Oyuncakayi✔️
hey gençler, sizlere bir kaç kelam söylemek istiyorum. şimdi bu feministlik, hümanistlik, bilmemnecilik bir sürü akım mı desem grup mu desem bilemiyorum böyle bir sürü saçma saçma gruplar bana göre. bak bana göre diyorum. yani kendini bir şeyin altına koyamadan eşitlik (yasa eşitliği) çünkü bedensel olarak erkeklerle bir olduğumuzu düşünmüyorum yaratılışımızdan ötürü. hak savunma, hayvanları koruma gibi bir sürü şeylerin bir tek altına girmektense tek başına harbiden insan ol daha iyi. yani şu iki yıldır sosyal medyada okuduklarıyla feminist olanlara hiç girmiyorum sadece diyeceğim şey “kitap okuyun” neyse kendinize tek bir isim koyun oda “insan” olsun başka saçma şeyler olmasın.
ricardoveritas
bu mesaj aslında bir mesajdır. doğum günü kutlanan kişi, doğum gününü kutlayanlara zaten bireysel olarak teşekkür eder. toplu şekilde böyle teşekkür mesajı yazmak kutlamayanlar da kutlasın, bilmeyenler bilsin diyerek ego kasmaktan başka bir şey değildir.
ricardoveritas
doğum günümü kutlayan herkese teşekkür ederim.
LorneMalvo
düşünüyorum da ben bir robotum sanırım.kendi düşüncelerimi hiçe sayıp ailem olsun çevrem olsun hep onların dediğini yapıyorum.başkalarını kırmaktansa hep kendimi kırmayı tercih ediyorum.
yapmak istediğim bazı şeyler oldu ama istemiyorlar diye yapmadım.içimde çok kötü kaldı.
futbola aşırı tutkum vardı.gerçekten bir şeyler yapabileceğime inanıyordum ama ailem hep karşıydı.en azından denemek isterdim.liseye kadar büyük bir kulübün altyapısındaydım.küçük yaşta o profesyonel ortamı tanımak nasip olmuştu.o zamanlar tanıdığım şu an profesyonel olan baya bir insan da var.ama ailem hep baltalıyordu.çok zor şartlar altında devam edebiliyordum ve üstümde büyük bir baskı vardı.sırf oraya devam edebilmek için istedikleri her şeyi yapıyordum ama yine de yaranamıyordum.her şeyiyle onların istediği gibiydim ama tek bir günahım vardı çok büyük bir günahtı o da :( liseye geçene kadar bu böyle devam etti.liseye hazırlandığım sene bana dediler ki ankara fen lisesini kazanırsan izin vereceğiz.ama derslerini asla ihmal etmeyeceksin.ve ne oldu ben kazanamadım.ondan sonra devam da etmedim.sırf fen lisesi olsun diye başka bir şehre yolladılar beni hiç istemezken.orada yurt hayatını hiç sevemedim.o yıllarım hep zehir gibi geçti hep.içimde kaldı hep.sonra kendimi bir şeylere verebilmek için çok uğraştım.matematiğe hep ilgim vardı.matematik okuyacaktım.bilim adamı olacaktım.ama benim ne düşündüğümün bir önemi yoktu yine :( ailem karar vermişti bile ne okuyacağıma.sonuçta yine kendi düşüncelerimi hiçe sayıp onların istediğini yaptım.aksini yapsam asla vicdanım rahat etmezdi şimdi vicdanım rahat bu açıdan bazı şeyler içimde çok fena kaldı :((
üniversiteyi genel olarak sevmiyorum ama burada da kendimi keşfetmeye çalışırken yine kendimi bir şeylere kaptırdım.ama bunu kimselere söylemiyorum çünkü yine bana diyecekleri şeyi biliyorum :(( bölümdeki arkadaşlardan benim istediğim şeyi isteyen hiç kimseyi tanımadım daha.ben yine yalnız kaldım burada da :((
burada üniversite olayını anlattım ama genel olarak benim hayatım hep böyleydi.hobilerime hep karışıldı.hep eleştirildim :(
mistletoe🍃
''birbirimiz için yanlış kişiler olduğumuzu söyleme. biz başka hiç kimse için doğru kişiler değiliz.''
Oyuncakayi✔️
en çok kıskandığım çoğu insanda olan özelliklerinden biri ajandasına yarın yapılacakaları yazıp gün içinde onları teker teker yapanlar. olum o kadar dolu hayatınız mı var anlamıyorum ki. benim yazabileceklerim. yarın ders çalış, kitap oku ve duşa gir yani başka bir olayım yok her gün her sayfaya bunları yazmamda saçma olur. her günüm dolu geçen biri olmak isterim tabi o yaşadığım şehirde nasıl olacaksa. tabi bu son kullandığım cümle bahane biraz. ama biraz da değil çünkü ben gezerek şehri tanımak isteyen biriyim. yaşadığım şehrin bir ucundan diğer ucuna taş çatlasa 30 dakka mesafe olduğu için gezemiyorum (gezilecek yerler gezilmiş zaten toplasan kaç tane çıkar ki ?) yani bir istanbulda otursam kendi başıma istediğim gibi görmek istediğim yerlere gidebilirim onun ajandasını yapabilirim mesela. aslında aklımda iki tane ajandama not tutacağım konular hazır ama öyle bir alışkanlığım olmadığı için sadece eyleme geçmeden ajanda tutan insanları imrenerek izliyorum.
Fafatara
bazı görüşler var ya; kapalı ama sevgilisi var kıza bak, namaz kılıyor ama içki içiyor ne anlamı kaldı vs. bu davranışların doğrusu ya da yanlışı beni ilgilendiren bir konu değil. ve bir insan size zarar vermediği sürece işlediği günahlar da sizi ilgilendirmiyor. din sadece kapalı olanlara farz değil ya da namaz kılanlara. açık olanlar ya da erkekler zinadan muaf mı tutuluyor ya da sadece namaz kılanlara mı haram içki. her insan elinden geldiğince dini inancını yaşamaya çalışıyor. İnanıp inanmamak ya da dini nasıl yaşadığı onu ilgilendiren bir şey. demek ki o insan bu kadarını yapabiliyor. madem her şeyi biliyorsun sen ondan daha iyisini yap. sen kendine müslümanım diyorsun ama daha o insanın yapabildiğini yapamamışsın kalkmış nasıl yaptığını eleştiriyorsun. çoğu insan başkalarının nasıl yaşaması gerektiğine dair bir sürü fikre sahip ve onları acımasızca eleştiriyor ancak bu söyledikleri şeylere kendileri uyuyor mu onu bilmiyorum. bir insan nasıl görünürse görünsün ne yaparsa yapsın sana zarar vermediği sürece onu eleştiremezsin. eğer eleştireceksen dön önce kendine bak ben nasıl yaşıyorum diye. İnandığın fikri savunmakta özgürgün ama bu fikirlerinle başka insanlara zarar veremezsin. bu söylediğim örnekler de aklıma gelenler sadece. herkes başkalarını eleştirmek yerine önce kendisini eleştirse kendisine karşı dürüst olsa kötü yönlerini düzeltmeye çalışsa bu kadar nefret olmazdı. başkalarının kusurlarını görmekte muazzam yetenekli bu insanlar kendilerine karşı neden bu kadar kör anlamıyorum.
Fridakahlo
güzel sanatlar kampüsü ilk başta bana lise havası vermişti. daha sonra bu fikrim gittikçe değişiyor. kampüse çıktığımda ne kadar kalabalık geliyor anlatamam. eğitime girdim mesela fakülte çok güzel ama kalabalık. gsf de daha dingin bir hava var mesala bugün okul çıkışında bir tek biz mi varız dedim. kalabalığı sevmeyen biri olarak bu büyük şans oldu benim için. konum olarakta, sakinlik olarakta hergün şükrediyorum ☺️ çarşambada olan arkadaşlara da allah yardım etsin allah başka dert vermesin deyip. cümlemi iyi akşamlar deyip kapatıyorum.
Lisanslı Rider
şoook şoook şoook dedikodu popülaritesi ni mi yiiitttiiiriyorrrr muu!
uzun zamandır bir durgunluk var. sadece stolklayıp çıkıyor yazmaya mı üşeniyorlar acaba. yada başka birşeyler oldu kullanmayı mı bıraktılar ki. yada anonim olmaya aşırı derecede alışık olan toplumumuz artık kendini rahatsız mı hissediyor 🤔🤔 eski günleri özlüyor insan
Gamsız Baykuş
arkadaşlar çok mutluyum. ama nasıl mutluyum bir bilseniz. çok uzuun bir zamandır böyle güzel mutlu olmamıştım. deli gibi eğlendim. sürecin başı da çok heyecanlıydı. şimdi olaylar şöyle gelişti. mabel matiz'in bugün konseri vardı burada. ben de özellikle öyle kolaysa'yı çıkardığından beri bu adamı canlı dinlemek istiyordum. bu hayale bugün ulaşabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi çünkü bana kalırsa baya mucize gibi bir şey oldu. konser ilanını gördüğümde direkt saatine, bilet fiyatına bakmıştım zaten. sonra beni biraz aşar bu diye düşünüp bir kenara koydum bu fikri ama tamamen de vazgeçmiş değildi hâlâ. geçen haftalarda tekrar bakmıştım ve biletler tükenmişti. dedim başka zamana artık, vazgeçtim. zaten bilet kalmamış vazgeçmeyip ne yapacaktım değil mi? neyse ben mabel matiz'in facebook sayfasında bir duyuru gördüm iki gün önce. samsun konserine iki kişilik bilet hediye ediyorlarmış. dedim ya nasip bir şansımı deneyeyim. ama hiç ümidim olduğundan falan değil ha. bendeki de ne şans. hâlâ inanamıyorum o biletin bana çıktığına. bir yandan şeyi de düşünüyorum, lan fake mi acaba, mail geldi ama ya konser alanına gittiğimde böyle bir şey yok derlerse falan ben hâlâ böyle bir olayın başıma gelebileceğine inanmıyorum. ta ki konser mekanını kapısından girdim, o zaman inandım. sanki zaman mekan algılarım falan kapandı. ya diyorum nasıl olur ben buradayım şu an ve benim 24 saat öncesine kadar katılmak gibi bir düşünce aklıma gelmezdi. bilenler bilir mabel'e olan daha doğrusu şarkılarına olan hayranlığımı. hatta çok kez bu platformda sizlerle de paylaşmıştım bazı şarkılarını. konser çok güzel geçti benim adıma. bağıra bağıra eşlik ettim her şarkısına, bu yüzden yarın sesim bile kısılabilir. sabahtan beri zihnimin arka planında "fırtınadayım" şarkısı çalıyordu. girişi bu şarkıyla yapınca ayrı bie sevindim. olay aslında sadece konser meselesi de değil benim için. uzun zamandır, yani yaklaşık bu eğitim öğretim yılı başladığından beri üstümde bir ağırlık vardı. ya resmen canlandım şu etkinlikle. bana hiç bu kadar iyi geleceğini tahmin etmiyordum. belki de beklemediğim bir anda olduğu için bu kadar sevinmişimdir bilemiyorum. ama her açıdan çok güzel bir anı oldu benim için. giderim sakin sakin müzik dinlerim gelirim diye düşünürken deli gibi hareket ettiğim için kollarım, bacaklarım, her yerim ağrıyor. zaten boyum kısa diye ara sıra parmak uçlarıma yükselmek zorunda kaldım o da yordu. neyse ki önümdeki kız tüm konseri elindeki telefonuyla yüksekten çekti de onun telefonundan izleyebildim sahneyi(!) yani arkadaşlar okuyamadım durumumuz yoktu diyenler için özet geçeyim. eminim ki yukarısı çok karışık olmuştur ama hislerimi sizinle hemen paylaşmak istedim. mutlu oldum arkadaşlar. çok güzeldi be her şey benim adıma. dilerim ki sizin de benden daha çok mutlu olacağınız zamanlar olsun. hayatınızda böyle kısa da olsa güzel anlar olsun. seviyorum sizleri, kendinize iyi bakın. güzel geceleriniz olsun dedikodu ahalisi.
hakcocan
herkese selamlar. bendeniz 2016 mezunu, samsun'da ikamet etmekteyim ve bazı filmlerdeki gibi türünün son örneği bir varlıkmışçasına gibi kendimi yalnız hissediyorum. aynı zamanda öğrencilik dönemindeki ahbaplarımın sanki bir gecede benden gizli işbirliği yaparak beni bırakıp da başka diyarlarda mutlu olmaya gittiklerini düşünecek kadar da melankolikleştim. ne varsa öğrencilikte var, sonrası uçurum, tadını çıkartın bu yılların. he evlenirseniz, çocuğunuz olursa, babanız para babasıysa ve dünyayı turlayabilecek imkanlara sahipseniz durumlar nasıl olur orasını da bilemem. ama muhtemeldir ki, günümüz şartlarından dolayı biraz da, çoğunluk kendini sonu gelmeyen bir boşlukta aşağı düşerken bulacak, sonu yere çarparak parçalanmak bile olsa bu sonsuz düşüşün bir nihayete ermesini dileyecek. ve belki de bazıları benim gibi gece gece sıkıntıdan delirecek, distopik manyağa dönüşecek ve gebermeyi arzulayacak. neyse bu platformdaki ilk gönderimde haddimden daha fazla saçmalayıp o güzel canınızı sıkmayayım. İyi geceler, şimdilik..
Gamsız Baykuş
selam dostlar. kitap fuarına gitme fırsatını anca bulabildim. aslında dün de gelmiştim ama o daha hızlı gelişen bir olaydı. arkadaşlarımla geldiğim için odağımız daha çok test kitapları oldu ve kafama göre gezemedim. biraz da yorgunluğun verdiği baş ağrısıyla keyfini çıkaramadığımı düşündüm ve bugün sabahın erken saatlerinde tekrar yol aldım. fuar genel olarak güzel geçti benim adıma. sabah saatleri olduğu için çoğunlukla okullardan gelen öğrencilerle doluydu etraf. bir tane çocuğun pubg kitabını gördüğünde verdiği tepki ile başka bir çocuğun yanık yanık sesiyle "nayino" şarkısını söylemesi hatırımda kala güzel detaylardan :d bu defa her standa uğramadım. aslında bu sene kitap fuarından pek bir kitap almam diye düşünüyordum çünkü epey zamandır kitaplarla çok haşır neşir değilim. birinci dönemi geride bıraktığımda sadece bir kitap okumuşum ve elimde aylardır sürünen bir kitap var. dönemin yoğunluğundan dolayı kitap okumaya pek zaman ayıramıyordum. hal böyle olunca araya giren soğuklukla beraber aklımda şu kitabı alırım gibi bir düşüncem yoktu. geçen sene "şeker portakalı" ve "güneşi uyandıralım" kitaplarını almıştım, üçüncü kitabı da seneye alırım diyerek bırakmıştım. aklımda olan sadece bu vardı. dün kitabı sorduğumda kalmadı demişlerdi ama bugün tekrar geldiğini görünce sevinçle aldım. bu sene de geçen seneki gibi en çok kitabı can yayınları'ndan aldım. böyle yazınca da çok gibi oldu ama çok değil aslında, 3 tane eheh. yine sevdiğim yayınlardan olan yky'den oradaki görevlinin tavsiyesi üzerine bir kitap aldım. gezinirken baykuşlu bir kitap -diğer baykuşlu her şey gibi- dikkatimi çekti. daha önceden bilmediğim bir kitap olduğu için görevli arkadaşa kitap hakkındaki bilgisini sordum. İlk sayfasını okuyup çok beğendiğini ve devamında da aynı türde olan bir kitabı da mutlaka okumamı önerdi. ben de ilk sayfasını okuyunca düştüm direkt kitaba. çünkü uzun zamandır içinde bulunduğum ruh haline yakın şeyler yazıyordu. çok şaşırdım çünkü kitabın dışından hiç böyle bir izlenim uyandırmamıştı. sonrasında daha evvel okuduğum ve kitaplığımda bulunmasını istediğim iki kitabı daha aldım. arada kardeşim için de hem etkinlik tarzı hem de okuması için küçük kitaplar aldım. çocuk sonuçta, her türlü hediyeye seviniyor :) resmen okumayı özlemişim yaa, bunu fark ettim. okunacak çok kitap var. İçlerinde kayboldum sanki. neyse ben şu sınavı bir atlatayım hele. zaten burada aldığım kitapları yazın evde okumayı tercih ediyorum çoğunlukla.
yani özetle bir iki kitap alsam kâfi diyerek girdiğim fuardan 8 kitapla çıkmışım. bakıldığında kitaplar için çok değil verilen para ama çok hazırlıklı olmadığım elimden bu kadarı geldi :/ fiyatlar genel olarak ortalama geldi bana. kitapçılarda olmasa da internette bu fiyatlara bulunabilir çoğu. en çok indirim sanırım test kitaplarındaydı. ama şöyle de bir etken var, fuarın sonuna geldikçe kitapların fiyatı daha da iniyor. mesela dün bir kitabı sorduğumda 22 lira demişlerdi, bugün aynı kitabı 20 liraya aldım. onun için hâlâ gitmemiş olanlar varsa hafta sonunu değerlendirin derim :)
kittyyy
saat 00.00 dan sonra resmî olarak bir yaş daha ekleyeceğim ömür haneme. ve bunca yıldır hayatımda değişen tek şey belki de yüzümdeki çizgiler ve sürekli artan bir sayı. kendime kattığım veya katmaya çalıştığım şeyler tabiki oldu ama kendimden silmeye çalıştığım şeyler daha daha fazla. bu yıl ki hedefim artık kendimi olduğum gibi sevmek ve insanlar benim hakkımda ne düşünürse düşünsün umursamamak. ki insanları tek bir cümlesiyle yada hareketiyle yargılamayan bir insan olmayı hiç sevmedim hayatta ve kendime de olmasını istemedim hiç. nefret ettim bu durumdan da oldum olası. çünkü mutlaka o olayın altından bir sürü başka olgular çıkıyor ve belki de haklı haksız, haksız da haklı çıkabiliyor. veya herkes haksız olabiliyor, bunun tam tersi de var tabi. bu saatten sonra kimseyi değiştiremem belki bende dahil. yaşayıp göreceğim artık ne kadar ömrüm kaldıysa. sadece tek bir isteğim var bundan sonraki hayatım için. bunda sonra kalan hayatımda ve ben yokken bu dünyada, tek bir insan dahi olsa onun aklında kalmak. gözümdeki yaş değil ama ruhunda ufak da olsa bir hatıra olarak kalmak. hatırlanmak.
Parasetamol
derste slayt okumaktan başka bir meziyeti olmayan docent hocamın profesörlük ünvanı aldığını öğrenmiş bulunmaktayım.
VideoTurkey
çİn'de bir doktor, 5g teknolojisi ile bulunduğu şehirden başka bir şehre bağlanarak bir hayvana cerrahi operasyon yaptı.

Zeze
çooook uzun zamandır üzerimde bulunan ölü toprağını atmış gibiyim. kendimi doğurmuşum gibi hissediyorum. daha farklı, daha başka bir ben oldum galiba sonunda. İsteyerek olmadı bu başta ama sonra talep ediyor ve farkındalığın arkasından kendinizi değişmiş buluyorsunuz. huzurlu bir his bu. dikenlerimin törpülendiğimi ortada gül gibi kaldığımı hissediyorum sanki. güzel güzel, fazla güzel 🌸🙏🏻
Fridakahlo
evet az önce kuzenim aradı ve alo canım benim dedi ve ben anladım ki sevgililer günü 😁

söze başlayış şekli beni benden aldı,
-malum benim sevgilim var biliyon işte, bide 14 şubat var biliyon ona bir hediye yapsak dedi.
olur abi ne demek dedim.
sevgilisinin karakalem portresini yapmamı istedi.
sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, vs şeylerin gereksiz olduğunu düşünüyorum ama yinede onu kıramadım, çünkü sevgilini anneni babanı sevgini göstermek için illa o gün hediye almak zorunda değilsindir 14 şubat olmaz da 12 şubat hediye alırsın içinden gelir. böyle günler bana gereksiz geliyor.hele anneler günü babalar günü dahada değişik bir durum var annesi babası olmayan insanların o gününü mahvetmekten başka bişey değil.(tabi tamamen benim şahsi fikrim.)
Zeze
‘zaman’ kelimesi ‘mekan’ dan daha çekici galiba. mekandan ziyade zamana takılıp kalmamız nasıl açıklanır ki başka.
zamanla ilgili ilk derdimiz kendi zamanımızı kabullenmeden, başkasının zamanını boynumuza tasma gibi takıp onun peşinden koşturmak gibi. herkesin aynı zamanda bi şeyleri yaşamayacağını, bunun mümkün olmadığını anlayamıyoruz. bir örnekle açıklamak isterim. fatih sultan mehmet 21 yaşında (bazı kaynaklarda değişiklik gösteriyor) İstanbul’u fethetti. ama erken öldü. bakıldığında hemen hemen ömrünün yarısı. peki 100 yaşında ölecek olsaydı ve 50 yaşında fethetseydi bu denli övülür müydü ? (şu anki genç başarısı) hayır. ama yine ömrünün yarısı. farkı ne ki ? onun kendi hayat çizgisi o. bizimki de başka. ali’nin de ayşe’nin de. peki neden hep bir geç kalmışlık ve yetişememe korkusu ?
bir de diğeri var. o zamana ait hissetmemek. İnsan bir zamana nasıl ait hissedebilir ki ? zaten her an geçmiyor mu ? tıpkı bizim gibi. bana kalırsa bu zamana ait hissetmemek değil, ilk cümlemdekinden kaynaklı bir aldanış. bizi boğan mekan. (mekan = dünya) biz değil birkaç yüzyıl öncesi 15 yüzyıl öncesine de gitsek yine kötülük var, yine samimiyetsizlik var, yine yalnızlıklar, fitneler, fesatlar, olaylaaaar olaylar yani. o zamanki insanlar da eminim eski başkaydı derler. çünkü zaman da tıpkı insan beyni gibi işler. kötüyü gömer unutturur, güzellikleri andırır. eskiden bugüne güzel şeylerin gelmesi de tamamen bundandır bence. yanisi sorun mekanda gibi geliyor bana. her anlamda zamanın peşini bırakalım artık. zaman biziz ve geçip gidiyoruz görmüyor musunuz ?
soulless
şimdi hayatımda başıma gelen en sayko olayı anlatacağım. iş dolayısıyla başka bir şehre taşındım. işten bir arkadaşın yanında kalıyordum. kaldığımız semt de öyle lanet bir yer ki çoğu ev birbirinin aynı apartmanların içinden tutun dışardaki kapıya kadar. neyse taşındıktan sonra ki ilk iş gününden eve dönceğiz arkadaş dedi ki ; knk sana anahtarı vereyim de sen dön beni bekleme benim iş uzun, bulursun demi evi ? bende hafızama güveniyorum ve evlerin birbirine o kadar benzediğinden de haberim yok tmm dedim sonra. zindan anahtarlığı gibi bir anahtarlık çıkardı içinde 10 tane falan anahtar var. İçlerinden birini verdi bana şakayla karışık inşallah yanlış anahtarı vermemişimdir dedi. neyse ben çıktım yola ve bizim eve benzeyen ilk eve girdim baktım içerisi falan aynı o yüzden şüphem olmadı hiç dairenin önüne geldim başladım kapıyı açmaya çalışmaya 1-2dk uğraştım açamadım kapıyı sonra arkadaşın yanlış anahtar şakası aklıma geldi başladım sövmeye telefonu çıkardım aradım ulaşamadım daha da sinirlendim bir kez daha açmayı denedim kapıyı sonra apartmanın kapısından bir adam girdi merdivenleri hızlı hızlı çıkarken bir yandan bana sövüyor. ben şok oldum o anda kafa basmadı ne olduğuna beni tuttu savurdu o ara , yere düşürdü sırtıma dizini falan koydu bizim apartmanın kapı birden açıldı içerden bir kadın çıktı poliside aradım geliyor dedi. benim kafa o zaman dank etti neyse zorla falan anlattım olayı abi apartmanı karıştırmışım diye baya bir dil döktükten sonra birde anahtarı falan gösterdikten sonra inandılar. polisi falan geri aradılar tamam sıkıntı yok diye.meğer kadın beni kapıyı zorlayıp sinirli görünce korkmuş içerde. bende de saç sakal uzun gözlerin altı siyah ten kansızlık derecesinde beyaz yani tam potansiyel suçlulara benziyorum. kocasını aramış sonrası malum. arkadaşa anlattım olayı gülmekten altına sıçtı. bu da böyle bir anı oldu.
ikarus⚡
bir arkadaşım var, sürekli iletişim halinde değiliz ama garip bir şekilde ne zaman canım sıkkın olsa bundan hiç bahsetmediğim ve bilmediği halde bana "iyi misin, her şey yolunda mı" diye mesaj atıyor. bu akşam yine aynısı oldu ve bu sefer "nasıl olduğunu, nasıl hissettiğini senden başka bilen var mı?" diye bir soru sordu. açıkcası bu soru bende soğuk duş etkisi yaptı. çok doğru ve mantıklı bir soru. düşünmeye başladım, nasıl olduğumu gerçekten benden başka bilen biri var mıydı...
Ümid Gurbanov
azerbaycan'daki yolsuzluk ve polis şiddeti olaylarını haberleştiren blogger ve gazeteci mehman hüseynov, 2 yıl önce hapse atılmıştı. şimdi yeniden başka sözde suçlamalarla cezası uzatılmak isteniyor. o da bunun üzerine, 14 gün önce ölüm orucuna başlamış: https://www.washingtonpost.com/opinions/a-jailed-b...

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)