arkadaşımla çarşıda dolaşırken öğrencimle karşılaştım. "aa, merhaba, görüşürüz!" dedim. o da bana, "hocam, inşallah hep mutlu olursunuz, hep mutlu olun hep!" dedi aniden, minnettar bakarak. ben bu öğretmenlik işini çok seviyorum galiba ya. dünyalar benim oldu. dün de bir öğrencim benim resmimi çizmiş. henüz 7. sınıf ama birebir olmuş. kalbimde kelebekler uçuşuyor gibi bir gün. öğretmen olmak başka bir mona lisa yaratıyor gibi.. yaşayıp göreceğiz 🌸
sanki bu gece tarihler 2020'nin sıradaki gününe değil de 11 ocak 2017 ye atmış gibi. sabahında gezgin efendiyle süren 40 km lik gel.git yolcuğum tamamlanmış. akşamına çay ocağında çaylar içilmiş, sonrasında balkonda kar maskesiyle kitap okunmuş, üşüyen vücudumu güzel bir duşla ısıttıktan sonra kahvemi yudumlarken karşı binadaki yeşil, aksa kömür yazısına bakarak müzik dinliyormuşum gibi. anda ise bazı şeyler hâlâ aynı bazıları ise eksik bazıları ise bambaşka. yatakta oturmak yerine, ben dünyadaki 1.yaşımı kutlarken onun ise mezardaki 23. yılını kutladığı dedemden kalma, restore ettiğim ahşap şezlongda oturuyorum. kahvem yok, hiç yok, buklesi dökülen uzun saçım yok... şarkılarım var, hâlâ aynılar. zaman geçti içine yenileri eklendi, bazıları çıktı. ama hâlâ kalp ritmime ayak uyduruyorlar. aksa kömür yazan duvardan sektirerek izlediğim karanlık gökyüzü yerine, karşı binanın çatısından sektirerek izlediğim gökyüzü var. aynı karanlık oda farklı bir ilde var. kitaplarım yanıbaşımda tüm ihtişamı ile var. varlıklar ve yokluklar. yazamadığımız eksik yazılar, okuyamayan eksik dostlar. ama anda tek bir cümle var. geçmiş hiçbir yere gitmez, sadece cee eee yapmak için yüzünü sizden gizlemiştir. mutlu geceler dostlarım...
milano'da çalıştığı bir sırada köylüler leonardo'ya (da vinci) bir torba dolusu dağlarda buldukları deniz canlılarına ait kabuklar getirmişler. 1480-1515 yılları arasında bu konuda not defterlerinde yazdıklarından anlaşıldığına göre de cidden adam kendi de dağlara gidip inceleme yapmış, kabuk örnekleri toplamış dağlardan. tabi ilginç bir durumla karşılaştığı için bir bilim adamı merakıyla hipotezler üretip yahut başkalarının ürettiği hipotezleri yanlışlayarak olayı mantıksal çerçevede açıklama gayretine girmiş. genel itibariyle insanlar bu kabukların dağlara nuh tufanı sayesinde geldiğini düşünüyormuş, bazıları da tanrı'nın insanları kandırmak için bir oyun oynadığını denizkabuğu şeklinde taşlar yarattığını aslında onların sadece taş olduklarını söylüyorlarmış yahut cidden denizkabuklarını orada yarattığını. ama bizim leonardo durur mu yapıştırmış cevabı, birincisi demiş: "İlk bulduğumuz kabuklar dağda denizden 600 metre yükseklikte ve diğer dağlarda da aynı seviyede yer alıyorlar; ama kutsal kitapta yazdığına göre bu tufan 40 gün yağmur yağması sonucu suları en yüksek dağın 10 arşın üzerine kadar yükseltmiş. madem ki sular bu kadar yükseldi neden dağın zirvesinde daha yükseklerde kabuklar yok da 600 metreden daha az seviyede yer alıyorlar? velev ki bu yağmur en yüksek dağın 10 arşın üzerine çıkardı su seviyesini; dünya küre şeklinde olduğuna göre sular merkezden her yönde eşit yükseklikte olacaktır ve artık suyun akabilecek bir yönü kalmayacaktır, yalnızca yukarı yönde gidebilir o da buharlaşarak, bu mümkün müdür? acaba tufan kutsal kitapta yazdığı gibi tüm dünyayı kaplamamış mıdır? yağmur yağarak oluşan bu tufan adriyatik denizinden 400 km içeride bulunan lombardiya'daki dağlara bu ağır ve suda batan denizkabuklarını getirebilir mi? kendileri gelmiş olsalar 400 km'yi 40 günde gelebilirler mi? ayrıca burada 4 farklı katmanda bulunan kabuklar var, buna göre farklı zamanlarda farklı tufanlar mı olmuştur? yalnızca kabuklarla da kalmıyor, nasıl oluyor da dağların yüksek zirvelerinde büyük balıkların kemikleri de bulunuyor? bu hayvanların denizden bu kadar uzağa tufan tarafından getirildiğine ısrar edenlerin saçmalığı ve aptallığı ortada. birtakım cahiller de tanrı'nın onları bir takım kutsal etkilerle burada yarattığını söylüyor; sanki biz boğaların yaşlarını boynuzlarına bakarak, ağaçların yaşlarını dallarına bakarak ve salyangozların yaşlarını yıl ve ay olarak kabuklarına bakarak anlayamıyoruz. bu kabukların ilahi güçlerin olası etkileriyle orada yaratılmış ve hala yaratılmakta olduğunu söylüyorsanız, böyle bir düşüncenin biraz mantık sahibi bir beyinde yeri olamaz, çünkü geliştikleri yılların sayısı kabuklarında yazılı ve büyükler ile yavrular bir arada görülmektedir. ancak onlar yiyecek olmadan büyüyemez, hareket olmadan da beslenemezlerdi -halbuki böyle bir ortamda hareket etmeleri olanaksızdı."
ressam, heykeltraş, mimar, mühendis; en önemlisi adam bilimadamı abi, bilim adamı. bu adama hayran olmamak elde değil.
ressam, heykeltraş, mimar, mühendis; en önemlisi adam bilimadamı abi, bilim adamı. bu adama hayran olmamak elde değil.
gercek dunya ve birey sorumluluklari
sikayetler duygulardan duygulara gecmeler hayatimin bundan ibatet oldugunu biliyordum hep ama degismeye basladim ve bu gercek dunyaya donmeme neden oldu
ihtiyacim olan sey iyi bir dosttu bunu elde ettim artik icimdeki nefreti birikmisligi azaltan bir seyler var.artik az bcukta olsa bir kimligim var sevdigim guvendigim bir dostum ve az bucuk eglenebildigim bir hayatim var
artik ihtiyacim olan sey uyumlu bir birey olmak.birey ureten uyum saglayan demektir peki ne uretebilirim neye yetenekliyim?
hep hayal dunyasinda duygulardan duygulara atlayarak kendi icimde yaptigim kavgayla icimdeki hevesi enerjiyi oldurerek yasadim buna yasadiklatim sebeb oldu surekli asagilanmam babamin beni surekli ezmesi beni her seyde basarisiz olacagima ikna olmus bir duruma soktu "ben kimim neler yapabilirim" sorusunu soruyorum kendime cevap alamiyorum.yaraticilgima cok guvenirdim beni milyarder edecek fikirler bulurdum bazi icatlari sosyal medya platformlari gibi seyleri onlar ortaya cikmadan onceden hayal ederek kesfederdim ama bu yaraticiligimi neye nasil kullanacagimi bilmiyorum cunku yetenelerimj neler yapabilecegimj gercek dunyayi bilmiyorum
senaryo yazmak, video montajlari yapmak, karikatur cizmek, yazilim ogrenmek falan hangisini basarabilirim veya hangisini istiyorum bu siralar kafami bunlar kurcaliyor
insanlar acilarini tembellik yapmak icin bahane olarak kullaniyor olabilirler mi?bende boyle sanirim.kitapsiz sporsuz yetenegime, para kazanabilecegim ise yonelik seyler yapmadan aptalca videolar izleyerek duygulardan duygulara gecerek pornografik seylere bakarak nefret hissederek gecen rutinlerden ve onlarin benden caldigi enerjiden zamandan bunaldigimi skildigimi farkettim
bu degisim mi bir kivilcim mi yoksa yeni ve buyuk ihtimal kaldiramayacagim bir hayal kirikliginin baslangicimi bilmiyorum
okulum uzayacak ve beni mutlu edecek yeteneklerimi kullanmami saglayacak bir yolla bilgisayardan sosyal medyadan falan bir sekilde para kazanmamin gerekliligi konusunda son derece ikna olduguma eminim sadece.cunku bunu basaramazsam bir gun bir cinnetle tramvayla kotu seyler yapacagimi biliyorum icimde kotu sapik sadist biri olsamda ozumde iyi biri olmaya ozen gosteren biriyim sosyallessemde hala icine kapanik utangac kibar cocugun izlerini tasiyorum iyi biri olmami saglayan vicdanim hala gorevini yerine getiriyor sadece kendimle barismak istiyorum ama bunu basaramazsam bir canavara donusebilecegimide biliyorum
sikayetler duygulardan duygulara gecmeler hayatimin bundan ibatet oldugunu biliyordum hep ama degismeye basladim ve bu gercek dunyaya donmeme neden oldu
ihtiyacim olan sey iyi bir dosttu bunu elde ettim artik icimdeki nefreti birikmisligi azaltan bir seyler var.artik az bcukta olsa bir kimligim var sevdigim guvendigim bir dostum ve az bucuk eglenebildigim bir hayatim var
artik ihtiyacim olan sey uyumlu bir birey olmak.birey ureten uyum saglayan demektir peki ne uretebilirim neye yetenekliyim?
hep hayal dunyasinda duygulardan duygulara atlayarak kendi icimde yaptigim kavgayla icimdeki hevesi enerjiyi oldurerek yasadim buna yasadiklatim sebeb oldu surekli asagilanmam babamin beni surekli ezmesi beni her seyde basarisiz olacagima ikna olmus bir duruma soktu "ben kimim neler yapabilirim" sorusunu soruyorum kendime cevap alamiyorum.yaraticilgima cok guvenirdim beni milyarder edecek fikirler bulurdum bazi icatlari sosyal medya platformlari gibi seyleri onlar ortaya cikmadan onceden hayal ederek kesfederdim ama bu yaraticiligimi neye nasil kullanacagimi bilmiyorum cunku yetenelerimj neler yapabilecegimj gercek dunyayi bilmiyorum
senaryo yazmak, video montajlari yapmak, karikatur cizmek, yazilim ogrenmek falan hangisini basarabilirim veya hangisini istiyorum bu siralar kafami bunlar kurcaliyor
insanlar acilarini tembellik yapmak icin bahane olarak kullaniyor olabilirler mi?bende boyle sanirim.kitapsiz sporsuz yetenegime, para kazanabilecegim ise yonelik seyler yapmadan aptalca videolar izleyerek duygulardan duygulara gecerek pornografik seylere bakarak nefret hissederek gecen rutinlerden ve onlarin benden caldigi enerjiden zamandan bunaldigimi skildigimi farkettim
bu degisim mi bir kivilcim mi yoksa yeni ve buyuk ihtimal kaldiramayacagim bir hayal kirikliginin baslangicimi bilmiyorum
okulum uzayacak ve beni mutlu edecek yeteneklerimi kullanmami saglayacak bir yolla bilgisayardan sosyal medyadan falan bir sekilde para kazanmamin gerekliligi konusunda son derece ikna olduguma eminim sadece.cunku bunu basaramazsam bir gun bir cinnetle tramvayla kotu seyler yapacagimi biliyorum icimde kotu sapik sadist biri olsamda ozumde iyi biri olmaya ozen gosteren biriyim sosyallessemde hala icine kapanik utangac kibar cocugun izlerini tasiyorum iyi biri olmami saglayan vicdanim hala gorevini yerine getiriyor sadece kendimle barismak istiyorum ama bunu basaramazsam bir canavara donusebilecegimide biliyorum
az önce iki kız yanımdan geçerken sanırım biri içmişti gözlerime bakarak çok güzelsin yavrum dedi korkuyorum
kumsalı gören yürüyüş yolunun biraz ilerisinde bulunan bankta oturmak yerine bir çalı ağacının dibinde oturmayı tercih etmiştim. dalgındım, yorgundum, ara ara ağlar, ara ara da “bunlara mı ağlıyorum?” diye düşünerek tebessüm ediyordum. etrafımdaki sesleri sesi sonuna dek açtığım tek bir müzik ile yok saymıştım. gürültülü bir ortam olması olanaksızdı aslında, gecenin bir vakti orada ben gibi bir deli dışında kimin ne işi vardı ki (sahil güvenlik hariç)?. hava biraz soğuk, çok az da sıcaktı. siz bu havaya ne dersiniz bilmiyorum da ben boktandı diyorum. öyle boktan bir havada oturmuş saçma sapan düşüncelere esir oluşumdan kurtulmaya çalışıyordum. yürüyüş yolunda yarım saat ara ile sahil güvenlik devriye atıyordu, her yarım saatte bir 2 farklı yüz görüyordum. dedim ya yorgundum, istemsiz ruhumun yorgunluğu bedenime de yansıyordu. ufak kum tanecikleri ile dolu zemine bıraktığım ellerimden destek alıyordum. yanımda duran kitabım dalgınlığımın son raddelerindeyken kendime gelmemi istercesine rüzgarın etkisi ile yapraklarını çeviriyordu. polislerden birinin dikkatini çekmiş olsam gerek ki kimin dikkatini o saatte kim neden çekmesin? akıl işi değil. son geçişinde bulunduğum yere bakarak geçip gitmişti yanımdan. bu sefer yarım saat ara ile devriye atan yürekli polis süreyi yarıya indirip geri gelmişti. gelmişti de bu sefer öylece çekip gitmemişti yanımdan. yanımda durduğunu fark edip kulaklığı çıkarmam ile “iyi misiniz?” sorusuna maruz kalmam bir olmuştu. oysa iyiydim, ağlamayı keseli saatler olmuştu. ufak bir tebessüm ile “iyiyim, teşekkür ederim.” dedikten sonra “kimliğinizi görebilir miyim?” demişti. tabi isteme sebebini tuhaf karşılamamıştım, bulunduğum şehir o saatte sahilde birinin oturmasının sağlıksız olacağı bir şehirdi. yine de “neden?” diye yönlendirdiğim sorunun yanında içimden “hayvana bak be!” demiştim. aslında biraz ısrar etse yapabileceği hiçbir şey yokken her şeyi anlatacak kadar doluydum. kimliğimi uzattım, bekledim, telefon ile aradığı kişiye gbt sorgulattı, kimliği uzattı, çilekli link sevmem. tam “tamam gidiyor işte kaldığım yerden oturmaya devam ederim.” demişken anlamışçasına “üzülmeyin, hiçbir şey için değmez.” diyerek yanımdan ayrıldı. o cümlenin ardından ben salya sümük ağlamaya başladım frank.. tabi ki şaka! “üzülmüyorum.” dedim kısık bir sesle, zaten bağırarak söyleseydim bile kimse duymazdı, duyamazlardı. şu an çoğu şeyi duyamadıkları gibi.
Omü Dedikodu