullanıyorum. akraba gibi giderken her seferinde nasıl dikkatlerini verebiliyolar ki :). valla oralar faso fisa bi daha görebileceğinin garantisi olmayan yerlerde birilerini beğenmek niye. ben kantinde kesiyorum. yani sevdiğim biri var, sadece onu kesiyorum. rastgele bakarken kantindeki onlarca yüze gözlerim gözlerine takılıverdi bi anda. o gün bugündur de kantinde bekliyorum. ha gel ha gelecek diye. biliyomusunuz nerdeyse hergün de geliyo. oturuyo karşıma, bakıyo bakıyorum.. birimizden biri kalkana kadar seyrediyoruz gözlerimizi. ne muhteşem bi duygu anlatamam. bi gün belki konuşuruz ama böyle olması daha cazip kılıyo. merak duygusu görme arzusu beni okula bağımlı yaptı resmen. heyyyyy müh kantininde bu akşam da karşımda oturan yakışıklı çocuk kiii koca fakültede senn kadar yakışıklı da yok daaaa seni çok beğeniyorum bennnn 😍

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)