belki de en güzel zamanları bir an önce geçsin dediğimiz günlerde yaşadık
(en güzel günler)
(mazi olduğunda)
(anlarız kıymetini )
doğan şensoy
her yeni gün benim için bambaşka öğretilerin olduğu deneyimler yaşatıyor. hayır diyorum ki bugün sıradan bir gün olsun mesela sıradan bir perşembe günü.. günler hızlı hızlı geçiyor. dün koca bir haftaya başladık bugün bitti. hayat dediğimiz bu uzun yolculuk, bazen bizi zorluyor. ama ne olursa olsun, her anı, kişi ve her deneyim bize bir şeyler öğretiyor. bu gerçekten de tam olarak böyle. özellikle küçük yaş grubunun öğretmeniyseniz. öğrenci sayısı kadar veli demek bu biliyorsunuz. veliler size hayatın en güzel hayat deneyimlerini sunar buna emin olun :) öğretmenler beni anladı diye tahmin ediyorum. bilmiyorum ama bazen şunu düşünüyorum. özellikle de çok fazla insanla tanıştığım için böyle. kimimiz başarının peşinde koşuyoruz, ne biliyim bazısı mutlu olmayı kafaya takıyor, bazıları da huzur diye tutturuyor... ama fark ettim ki, aslında tamamen basit bir tanımı var hepimizin aradığı şey aynı'' 'kendimizi bulmak' ' kendini bulamayan biri, çocuğu bulsun diye uğraşıyor. o yüzden bu denli bir çaba var. İçinde kalan ne varsa çocuk yapsın. çocukları öyle sorumluluklar altına sokuyorlar ki. çevremizin yarısı kendini bulamamış, kayıp insanlar.. karşımda çocuğunu değilde kendini anlatan o kadar çok insan var ki. anlatırken kendilerini kaybedip ben diye devam ediyorlar. hatta bir gün sordum bir çocuğun annesine siz mi resimde başarılı olmak istiyorsunuz, çocuğunuz mu diye. kadın şaşırdı duraksadı. '' ben küçükken çok severdim resim yapmayı, çok isterdim devam etmeyi'' dedi. bir hevesin, duygunun, isteğin insanın içinde kalması, ne kadar da yaralıyor insanları.
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
kopmaz kökler salmaktır oraya
kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
kopmaz kökler salmaktır oraya
kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
bilim çok güzeldir. lakin herşeyi tesadüfe bağlanması hakaret değil midir? kanun koyar enerji yoktan var edilmez der ancak bing bang sayesinde madde ve zaman olmuştu der. peki eğer bing bangden önce madde ve zaman yok ise big bangin oluşmasını sağlayan toz bulutları nasıl oluştu? onun patlamasını tetikleyen şey ne idi? aklı ve yaratma gücü olmayan toz bulutları iyice sıkışarak uzayı zamanı ve maddeyi mi oluşturdu? ve bunların hepsi oluşurken de kanunlar kondu, şuan bizim dediğimiz fizik kanunları. bilim harikadır ancak bazen bilimi savunanlar bilime çok zıt davranıyor yani akla mantığa sığmayan fikirler öne sürüyor. önesürmesinin en büyük nedeni ise bir yaratıcıya inanmaması. ona inanmamasının sebebi ise bilim ile kanıtlayamaması. sebebsiz sonuç olmaz...
size göre bilim nedir gençler?
size göre bilim nedir gençler?
teknoloji çağı dediğimiz bu çağı seviyorum aslında. genel olarak keşke 70'lerde 80'lerde yaşasaydık keşke diyen birisi olmadım. ama o zamanlarda ve daha eski zamanlarda olan bazı şeylere imrendiğimi ve özendiğimi söylemeliyim. bu özendiğim şeylerden birisi de estetik ve ruh. teknoloji çağıyla bir çok şey işlevsel hale getirsek de estetik boyutunu atladık gibi sanki. evlerimiz mesela. yukarı doğru bakarken boynumuzun ağrıyacağı kadar uzun ve ışıl ışıl. ama biz o upuzun binalara değil de avlulu, merdivenli binalara bakarken dalıp gidiyoruz içimizden gelen bir yerlere. veya camilerimiz. eski camilere bakıyorum da içlerinde bir estetik bir ruh var. şimdikiler gibi milyonlarca lira harcanıp metreküplerce betonun dökülmesiyle değil de sadece allah rızası için samimiyet ve ihlasla yapıldığı içindir belki de. tüm o eskiliklerine rağmen hala zarif bir estetikle süslüler. maddi olanın yanındaki manevi olan duygularımız, hislerimiz, düşüncelerimiz, yaşayışlarımızda... giderek estetikten uzaklamışız. merhabadan merhabaya fark vardır derler ya. İşte onun gibi. konuşmalarımızda, ilişkilerimizde, bakışlarımızda, içimizin sesinde bile estetiği kaybediyoruz yavaş yavaş veya kaybetmişiz. bu beni üzüyor açıkçası. estetiğin olmadı yerde hiçbir şey yapasım gelmiyor. koca bir insan türü nasıl oluyor da estetikten bu kadar uzakta yaşıyor anlam veremiyorum. aslında çok da zor bir şey değil bu estetiği tekrardan kazanmak. biraz içimizden gelen güzelliği dışımıza yansıtmaktan geçiyor. sonrasında her şey zarif bir hal almaya başlar tekrardan, her şey tekrardan gönlümüzü de doyurmaya başlar diye düşünüyorum. estetik her şeyin içinde vardır. yeter ki biz çıkarmasını bilelim. hatırlar mısınız park kahvesi diye bir yerden bahsederdim size. İşte oradaki estetiğe kapılmıştım ben. bu yaz tatilinde gördüm ki nostalji katıyoruz adı altında estetiğini bozmuşlar mekanın. o yüzden oraya gitmiyorum ikindileri. buradaki kurşunlu cami adında baya eski bir cami var. İkindiden sonra akşama kadar oranın dış namaz kılınan yerinde oturuyorum. kitabımı okuyorum, gökyüzünü izliyorum, sokağın sesini dinliyorum. gökyüzünün, caminin avlusunun, caminin estetiği içinde huzur dolmak hoşuma gidiyor. mecbur bırakılmış yalnızlığı sevmem hiç. ama kurtarılmış bölgelerimdeki tercih edilmiş yalnızlığı seviyorum. yalnızlık dediysem de estetik olmayan her şeyden kaçıp estetik olanlarla yalnız kalmak. şuraya kurtarılmış bölgemden bir fotoğraf ve estetik bir şarkı iliştireyimde öyle gideyim. mutlu geceler dostlarım. rüyanızda özlem duyduğunuz estetiği görün... :)
bi arkadaşa sosyal hesaplari dondurdum kafam rahat keşke daha önce dondursaydim filan diyorum..arkadaşın cevabi ise "doğru instagram çok ses yapiyordu dimi kafani sisiriyordu.bence saçma olmuş kapaman" gibi şeyler dedi..sonra baktım karşımdakinin erkek olduğunu farkettim ve bu cvbi vermesine pek de sasirmayip altyazı geçtim:/ eğer kadinsan ve sosyal sayfalar kullaniyorsan günde defalarca saçma sapan msjlar alabilirsiniz..ya da sürekli birilerini engellersin..msj kutuna(instagramin sakıncalı bulduğu için bulaniklastirdiği) resimler atilabilir..ya da msjina cevap vermemişsen birinin p*posu evereste olursun ve hakaret icerikli msjlar alabilirsin.belki dışarda tacize uğramiyoruz ya da uğruyoruz defalarca:/ ama sosyal medyada bu durum aldı başını gitti..dedim ya sizin saçma dediğiniz bi duruma gelin bi de kadının dünyasından bakin..kadın olmak zor, kadın olarak yaşamak daha da zor..zor bi hayatimiz olduğu için belki de kadınları anlamak zor.ne bileyim öyle istee..belki de bütün bu olanlar doğru yanlış olan benim.."teknoloji cağindayuk gizumm sacmalama nasul tanuşcok böyle olcek tabi " diyebilirsiniz.domokrotok bi ülke olduğumuz için herkes herşeyi söyleyebilirdi dimi? yalniz bu da teoride cok iyi olup uygulamada "o ne ola ki" dediğimiz konulardan biri😄bu arada da instagramdan girip demokrasiden cikan canliya da "kadın" denir😂
ne garip şu zaman dediğimiz kavram.bazen geçmek bilmiyor, bazen ne ara geçiyor anlamlandırılamıyor.
Omü Dedikodu