belki de en güzel zamanları bir an önce geçsin dediğimiz günlerde yaşadık
(en güzel günler)
(mazi olduğunda)
(anlarız kıymetini )
doğan şensoy
eyyamı bahur -gülesim geliyor bu isme- sıcaklarının olduğu şu günlerde yağmurlu bir geceden merhaba herkese. bugün biraz iç dökme ile katılıyorum aranıza çünkü neden olmasın? bilmiyorum daha önce bahsettim mi ama burası artık benim 8-10 yıl önceki halimi hatırlamak için, o zamanki ben ne düşünürdüm diye kendime sığınmak için döndüğüm yer oldu. yine aklımda kocaman bir soru: kabullenmek mi gerek?
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
bilenler bilir, 2.5 yaşında kızım, henüz 1 aylık da oğlum var. evde çok ciddi kıskançlık vakaları yaşanıyor ve ben istisnasız 1 aydır uyku uyuyamıyorum. sabahları işe giderken kırmızı ışıkta uyuya kaldığım oluyor. İş arkadaşlarım masa başında horul horul uyuya kaldığım videolarımı çekiyorlar. ben orhan babanın dilenci şarkısını kendime uyuyorum pardon uyarlıyorum. uyumamak zordur, uyuyamamak zordur, uyutulmamak zordur, uyudum ama uyuyabildimmi ? bilemiyorum. bir dilencii, evlatlarından uykuu dilenen, her fırsatta uykusundan edilip gülüp alay edilen. dünya boştur lo. ben gidim de yener çevik'ten hasta işi şarkısını dinliyim sitenin hareketli olduğu günlerde açılan canlı yayınları hatirliyim bari
2015 yılında omü'ye yerleştim. İlk kez samsun'a geldim. gerçekten çok iyi bir tercih yaptığımı samsun'a geldiğim ilk gün fark ettim. fark edilmeyecek gibi değil ki. sahil deniz mükemmel. çok güzel bir 4 sene geçirdim. üniversiteye başlarken geçer mi bu 4 yıl sorusunu sordum, son sene ne çabuk geçti bu 4 sene dedim.
ben samsun'da kalırken ekonomik durumlarda iyiydi. öğrenciler çok iyi bilir, üniversite durağında fnf vardı, dürüm ayran ilk gittiğim sene 6 tl idi. ben 2020 yılında memleketime döndüm. şuan fiyatları bilmiyorum. üniversite 2 de eve çıktım güzel konumu olan ve çok beğendiğim bir evdi. 4 yıl kaldım o evimde. 3 artı 1 çobanlı trenvay durağının dibindeydi. o zaman 700 tl kira veriyordum. tekrar samsun'a taşınmayı planladığım şu günlerde ev piyasasına bir baktım ve çok üzüldüm. 3 binden başlıyor ve 5 6 bine kadar gidiyor. başta emlakçılar sonra ev sahipleri hiç birinde vicdani ve ahlaki davranış kalmamış. 1+1 evlere 3 bin 4 bin 5 bin tl kira istiyorlar. öğrenci şuan 800 tl burs yada kredi alıyor. öğrenci ailesinden gelen destekle bile en fazla 2 bin lira ile bir ay yaşamak zorunda. birde evlerin altına açıklamaya yazıyorlar. memura. yüksek zekalı emlakçı abiler ablalar. kullandığınız telefonlarda uzaya gidecek teknoloji mevcut ama googleye girip memur ne kadar maaş alıyor bakmaktan acizsiniz. ya bugün bekar memurun maaşı 8400 5 bin tl kira yazmışsın. 3400 tl ile yaşamak mümkünse sen kiranı 3400 e indirde adamın cebine 5 bin kalsın.
gerçekten acımasız, vicdansız, duyarsız ve duygusuzsunuz.
çok para kazanmak için içinde bulunduğunuz soyguncu sistem eğer bir gün patlarsa ilk önce sizi vuracak.
ben samsun'da kalırken ekonomik durumlarda iyiydi. öğrenciler çok iyi bilir, üniversite durağında fnf vardı, dürüm ayran ilk gittiğim sene 6 tl idi. ben 2020 yılında memleketime döndüm. şuan fiyatları bilmiyorum. üniversite 2 de eve çıktım güzel konumu olan ve çok beğendiğim bir evdi. 4 yıl kaldım o evimde. 3 artı 1 çobanlı trenvay durağının dibindeydi. o zaman 700 tl kira veriyordum. tekrar samsun'a taşınmayı planladığım şu günlerde ev piyasasına bir baktım ve çok üzüldüm. 3 binden başlıyor ve 5 6 bine kadar gidiyor. başta emlakçılar sonra ev sahipleri hiç birinde vicdani ve ahlaki davranış kalmamış. 1+1 evlere 3 bin 4 bin 5 bin tl kira istiyorlar. öğrenci şuan 800 tl burs yada kredi alıyor. öğrenci ailesinden gelen destekle bile en fazla 2 bin lira ile bir ay yaşamak zorunda. birde evlerin altına açıklamaya yazıyorlar. memura. yüksek zekalı emlakçı abiler ablalar. kullandığınız telefonlarda uzaya gidecek teknoloji mevcut ama googleye girip memur ne kadar maaş alıyor bakmaktan acizsiniz. ya bugün bekar memurun maaşı 8400 5 bin tl kira yazmışsın. 3400 tl ile yaşamak mümkünse sen kiranı 3400 e indirde adamın cebine 5 bin kalsın.
gerçekten acımasız, vicdansız, duyarsız ve duygusuzsunuz.
çok para kazanmak için içinde bulunduğunuz soyguncu sistem eğer bir gün patlarsa ilk önce sizi vuracak.
sıkıntıdan patlamayla ölündüğünü kanıtlayabileceğim bu günlerde mika raun fanı oldum ki beni tanısanız buna çok gülerdiniz
son günlerde hep kendimle konuşurken uyanıyorum, çok korkuyorum..
anasayfada denk geldiğim bir yazı üzerine benim de yazasım geldi. (taslaksız yazıyorum. uykulu halimden dolayı karışık cümlelerim olursa affediniz 🙏🏻)
ben biraz daha sınırları çizerek yazmak istiyorum tabiki, çünkü üslubum böyle. son zamanlarda kadın erkek ilişkilerinde benim de farkettiğim birtakım şeyler var. günümüzde maalesef kadına şiddet olayları ile fazla karşılaşılıyor. ama bundan en fazla payı bilhassa son günlerde masum erkeklerin aldığını düşünüyorum. artık hepsine üzgün olarak belirtmek istiyorum ki potansiyel manyak gözüyle bakılmaya başlandı. hâl buna dönüşünce elbette (diğer yazıya katılıyorum) özellikle sosyal medyada erkeklere yüklenilme, ama kadınlara ‘aaa’ deyince bile bir savunma gözlemliyorum. bu da ‘bilinçsiz’ kadınlarımızın daha hadsizleşerek erkeklerin yaratılış özelliklerine hakarete kadar maalesef varıyor. erkeklerin bu durumdan rahatsız olmasını anlayabiliyorum. kadına uygulanan fiziksel şiddet, erkeğe de duygusal anlamda uygulanıyor gibi geliyor. özellikle dış görünüş ve maddiyata varan ağır eleştirilere (ki bu aslında hakarete varıyor) maruz kalmak eminim çok üzücüdür. hele son çıkan kadının beyanının esas alınmasını saçma buluyorum. ama şu an için buna pek bi çözüm bulunacak gibi değil. bu tür şeylerin cinsiyete indirgenmesinden, insanlığa çıkarılacağı günün gelmesini tabiki isterim. çünkü hiçbir şey cinsiyetle ölçülemiyor, mesele insanlık. (yine yazıya ithafen) her nasıl ki primcilerle erkeğe hakaret varsa, buna göre daha az da olsa aynılarını kadınlara yapanlar da var, bunu da belirtmek isterim. dediğim gibi kadın - erkek değil de insan olarak değerlendirmekte herzaman fayda var ☺️🌸
ben biraz daha sınırları çizerek yazmak istiyorum tabiki, çünkü üslubum böyle. son zamanlarda kadın erkek ilişkilerinde benim de farkettiğim birtakım şeyler var. günümüzde maalesef kadına şiddet olayları ile fazla karşılaşılıyor. ama bundan en fazla payı bilhassa son günlerde masum erkeklerin aldığını düşünüyorum. artık hepsine üzgün olarak belirtmek istiyorum ki potansiyel manyak gözüyle bakılmaya başlandı. hâl buna dönüşünce elbette (diğer yazıya katılıyorum) özellikle sosyal medyada erkeklere yüklenilme, ama kadınlara ‘aaa’ deyince bile bir savunma gözlemliyorum. bu da ‘bilinçsiz’ kadınlarımızın daha hadsizleşerek erkeklerin yaratılış özelliklerine hakarete kadar maalesef varıyor. erkeklerin bu durumdan rahatsız olmasını anlayabiliyorum. kadına uygulanan fiziksel şiddet, erkeğe de duygusal anlamda uygulanıyor gibi geliyor. özellikle dış görünüş ve maddiyata varan ağır eleştirilere (ki bu aslında hakarete varıyor) maruz kalmak eminim çok üzücüdür. hele son çıkan kadının beyanının esas alınmasını saçma buluyorum. ama şu an için buna pek bi çözüm bulunacak gibi değil. bu tür şeylerin cinsiyete indirgenmesinden, insanlığa çıkarılacağı günün gelmesini tabiki isterim. çünkü hiçbir şey cinsiyetle ölçülemiyor, mesele insanlık. (yine yazıya ithafen) her nasıl ki primcilerle erkeğe hakaret varsa, buna göre daha az da olsa aynılarını kadınlara yapanlar da var, bunu da belirtmek isterim. dediğim gibi kadın - erkek değil de insan olarak değerlendirmekte herzaman fayda var ☺️🌸
yaa şu günlerde çok şımardım, güzel bi his şımartılmak 🙈💃🏻 böyle bekleyip bekleyip sonunda sabrın tatlı meyvesini yiyor gibiyim 🙈 böylece bu yaşımın güzel geçecek hissi devam ediyor, inşaallah öyle de olur 💃🏻
sabır dedim çünkü geçen bir buçuk yıl baya zor olmuştu benim için (o zamanki yazdıklarımı hatırlayanlar bilir). ama değiyormuş galiba. sıkıntı ne kadar büyükse güzelliği o denli güzel oluyormuş 🌸
sabır dedim çünkü geçen bir buçuk yıl baya zor olmuştu benim için (o zamanki yazdıklarımı hatırlayanlar bilir). ama değiyormuş galiba. sıkıntı ne kadar büyükse güzelliği o denli güzel oluyormuş 🌸
mutlu geceler gençler. nasılsınız? ben yorgun ve musmutluyum. yaz okulundan sonraki bir aylık yatışımın ardından bu kadar hareket halinde olmak bana müstahaktır diye düşünüyorum. öncelikle üniversitemize yeni gelen kardeşlerimize hoş geldiniz diyorum. bu üniversitede ve platformda 5. yılına giren biri olarak benden büyükler de olsa ben de kendimi bir nebze olsun yaşlanmış hissettim bak şimdi. yaşlılık sohbetlerini bir tarafa bırakayım yahu. ben bir arkadaşımı daha evlendirdim bu sene. milletin arkadaşları mı yavaş yoksa benimkiler mi çok hızlı anlamıyorum. beraber finalleri, vizeleri çalıştığımız, oda komşum olan adamlar bir bir evleniyor. bu sefer de samsuna gelmeden önce düğün için ankaradaydım. sabah erken indim, hem rahat rahat düğüne katılırım hem de biraz gezerim ankarada diye. biraz bir camiye girdim uzanıp dinlendim. allahın evlerinin kimsesiz olduğumuz zamanlarda kimsemiz olması çok hoşuma gidiyor. ondan sonra bir kahvaltı yaptım. sonra anıtkabire gittim. anıtkabirin her yeri japon dolu. kendimi yabancı bir ülkeye gelmiş gibi hissettim. türkçe konuşan azdı. bu durum şaşırttı beni. türk milletinin atasını ziyaret için geç saatleri beklemesi tuhaf bence. atatürkü ziyaret ettikten sonra dedim ki kızılaya geçeyim. orada çok güzel kitapçılar var. daha önce bir defa gitmiştim. arkadaşlarım kollarımdan tutup çıkarmışlardı beni remzi kitapevinden biz buraya kitapçı gezmeye mi geldik diye. bu sefer de otobüse binip kızılaya geçecekken arkadaşlar aldı arabayla düğüne geçtik erkenden. düğünden sonra tekrar bindik arabalara ve indim samsuna. o kadar özlemişim ki bu şehri. artık memleketim burasıymış gibi. nasıl özlemeyeyim ki. aşık olduğum, gezgin gibi bir dosta sahip olduğum. denizinden ormanlarına, havasından yollarına kadar benim olan bir şehir. bu sene yeni bir yurtta kalıyorum ben. güzel sanatlar kampüsünde üniversitemiz bir erkek yurdu açmış. ben de tesadüf eseri fark ettim. yaz okulunda başvurmuştum ve bir arkadaşımla beraber çıktı. ben çok sevdim burayı. hem ilkadımdaki çay ocaklarıma yakın, hem üniversiteye yakın. her yer bir gezgin uzaklığında :) 3 gündür eşyalarımı taşımak, eksik olan şeyleri almak, okuldaki işlerimi halletmekle uğraştım. ve dün gece 3 aydan daha fazla zamandır kendisinden ayrı kaldığım yarimle buluştum. o kadar çok özlemişim ki onu. İnsanın birini özlemesi kadar güzel bir şey varsa özlediğine kavuşabilmesi. bunu nasıl kelimelere dökebilirim nasıl anlatabilirim bilmiyorum. sevdiğinizin gözlerini öylesine izleyebilmenin mutluluğunu başka ne verebilir ki şu dünyada. İnanın ki bilmiyorum. o anların her saniyesini romanlar dolusu yazmak isterdim. ama aşk insanda unutkanlığa yol açıyor. bildiğinizi de unutuyorsunuz bir tek o kalıyor geriye. güzel sevin, güzel sevilin dostlarım. hayat aşkla çok daha başka güzel. normalde 4-5 yazıya sığdıracağım şeyleri tek yazıya sığdırmaya çalıştım. çok da uzattım farkındayım. ne yapayım yahu. dostlarımla muhabbet etmeyi seviyorum. hem de en son yazısını uzunca bir zaman önce yazmış olan bir ikizler olarak biraz da hakkım var sanki. gecenize bir fotoğraf bırakarak iyi geceler diyeyim dostlarım. bu fotoğraftaki radyo yarimin bana dün gece hediye ettiği radyo. o kadar güzel bir şey ki. elektrikle ve şarjla çalışıyor. fm özelliğinin yanında usb, sd card ve aux bağlantılarını da desteklemesiyle müzik zevkini doruklara çıkarıyor. tam hayallerimdeki gibi bir radyo. ve hayallerimdeki radyonun hayallerimdeki aşkım tarafından bana hediye edilmesi de muhteşem bir şey. odamda tek olduğum an açıyorum dinliyorum radyomu. bir yere gittiğimde de götürebilirim. yarimin hayatımın her gecesinde olduğu günlerde onunla dinleriz saatlerce. muhteşem bir şey. diğeri de fotoğraf makinem. hareketli dünyadaki zamanı durdurma aletim. aynasız olmasından dolayı o da her yere gelebiliyor benle. bir sürü güzel fotoğraflar çekiyorum onunla. radyom, fotoğraf makinem ve gezginim. 3 dostum var artık benim. geceniz bu fotoğraf kadar güzel geçsin dostlarım... :)
son günlerde turuncuyu çok sevdiğim ve pembe turuncuya daha yakın olduğu için kendimi pembe yapmaya karar verdim 😅 haydi bismillah 🙈
böyle özel günlerde kendime bir şeyler almaya bayılıyorum. sevgililer gününde de kendimi ne zamandır almayı planladığım yağlı boya setini alarak ödüllendirdim (tebrikler sevgilin yok!(?)) neyse ki hiçbir sosyal mecrada yokum da, selfie çekmek için bir ilişkiye başlayan ' sevgi ' pıtırcıklarıyla elf gözlerimi kanatmadım bugün.
bu da günün anlam ve önemini anlatan bir parça
" lovers are strangers
there's nothing to discuss"
bu da günün anlam ve önemini anlatan bir parça
" lovers are strangers
there's nothing to discuss"
son günlerde istesem bu kadar yazım hatası yapmam ne oluyor derken meğer gboard otomatik açıkmış,sövmekten şimdi geliyorum 😁
Omü Dedikodu