snorlax
uzun yazılarımdan biri ve ben yine karşınızdayız. kuzeydoğu yönüne kum saatimi alıp aynı doğrultuda biraz arkasında duran lambamın ışığı ile kum zerreciklerinin, saati her çevirişimle daha bir parlayarak aşağıdaki hazneye dökülmesini izliyorum. az önceki cümle için de kendimi tebrik ediyorum sdjklj mutlaka hataları vardır ama bana göre epey hoş oldu. zamanında bırakın takdir yerine teşekkür almayı yüksek bir notla takdir alamadım diye üzülmüşlüğüm vardır benim. ya da kimyadan bir yanlışım çıktı diye kendimi yer bitirirdim. şimdilerde gelip de özlediğin ne var diye sorulsa aklıma ilk bunlar gelebilir. ne değişti de daha az önemser oldum emin değilim. fakat acilen o halime dönmem gerek bence. dersler konusunda zaman zaman kendime olan güvenimi kaybedebiliyorum. İçten içe yapabileceğimi bildiğim halde nedense gölgeleniyor bu düşünce. bunu hayatımda bazı şeyler için de gösterebilirim ne yazık ki. kendimde görmem gereken ise, seneler evvelki o ruh hali... hem de tamamen hayatımda... benim gibi sonradan sonraya bitter çikolata sevenler bilir zamanla sütlü çikolataların tadı eskisi kadar güzel gelmemeye başlıyor. halbuki ilk başta da bitterin acısı hoşa gitmez. bu rahatlık canımı sıkıyor bir hayli. tam anlaşılmadı belki ama ben sütlü çikolata sevdiğim halimi özledim epeyce. kaç oldu bundan bahsediyorum değil mi? yaklaşıyorum derken kendimi aynı yerde buluyorum bu konuda. bir yanıltıcı unsur var ama ne? bazen de dermanım yanı başımda ama bir türlü göremiyorum gibi hissediyorum. ya da sadece sabırsızımdır belki. şuraya bir türkü iliştireyim bora ebeoğlu- suzan suzi. geceniz kar kristalleri kadar güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın...
snorlax
genellikle yazılarımın sonlarına iliştirdiğim şarkıları dinlerken yazarım tüm bu yazıları. ama bugün sessizliği aldım yamacıma. uzaklardan pencereme ulaşan ışığın belli belirsiz hali var yalnızca karanlığın yanı sıra. eskiden balkonumun kenarındaki sırdaşımdan bahsederdim ya hani, artık yok. karanlıkta ansızın gelip yerleşen bir huzursuzluk olurdu kimi zaman. İşte o anlarda aydınlatıyor olurdu baş ucumu, rahatlatırdı. şimdilerde onun yerini köşede duran, ara ara yapraklarını sildiğim narenciyegillerden ağacım aldı. konuşkan biri olduğum söylenirken bazen tastamam susup kendi halimde kalıyorum. göğsümün orta yerinde bir taş oluyor sanki. ne kendim alabiliyorum oradan onu ne de başkası. bir şekilde iç dünyamda geçen savaşı kazanıp da bunu anlatayım da rahata ereyim dediğim zaman kelimeler birbirine giriyor başarısız bir anlatımla ve ne dediğimi kestirmeye çalışan silüetler görüyorum karşımda. yüzeysel kalıyor velhasıl. bundan dolayı da azar azar bunu denemeyi de bırakmışım görüyorum ki. onun yerine ağacın yapraklarını silerken buluyorum kendimi karmaşık bir zihinle. burada eksik gördüğüm taraf kendim. sanırım kolaya kaçmak gibi bir huyum var bu hususta. zamanında yaptığım bir hata üzerine çok fazla kendi halimde kalmaya alışıp sıkıntılarımı doğru şekilde anlatmayı, paylaşmayı unutmuşum neredeyse. arada sitemler alabiliyorum bile dostlarımdan sırf bu yüzden ama kesinlikle istediğim bir şey değil bu aslında... nasıl düzelir bir fikrim var diyemem. bekleyip göreceğim anlaşılan. şuraya sevdiğiniz bir şarkıyı iliştirmiş olayım dedikodu meclisi geceniz gökyüzünde görünmeyen yıldızım kadar güzel geçsin. esen kalın 🌑
snorlax
birçok mevsim geçti. rüzgarda yol alan bulutlar gibiydim uzunca bir süre. güneş ile kucaklaşmam nadirdi. bugün kütüphanede boynumun ağrımaya başladığını fark edip başımı kaldırdığımda karşımda oturan kıza ilişti gözüm. muhtemelen birinci ya da ikinci sınıfta. önümde duran kağıt yığınının içerisinde boş yerler bulup bir şeyler karalamaya başladım sonrasında dalıp. bir an özlem duygusu ağır bastı. anılara, şehirlere veyahut da insanlara değil kendime duydum bu özlemi, o zamanki snorlax' a. kavuşulabilir bir özlem mi bu? cevap bulamıyorum. bir dünya haritasını alıp gözlerim kapalı bir yer seçmek ve yola çıkmak isteği hakim bir süredir. tam olarak hislerimin somutlaşmış hali bu düşünce. şuraya bir şarkı iliştireyim. joca stefanovic- moje pravilo. yeniden evet... yaklaşık iki haftadır solunum testinin düşük çıkmasından dolayı ilaç kullanıyorum. etkisini gösterdi sayılır ama yine de zorlandığım oluyor gün içerisinde. buna rağmen şu şarkının başlangıçtaki müziğini tekrara alıp bu soğuk havalarda koşmak istiyorum. çok saçma geliyor mantıklı düşününce ama dağ bayır aşıp koşmak, yürümek belki daha iyi hissetmemi sağlardı. ya da küçük bir pokémon iken yaptığım gibi ağaçları, toprağı incelemek, onlarla vakit geçirmek... kafamdaki bütün o karmaşa oluşturan düşüncelerden kurtulurdum belli bir süre.. geceniz bir bardak ırahan şerbeti gibi güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın...
snorlax
küçükken bozulan bir cihaz olduğunda eğer atılacak ise ilk önce benim merak süzgecimden geçerdi. vidaları güzelce çıkarır içindeki bütün devreleri ya da ilgimi çeken ne varsa hepsini incelerdim. daha öncekilerle benzerliklerini ölçerdim kendi çapımda. sorduğum sorular da cevapsız kalırdı çoğunlukla fakat yine de her seferinde aynı şeyi yapmaktan vazgeçmezdim. parçaları kutunun içerisine tıkıştırılmış eşyaları dikkatle birleştirip bütün haline getirmek ise işin diğer sevdiğim bir boyutuydu. oyun olarak değil de iş olarak görürdü babam. bir tutam mecburiyet katılıyordu olayın içerisine onun gözlerinden. fakat benim için yapbozdan pek de farklı değildi. muhtemelen tamamlama yükünün bende olmadığını içten içe bilmemden de kaynaklanıyordu. yine de bu tarz şeylerde sabrım bitmiyor sonuca ulaşmak adına severek devam ediyorum. normalde pek tahammül gösterebilen biri olduğumu sanmıyorum gerçeği söylemek gerekirse. çabuk öfkelenip ani kararlar aldığım olabiliyor yaşantımda. buna rağmen istisna göstermeden bazı şeylerde inanılmaz sabırlı oluyorum. anlamadığım bir soru olduğunda kendimden bile sıkılıp birkaç denemede bıraktığım olabiliyorken başka birine defalarca anlatabiliyorum. önemli bir nokta ise başta karamsar yaklaştığım bir mevzu konusunda içim rahat bu açıdan. özellikle uğraşacak, oyalanacak şeyler bulmaya çalıştığımı görüyorum bazen. zamanlamam yanlış olmadıkça sorun değil gibi. uzun süre bu kadar boş vaktim olmayacağını düşünürsem... karmaşayı sevmiyorken bir an olsun karmaşa içerisinde kalmış hissetmek uykularımın düşmanı resmen. bundandır hâlâ beklemem bu kez sdjklj bakalım artık.. şuraya sevdiğiniz bir şarkıyı iliştirmiş olayım. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın..
Ghost Rider
tramvay 🚊 ile pazar mesaisine giden bi rider çizelim şuraya 😏 günaydinnn..
Akif Yanbak
madem herkes müslümcü oldu şunu şuraya bırakıyorum


snorlax
...okul da bu kadar hareketli değildi sanki geldiğim ilk zamanlarda. garip bir havası var gibi hatırlıyorum. çoğu insan sevmez bahsetmeye çalıştığım hali. sessiz, az bilinen, kendi halinde yaşamını sürdüren, gördüğünüz anda etkisini hissettiğiniz, nefes alan ormanlar vardır ya hani işte öyle. velhasıl daha doğal. onca zaman sonra hastanenin karşısındaki bankımın olduğu yere gittim geçenlerde. denize doğru dönüp tüm o karmaşayı arkamda bırakınca tıpkı o zamanlardaymışım gibi oldu. hani özlem duyulur bir şeylere fakat geri dönülemeyeceğini bilmenin getirdiği sakin bir kabulleniş vardır ya işte öyle bir şey hissettim. hoş anılar olarak zihnimde yer almaya devam etmesini istemem ile o sakinlik kaplıyor bedenimi. uzun bir süre tekrar gelemeyeceğimi düşünerek çayımı yavaş yavaş içip olabildiğince kaldım orada. beynimde çakan sınavlar, dersler, notlar silsilesiyle mecburen ayrıldım sonrasında. başkasının notlarından çalışmayı sevmiyorum aslında fakat eksik kalan notlarım için bir arkadaşım yardımcı oldu sağ olsun. defteri gökkuşağı misali her renk var. benimse soluk, italik bir yazım ve nadiren kullandığım renkli bir kalem izi vardır. nedense gözlerimi yoruyor onca renk bir arada olunca. her şey bir yana bir süredir etrafıma pek bakmadığımı fark ettim. durup insanları izlemek bir şeyleri anlamama, yorumlamama yardımcı oluyordu. zaman zaman bencilliğime kurban gittiğim olduğunda kendi kendime 'ne oluyor, kendine gel' diyordum. zira aynı dediklerimiz bile çok başka. İnsan gerçeği göremiyor ya da yanlış yorumluyor bazen. İtiraf etmeliyim ki o zamanlarda bile bunu tam olarak yapamıyormuşum diye düşünüyorum şimdilerde. bir şekilde kendimi haklı bulma çabalarım oluyormuş. üzüldüm biraz esasen. üstünden beri gelmek diye bir tabir vardır bizde onu da yapmadım ama kaçtım bu halimden bir süreliğine. yıldızım görünürde yok bu gece. olsun. görünmemesi orada durduğu gerçeğini değiştirmiyor. kabuslarımdan bahsetmiştim bir ara burada. rüyalarım genelde uçmalı, kaçmalı gerçeküstü şeyler barındırır. ama iki hafta kadar önce gerçekliği yüksek olan ve buna rağmen beni korkutmaktan ziyade düşünmeye sevk eden bir rüyam olmuştu. çok geçmeden -çok şükür ki aynısı değildi- ilişkili bir şey oldu yaşantımda. hâlâ etkileri devam etse de önceki gibi değil allah' tan. uzattım biraz galiba. çok uzun yazılara tamamen yabancı olanlarımız var nihayetinde. her haliyle seviyorum deyip şuraya bir şarkı iliştirip kaçayım. eda baba- sonbahar. bu şarkının yeri ayrı bende çünkü ilk dinleyişte vurulduğum şarkılardan. şarkılarının tamamını sıralamış eve dönüş esnasında otobüste dinlemiştim ilk olarak. belli belirsiz kendini gösteren kış güneş'i eşliğinde başımı cama yaslayıp, gözlerimi kapatıp defalarca dinlemiştim. özellikle sondaki bölümü çok seviyorum. geceniz o nağmeler kadar güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize çok dikkat edin. sağlık olmayınca her şey gölgeleniyor. şapkalarınızı, atkılarınızı kullanma vakti geldi gibi görünüyor artık. esen kalın, sağlıklı olun ☄
snorlax
martılar alışılagelmişin dışında davranmaya başladılar. bir seneyi aşkın süredir çok yukarılarda dolaşmaya başladılar üstelik 40-50 tanesi bir arada gelip gökyüzünde salınıyorlar. geceleri bile.. sebebine dair duyduğum şeyler dışında bir yorumda bulunamıyorum ama onları toplu halde uçarken izlemek hayli hoş. umuyorum ki mecburiyetten değil istedikleri için buradadırlar, keşfe çıkmışlardır. aylar oldu ki meydana gitmedim. bugün birkaç işim olduğu için gitmek zorunda kaldım ve ne bekliyordum emin değilim ama bir farklılık aradı gözlerim istemsizce. kalabalıktan hazzetmediğimi bir kez daha görmüş oldum. alışveriş olayını zaman zaman abartıyoruz zannımca. bazı insanlar var ki sağında solunda ne var, kim var umursamıyor bile öyle bir aceleyle hareket ediyorlar ki. 'kaaliyesiz' acelelelik bahsettiğim şey aslında. yavaş olmaya, hele ki yürürken, benim de pek tahammülüm yok fakat böyle bir aceleyi garipsiyorum. pek ifade edemedim belki ama neyse. anı yaşamaktan yoksun, makine gibi hareket eder olduk gibi geliyor. girdap gibi kimi zaman bu olaya ben de kapılıyorum. elimden geldiğince karşı durmaya çalışıyorum. son zamanlarda bazı etkenleri de düşünürsem bundan uzak durabilmeyi öğrendim allah' tan. sonrasında sahilde oturdum biraz eve dönüşte. farklı yerler görmeyi hep istedim. fakat bu şehrin yeri bende hep farklı kalacak anlaşılan. küstüğüm de oldu nefret ettiğim de... ama bambaşka bir yanı da var çözemiyorum. panzehir meselesi gibi galiba. meşhur 'kendinizi beş, on yıl sonra nerede görüyorsunuz?' sorusu vardır hani. biraz bunu düşündüm. her şey bu kadar çabuk değişirken kim bilir neler olur? yine de şu anımı yaşamak daha doğru diyerek fazla üzerinde durmadım. bir aralar her ay yapmak istediğim şeyleri listelerdim. çoğunu da yapabilirdim şartlarımı zorlasa bile kimi zaman. oracıkta aklıma gelen birkaç şeyi yazdım mai' ye. yorgun hissedip dinlendirdiğim atlar yeniden koşmaya başladı. İtiraf etmek gerekirse korkuyorum yeniden köşelerine çekilirlerse diye.. bu arada ders çalışmaktan hoşnut olduğum zamanlara döndüm. bizimkiler duysa gözleri yaşarır sdjkljsdj başarı duygusunu, bir şeyler için mücadele etme duygusunu özlemişim. kendinizi kısıtlamayın dostlarım. yapabileceğiniz şeyler için olumsuz, yıkıcı düşüncelere kapılmayın. bir süre sonra gerçekten öyle olduğuna inanmaya başlıyor insan zira... şuraya bir şarkı iliştireyim. eda baba- bahçede. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın ☕
snorlax
mevsimin ilk gribine yakalandığım için kendimi tebrik ediyorum gerçekten hiç vakit kaybetmedim. ateş olayını atlattım tamam ama yemeklerin tadı yok bu durum üzüyor beni... birkaç güne bu da geçer diye ümit edip sizleri sormak istiyorum en başta yapmam gerektiği üzere. İyicesinizdir inşallah dedikodu meclisi. biraz olsun derin nefes almak için balkona çıktım da az önce hava fena görünmüyor. biraz dolaşmak güzel olabilir. gökyüzünde görünen tek tük yıldızlar da olmasa hepten binaların ışıkları altında bu güzellikleri unutuyor olacağız. binaların dışına yerleştirilen rengarenk ışıklara bunca sene oldu hala anlam veremiyorum. İşin garip tarafı alışamadım bile fakat duruyorlar işte oracıkta. kendi yıldızıma baktım da kim bilir bu ışığı ne kadar zaman önce yola çıktı? o yoldayken hayatımda neler olup bitti, neler... şuraya bir şarkı iliştireyim gitmeden. fréro delavega- ton visage. geceniz güzel geçsin. esen kalın☕
snorlax
küçükken annem uyumamakta direttiğim zamanlarda ne kadar bezdiyse uyumazsan şöyle olur, böyle olur diyerek korkutmada bulurmuş çareyi. ne kadar yanlış. sonradan gecelerden, yanımda biri olmadan uyumaktan çekinir, korkar olmuşum. hatasını sonradan anlasa da olan olmuş bir kez. aradan seneler geçtikten sonra ancak yavaş yavaş alışabilmişim. bundan beş altı sene öncesini düşünüyorum da evde yalnız kalmak istemezdim gündüzleri bile. daha da öncesinde geceleri kuşumu yanıma alır varlığı ile huzurlu hissederdim. sonra bunlar da geçti. yine de kalbim kuş gibi olur en ufak seste hala. eskisi kadar olmasa da zaman zaman etkilerini hissediyorum fark ettim de. bir kere yerleşmiş nasıl gitsin ki? ben gitti sanıyorum işte başka şeyler gibi. görmezden gelsem de orada duruyorlar biliyorum. tıpkı buzlu cam ardında kalmışlar gibi. zaman zaman kırıp dökmek istiyorum sonra vazgeçiyorum. sonuçlarından mı yoksa neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmemek mi bu vazgeçişin sebebi emin değilim. korkunca ışığımı yakıyorum, boyalarımla vakit geçiyor unutuyorum. fakat bazılarının bu kadar basit çözümleri yok. ondan dolayı da duruyorlar öylece. varsa bir öneriniz can kulağı ile dinlerim. köşedeki sokak lambam yok belki ya da yuva yapan serçelerim fakat son iki üç gündür bir kuş sesiyle uyanıyorum. çok basit gelebilir sizlere fakat o kadar iyi geliyor ki anlatamam. tanıdık fakat uzun süredir hayatımda olmayan bir duyguyu hatırlatıyor bana. hep gelir umarım. bir de uzakları yakın etmek yetmiyormuş bunu anladım. mesafeler metreyle ölçülünce uzak ya da yakın olmuyormuş. İsterse kilometreler olsun arada canının bir köşesinde en güzelinden bir yere yerleşen(ler) oluyormuş da dibinde durup dünyanın öbür ucunda olunabiliyormuş. bilsen bile yaşayınca anlamak diye bir şey de var işte. bazı uzaklar da var ki hiç yakın olmuyor, olamıyor bu ise apayrı bir yara.. şuraya bir şarkı iliştireyim. samida- ayletme beni. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize çok dikkat edin. esen kalın...
snorlax
durgun, berrak suda ışığın parladığını görür gibiyim. gürültü yok. göz yoran, iç daraltan, aşırı hiçbir şey yok. çok kişinin bilmediği bir iskelenin sonunda oturmuş yansımama bakıyorum. yalın ayak gezinirken görüp çantama aldığım taşları avucumda toplayıp önce suda kaç kez sekeceği üzerine ihtimaller ortaya atıyorum. sonra da taşları... gözlerimi kapattığımda kendimi böylesi huzurlu yerlerde hayal ederim hep. kimi zaman kocaman bir çiçek tarlasının ortasında uzanıyor olurum. kimi zaman da durmadan yağan yağmurun altında gönlümce ıslanırken... sırf bu yüzden gözlerimi açmak istemediğim anlar olmuştur. hatta açmamış ve hayatı kaçırmışımdır. benim baktığım pencere ile olması gereken arasında fark açıldıkça zarar görmüş, incinmişimdir. ne var ki bir süredir hayal dünyasında yaşamaktansa gerçekleri yaşamak gerek diye düşünüyorum. pek gönlüm olmasa da gözlerimi açıp olduğum yere dönüyorum. hayaller ise ancak geceleri balkonda otururken zihnime doluşuyor artık. fazlasına müsaade edemiyorum. anlaşılmak için hırpalamıyorum kendimi. anladım ve gördüm ki çaba sarf etmesem bile anlamak isteyen anlıyor, görmek isteyen görüyor. uzunca bir süredir iki yastıkla uyuyordum. kabuslardan sonra bir tane daha olsun istedim. psikolojik açıdan espirisi yapılıyordu bir ara fakat huzurlu hissettirdiği için öteledim elbette bunu düşünmeyi. şuraya tanıdık bir dost gibi geleceğini düşündüğüm bir ezgi iliştireyim. mumbai theme tune. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın🌠
ladylazarus
iyi akşamlar, ders kayıt sisteminin çıldırttığı dedikodu sakinleri.. ben de tertemiz delirdim. dördüncü sınıf derslerinden biri aniden (?!) bizim döneme alınmış, alttan da dersim olduğu için fazlalık ' bir ' kredi yüzünden derslerimden birini alamıyorum. ben de bir bay hyde yaratacağım kendimden, zamanı geldi.

bugün kardeşim sınıfından bir çocuğa olan aşkını anlattı dfjgndf aşkı tarif ediş biçimi sahiden çok yalın ve güzeldi : ' bak abla, biliyorum çok saçma, kendime de '' hayır, sen onu sevmiyorsun '' diyorum ama ne yaparsam yapayım aklımdan çıkaramıyorum. onu düşünmemeye çalışsam da beynimin içinde dönüp duruyor. ' ve sevgisine vücut buldurma biçimi daha da hoştu : ' ikimiz de çocuğuz biliyorum, bu yüzden zaten sevgili olmak istemiyorum ama çok yakın arkadaş olalım istiyorum. ' hikayenin dramatik kısmıysa bunları bana anlatıyor oluşuydu djfgdf. on üç yaşındaki bir çocuğa aşkın esasında ne olduğunu anlatma gafletinde bulunmadım elbette.

yine de bir abla öğüdü olarak, patronumuz tommy' nin de anısına şunu şuraya iliştirmeyi görev bilirim. güzel geceler


snorlax
eski bir albümümüz var siyah beyaz fotoğraflarla dolu. bazılarının arkasında yazılar var. bazılarının kenarları yırtılmış. böyle fotoğraflara bakmayı çok seviyorum. hele ki en sevdiğim mevsimdeyken. aslında bu konuda hayallerim var. o kadar da iyi bir makine olması gerekmiyor. yanımda her daim taşıyıp hayranlıkla baktığım fotoğraflardaki gibi anları yakalamak istiyorum. bir nebze de yapıyorum ne zamandır fakat daha da güzel olabilir düşüncesindeyim. bir arkadaşım instagramını tam da buna benzer bir albüm gibi kullanıyor. bazı fotoğrafların altına gelecekteki çocuklarına notlar bırakıyor adeta, konuşuyor. ' bak bak kimler var yanımda. kim bunlar..?' diye başlayan bir cümle kurup iki arkadaşı ile kamp yaptığı yeri paylaşmış geçenlerde. biraz da sarartmış eski bir görünüm vermiş. üçü de tanıdığım insanlar senelerdir. liseye başladığımızda beş sene sonrasının nasıl olacağını tahmin etmeye çalışırken on sene oldu aşıyor bile. İnsanı durgunlaştırıyor bir an düşününce. ama gülümsetiyor da. okul koridorlarında koşturup duran insanlar şimdilerde önemli yerlerde çalışıyorlar büyük bir ciddiyetle. kravat takmaktan nefret ederlerken fotoğraflarını paylaşıyorlar büyük bir sevinçle. demek ki çok emin ya da karamsar konuşmamalıyız. öyle zamanlar geliyor ki söylediklerimiz ya da düşündüklerimiz değişime uğrayabiliyor. yılın bu zamanlarında anılar hücum eder zihnime. son birkaç yıldır en çok da. artık boşluk hissetmiyorum. ya da kaybolmuşum gibi gelmiyor. ve şarkıların sözlerini değil melodilerini dinliyorum... şuraya bir şarkı iliştireyim. gününüz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın, musmutlu olun🍁🌂


metuba
şuraya uzun uzun girdiler yazmayın hiçbirini okumuyoruz :)
snorlax
son birkaç gündür başka bir sebepten dolayı belki de bir daha gün doğumunu bu kadar güzel izleyemem diye uyumuyorum( uyuyamıyorum). en azından kabuslar gitti bir nebze olsun. karmaşık, bir sonuca varamadığım rüyalar alsa da yerini en azından uyanınca kalbim çıkacak gibi atmıyor. yeni arkadaşlar siteye biraz göz gezdirirlerse çoğu sorularına cevap bulabilirler. özellikle de sözlükte. samsun' un değişken havası başta can sıkıcı olabiliyor. fakat birkaç sene sonra onu bile sevmeye başlıyorsunuz. hoşgeldiniz. şuraya bir şarkı iliştireyim. göksel- uzaktan. günleriniz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın..
ikizler
teknoloji çağı dediğimiz bu çağı seviyorum aslında. genel olarak keşke 70'lerde 80'lerde yaşasaydık keşke diyen birisi olmadım. ama o zamanlarda ve daha eski zamanlarda olan bazı şeylere imrendiğimi ve özendiğimi söylemeliyim. bu özendiğim şeylerden birisi de estetik ve ruh. teknoloji çağıyla bir çok şey işlevsel hale getirsek de estetik boyutunu atladık gibi sanki. evlerimiz mesela. yukarı doğru bakarken boynumuzun ağrıyacağı kadar uzun ve ışıl ışıl. ama biz o upuzun binalara değil de avlulu, merdivenli binalara bakarken dalıp gidiyoruz içimizden gelen bir yerlere. veya camilerimiz. eski camilere bakıyorum da içlerinde bir estetik bir ruh var. şimdikiler gibi milyonlarca lira harcanıp metreküplerce betonun dökülmesiyle değil de sadece allah rızası için samimiyet ve ihlasla yapıldığı içindir belki de. tüm o eskiliklerine rağmen hala zarif bir estetikle süslüler. maddi olanın yanındaki manevi olan duygularımız, hislerimiz, düşüncelerimiz, yaşayışlarımızda... giderek estetikten uzaklamışız. merhabadan merhabaya fark vardır derler ya. İşte onun gibi. konuşmalarımızda, ilişkilerimizde, bakışlarımızda, içimizin sesinde bile estetiği kaybediyoruz yavaş yavaş veya kaybetmişiz. bu beni üzüyor açıkçası. estetiğin olmadı yerde hiçbir şey yapasım gelmiyor. koca bir insan türü nasıl oluyor da estetikten bu kadar uzakta yaşıyor anlam veremiyorum. aslında çok da zor bir şey değil bu estetiği tekrardan kazanmak. biraz içimizden gelen güzelliği dışımıza yansıtmaktan geçiyor. sonrasında her şey zarif bir hal almaya başlar tekrardan, her şey tekrardan gönlümüzü de doyurmaya başlar diye düşünüyorum. estetik her şeyin içinde vardır. yeter ki biz çıkarmasını bilelim. hatırlar mısınız park kahvesi diye bir yerden bahsederdim size. İşte oradaki estetiğe kapılmıştım ben. bu yaz tatilinde gördüm ki nostalji katıyoruz adı altında estetiğini bozmuşlar mekanın. o yüzden oraya gitmiyorum ikindileri. buradaki kurşunlu cami adında baya eski bir cami var. İkindiden sonra akşama kadar oranın dış namaz kılınan yerinde oturuyorum. kitabımı okuyorum, gökyüzünü izliyorum, sokağın sesini dinliyorum. gökyüzünün, caminin avlusunun, caminin estetiği içinde huzur dolmak hoşuma gidiyor. mecbur bırakılmış yalnızlığı sevmem hiç. ama kurtarılmış bölgelerimdeki tercih edilmiş yalnızlığı seviyorum. yalnızlık dediysem de estetik olmayan her şeyden kaçıp estetik olanlarla yalnız kalmak. şuraya kurtarılmış bölgemden bir fotoğraf ve estetik bir şarkı iliştireyimde öyle gideyim. mutlu geceler dostlarım. rüyanızda özlem duyduğunuz estetiği görün... :)


snorlax
kulaklığım yine sözleri duyamayıp alttaki ritmi duyabileceğim şekilde bozulmuş. İstesem olmaz ama gelin görün ki bununla birlikte dört etti. oysaki ay bu gece çok güzel ve son birkaç günün en sakin gecesi. bir şeyi çok isteyince hakikaten olmuyor mu acaba? şuraya en sevdiğiniz şarkıyı iliştirmiş olayım. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın❇
karakutuu
sa millet nasılsınız . kimler var eskiden kalan şuraya az yazın cizin yarın girip okuyacam . hepinizin bayramı mübarek olsun ben 9 gün tatil yapacagim dönüşte de arabanin arkasına et doldurup döneceğim. evlilik güzel bişey evlenin. size bir sırrımı vereyim. kızım olacak . adini annesine bıraktım ne koyacak merak etmiyor değilim .
snorlax
köşedeki sokak lambası eşlik etmiyor bugün bana. patladı mı ne oldu bir fikrim yok açıkçası. onun yerine gökyüzü saniyelik aydınlatmalar sağlıyor. birkaç sene öncesine kadar bundan korkar içeri kaçardım. şimdi ise öylece durup seyretmeyi tercih ediyorum. gök gürültüsünden hala ürktüğüm bir gerçek ama daha az etkisi var gibi. geceleri onun yüzünden uyanınca tekrar uyumakta sıkıntı yaşamıyorum en azından. bazen hissisleşmeye başladım gibi geliyor. büyük tepkiler gösterdiğim şeyleri gayet rahat karşılayabiliyorum. açıkçası bu biraz can sıkıcı. hissiz, duygusuz ve donuk biri olmak istemem. belki de gereksiz boyutta düşünmekten vazgeçmeye başladım. kendimi doğru şekilde ifade edemiyorum kimi zaman. daha makul olsun derken iyice karışabiliyor. en azından bunu yapacağım kişileri seçebilmeyi - evet hala- öğreniyorum. size daha önce bahsettiğim çiçeğimi aldım. daha doğrusu kendisi tek bir yaprak olarak geldi. biraz yardımla iyi bakabilirim sanırım. kaktüsümle sabahları konuşup şarkı söylemekten kafayı yediğimi düşünmeye başlamıştım. bazıları çiçek açıyormuş bizimkinde öyle bir şey de yok. ama yine de seviyorum. gök gürültüsünden kaktüse nasıl geldim ben ya hu? sınav da bittikten sonra boşluğa düştüm sanırım iyice. @ortayakarisik ile sözde İrlanda' ya gidiyorduk bugün ve ben ancak balkona gelebildim. müthiş adjkljadj. şuraya bir şarkı iliştireyim de yazıyı bitireyim bari. İster banu kırbağ' dan dinleyiniz ister haluk levent' ten 'dert olur' . eşlik etmesi de bir o kadar güzeldir. '...biliyorum bu iş böyle çözülmez, düşünüp susmak içime dert olur...' geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın 👧
snorlax
kramp hissini bilirsiniz epey rahatsız edici bir his. İster yavaşça ovun ister hırsla o anki mücadeleden dolayı en sonunda yorulup kendi haline bırakıyor insan biraz olsun hafifleyince. ani bir hareket yapsa aynı şey olacak gibi geliyor, kıpırdamıyor. sızısı devam ederken bir anda idrak edilen 'geçti' hissı ise ilk ne zaman gerçekleşiyor acaba? soyut bir kavramı en somut şekilde böyle tarif edebilirim şu an sanırım. kendi haline bırakmış durumdayım ben de galiba. öfkeli bir pokémon olmak ise en nefret ettiğim şey. belki de bir çiçek almalıyım. toprağını kontrol edip, sulamalı, onunla konuşmalıyım. masamdaki kaktüsle iyice benzeşir olduk gibi gelmeye başladı zira. ya da bambaşka şeyler bulmalı zihnimdeki gürültüyü bastırmalık... şuraya bir türkü iliştireyim. kerim yağcı- ela gözlüm. geceniz yakamozların ışıltısı gibi güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)