4. yüzyıl roma dönemine ait "apicius - cookery and dining in imperial rome" adlı kitabı okuyorum. mükemmel yemek tarifleri var. mutlaka deneyin.
reklam değildir.
yeni gelenlerin ilk gün-ilk hafta maceralarını gülümseyerek okuyorum :d boşverin siz içinizden geldiği gibi davranın şimdi yaptığınız hatalar ileride gülümseyerek hatırlayacağınız birer anıya dönecek sadece. cool takılmak uğruna kendinizi eğlenceden mahrum bırakmayın derim ben :d
arkadaşlar kusura bakmayın günde bir kere giriyorum buraya jsksks hepinizi birden etiketleyemedim burdan yazıyorum. tıpta okuyan eş aramıyorum djdkdkdk tıpta okuyorum ve yeni başladım. tıpta okuyan arkadaş arıyorum...
2014 yılında henüz 18 yaşında koca bir çocukken çok sevdiğim bir hocamızın ' benim dörttebir hukukçularım' hitabından esinlenerek dörttebirhukukçu olarak bu mecraya giriş yaptım. yolu yarıladığımı sandığımda artık koca bir çocuk değil omuzlarındaki yükleri taşımakta zorlanan küçük bir kadındım. dörttebeşhukukçu olarak buraları terk etme umudunda olduğum şu sıralarda çok düşünüyorum.' - eee sen neler yapıyorsun?' sorusuna verilen ' - okuyorum cevabının ' içinde ne çok mücadele barındırdığını, 'sizin için çalışıyoruz, her şey sizin için, sizin için yaşıyoruz' edebiyatı yapan ailemin neden bir kere 'nasılsın, hiçbir şey senden kıymetli değil'demediğini, yalandan da olsa mezuniyet günümde tebrik beklediğim dayımın ' o cübbe asıl annenin hakkıydı' demesinin kendimi nasıl değersiz hissettirdiğini; lafa geldiğinde arkadaş gibi olduğumuzu iddia edip sadece bütün sıkıntılarını üstüme kusmakla yetinen, kocasının aynı zamanda benim babam olduğunu unutan anneme ne kadar kızgın olduğumu.... herkesin sorunlarla başa çıkabilme potansiyeli aynı değil, şu sıralar içinde bulunduğum psikoloji derdimin çok olmasından değil bunlarla başa çıkamamamdan;kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı ardımda bırakamamamdan... 7-8 yaşındayken annemin kardeşimi eve gelen misafirlere - işte bu benim umudum diye tanıtmasını unutamıyorum mesela, ne için söylediğini hatırlamasam da -senden umudu kestim dediği aklımda... bizim için ne kadar çabaladıklarını, sıfırdan başlayıp ne kadar çok yol aldıklarının farkındayım, hep farkındaydım, 'yok'tan hep anladım. dünyaya gelmeyi ben seçmedim bana bakmaya mecburlar demedim hep yaptıklarının karşılığını vermek için yaşadım, onları hayal kırıklığına uğratmak en büyük korkum oldu, kendi hayal kırıklıklarımı hep sineye çektim. köpek gibi hep bir aferin bekledim. keşke biraz bencil olabilseydim, bu kadar yıpranmaz, güçsüz kalmazdım, belki o zaman 'hiçbir şey benden değerli değil' diyebilirdim. çünkü bir zaman sonra buna kendini inandırmak çok zor oluyor. dönüp baktığınızda hayatınızın 23 yılını ne kadar saçma sapan bir şekilde harcadığınızı, halden anlayan çocuk olmanın omzunuzda koca bir yükle dolaşmak demek olduğunu fark ediyorsunuz... eğer aranızda anne baba olanınız varsa çocuklarınıza sizin projenizmiş gibi davranmayın, başarısız olduğunda nasıl fark ediyorsanız başarılı olduğunda da fark edin; onlar için yaptıklarınızı, vazgeçmek zorunda kaldıklarınızı nimet gibi yüzüne vurmayın ... telafisi güç olabiliyor. size olan siniri, kırgınlığı size olan sevgisini, sizi kırma ihtimalinin korkusunu aşamadığından siz farkına bile varmadan bu hayata ancak ilaçlarla katlanabilecek hale geliyor...
arkadaslar lutfen yardimci olur musunuz? istanbulda endustri muhendİsligi okuyorum yatay yecis yapİcam da 3.sinif olarak ortalamam 2.9 civarinda ama alttan 1 dersim var yatay gecisime engel olur mu?
sinif öğretmenliği okuyorum yatay gecis hakkinda bilgi istiyorum yardimci olurmusunuz
bir çok şey başardım hayatımda özellikle üniversiteye başladığımdan beridir. İyi bir işim var kendi halimde yaşıyorum hayatı. güzel para kazanıyorum, iyi bir bölüm okuyorum, gelecek planlarım için çok çeşitli organizasyonlarda görev alıyorum. bir proje uğruna 19 mayıs sanayi sitesi'ne bile gittim. ama yolunda gitmeyen şeyler de yok değil. burayı ara ara girip kullanıyorum. not defterim burası. çok fazla insandan zarar gördüm. çok kırıldım. çok kötü davrandılar. kanımda var o dik başlılık elimde değil, dik durmaya çalıştım. hiçbir şeye gücüm kalmadığını hissediyorum bugünlerde. çok kırdılar. kırıldım.
bundan 3 yıl 8 ay önce ahmet hamdi tanpınar’ın şiir kitabını almıştım. açıp ‘ ne diyorsun sen ahmet ya ‘ deyip kapattım, beğenmedim, okumadım.
bu yaz o kitabı tekrar açtım. ’ ahmet sen neler demişsin öyle ya ‘ diyerek okuyorum. hatta okumuyorum sadece, onunla konuşuyorum. üstü yazılarla doldu. şiirin sonunu beğendiysem sonraki seferde başı bitiriyor beni. orası etkiliyor. sanki bi şiire farklı yaşanmışlıklar sığdırmış. tecrübeler galiba bu. ben de her yeni tecrübemde şiirin başka mısrasında buluyorum tabi kendimi. bu zamanda kendinle aynı fikirleri paylaşacağın, beynini açacak dost bulmak zor tabi, sağolsun şimdilik tanpınar var. galiba böyle şairlerimiz olduğu için şanslıyız.
bu yaz o kitabı tekrar açtım. ’ ahmet sen neler demişsin öyle ya ‘ diyerek okuyorum. hatta okumuyorum sadece, onunla konuşuyorum. üstü yazılarla doldu. şiirin sonunu beğendiysem sonraki seferde başı bitiriyor beni. orası etkiliyor. sanki bi şiire farklı yaşanmışlıklar sığdırmış. tecrübeler galiba bu. ben de her yeni tecrübemde şiirin başka mısrasında buluyorum tabi kendimi. bu zamanda kendinle aynı fikirleri paylaşacağın, beynini açacak dost bulmak zor tabi, sağolsun şimdilik tanpınar var. galiba böyle şairlerimiz olduğu için şanslıyız.
teknoloji çağı dediğimiz bu çağı seviyorum aslında. genel olarak keşke 70'lerde 80'lerde yaşasaydık keşke diyen birisi olmadım. ama o zamanlarda ve daha eski zamanlarda olan bazı şeylere imrendiğimi ve özendiğimi söylemeliyim. bu özendiğim şeylerden birisi de estetik ve ruh. teknoloji çağıyla bir çok şey işlevsel hale getirsek de estetik boyutunu atladık gibi sanki. evlerimiz mesela. yukarı doğru bakarken boynumuzun ağrıyacağı kadar uzun ve ışıl ışıl. ama biz o upuzun binalara değil de avlulu, merdivenli binalara bakarken dalıp gidiyoruz içimizden gelen bir yerlere. veya camilerimiz. eski camilere bakıyorum da içlerinde bir estetik bir ruh var. şimdikiler gibi milyonlarca lira harcanıp metreküplerce betonun dökülmesiyle değil de sadece allah rızası için samimiyet ve ihlasla yapıldığı içindir belki de. tüm o eskiliklerine rağmen hala zarif bir estetikle süslüler. maddi olanın yanındaki manevi olan duygularımız, hislerimiz, düşüncelerimiz, yaşayışlarımızda... giderek estetikten uzaklamışız. merhabadan merhabaya fark vardır derler ya. İşte onun gibi. konuşmalarımızda, ilişkilerimizde, bakışlarımızda, içimizin sesinde bile estetiği kaybediyoruz yavaş yavaş veya kaybetmişiz. bu beni üzüyor açıkçası. estetiğin olmadı yerde hiçbir şey yapasım gelmiyor. koca bir insan türü nasıl oluyor da estetikten bu kadar uzakta yaşıyor anlam veremiyorum. aslında çok da zor bir şey değil bu estetiği tekrardan kazanmak. biraz içimizden gelen güzelliği dışımıza yansıtmaktan geçiyor. sonrasında her şey zarif bir hal almaya başlar tekrardan, her şey tekrardan gönlümüzü de doyurmaya başlar diye düşünüyorum. estetik her şeyin içinde vardır. yeter ki biz çıkarmasını bilelim. hatırlar mısınız park kahvesi diye bir yerden bahsederdim size. İşte oradaki estetiğe kapılmıştım ben. bu yaz tatilinde gördüm ki nostalji katıyoruz adı altında estetiğini bozmuşlar mekanın. o yüzden oraya gitmiyorum ikindileri. buradaki kurşunlu cami adında baya eski bir cami var. İkindiden sonra akşama kadar oranın dış namaz kılınan yerinde oturuyorum. kitabımı okuyorum, gökyüzünü izliyorum, sokağın sesini dinliyorum. gökyüzünün, caminin avlusunun, caminin estetiği içinde huzur dolmak hoşuma gidiyor. mecbur bırakılmış yalnızlığı sevmem hiç. ama kurtarılmış bölgelerimdeki tercih edilmiş yalnızlığı seviyorum. yalnızlık dediysem de estetik olmayan her şeyden kaçıp estetik olanlarla yalnız kalmak. şuraya kurtarılmış bölgemden bir fotoğraf ve estetik bir şarkı iliştireyimde öyle gideyim. mutlu geceler dostlarım. rüyanızda özlem duyduğunuz estetiği görün... :)
bugün size bir mekandan bahsedeceğim. burası benim istediğim tüm özellikleri barındıran bir yer. muhabbet edebileceğiniz güler yüzlü çalışanların olduğu, ne tenha ne çok kalabalık, arkadaşlarınla gelip güzelce muhabbet edebileceğiniz, çay,kahve içebileceğiniz, oturup güzelce ders çalışabileceğiniz, kitabınızı okuyabileceğiniz, yazın sepserin kışın da sıcacık olan bir kitapevi burası. "tdv samsun kitabevi". burası samsunda çay ocakları hariç müdavimi olduğum tek mekan sanırım. her müsait olduğumda soluğu burada alıyorum diyebilirim. gelip kitabımı okuyorum, ders çalışıyorum, bir şeylerle uğraşıyorum. ben de burayı keşfedeli 2 yıl oldu aslında. bir gün bir arkadaşımı görmüştüm burada. yanına girmiştim hoşuma gitmişti o an için. ama asıl müdavimliğim bu senenin başında başladı. boş oldukça kaçıp kaçıp geliyordum buraya. vize, final ne varsa burada çalışıyorum. zaman geçtikçe çalışanlarla da iyice ahbap olduk. artık kitapevi benim oldu gibi. çayımı falan kalkıp kendim alıyorum bazen. yakında bakarsın satış yapmaya bile başlarım. bir tarafı kafe bir tarafı ise kitapevi. beni de çeken noktası orası zaten. bir sürü kitabın arasında rahatça takılabiliyorum. canım sıkıldıkça kalkıp dolaşıyorum rafların arasında. mezun olduktan sonra da özleyeceğim yerlerden birisi olacak kendisi. bakarsın mezun olduktan sonra da samsunda kalırım da ayrı da kalmam buradan ha. ne dersiniz?... :)
İki saattir delice aşağıdaki 'daha fazla yükle' butonuna basıp basıp yazılanları okuyorum. en sonunda bu olayı yaşarken aklımdan geçen fikirleri buraya da yazayım dedim.
bir iki iniyorsun, okuyorsun, he! bu normal dedikodu tayfası diyorsun, biraz aşağı iniyorsun bir abla var, gündemle alakalı bir şeyler anlatıyor. neden yapıyor bilmiyorum ama sanırım deneysel bir şey, neyse güzel o. biraz daha iniyorsun, biri yine tramvayda biriyle gülüşmüş ve sarı montu siyah kotu olan biri yine. bu yetmiyormuş gibi biri de bir altta kırmızı rujlu biri demiş. kajshasf kırmızı rujdan nasıl bulabileceğini düşündüyse burada bi sallasa zaten 100' kişi üzerinden 80 kişiyi mimledi. güzel fikir. neyse inmeye devam ediyorum, aha! o da ne. acı, keder, karamsarlık ve bunalım temalı bir arkadaş. profilini yan sekmede açıp diğer paylaşımlarına bakıyorsun, duvar ağlıyor, duvar sızlıyor. duvar yıkılıyor kanka. ben bu tarz yazanların duvarlarına hep bakmışımdır. neden bilmiyorum, belki benim ruhumu yansıtıyordur. evet, bu konu uzadı. neyse aga inmeye devam. aga ne amk ığğkk! biri facebook'taki gibi bilmeceli bişi paylaşmış, bi aşağısında; kırmızı gül, silah ve afilli bir sözden olaşan görüntülerden farksız bir görsel paylaşmış.
sonuçta burası da bir sosyal paylaşım çöplüğü oldu demek istiyorum. bu bir başarı ama gerçek bir heyezan mı ona da siz karar verin. :* öptüm sizi.
bir iki iniyorsun, okuyorsun, he! bu normal dedikodu tayfası diyorsun, biraz aşağı iniyorsun bir abla var, gündemle alakalı bir şeyler anlatıyor. neden yapıyor bilmiyorum ama sanırım deneysel bir şey, neyse güzel o. biraz daha iniyorsun, biri yine tramvayda biriyle gülüşmüş ve sarı montu siyah kotu olan biri yine. bu yetmiyormuş gibi biri de bir altta kırmızı rujlu biri demiş. kajshasf kırmızı rujdan nasıl bulabileceğini düşündüyse burada bi sallasa zaten 100' kişi üzerinden 80 kişiyi mimledi. güzel fikir. neyse inmeye devam ediyorum, aha! o da ne. acı, keder, karamsarlık ve bunalım temalı bir arkadaş. profilini yan sekmede açıp diğer paylaşımlarına bakıyorsun, duvar ağlıyor, duvar sızlıyor. duvar yıkılıyor kanka. ben bu tarz yazanların duvarlarına hep bakmışımdır. neden bilmiyorum, belki benim ruhumu yansıtıyordur. evet, bu konu uzadı. neyse aga inmeye devam. aga ne amk ığğkk! biri facebook'taki gibi bilmeceli bişi paylaşmış, bi aşağısında; kırmızı gül, silah ve afilli bir sözden olaşan görüntülerden farksız bir görsel paylaşmış.
sonuçta burası da bir sosyal paylaşım çöplüğü oldu demek istiyorum. bu bir başarı ama gerçek bir heyezan mı ona da siz karar verin. :* öptüm sizi.
Omü Dedikodu