Mona lisa
saat 12'yi geçince bana resim yapma perileri geliyor. masa lambamın altında bazen saatlerce resim yapıyorum. İnanır mısınız, en derin konuları, içinden çıkamadığım her şeyi bu anlarda yakalayıp çözüyorum. yine öyle bir gün bu geceydi. aklıma bir an öyle şeyler geldi ki kendimi ne kadar hafife aldığımı, yargıladığımı fark ettim. yeni şeyler deneyip üstüne gittim ve en azından denedim. bahane uydurmadım, başarısız olmayı göze aldım. basketbola başlama cesareti gösterdim, uzun yıllardır içindeyim ve beni en çok mutlu eden şeylerin başında. daha birçok spor dalına, farklı el sanatlarına yöneldim. baktım ki aslında kendime bir şeyler katmak için hiç durmamışım. yapamadıklarına değil de yaptıklarına odaklanmak gerekiyor.neyi yapamadım değil, neleri başardım? kendimize çok yükleniyoruz. kendimize bu kadar yüklenmeyelim ne olur. bir söz var instagram'da sürekli dönen: "sen de bu hayatı ilk defa yaşıyorsun, kendine bu kadar yüklenme."
Mona lisa
bugün öğretmenlik hakkında düşüncelerle zihnim dolandı durdu. o yüzden bugün biraz öğretmenlik hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. her insanın aklında kalan ve zaman zaman hatırladığı öğretmenleri vardır. bir öğretmenin söylediği her cümle öğrenciler üzerinde unutulmaz bir etki bırakıyor. bu yüzden öğrencilerime kurduğum her cümleye dikkat ediyorum. öğretmenlerin söyledikleri her cümle, ilk günkü gibi hafızada kalıyor; bu yüzden hem olumlu hem de olumsuz cümlelerde dikkatli olmak o kadar önemli ki.. lisedeyken öğretmenimin söylediği bir sözle uzun süre özgüvensizlik yaşadım. bugün öğretmen oldum ve öğrencilerimden biri bana şu şekilde bir cümle kurdu: "siz diğer öğretmenler gibi değilsiniz." bu söz beni derinden etkiledi açıkçası. onlarla iletişim kurarken, ders yaparken kullandığım dil onlara özgüven katsın istiyorum. kendilerini çekinmeden ifade edebilmenin, kendilerini rahat hissetmelerinin yollarını arıyorum. ders ortamında sinirlenmek çooook normal. ancak, çocuğun gururunu ve özgüvenini kırmamak çok değerli. bu şekilde hiçbir çocukta kötü ve derin izler bırakmamak için elimden geleni yapıyorum. umarım bunu bundan sonraki meslek hayatımda uygulamaya devam edebilirim. umarım bir sürü çocuğun aklında, iyi anılarla hatırladıkları öğretmenleri olurum...
Ssoryy
ağır depresif olduğum zamanlardaki en büyük saflığım üzgün görünen insanlar ile muhteşem bir empati sağladığımı ve bu yüzden çok iyi anlaşabileceğimi düşünmekti.sonuç olarak facebook da iç karartan paylaşımlar yapıp hayatın ne kadar boktan olduğunu falan söyleyen bir kızla tanıştım.biraz mesajlaştıktan sonra kızın ağır sorun olarak gördüğü şeyler komiğime gitmeye başladı. aslında görkemli bir hayatı hak ettiğini ama ailesi ve bazı durumlar yüzünden yaşayamadığını falan gibi şeyler anlatıyordu.erkek arkadaşı onun duygusal yapısını anlamıyormuş filan. sonra kendi sorunlarımı düşündüm aslında benimkilerde farklı sayılmazdı bir cümle ile ne kadar derin acılar çektiğimi ifade edebilirmiydim ki? yazdığım şeyleri okuyunca kız muhtemelen benim gibi hissedecekti. sahip olduğu iyi-kötü özellikleri ve hatalarını kabul edememekten doğan kuruntular. İkimizin de ortak noktası buydu. İlginç şekilde bu mesajlaşma olayından sonra bir şeylere üzülme eğilimim azaldı. hayatımda geçirdiğim en saçma kişisel gelişim budur muhtemelen :d
mistletoe🍃
"...tut elimden küçüğüm, bir yolculuğa çıkacağız seninle.
nereye gideceğiz peki?
nereye gittiğimiz attığımız adımlarla şekillenecek...
ama nereye varacağız merak ediyorum ben.
o meraki yürüdüğümüz yollara, arkamizda bıraktığımız ayak izlerine sakla...
gitmek zorunda miyiz sahiden?
unuttun mu sen istemiştin gitmeyi? simdi vazgeçmek olmaz.
evet istemiştim.
tut elimden, pişman olmamak için tut bugünden..."
sessizleşti, sakinleşti. onla düşünce, onca ses nereye gitti merak ediyorum. bir yerlerde yine yakip yikmak için doğru zamanı kollayarak saklanıyor mu? dindi mi o firtinalar, o yagmurlar sahiden? yine bir sokagin köşesinde karsima dikilirler mi? hesap sorarlar mi benden. niyetlerim tanidik, adimlarim tanidik, yol tanidik. asla sonunu görmedim, göremedim. korkaktim, gucsuzdum... simdi farkli miyim? bir gun derin bir nefes alir miyim?
Артем
yaşayamayacağım tecrübeleri, buluşamayacağım insanları, gerçekleşmeyecek hayalleri, içimde çok derin bir acıyla selamlayarak uyuyorum.son hep çok yakın, en yakın insandan daha yakın.umutsuzluk çok büyük, tanrı gibi.benim ütopyam da bana bile yer yokken bu anlamı meçhul,kargaşa içindeki hayatımı sorgulayarak uyuyorum.geçmişte değer verip karşılığını bulamadığım ve bana ihanet eden insanlara harcadığım vaktin pişmanlığıyla uyuyorum.kişi kendi benliğine mahkum,benliğim bu vücuda,vücudum ise toprağa.o günün geleceğini bilerek mutlulukla uyuyorum.uyumuyorum.ölüyorum.
ölmüyorsun.öldüğünü sanıp,hayatın senden aldıklarını izliyorsun.yaşıyorsun.yaşadığını sanıp,her gün biraz daha eksiliyorsun.
ikizler
huuuh. (çok çalışıp da alnındaki teri silerken derin bir nefes veren insan emojisi koyalım şuraya da). evet. mutlu geceler gençler. nasılsınız? ben çok iyiyim. özgürlüğü için giriştiği bir savaştan zaferle dönen bir komutanın mağrurluğu, mutluluğu ve heyecanı var üzerimde. en son taa 3 ay önce yazmışım. onda da fotoğraflardan bahsetmişim. 3 ay bir mevsim ediyor değil mi. bir mevsim uzak kalmışım buralardan. son 1 aydır da girmemiştim siteye. az önce girdim ve okudum gidebildiğim yere kadar. özlemişim lan herkesi. neyse ben de bu 3 aylık arada önce okulla giriştiğim savaşı kazandım. vakitsiz ufukta beliren tehlikeye karşı hazırlıksızdım belki ama inanç, gücen ve aşk ile bu savaşı da kazandım. 16 dersle uğraşmak zor oldu tabi. ama uğraştığıma da değdi doğrusu. bu ara gezginimden, kitaplarımdan ve sevdiğim bazı şeylerden mahrum kaldım. ama değdiğini ve artık tamamen onlara kalabileceğimi de görünce ister istemez içim sabırsızlık dolu bir mutlulukla doluyor. sonra photoshop konusunda kendimi baya geliştirdim. bir kurs almıştım udemy den. oradaki kursa devam ettim. sonra youtube dan ingilizce içerikleri de izliyorum. hala geliştiriyorum kendimi aslında. İngilizce diye ayriyeten belirtmemin sebebi maalesef türkçe kaliteli içeriğin fazla olmaması. bakarsınız o açığı da ben kapatırım ne dersiniz :) bir de tüm bunlar olurken yarimle geçirdiğim güzel anılar var. bu süre zarında yanımda olan en büyük destekçim. beraber fotoğraf çekme çabalarımız oldu. bir sürü yürüyüşler yaptık. gölete bile götürdüm onu. ders çalışırken bile beraber çalışabilmek o kadar güzel bir şeydi ki. geceler, gündüzler, saatler ve bir sürü anılarımız oldu. tabi bu da durmadan biriken bir mutluluğa neden oluyor. hem size de bir haberim var. bu sefer onunla beraber geldim. kendisi artık @ledya adı ile burada bizimle beraber. onun da heyecanı var üzerimde. bir de @ortayakarisik bir mesajında benden bahsetmiş ama ben onu okuyamadım. şimdi de silinmiş. bildirimler kısmından gördüm. çok teşekkür ederim dostum benden güzel bir şekilde bahsettiğin için. bir dostumun aklında güzel kalabilmişsem ne mutlu bana. şimdilik bu kadar yazayım. yine uzun uzun yazdım. bıraksalar beni daha da yazarım. nasıl olsa zamanımız bol bundan sonra. hepinize mutlu geceler dostlarım. uyuyacağız odanız püfür püfür essin bu yaz gününde... ;)
iyikalplipsikopat
selamlarrr
3 haftadir yoktum, hayati yasamakla mesguldum sosyallesme falan.arkadasimla denize giriyorum uzun yuruyusler yapiyorum yemek yiyorum egleniyorum bazen derin konularda konusuyor karsilikli fkir alisverisi yapiyorum falan.

45 gunde karakterim dahada belli oldu.meger ne kadar eglenceli samimi komik cocuk ruhlu bazi konularda olgun falan biriymisim bunu anladim

7 yillik kendimden nefret etme hapisinden sonra nefes almak cok guzel, elbette bu ulkedeki genclerin %99 u gibi gelecek kaygim para kazanma kaygim vs de var.ama su siralar eglenmek yasamak istiyorum ciddi seylere dsha sonra donecegim

herneyse bugun kesfettigim seyi anlatmak istiyorum.biz insanlat dygular konusunda cok zayifiz.onlsr tarafindan yonetiliyor ele geciriliyoruz.duygularimizin yazdigi senaryolara kapilip onlarin prangalariyla kendi kendimize iskence ediyoruz.duygular gerektigi kadar gerektigi zaman olmalilar.her seyn abartilisi fazlasi sadece bencilliktir.sevgi bile buna dahil.duygular mantigimizi oyle bozuyor ki 1 gun mutsusuz diye sonsusza kadar oyle olacagimiza inaniyoruz daha sonaysa bu inanctan dolayi her gun kendimizi sonsuza kadsr mutsuz edecek seyler yapiyoruz kotu dusunme tembellik vs vs.bu 1 gunun 10 gun ya da 1000 gun olmasi neyi degistirecek

ates ben hissettigim zaman beni yakar, aci ben izin verdigimde var bu acidsn bakinca duygulara kendimizi bilerek isteyerek temsil ediyoruz elimizde tuttugumus yuk gibiler ellerimis agriyor ama birakmiyoruz

kesfettigim sey kisaca bu ki bu hep yazdigim seylerden ssyilir gerci gece 00.00 dsn ber uykuluyum ondan olmali

herneyse boyle iyi guzel cici yasiyorun ama ben hala benim bu dunyada guc intikam ve saygi isteyen ben, hukmetmek itaat ettirmek istiyorum hala tutkularim var ve hala ait olmadiklarima sahip oldugum ve sahip olduklarimla idsre etmem gerektigi dusuncesi sinir bozucu

son olarak gotham dizisine basladim bence mukemmel bir dizi
.kesinlikle oneririm.arkadasim.beni dizideki jerome karakterine benzetiyor ama hayir yanu bir yonum evet ama dizide dshs cok falcone a hayranim.irade olgunluk nezaket hayran oldugum seyler bunlara ek biraz biraz manipulasyon biraz jerome deliligi ve atesli tutkular bunlsrin karisimi olmali hayran oldugum olmsk istedigim sey bu gibi evet cok alakali :d
Eleni
yazı karamsarlık içermektedir, okunmaması tavsiye edilir.

dedikten sonra; farklı hayatın farklı pencerelerine yelken açalım. her hayatı yansıtan farklı bir pencere. elindeki işleri bir kenara bırak ve birkaç saniyeliğine evleri gözetleyip yaşamlara bak. herkes kendi halinde, aynı evde birden fazla değişik pencere. hepsinin ayrı bir sıkıntısı, birkaç çuvaldızı, birkaç da iğnesi var. başkalarının derdini sahiplenmek isteyip kendi derdinden arınmak isteyenler, kabullenip kendi sorunları ile yaşamayı öğrenenler, tam öğrendim derken fire verip karamsarlığa tutulanlar. farklı farklı sorunsallar, farklı farklı çıkmazlar. kısa süreli hatalarla karşılaşmalar, altından kalkıp yoluna devam edenler, yükün altında ezilip sessizce can verenler. herkes birbirinden habersiz, haberdar olduklarını sanırken tesadüf eseri olayların gördüklerinden ibaret olmadığının farkına varanlar. benim bir pencerem var, senin bir penceren var, onun bir penceresi var. sadece 2 3 tanesinin varlığından haberdarsın, geri kalanlarından bihaber. İnsanlar ölüyor, insanlar diriliyor. çoğu diri görünürken ölmüş oluyor. kiminin namı ölü bedenini diri tutuyor.(İyi ya da kötü.) yaşamlara baktın mı? birkaç saniyeliğine. herkesin farklı hayatları olduğunu gördün mü? peki, devamını görüp onların yaşantısının içine girmek ister miydin, en derin kesimlerine hem de. İşlediğimiz günahların yazılmadığı evrelerde dünyada varolan kuklalar sanıyordum kendim dışındakileri. onları oynatan başkaları varmış gibi, oyun karakteri gibi. onların duygu ve düşünceleri yok sanıyordum. bir defasında isyan etmiştim, "sen beni sevmiyorsun, ben de artık seni sevmiyorum." küçüktüm. gözyaşlarımın bedeliydi kendimce. görmüyordum, duymuyordum, çektiğim acılarım yanıma hep zarardı. (evet evet oyuncak ayım kaybolmuştu.) bir insanın acı çekmesinin yaşı yok bence, her yaşta kendi payını alıyorsun. pişman olmuştum, kendim gibi pencerem de küçüktü. büyüdüm, değiştim, pencerem görüş açım için genişledi.(yeteri kadar değil.) İnsanların kukla olmadıklarını idrak ettim. onların da benim gibi penceresi varmış. saklı köşelerinde yatan mutlulukları, üzüntüleri. çok zaman altından kalkamayacağım yükleri sırtladığımı düşündüm, tam altında ezilecekken bana uzanan el ile ayağa kalktım. İntihar benim için kurtuluştu, sadece kendi penceremi kapatacaktım. sadece kendi odamı havasız bırakacaktım. yapacağım tek şey, oyuna son vermek olacaktı. zamanla kurtuluş olmadığını fark ettim. uzun bir zamanımı aldı diyebilirim. öğrendim ki; bir evin penceresiydim, bağlantım vardı. penceresi olduğum evin sadece penceresi olmayı bırakıp bakımsız penceresi olacaktım. İntihar etmiş olsaydım tabii. kapısı ölümle kilitlenmiş bir oda, yağmur yağacaktı, toz olacaktı, rüzgarlar esecekti, dört mevsim de ayrı ayrı zamanlarda yaşanacaktı. ölüm yüzünden o pencere hep eski gibi gösterecekti evi. şu an kapım da açık, pencerem de. ev yeni gibi görünüyor, hayatında yerim olanları üzmemiş oluyorum ama gözlerimi kapatınca aydınlıkta bulduğum karanlıkta herkesin yaşamı beni esir alıyor frank.
Eleni
sınav haftası kimileri için bitti (mesela benim için frank), kimileri için de devam ediyor(kesinlikle ben değilim.). bu süreç boyunca balık istifi olan ringlerden (r-11 işte) gına gelmişti. sınava yetişmen gerekiyor ama tüm ringler dolu, sen bir sonraki gelene binerim diyene kadar bir sonraki ring gelmiştir ve o da dolu. ring mi sana binecek, sen mi ringe bineceksin orası muamma.(ne büyük hüsran; anlatılmaz, yaşanır frankcım.) en son sınava geç kalacam korkusu ile, hani sınava çok çalışıp yapabileceğinden ve heyecan ile soruları görmeyi arzuladığından değil,(zaten sallamasyon devreye giriyor, hem de istemsizce.) sadece bir umut düşük de alsam gireyim de kıl bir hocaya denk gelip “finilimi girmi ivlidim” demesinden çekindiğin için ağzına kadar dolu olan ringe binmeyi hedefler(gerçekten yetenek işi.) ve gelen ringe popon dışarıda kalsa bile binmeye çalışırsın. bindikten sonra çantayı arkaya alıp kaba eti sağlama alma kısmını es geçiyorum tabii. havalar soğuk diye bir nebze de olsa çekilir durumdadır bulunulan kalabalık. İğne atsan, yere düşmemesi sana batmaz. 1. durak, 2. durak, 3. 4. 5. 6.(ineceğiniz yere göre değişir.) derken ringten iner, suni teneffüs yapılmış da hayata sudan çıktıktan sonra ilk defa gözlerini açmışsıncasına derin bir nefes almışsındır.(gökyüzü doluyor ciğerlere.) sonrasında adım adım sınavın bulunduğu sınıfa yürüyorsun ve gözlerin boş bir yer arıyor. o da ne? yine hüsran, feryat figan bu kalbim. boş yer bulabilene ne ala. bulamayanlar ise diğer sınıfa yol almak zorunda. zorunda da zaten ring beklerken yeterince geç kalmışsın, üstüne bir de bu ama yapacak bir şey yok. “tabana kuvvet öğrenci!” dedikten sonra bir diğer sınıfa doğru seri bir şekilde varma çabasına bürünmüşsündür. gözlerin sınıfın önüne gelince kapanmış ve “hadi be, hadi boş bir yer olsun.” demiştir. sınıfa girdin mi? girmedin henüz çünkü gözlerin kapalı. önce bir aç da düşme. açtık gözleri, sınıfa girdik. onliyyuuuuu.. “boş yer var lan.” çığlığı atarsın, bir şartla. İçinden atacaksın, yoksa deli bu bakışlarına maruz kalırsın. boş yere oturur oturmaz, hoca gelir. (erken gidenler ne de şanslı!) sınav kağıdını dağıttığı ilk birkaç dakika “neredeyiz?, burası neresi?, neyi?" soruları ile cebelleşmiştir beynin. o minik şokun ardından yallah bismillah diyip sallamasyona başvurursun. (bu zaten belliydi frank, söylemiştim en başta.) bazen sallamasyonun yeterli olmaz, sorunun aynısını yazıp cevap gibi görünmesini sağlarsın. çanlar çaldı hem de bizim için. sakin olun, sakin. çanı seslendiren gözetmen hocanın “çıkmak isteyen çıkabilir.” cümlesi. atlı kovalıyor ya herkesin arkasından, millet apar topar hocaya yönelmiş ve kağıtları vermeye çalışıyordur. ama bir dk, bir dk, lan van münit dedik. genelde bir şeyler almak için sıraya girilirdi, n'oooldu? neyse. verdin kağıdı çıktın, süreç bitti. eve gitme aşamasını da anlatmayalım ama değil mi.
Hazel
yunan mitolojisinde, 3 tanrı zeus, poseidon ve hades insanları yaratma aşamasında tartışmaya tutuşurlar, konu mutluluğu nereye koyalım ki İnsanoğlu onu bulamasın. hades en yüksek dağın en yüksek noktasına demiş, poseidon en derin okyanusun en derin noktasına diye cevap vermiş. zeus bir mühlet düşündükten sonra, ”İnsanın kendi yüreğine koyalım. nasıl olsa oraya bakmak kimsenin aklına gelmez.
w4silo
bazen yanlış şeyler çalar kapınızi, bazen siz yanlışı olursunuz o kapıların, bazen bilinmedik rüzgarlara kapılirsınız,bazen o bılınmedık ruzgarlar önune katar sızı...bir boşluktan bir boşluğa salinircasina giderken yaşamın o eşsiz büyüsü, düşlerinizde bogulursunuz. ...yitip giden zamana direnirken aynı anda her yer ve zamanda olmak isteyenin bir tek sen olmadığını ona bıraktığın hüznün deli bulutlarındaki o gözyaşlarının saganaginda hisseder, irkilirsin.genç olmak istiyorum ama yaşlanıyorum der tüm o boy aynalarıyla zaman ve ellerinin arasindan yitip gider 10'lu,20'li yıĺlarin bir bir...oysa giden koca bir ömürdur de, sen sadece bilmeden yaşadığın o derin duslerindesindir hâlâ. ..

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)