saat 12'yi geçince bana resim yapma perileri geliyor. masa lambamın altında bazen saatlerce resim yapıyorum. İnanır mısınız, en derin konuları, içinden çıkamadığım her şeyi bu anlarda yakalayıp çözüyorum. yine öyle bir gün bu geceydi. aklıma bir an öyle şeyler geldi ki kendimi ne kadar hafife aldığımı, yargıladığımı fark ettim. yeni şeyler deneyip üstüne gittim ve en azından denedim. bahane uydurmadım, başarısız olmayı göze aldım. basketbola başlama cesareti gösterdim, uzun yıllardır içindeyim ve beni en çok mutlu eden şeylerin başında. daha birçok spor dalına, farklı el sanatlarına yöneldim. baktım ki aslında kendime bir şeyler katmak için hiç durmamışım. yapamadıklarına değil de yaptıklarına odaklanmak gerekiyor.neyi yapamadım değil, neleri başardım? kendimize çok yükleniyoruz. kendimize bu kadar yüklenmeyelim ne olur. bir söz var instagram'da sürekli dönen: "sen de bu hayatı ilk defa yaşıyorsun, kendine bu kadar yüklenme."
merhabalar sevgili omüdedikodu yazarları, merhaba değerli dostlar. epey olmuştu buralara yazmayalı. siteye girmişken birden çalakalem bir şeyler yazmak istedim, özlemişim... sizce de zaman çok hızlı geçmiyor mu? daha doğrusu bu konuda kendimle çelişen bir fikrim var. bir gün içerisinde o kadar çok olay, konuşma yaşanıyor ki sanki bazen gün bitmiyor gibi geliyor. hatta gün içinde spesifik bir olay olmazsa günleri sıklıkla karıştırıyorum. sanırım bu benim için 2019'da üniversiteden mezun olmamla birlikte hayatımda fark ettiğim bir durum. o zamandan bu zamana nasıl geldik, neler yaşandı, nasıl bu kadar vakit geçti bilmiyorum. geçen sene diyesim geliyor üniversite yıllarım için. bu aradaki kayıp zamanda pandeminin de etkisi olduğunu düşünüyorum. aslında kendi adıma çok da kayıp değildi. atandım, işim oldu, hayatıma çok farklı yeni insanlar girdi, yeni bir şehre alıştım, evim değişti, her şeyim değişti belki de... eski yazılarımı silmemiş olsaydım bunlardan bir kısmının konusunun değişimle alakalı olduğunu söyleyebilirdim. yapı olarak değişiklik seven biri değilimdir. çok sabit fikirlerim var ve acayip bir şekilde rutin severim, konfor alanından çıkmayı sevmem aslında. bu süreçler elbette benim için zorlayıcı oldu ama şimdi bakıyorum, günler birbirinin aynısı. zaman, o an içindeyken geçmiyor gibi gelse de bir bakmışsın yıllar geçmiş çoktaaan. bir gün içinde çok şey oluyormuş gibi gelse de hiçbir şey yapmaya yeteri kadar vakit kalmıyor. bu ne yaman çelişki annee? tamam tamam bir daha şarkıya bağlamayacağım :) belki de benim hiçbir şey için yapacak vakit bulamamam benim zaman yönetimimin kötü olduğunu gösteriyordur, bu da olabilir. zamanı algılama biçimimiz değişiyor. yaşantılarımız da değişiyor. bu yazdıklarım herkes için geçerli olmayabilir elbette. sizde durumlar nedir ahali? bu arada İstanbul'daki kızlar eqlesin, kıps ;) İyi geceler canım dedikodu.
bu arada böyle hitap ediyorum ama gerçekten içinden geldiği gibi yazıyorum çünkü bu sitenin olması bana güven veriyor. normalde kendimi yazarak iyi ifade edebilen biri değilimdir. sayısalcı olmamdan mütevellit kelimelerle aram pek de iyi değildir -en azından sayılara nazaran-. tanımadığım insanlara bir şeyler anlatmak yıllar önce de daha kolay geliyordu, şimdi de. ha şimdi bakınca sitede tanımadığım pek de kişi kalmamıştır, anonimlik falan hak getire ahahjs. neyse sitenin bana kattığı en güzel şeylerden biri yazı yazmak oldu. anlattığımı dinleyecek kimse olmasa bile buraya gönül rahatlığıyla yazabileceğimi biliyorum. kaldı ki buradan tanıştığım çok güzel insanlar var ve onlarla sohbetimiz hâlâ devam ediyor. İyi ki o insanlar var, iyi ki bu platform var... 💜
bu arada böyle hitap ediyorum ama gerçekten içinden geldiği gibi yazıyorum çünkü bu sitenin olması bana güven veriyor. normalde kendimi yazarak iyi ifade edebilen biri değilimdir. sayısalcı olmamdan mütevellit kelimelerle aram pek de iyi değildir -en azından sayılara nazaran-. tanımadığım insanlara bir şeyler anlatmak yıllar önce de daha kolay geliyordu, şimdi de. ha şimdi bakınca sitede tanımadığım pek de kişi kalmamıştır, anonimlik falan hak getire ahahjs. neyse sitenin bana kattığı en güzel şeylerden biri yazı yazmak oldu. anlattığımı dinleyecek kimse olmasa bile buraya gönül rahatlığıyla yazabileceğimi biliyorum. kaldı ki buradan tanıştığım çok güzel insanlar var ve onlarla sohbetimiz hâlâ devam ediyor. İyi ki o insanlar var, iyi ki bu platform var... 💜
jean valjean kurgusal bir karakter ve victor hugo'nun 1862 romanı sefiller'in baş kahramanıdır. ve bunu sefiller kitabını okuyanlar iyi bilir.bu zatı muhterem aç kalan yegenleri ölmesin diye bir ekmek çalar ve hapse düşüp 19 yıl kürek mahkumu olur .böylece olaylar başlar .roman biterken insan düşünüyor bu doğru yoldan ayrılmayan adamın yaptığı iylikleri söylememesi neden? romanın sonunda o da açıklanıyor ve iyilikler diyor karşılığını bu dünyada bekliyerek yaptığım şeyler değil diyor.gerçekten de öyle yani insan iyilik yapıyorsa içinden geldiği için yapmalı tabii bu içine konulmuşsa ama bu günümüzde de oluyor mu yani mesela tamam ekmek çalanlar o kadar uzun süre hapse atılmıyor ama iyilik yapanlar bunu söylemiyor mu veya bir yerlerde paylaşmıyor mu ? veya iyilik yapanlar gerçekten iyi olarak mı görülüyor yoksa enayi yerine mi konuluyor? düşündürücü .en iyisi iyilik yapmak ama karşılığını bu dünyada beklemeden mesela kimse göremesede yaralı bir kediye bakmak gibi veya sırf sokakta ihtiyacı var diye düşündüğün insana cebinde ki son 10 tl yi vermek gibi , velev ki o insan dilenciliği meslek edinmiş olsa bile . sonuçta elimizde temiz kalan pek az şey kaldı iyi ve adaletli olmak gibi .
şimdi hayatımda başıma gelen en sayko olayı anlatacağım. iş dolayısıyla başka bir şehre taşındım. işten bir arkadaşın yanında kalıyordum. kaldığımız semt de öyle lanet bir yer ki çoğu ev birbirinin aynı apartmanların içinden tutun dışardaki kapıya kadar. neyse taşındıktan sonra ki ilk iş gününden eve dönceğiz arkadaş dedi ki ; knk sana anahtarı vereyim de sen dön beni bekleme benim iş uzun, bulursun demi evi ? bende hafızama güveniyorum ve evlerin birbirine o kadar benzediğinden de haberim yok tmm dedim sonra. zindan anahtarlığı gibi bir anahtarlık çıkardı içinde 10 tane falan anahtar var. İçlerinden birini verdi bana şakayla karışık inşallah yanlış anahtarı vermemişimdir dedi. neyse ben çıktım yola ve bizim eve benzeyen ilk eve girdim baktım içerisi falan aynı o yüzden şüphem olmadı hiç dairenin önüne geldim başladım kapıyı açmaya çalışmaya 1-2dk uğraştım açamadım kapıyı sonra arkadaşın yanlış anahtar şakası aklıma geldi başladım sövmeye telefonu çıkardım aradım ulaşamadım daha da sinirlendim bir kez daha açmayı denedim kapıyı sonra apartmanın kapısından bir adam girdi merdivenleri hızlı hızlı çıkarken bir yandan bana sövüyor. ben şok oldum o anda kafa basmadı ne olduğuna beni tuttu savurdu o ara , yere düşürdü sırtıma dizini falan koydu bizim apartmanın kapı birden açıldı içerden bir kadın çıktı poliside aradım geliyor dedi. benim kafa o zaman dank etti neyse zorla falan anlattım olayı abi apartmanı karıştırmışım diye baya bir dil döktükten sonra birde anahtarı falan gösterdikten sonra inandılar. polisi falan geri aradılar tamam sıkıntı yok diye.meğer kadın beni kapıyı zorlayıp sinirli görünce korkmuş içerde. bende de saç sakal uzun gözlerin altı siyah ten kansızlık derecesinde beyaz yani tam potansiyel suçlulara benziyorum. kocasını aramış sonrası malum. arkadaşa anlattım olayı gülmekten altına sıçtı. bu da böyle bir anı oldu.
hep kitap okumanın faydalarından bahsediliyor.peki zararlarından neden kimse bahsetmiyor?misal aşk, arkadaşlık kavramları beklentileri yükseltmiyor mu?naif ve duygu yüklü değil mi?sonra kitabın içinden çıkıp gerçek hayatta bocalıyor insanlar.
sevdiğim beye dayanamayıp mesaj attım sonuç;öküz okudu bide cevap vermedi sinirimden geberiyorum kaç gündür!!üstelik arkadaşımın nikahı olcak onu da davet etmeyi düşünüyodum hani belki bi etkileşim olur diye malum o gün bende özenerek hazırlanıcağım için ama gelin görün ki işin içinden hala çıkamadım.kafalar çok karışık çokkk..
şans kurabiyesi alsam içinden ‘gizlilik politikamızı güncelledik’ çıkacak gibi hissediyorum
yeter lan rahat bırakın
yeter lan rahat bırakın
aşık olduğum rüştü asyalı' nın sesinden, aşık olduğum bir şiir. bazı şiirler ne kadar okunursa okunsun eskimiyor, en olmadık zamanda hatıra geliyor.
aysel' ler gibi
' içinden bir gemi kalkıp gitmemiş '
aysel' ler gibi
' içinden bir gemi kalkıp gitmemiş '
arabanın sileceğini eğen insan azmanı polise verdim görüntüleri falan bulurlarsa yaktım çıranı bizim mahallede bu 2. vaka olmuş mahallece içinden geçecez meraklanma sessizce nöbetteyiz.
bundan seneler önce bana bir şans verilecek olsaydı, bu şansın hep geçmişi değiştirmek olmasını isterdim. İsterdim çünkü yaptığım hataları düzeltmenin her şeyi düzeltebileceğine inanırdım. İnançlarım doğrultusunda vardım ve gelecek için çabalamayı koca kafamın sağından, solundan, önünden, arkasından, içinden geçirmezdim. benim skalamda doğuşum ve geçmişim varken bugünüme, geleceğime dair hiçbir şeyim yoktu. İnsanların kafalarını yastığa koyduğu an söyledikleri o ender “ulan! keşke şunu da söyleseydim” cümlesini ben yaptığım hatalara karşı “bok vardı da yapmışım, “keşke” yapmasaydım.” şeklinde söylerdim. geçmişe karşı tutum ve takıntılarım ile hayatımı alt üst ettiğim zamanlara dahi şahit oldum, tanıklık yaptım. yeri geldi kolay kalktım, yeri geldi yine kalktım yani. :d İnsan isteyince başarıyor ben çok zaman sonra buna inanır oldum. eski düşüncelerim yerini hep “kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün çok da umrumda ben kendim için varım.” cümlelerine bıraktı. çok zaman sonra fazlası ile vurdumduymaz bir kimliğe büründüm, çoğu şeyi ki bu şeyler bir hayli fazla umursamaz hale geldim. geçmişimi unutmaksızın bugünüme ve geleceğime odaklandım. geçmişi istesem unuturdum da “geçmişini unutanın geleceği olmaz” sözlerine kanıp unutmayı reddettim. reddetmiş olmam aynı hataları yapma eşiğine geldiğimde kendime ket vurup “yapma be, yaptın zamanında bir halta yaramadı.” diyerek geri dönüş yapmamı sağlıyor. şu sıralar; bugünüm güzel, geçmişim umrumda değil, geleceğim muamma olsa da benim geleceğim yarınlar frank ve o gelecek bana ait. yani şöyle ki bundan seneler önce bana verecekleri şansı, vermediler hiç ama olsun. bugün karşıma geçip “bir şans kazandın seni çılgın, ne istiyorsun?” şeklinde sunsalar, bu kesinlikle geçmişimdeki hataları amaçsızca telafi etme isteği ile heba olmaz. olmaz çünkü etmem, beni seven böyle sevsin. ben olur da böyle bir şans sunulursa diye "ne istesem" şeklinde düşünürken varsa hatasız bir kul, atsın ilk taşı bekliyorum.
Omü Dedikodu