poseydon
poseydon
3 gün
İnsan, hayatında her şey yolunda giderken bile yeterince mutlu olamıyor sanki her şey öylesine bir eksiklik barındırıyor ki içinde hangisini tamamlamaya çalışsan diğerleri daha da eksik kalıyor. ve ne olursa olsun acılar hep aynı yerinde ve asla unutturmaya niyeti yok kendilerini. pişmanlıklar, acılar, sorumluluklar, hatalar… belki de bunların içinde yapılması en kolay olan üstesinden gelinebilecek tek şey olan sorumluluklar var, gerisi sadece bir geç kalınmışlık, hüzün, keder barındırıyor içinde ve bunu da fazlasıyla hissettiriyor. yağmur yağıyor şu anda yaşadığım şehre yağan ve akan damlacıkların sesleri kulağımı deliyor sanki, sanki beynimde bir cümbüşe tutuşuyorlar ve ne uyku ne yorgunluk fiziksel ve zihinsel olan her şeyi arka planda bırakıyorlar ve geriye sadece duygular, hisler ve ruhsal durumlar kalıyor. artık eskisi gibi yazamıyorum yazmak bile gelmiyor içimden. zaten yazdığımda da hep iç karartıcı, karanlık şeyler yazıyorum. sanırım giderek köreliyorum birçok yönden ve bunun önüne geçmek için herhangi bir çabada da bulunmuyorum, bulunmak istemiyorum. hayatım o kadar değişti ve bambaşka bir boyuta geldi ki bana benden kalan hisler, acılar, pişmanlıklar ve düşünceler kaldı. geri kalan her şey öylesine değişti ki bazen kendimi tanımak için kendimi izliyorum bir aynanın karşısında saatlerce. gözlerime bakıyorum, yüzümü inceliyorum ve ne düşündüğümü, düşüncelerimi
anlamaya çalışıyorum. ancak yine de her şey manasız kalıyor bunca şeyden sonra. ne hayatım aynı ne de ben. zamanla birlikte birçok şey değişti. yaşadığım şehir, muhatap olduğum, konuştuğum, özlediğim insanlar. geri kalan her şey aynı gece gibi karanlık, gündüz gibi buğulu, akşamüstleri gibi mana arayan ve aradığı ve bulduğu her manada daha da bir anlamsızlaşan. hepsi bu, geceler uzun; bitmek bilmiyor, gündüzler uyumakla geçiyor…
alien
alien
4 gün
İki saattir delice aşağıdaki 'daha fazla yükle' butonuna basıp basıp yazılanları okuyorum. en sonunda bu olayı yaşarken aklımdan geçen fikirleri buraya da yazayım dedim.

bir iki iniyorsun, okuyorsun, he! bu normal dedikodu tayfası diyorsun, biraz aşağı iniyorsun bir abla var, gündemle alakalı bir şeyler anlatıyor. neden yapıyor bilmiyorum ama sanırım deneysel bir şey, neyse güzel o. biraz daha iniyorsun, biri yine tramvayda biriyle gülüşmüş ve sarı montu siyah kotu olan biri yine. bu yetmiyormuş gibi biri de bir altta kırmızı rujlu biri demiş. kajshasf kırmızı rujdan nasıl bulabileceğini düşündüyse burada bi sallasa zaten 100' kişi üzerinden 80 kişiyi mimledi. güzel fikir. neyse inmeye devam ediyorum, aha! o da ne. acı, keder, karamsarlık ve bunalım temalı bir arkadaş. profilini yan sekmede açıp diğer paylaşımlarına bakıyorsun, duvar ağlıyor, duvar sızlıyor. duvar yıkılıyor kanka. ben bu tarz yazanların duvarlarına hep bakmışımdır. neden bilmiyorum, belki benim ruhumu yansıtıyordur. evet, bu konu uzadı. neyse aga inmeye devam. aga ne amk ığğkk! biri facebook'taki gibi bilmeceli bişi paylaşmış, bi aşağısında; kırmızı gül, silah ve afilli bir sözden olaşan görüntülerden farksız bir görsel paylaşmış.

sonuçta burası da bir sosyal paylaşım çöplüğü oldu demek istiyorum. bu bir başarı ama gerçek bir heyezan mı ona da siz karar verin. :* öptüm sizi.
snorlax
snorlax
5 gün
dünden beri bir şeyler anlatma isteğim var fakat tüm denemelerim, yazılar içime sinmediği için tamamlanma konusunda sonuçsuz kaldı. sonrasında bir arkadaşıma anlatmaya çalışırken buldum kendimi lakin yine dolaylı yoldan bir şeyler söyleyip en sonunda da işi eğlenceye vurup geçiştirdim. gariptir ki bu fazla alıştığım bir durum. eskiden yazardım. sadece buraya da değil belki daha önceden hatırlayanınız vardır mavi bir defterimden bahsederim. onda da iç dünyamdan kesitler vardır. özellikle baharda havalar ısınmaya başlarken yaptığım uzun yürüyüşlerde mutlaka yanıma alırım. zaten iki şey mutlaka olur. çubuk kraker ve bu defter :) kumların üzerinde oturup dalgaları dinlerim ya da birkaç şarkı. uzaktaki gemileri izlerim. hatta bazen karabatak bile görüyorum (öyle olduğunu sanıyorum). denize daldıktan sonra bir sonraki çıkacağı yeri tahmin etmeye çalışıyorum mesela. gülümsetiyor beni bu durum. kışı çok severim çoğu insanın aksine. bana güven veren bir yanı var. şapkalarım, atkılarım, eldivenlerim, kalın giysiler, kabanlar bu hissi verir bana. kat kat giyinmiş birini gördüğümde tebessüm ederim çünkü samimi bir görüntü oluyor. ya da kendim gibi birini görmek de olabilir sebebi bilemedim şu an. ya da soğuğu sevmem küçüklükten de geliyor olabilir. sobalı evde de kaldım. çıtır çıtır o ses eşliğinde tavana ve duvarlara vuran ışığı izlemeyi çok severdim. bunlar hep güven hissini uyandırıyor bende ve içtenliği. fakat tüm bunlara rağmen en sevdiğim mevsim ilkbahardır. tabiat canlanır. serdar kılıç ın söylediği karahisar kalesini hatırladım bugün ve dinlemek istedim uzun zaman sonra. baştaki cümleleri etkiledi biraz da beni sanırım. ve tabii özlediğim şeyler var bundan da kaynaklanıyor bu yazıdaki anlatılanlar galiba. İlk defa kar yağmasını istememden önce ilkbaharı bu kadar özlediğimi fark ettim. bu kez yanıma termosumu da alarak kumlarda oturup kitabımı okumak ya da bir şeyler çizmek istiyorum. veyahut da kuşlarla konuşmak. asıl sırrı söyleyeyim mi size? en çok bunu özledim. sizlere garip geliyor bile olabilir fakat gerçekten dinliyorlar. tabii krakerleri yerken o ayrı :d sanki elimde bir sürü parçadan oluşan bir yapı var ve ben bu parçaları birleştirdikçe ya hep bir parça artıyor ya da bir tanesi eksik kalıyor gibi. bir türlü doğru şekli oluşturamıyor gibiyim. yoksa bu halim için bir açıklama göremiyorum. kim bilir belki bir gün tamamlanır doğru şekilde. yine uzunca bir yazı oldu. bitirmek icap ediyor. dinlerken uzaklara dalıp gittiğim bir türküyü mırıldanıyorum şu sıralar sürekli. aslında ilk olarak nerede duyduğumu bile hatırlamıyorum ama birkaç ay önce manuş baba nın da söylediğini öğrendim. ve dinlediğim ilk anda ilk duyduğum halini anımsadım ve arayışa geçtim. evlerinin önü yonca türkünün ismi. nermine memedova ve sinan seid in söylediği hali sakinleştiriyor beni. ve söyleme şekillerine benzer şekilde de günlük yaşantımda konuşmayı sevdiğim için bazen daha çok hoşuma gidiyor. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. bütünlemesi olanlar sizlere de kolay gelsin inşallah çok iyi geçerler. esen kalın👧
ikizler
ikizler
5 gün
mutlu geceler gençler. nasılsınız? bütlerin başladığı günde ilk gazilerimiz nasıllar. önden gönderdik onları ki arkalarından biz gelelim diye. yoksa biz de giderdik ama şey şey olduğu için şey edemedik. benim de 2 günlük büt maratonum yarın başlayacak. bu bir haftalık sürede de deyim yerindeyse çalıştım at gibi. yine yurttan nadiren çıktım ve gömdüm kendimi. 2 gün daha. sonrasında özlediğim yağmurların altında yürüyeceğim tekrardan. evet çoğu şeyi özledim. ama bunları daha çok özlemeyeyim diye bir süreliğine özledim. bu dönemde yurtta oturmayı seven yurt kuşlarını daha çok anlayamadım. acaba yurtta oturup da telefonda gezinmenin nesi eğlenceli. bilmem. ben geçen gün radyomun linkini buldum yine. yine sevindim kocaman. açtım aynı yayın şenlendirdi kulaklarımı. seviyorum radyo dinlemeyi. daha doğrusu sevdiğim müziklerin sıralama özgürlüğünün elimden alınmasını seviyorum. İkizlerim ben zor karar veren insanım. müzik listesini bir açıyorum. şunu mu dinlesem bunu mu derken adamakıllı bir şey dinleyemiyorum. radyo beni bu yükten kurtarıyor. bu yüzden de hayallerimin hep bir köşesinde yer buluyor kendine. bu sıralar arkadaşlarla middle earth diye bİr oyuna taktık. eski bir oyun. bir strateji oyunu. dün akşam arkadaşlarla buluşup oynadık. bu sefer hepsini ezdim geçtim. harp hiledir düsturu bilgisayar bile olsa savaşta düsturum oluyor. strateji oyunlarını seviyorum zaten. cs falan sarmıyor beni. belki hala iceworld 1.5 oynadığımızdan sarmıyordur. şimdi yarınki bütün son hazırlıkları var. dua edin dostlarım çalışmalarımın karşılığını alıp geçmem için. ben o zaman son bir defa daha bakmaya gideyim. sizinde de bütünüz varsa kolay gelsin gençler. İnşallah ağızlarına kürekle vurursunuz hepsinin. hepinize mutlu geceler. rüyanızda bütsüz bir sabah kahvaltısı yapın... :)
snorlax
snorlax
9 gün
herkese iyi akşamlar! bugün hedeflediğim çalışma çizelgesini tahminimden erken bitirince bir şeyler yazayım istedim. bunun rahatlığı var elbette fakat yine de şöyle bir durup önümdeki notlara ve kitaplara bakınca ne kadar uzun bir yolum olduğunu görebiliyorum. bitmesi gereken bir sürü konu, çözülmesi gereken bir sürü soru var. bazen bugün olduğu gibi yerde çalışıyorum. çok eskiden özellikle de okuma-yazmayı yeni öğrendiğim zamanlarda ödevlerimi böyle yapardım. ya da kitabımı okurdum. rahatsız gibi görünse de aksine daha rahat eder, odaklanırdım. zamanla değişmeyen şeylerden biri de bu galiba benim adıma. masada çalışmaktan sıkılıp yere yayıyorum notları bazı zamanlar. sevdiğim bir göksel şarkısı gibi halet-i ruhiyetim huzurlu ama hüzünlü gibi. yine de ufak bir tebessüm ile eşlik ederken mutlu olunan... hani bazen aklımızdan şunları yapsam, şuralara gitsem gibi şeyler geçiyor fakat bir türlü uygulamaya geçilmiyor ya işte öyle şeyler var aklımda benim de şu sıralar özellikle. eskiden farklı olarak uygulamaya çalışıyorum artık. bunun sebebi artık öğrencilikten sonraki aşamaya yavaş yavaş geçme olabilir. ya da daha fazla ertelemek istememem. bakalım ne kadar olacak. birkaç gün önce bir iki kitap almak için kitapçıya girdim. arkadaşımı beklerken dalmış gitmişim. bunu alayım, bunu da alayım derken elimde bir sürü kitap olduğunu fark ettim ve abartma diyerek iki tanesinde karar kılıp çıktım. zaten fuara da çok bir zaman kalmadı. meraklısına burada dipnot olarak da bilgilendirme yapmış olayım o vakit. 20-25 şubat tarihleri arasında tüyap samsun fuar ve kongre merkezinde kitap fuarı olacak. pek çok kitaba ulaşma şansınız olduğu gibi yazarlarla da konuşma imkanınız oluyor. counting stars şarkısı ile bitireyim. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize dikkat edin. esen kalın, musmutlu olun 👧
mihrimah
mihrimah
9 gün
tabi ya zaten üniversiteyi 4 yılda bitirmek hele hele omü yü şovdan başka bişey değil🙄😒
masabasi123
masabasi123
9 gün
arkadaşlar boşverin bütlü geçin daha fazla okulda kalın ben okul bitince anladım o bütlerin stresi bile tatlıymış çok özledim çok :)
ikizler
ikizler
10 gün
mutlu geceler gençler. nasılsınız? günün bitmesine 3 saatten az varken hala bekliyoruz değil mi. ayıptır yahu. bizim yurttan bile kaç tane adam biliyorum bilet rezervasyonlarını iptal ettiren. ben zaten buradayım. aslında bu dönem en başarılı dönemimi geçirdim. İnanmazsınız ama at gibi ders çalıştım desem yeridir. buna mecburdum ve karşılığını da fazlasıyla aldım. ama finaller döneminde hasta olmam, iğne yemem, ilaç kullanmama rağmen iki sınavıma giremedim ve mecburen büte kaldım. şaka maka bütsüz dönem bitirecektim. allah korudu. kendimi tamamen derslere verdiğim bir dönemdi. ne gezginimle adamakıllı gezebildim, ne ormanıma adamakıllı gidebildim. hepsini çok özledim. günlük internet kullanımım sosyal medya kullanmamama ve film izlemememe rağmen 3 gb altına düşmezken bu dönem günlük 100-200 mb seviyelerine indirdim. dönemde okuduğum kitap sayısı 5 mi 6 mı ne. en çok bu koyuyor bana. ayda bitirdiğim kitabı dönemde bitirdim. ama her şeyimi feda etmem inşallah her şeyimi bana verecek. bu dönemin bitmesi ie her şey değişecek gezginim, ormanım, kitaplarım ve daha bir çoğuna kavuşacağım yeniden. ömrümde hiç ders çalışmama gerek yoktu. ama ilk defa bu dönem gerekti ve bu da beni baya zorladı. İkizler zorlandı, yaralandı, çok savaştı ama inşallah bu savaştan zaferle ayrılacak. pazartesi günü baktım hava güzel. İkindiye kadar çalıştım. sonra termos bardağıma bir papatya çayı yaptım. dergi ve kitaplarımı koydum, atladım gezgin efendiye sahile çıktım. özlemişim bacaklarımda hissettiğim o hissi. gide gide denizlerindeki bankıma geldim. çektim gezgin efendiyi kenara. açtım bardağımı, kitabımı. bir yandan yudumladım, bir yandan kelimelerin arasında dolaştım. dostoyevski'nin eşi tarafından yazılmış bir anı kitabı. rus edebiyatını zaten severim. her şeyimin bir parçası olunca daha da çok sevdim. bir süre karnımın acıktığını hissettim ve gezginime atlayıp geri döndüm yurduma. daha güzel günler yakında inşallah gençler. şimdi 1 haftaya daha ihtiyacım var. İnşallah güzel bir şekilde geçiririm bu haftayı da haftaya bu saatlerde otobüste egeye doğru yolculuk yaparken yine mutluluğumu paylaşırım siz dostlarımla. hepinize mutlu geceler dostlarım. deniz tekin'den sezenler olmuş dinleyerek dalın uykularınıza... :)

Mrs.nameless
Mrs.nameless
13 gün
ablam babama diyor ki nameless 2 dersten kalmış. bi dk yanlış anlaşılmasın ben dersten kalmadım babacığım hala bi şansım daha var dedim. hemen bi düzeltme geçtim tabi, lütfen yani büte kaldım ben.anlatamıyorum ki büt iyi bi şey, bilerek kaldım zaten🙄 son gün çalışmayla o kadar ilaç ezberlenir mi ? peki ya diğerinden nasıl kaldın dedi dedim o saçma bi dersti 😑 bütün kavramlar birbirine benziyordu napayım.
TeddyBear
TeddyBear
17 gün
şu son iki izlediğim film berbattı al çöpe at o derece ama şuan izlediğim film ne desem az keşke önceden o filmlerle zaman kaybetmeyip onu izleseymişim. filmin adı “dangal” izleyen vardır zaten tek kelimeyle mükemmel bir filmdi. filmin belli dakkasından sonra çok ağladım bi ara durdum sonra tekrar ağladım hala aklıma geldikçe ağlayasım geliyor. yani vaktinizi boşa harcamayıp direk “dangal” filmini izleyin izleyen bile varsa tekrardan izlesin çünkü o vakte değecek bir film emin olabilirsiniz. zaten başrolde amir khan var o yüzden başka söze gerek yoktur diyorum.
Eleni
Eleni
21 gün
sonunda yarın gece saat 12 itibari ile şu illet 2017 son buluyor. kime ne getirdi bilmiyorum ama bir insana iyi şeylerden çok kötü şeyler getirir mi lan? evet getiriyormuş. bir verdiyse on aldı benden. hayır 2017’yi de suçlamıyorum, insanlar ortak çocuğu. hem de orul orul ortak çocuğu. İçine ettiler senemin. oysa 2016’nın bitmek üzere olduğu saatlerde böyle miydi? değildi tabi. güzel dileklerim vardı. hiçbiri gerçekleşmedi be! gerçekleşenler de kötü sonuçlandı, bu yüzden onları da gerçekleşmemiş sayıyorum. şimdi ergence triplere girip “neden ben?” demeyecem ya da halil sezai gibi “isyaaağğn” diye şarkılara yeltenmeyecem ki bakın, buradayım. öldük mü? ölmedik. nefes alıyor muyuz? alıyoruz. almasak yaşar mıydık? yaşamazdık. nefes aldığımıza göre yaşıyoruz yani anlatabildim miğ. 2018’den de hiçbir şey istemiyorum. İsteyince olmuyor zaten. sağlıkmış, huzurmuş, paraymış hiçbirini istemiyorum. yeter da, bir salın. onu bunu düşünmekten helak oldu senem. lan 2017! sana çok sinirliyim. :/ frank da sinirli. onu benim gibi bir ruh hastasının hayal dünyasına iliştirdin. onun suçu neydi? ben de seni seviyorum frank. :* ne olur, neler yaşanır hiçbir fikrim yok ama ne 2017, ne de 2017 gibi bir sene yaşanmasın, daha kötüsü de yaşanmasın. bunu sadece kendim için istiyorum. herkese kötü değildi. çok mutlu olanlar vardı lan. kıskanıyorum sizi aşağılık herifler. “ağla” dediğinizi duyar gibiyim, no merak. üzerine bir de kudurup zırlayacam.
privity
privity
23 gün
çalışmıyom arkadaş yeter kafada nöron kalmadı uzarsa uzasın bı sene daha iki saatte gidilcek yolum var zaten 🤣
👑MerryAndrew
👑MerryAndrew
26 gün


eğlence amaçlı yaptığınız troll ve şakaların ne gibi sonuçlar doğuracağını asla bilemezsiniz.

black mirror çakması ama bizim kültüre en iyi uyarlanan ve her dakikasında insana yok artık dedirten bir dizi. bu aralar dizilere sardığım doğrudur. ama bu defa bomba gibi bir dizi izledim. normalde bir film ya da dizi izlerken bu kadar büyük tepkiler vermem ama daha ilk bölümü bile izlerken şaşkınlıktan saçma tepkiler verdirtti bana.

dizi ahlaki ve psikolojik baskı konularını çok sağlam işlemiş. oyunculuk zaten mükemmel. normal yerli yapımlara göre fazlasıyla cesur bir dizi.

günlük hayatta umursamadan troll, şaka ve eğlence amaçlı sadece vakit öldürmeye yönelik yapılan davranış ve sözlerin sonuçlarını az çok görebilmek, aynanın bir de diğer tarafına bakabilmek adına bile izlenmesi gereken bir dizi. ısrarla tavsiye ederim, özellikle black mirror sevenlere.
TeddyBear
TeddyBear
27 gün
şu hayatta en çok kendim gibi yaşadığım yaş aralığı 12-15 çünkü ergenliğin mükemmel anlarıydı diyeceksiniz ki hala ergensin evet ergenim ama dışa vuramadığım binlerce şey var onlardan en büyük duygu ise ‘dizideki filmdeki oyunculara aşık olma sonra onların fotoğraflarını kendi profil duvarında paylaşamama ve son olarak onların fotoğraflarını duvar kağıdı yapmamak’ cidden en sevdiğim şeyler onlar. ben hala çocuk ergen olmak istiyorum büyümek istemiyorum o dediklerimi rahatlıkla yapmak istiyorum ablamların ağızına laf salatası olmak istemiyorum insanları takma diyeceksiniz zaten takmıyorum ama ailedeki yakınlarım bir şey diyince sinir oluyorum. böyle yani içimde asla ama asla ölmeyecek bir ergen yaşıyor 🙍🏻‍♀️🙍🏻‍♀️🙍🏻‍♀️
Eleni
Eleni
28 gün
bedenimi o yazın sıcağında serinlemek adına ruhumu güzel bir varlığa teslim edercesine serin sulara bırakmıştım. daha doğrusu henüz bırakamadığım bir andı, sebebi ise tamamen suyun gerçekten de akan sümüğü donduracak derecede soğuk olmasıydı. adım adım, usulca ama fazlası ile usulca, emekleyen bir bebeğin afallayışı ile çakıl taşlarını geçerek ki her bastığım çakıl taşı ayağıma ciddi hasarlar vermemekle beraber dikenler batıyormuş gibi bir acı veriyordu. hiç unutmam! yalın ayak gezmemin cezası işte. zaten denize sandalet ya da ayakkabı veyahut terlikle girecek değildim, çok istiyorsanız kendiniz girin. birkaç acı dolu adım sonrası bir maviliğe ulaşmıştım. huy mudur, refleks mi bilinmez. suya yaklaştığımda önce ayak parmak uçlarımı batırdığım suyun derecesini ölçme girişiminde bulunmuştum. o soğuk su “bu ne be!” diyerek titrememe ve soğuktan ötürü irkilmeme sebep olmuştu. denize aşıktım. değil soğuk su, kaynar su dahi olsa hiç düşünmeden girerdim. bu da aşık olunca kör olmanın bir göstergesi sanırım. vazgeçmeyip yavaş yavaş üzerine bastığım taşlara meydan okurcasına geri adımlar ile koşa koşa birkaç metrelik uzak bir mesafeye gitmiştim. hayııır düşündüğünüzün aksine acımamıştı ayakçıklarım, salgılanan hormonlardan olsa gerek. çok ötede bulunan bir cafede çalan bir şarkı eşlik ediyordu o gün bana ve tabi ki de en çok güvendiğim varlık, yalnızlığım. evet yalnızdım, tek başımaydım yani. bulunduğum yeri umarım hatırlıyorsunuzdur. hah! İşte tam oradan “tabana kuvvet” diyerek arkamda atlılar varmışçasına denize koştum. önce ufak bir şok, sonrasında ufak bir alışma süreci ve bam! sudan artistçe bir çıkış. şaka be şaka artistlik söz konusu değildi, her ne kadar kendimi o an göremesem de saçlar inek yalamış gibi bir şekil almıştı. suya alıştıktan sonra yüzmek yerine nedendir bilmiyorum, hani amacım neydi? onu da bilmiyorum. kendimi sırtüstü suya atıp suyun üzerinde kalmaya çalışıyordum. ara sıra kulaklarıma kaçan su yüzünden cafeden gelen şarkı sesini duyamıyordum ve tam batacakken kendim doğrulmaya çalışıp daha da çok batıyordum. salak işi ama ben gayet keyif alıyordum frank. uzunca saçmalamalarımın ardından denizden çıkıp şezlonglardan birine yönelmiştim. bütün düşüncelerimden arınmış gibiydim. birkaç adım sonra oturacağım yere gelip oturarak az önce tenimin örtüsüne büründüğü denize bakmaya başlamıştım. deniz tenimi, tenim denizi taşıyordu. zihnim ise arındığımı sandığım düşünceleri. gibisi gerçekten de vardı, düşüncelerimden arınamamıştım. ama sonrasında o düşüncelerim soyut da olsa okyanusları keşfetti ve artık okyanuslara da aşığım.
TeddyBear
TeddyBear
1 ay
yarın diyete girecem diye bütün ne varsa bugün hepsini yedim hatta yolda babama çikolata siparişi bile verdim amannn zaten eritmeyecekmiyim en iyisi bugün bol bol yemek 👯‍♀️👯‍♀️👯‍♀️
mihrimah
mihrimah
1 ay
saklambaç oynardık. çoğu zaman beni bulamazlardı ya oyun biterdi yada kendim sıkılır çıkardım.
bir gün yine oynuyoruz gittim bizim samamlıkta bi varilin içine girdim. samanlığın kapısı kitli camı açık ve ben camdan girmiştim , varil cama 2 metrelik mesafede birde samanlığın üst kısmının yarısı açık.
tabi yine sona ben kalmışım , arkadaşlarım girebileceğim tüm delikleri çıkacagım ağaçtır duvardır bakmışlar.samanlığın oraya geldiler ve orada olduğumu anladılar dahası başka bir ihtimal yoktu ama görmediler.
içeri hiç kimse girmedi , camdan taş atanmı dersin yukardan su serpen mı ,ot toprak.. ıslandım kafama bir sürü taş toprak yedim ama inat ya gıkım çıkmadı.
yine onlar dağıldı oyun bitti gittiler.
bende paşa pasa eve gittim;(
çünkü artık oyun oynarken eğlenemiyordum.
bıkmıştım sürekli bilerek yenilmekten.
güçlü olmak hiç eğlenceli olmuyordu.
ufffff abim bile futbol maçında bana çalım atamadığı için sen kızsın ne işin var maçta diyip oyun dışı ediyordu.
öyle işte ben de çoğu zaman hayatı da oyun gibi bir kenerdan izlemeyi terçih ettim.
yani artık gücümün ,yetenegimin, nefesimin son noktasına kadar savaşmak anlamını yitirdi git gide bende.
kendimi eğlendiremiyorum ama sevdiklerimin eğlenmesini sağlayabiliyorum. onların sevinmesi için bilerek yenilmeye de alıştım,
İnsan zaten sevdikleriyle savaşırken hırpalanır sevdikleri için savaşırken en azından karşı tarafı da düşünmek zorunluğu olmadığindan daha çok çabalayabilir.
gerçi onuda düşünüyorum.
ama mutsuz değilim çok mutluyum. kendimi çok aramıyorum. sadece onlar olmayınca kendim için neler yapabilirim de hiç birşey yapamıyorum.
ben tek hayal bile kurman saçma gelir. içine birilerini koyarım, birileriyle tuğlasını harcıni çatısını yaparım. ama tek kalınca,
öylece kalıyorum. aslında çok yalnız kaldiğım oluyor. ama çok kalabalık yanlızlıklar.
kendi kendime kaldığım da çok oluyor, ama dayanamayıp hemen birilerini ekliyorum kendi içime.
ama bu sıralar yoruldum. sürekli bilerek yenilmekten.
saklanmak istiyorum gücümün sonuna kadar. birinin de cesaret edip o camdan girip iki adım atıp sobelemesini.
gerçi yine yenilmiş oluyorum ama😂😂.

Akif Yanbak
2018 gelmeden hepsini kitlediniz lan zaten :d
milliyet.com.tr
İstanbullulara müjde! 2018'de zam yok http://mill.yt/59cvb
Ailenizin Gayriresmi Doctoru
yarın gel halısaha takımında başla hepimiz sapız zaten
TeddyBear
TeddyBear
1 ay
“yaşadığın yeri cennet yapmadığın müddetçe kaçtığın her yer cehennemdir.”
modern hayat bizi inanılmaz bir rahatlığa alıştırdı. o yüzden nerede bir sorun ya da görev görsek hemen oradan kaçıyoruz. kim uğraşacak ki şimdi. elbet birileri yapar diye. sürekli bir kaçış halindeyiz. yetiştirmemiz gereken işlerden tutun sorumluluklarımıza kadar. bu da bizde sürekli bir anksiyete yaratıp duruyor. o nedenle sürekli kaçarak, geçici huzuru arayıp durmayın artık. sorumluluklarınızla yüzleşin yeter. huzur olduğunuz yerde zaten :) yeter ki siz görmesini bilin.
serkan karaismailoğlu
Eleni
Eleni
1 ay
kumsalı gören yürüyüş yolunun biraz ilerisinde bulunan bankta oturmak yerine bir çalı ağacının dibinde oturmayı tercih etmiştim. dalgındım, yorgundum, ara ara ağlar, ara ara da “bunlara mı ağlıyorum?” diye düşünerek tebessüm ediyordum. etrafımdaki sesleri sesi sonuna dek açtığım tek bir müzik ile yok saymıştım. gürültülü bir ortam olması olanaksızdı aslında, gecenin bir vakti orada ben gibi bir deli dışında kimin ne işi vardı ki (sahil güvenlik hariç)?. hava biraz soğuk, çok az da sıcaktı. siz bu havaya ne dersiniz bilmiyorum da ben boktandı diyorum. öyle boktan bir havada oturmuş saçma sapan düşüncelere esir oluşumdan kurtulmaya çalışıyordum. yürüyüş yolunda yarım saat ara ile sahil güvenlik devriye atıyordu, her yarım saatte bir 2 farklı yüz görüyordum. dedim ya yorgundum, istemsiz ruhumun yorgunluğu bedenime de yansıyordu. ufak kum tanecikleri ile dolu zemine bıraktığım ellerimden destek alıyordum. yanımda duran kitabım dalgınlığımın son raddelerindeyken kendime gelmemi istercesine rüzgarın etkisi ile yapraklarını çeviriyordu. polislerden birinin dikkatini çekmiş olsam gerek ki kimin dikkatini o saatte kim neden çekmesin? akıl işi değil. son geçişinde bulunduğum yere bakarak geçip gitmişti yanımdan. bu sefer yarım saat ara ile devriye atan yürekli polis süreyi yarıya indirip geri gelmişti. gelmişti de bu sefer öylece çekip gitmemişti yanımdan. yanımda durduğunu fark edip kulaklığı çıkarmam ile “iyi misiniz?” sorusuna maruz kalmam bir olmuştu. oysa iyiydim, ağlamayı keseli saatler olmuştu. ufak bir tebessüm ile “iyiyim, teşekkür ederim.” dedikten sonra “kimliğinizi görebilir miyim?” demişti. tabi isteme sebebini tuhaf karşılamamıştım, bulunduğum şehir o saatte sahilde birinin oturmasının sağlıksız olacağı bir şehirdi. yine de “neden?” diye yönlendirdiğim sorunun yanında içimden “hayvana bak be!” demiştim. aslında biraz ısrar etse yapabileceği hiçbir şey yokken her şeyi anlatacak kadar doluydum. kimliğimi uzattım, bekledim, telefon ile aradığı kişiye gbt sorgulattı, kimliği uzattı, çilekli link sevmem. tam “tamam gidiyor işte kaldığım yerden oturmaya devam ederim.” demişken anlamışçasına “üzülmeyin, hiçbir şey için değmez.” diyerek yanımdan ayrıldı. o cümlenin ardından ben salya sümük ağlamaya başladım frank.. tabi ki şaka! “üzülmüyorum.” dedim kısık bir sesle, zaten bağırarak söyleseydim bile kimse duymazdı, duyamazlardı. şu an çoğu şeyi duyamadıkları gibi.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)