Sanatçı
yazıya dökülmemiş masallar, saza vurulmamış türküler gibisin içimde unutulmaya yakın, bir köşede saklanan uyanılmış düşler gibisin gecenin bir yerinde sabah olunca kopuk kopuk anımsanan
omuluarkadas
günün en sevdiğim vakti. düşün düşün dur şimdi. geceyi benden çok kimse sevemez herhalde !.. gündüz vassaf ın da dediği gibi "yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır,kimse bunu öğle yemeğinde tartışmaz. yaşam gecenin konusudur."
karboran
gecenin bu saatinde sokaktan tekerlekli bavuluyla bi bayan geçti.. insan bu saatte biyere gitmez biyerden gider heralde ☹️
ikizler
gecenin geç sayılabilecek bir saatinde kütüphaneden çıkıp aheste aheste adımlarla ziraat fakültesinin önündeki e1 durağına doğru yürüyorum. yine en sevdiğim havalardan biri var bu gece. ceket giymesen üşünecek, ceket giysen tam gelecek hafif esen, soğuğa yakın serin bir hava. hani bir önceki yazımda bahsetmiştim ya balkonumu özledim diye. İşte tam oradaki gibi. bilmiyorum kaçınız gece 11 den sonra kampüsün içinde dolaştınız gönlünüzce ama size tek diyebileceğim. okul hayatınız bitmeden kampüsün 23 ile 06 saatleri arasındaki o havasını da içinize çekmeniz gerektiği. özellikle yaşam merkezi çevresi öyle tuhaf geliyor ki bana. gündüz milletin yemek için oluşturduğu kuyruklar, derslere gitmek için yoğun bir akış içinde olan kalabalıklar, dolu dolu ring durakları sanki hiç yaşanmamış, hiç yokmuş gibi oluyor. sanırım kütüphaneden geç çıkmamın dersten başka bir sebebi de kampüsün gece halini sevmem. şöyle bir göz gezdiriyorum da. keşke fotoğraf makinem yanımda olsaydı da gösterebilseydim size. bir gün getirirsem o güne nasip olur inşallah. bugün kütüphaneye bir arkadaşımla gittim. oturduğumuz masada elektrik olmayınca ben de elektrik olan bir masaya geçtim. ders çalışamam için iki şeye ihtiyacım var benim. biri notlarımı yazacağım bilgisayarım, ikincisi ders çalışırken müslüm baba veya eda baba dinleyeceğim kulaklığım. bu ikisi olmadan ders çalışamıyorum. baya esaslı konular çalıştım bugün. tamamen anlamaya çalışmadım. genel hatları ile anlayıp 6 sayfalık bir not çıkardım. bu notu yayayım da diğer gençler de bilgiye güzel bir şekilde ulaşabilsin değil mi. bir de imzamı çok sevdiğim için her yaptığım şeye atıyorum imzamı. çıkardığım notlara bile. vektör haline getirdiğim imzam her yere uyuyor zaten kolayca. bu güzel gecede ne çok ders muhabbeti yaptım değil mi. e1 yerine t1 geldi. ona binip gideyim bari. hepinize mutlu geceler dostlarım. gecenin tatlı serinliği kadar güzel bir gönül ile dalın rüyalara... :)
mayk
gecenin bu vakti acaba sibel55 ev arkadaşı arıyorum başlığı açacak mı diye endişeleniyorum
moira
pazar günü saat 23.45-00.00 civarlarında ömürevleri - türkiş arasında fiziksel tacize uğradım. belki bileniniz vardır, karadeniz/balıkçılar geçidi olması lazım hangisi bilmiyorum. ana yolun kenarında büyük bir tarla gibi boş bir arazi var. orada yürüyordum ve arkadaşlarımla beni almaları için telefonda sözleştik. telefonumu kapatmamı beklemişti ki, 10 saniye sonra arkamdan saldırdı! gözlüğü ve beresi olduğunu hatırlıyorum. lütfen dikkat edin. bu adam dışarıda bir yerde başıboş dolanıyor. kızlar, size gece dışarı çıkmayın demiyorum fakat lütfen yanınızda kendinizi savunacak bir şeyler taşıyın. eğer yanınızda bir şey yoksa güvendiğiniz birini arayın ve varacağınız yere kadar konuşun. sürekli konumu bildirin. şüpheli biri gördüğünüzde adımlarınızı hızlandırın, açık büfe vs. varsa girin. gecenin her saati güvende olma hakkımız var, kimse elimizden bunu alamaz. kendinize dikkat edin. herkesi haberdar edin. beyler, lütfen geç saatte etrafınıza dikkat edin, şüpheli biri görürseniz etrafınızdaki kadınları gözetin. keşke adamı daha fazla tarif edecek bilgim olsaydı. ne diyebilirim ki, umarım bana döktürdüğü göz yaşlarında boğulur.
ladylazarus
gecenin on ikisinde kısıra düştüm.

brüksel lahanalı, hardallı tavuklar yapan ben geçen günü de sucuk ekmek günü ilan ettim. ne olacak bu küçük burjuva hallerim bilmiyorum, ellerimde brüksel lahanası kalbimde sucuk ekmek..

diğer kızlar saat on ikiye gelince külkedisi olur ben resmen rıfat abi falan oluyorum. tam kalori saatlerim. bu girdiyi gönderdikten sonra narin bedenimden bir hububat manyağı çıkacak.

bunu da didinip internetin ücra köşelerinden sizin için bulup çıkardım, anlık ben : 
ladylazarus
nihayet boyalarıma kavuştum ! uykumun bölünmesinin beni mutlu edeceğini düşünmezdim fakat en güzel sabahımı yaşadım. uzun süredir bu denli heyecanlandığımı anımsamıyorum.

bugün kardeşimin ' nasıl dünyaya geldik ' sorusuyla (elbette yanıtı biliyordu) bir travmam gün yüzüne çıktı. davaya erken ayıktığımdan mı, yoksa varlığımı sorgulamayacak kadar megaloman olduğumdan mı bilinmez ben hiç bu tür sorularla çocukluğumu tüketmedim. fakat çocuksunuz neticede, leylekler falan bir merak oluyor haliyle ( şu leylek muhabbeti de ayrı travma, hayır bir kadın ve bir erkeğin cinsel organlarının birleşmesi değil de bir leyleğin bizi getirmiş olmasına inanmanın nesi daha kabul edilebilir dffdkg ?! ). her neyse, ben bu yaşa gelene dek her dönemimde bir köpeğimiz olmuştur. bir gün köpeğimin cinsel organını gördüm. o an bir çocuk olarak yıkılmıştım. bana bunu nasıl yaparsın pamuk .. senin de mi leyleğin var ;(

bugünden beri o görüntüyü aklımdan çıkaramadım. cinsellik hususunda ufkunuzu genişletecek bir kıssa olmadı fakat lütfen çocuklarınıza tarkan gibi hissettirmek yerine, onların sorularını, onların yaşının cinselliğine uyacak bir biçimde açıklamaya çalışın.

adettendir bu da gecenin şarkısı olsun


ladylazarus
İyi akşamlar sevgili dedikodu sakinleri.

yarın çerçöp içinde hediye arama temalı sürprizli bir gün (!) bense koca evde bir hırka bulamadım, yalnızım, daha iki gün geçmeden köpeğimi özledim, kırmızı et intoleransıma rağmen biftekli hamburger yedim bu yüzden çorba eşliğinde film izliyorum.. terapiye insan ararken kendim psikologluk olacağım sanırım.

bu da gecenin şarkısı


ladylazarus
yeni yılın yeni şeyler getirmesi zırvalığına inanmıyorum ama yeni bir yıl deyince insan ister istemez güzel başlamasını diliyor. benimse hasta girdiğim yeni yıl dedemin hastalığıyla devam ediyor. yaşamımda kaybetmekten en korktuğum insan dedem sanırım. onun dışındaki herkesin kaybı yalnızca insancıl, sığ bir acı bırakır fakat onu kaybetmek bana çocukluğumu da kaybedecekmişim hissi veriyor. ciddi bir hastalığı yok ama onu bir hastane odasında görmek dahi çok etkiledi beni. oradan bir an önce çıksın, birlikte pizza yiyelim, o burup ekmekle yesin.. evet yeni yıldan tek beklentim bu.

onearth records'un terrace meetings projesini çok seviyorum. bilhassa proje bünyesinde mercan dede' yi görmek baya fantastik dakikalar yaşattı. sekiz yüz albümünü bilmeyen yoktur diye düşünüyorum, ülkemizde başarılı ve farklı işlere imza attığını düşündüğüm sanatçılardan biridir mercan dede.




konuyla hiçbir ilgisi yok ama dede deyince gecenin parçası olarak aklıma bu geldi. umarım sizin yılınız bu parça kadar keyifli geçer.
ladylazarus
küçükken kardeşim ve benim yaşlarımda kız kuzenim olmadığı için daha ziyade erkek kuzenlerimle vurmalı kırmalı oyunlar oynayarak büyüdüm. bir gün yine 'mafyacılık' oynuyoruz, kuzenim beni yakaladı, silahını çıkardı 'susturucu takıyorum' dedi bir el ateş etti -güya- ben yığıldım ama ölmüyorum, gözlerim açık sadece homurdanırcasına sesler çıkarıyorum. kuzenim dedi noldu niye konuşmuyorsun, e susturucu taktın ya dedim. kısa bir regular show bakışması sessizliğinden sonra cool bir şekilde 'susturucu senin değil tabancanın sesinin çıkmasını engelliyor' dedi. he temem deyip utançtan kendimi yere attım. o gün bugündür susturucunun travmatik bir anlamı var benim için. kuzenim bu cahilliğime gülerek yanıt verseydi, muhtemelen, kurbanlarını öldürmeden önce ses tellerini kesip onlara çeşitli figürler sergiletip sonra onları öldüren bir seri katil olurdum. kod adı : susturucu.

böyle geveledikten sonra nedendir bilinmez aklıma leon, oradan da sting geldi. shape of my heart

bu da gecenin şarkısı olsun


Eleni
kumsalı gören yürüyüş yolunun biraz ilerisinde bulunan bankta oturmak yerine bir çalı ağacının dibinde oturmayı tercih etmiştim. dalgındım, yorgundum, ara ara ağlar, ara ara da “bunlara mı ağlıyorum?” diye düşünerek tebessüm ediyordum. etrafımdaki sesleri sesi sonuna dek açtığım tek bir müzik ile yok saymıştım. gürültülü bir ortam olması olanaksızdı aslında, gecenin bir vakti orada ben gibi bir deli dışında kimin ne işi vardı ki (sahil güvenlik hariç)?. hava biraz soğuk, çok az da sıcaktı. siz bu havaya ne dersiniz bilmiyorum da ben boktandı diyorum. öyle boktan bir havada oturmuş saçma sapan düşüncelere esir oluşumdan kurtulmaya çalışıyordum. yürüyüş yolunda yarım saat ara ile sahil güvenlik devriye atıyordu, her yarım saatte bir 2 farklı yüz görüyordum. dedim ya yorgundum, istemsiz ruhumun yorgunluğu bedenime de yansıyordu. ufak kum tanecikleri ile dolu zemine bıraktığım ellerimden destek alıyordum. yanımda duran kitabım dalgınlığımın son raddelerindeyken kendime gelmemi istercesine rüzgarın etkisi ile yapraklarını çeviriyordu. polislerden birinin dikkatini çekmiş olsam gerek ki kimin dikkatini o saatte kim neden çekmesin? akıl işi değil. son geçişinde bulunduğum yere bakarak geçip gitmişti yanımdan. bu sefer yarım saat ara ile devriye atan yürekli polis süreyi yarıya indirip geri gelmişti. gelmişti de bu sefer öylece çekip gitmemişti yanımdan. yanımda durduğunu fark edip kulaklığı çıkarmam ile “iyi misiniz?” sorusuna maruz kalmam bir olmuştu. oysa iyiydim, ağlamayı keseli saatler olmuştu. ufak bir tebessüm ile “iyiyim, teşekkür ederim.” dedikten sonra “kimliğinizi görebilir miyim?” demişti. tabi isteme sebebini tuhaf karşılamamıştım, bulunduğum şehir o saatte sahilde birinin oturmasının sağlıksız olacağı bir şehirdi. yine de “neden?” diye yönlendirdiğim sorunun yanında içimden “hayvana bak be!” demiştim. aslında biraz ısrar etse yapabileceği hiçbir şey yokken her şeyi anlatacak kadar doluydum. kimliğimi uzattım, bekledim, telefon ile aradığı kişiye gbt sorgulattı, kimliği uzattı, çilekli link sevmem. tam “tamam gidiyor işte kaldığım yerden oturmaya devam ederim.” demişken anlamışçasına “üzülmeyin, hiçbir şey için değmez.” diyerek yanımdan ayrıldı. o cümlenin ardından ben salya sümük ağlamaya başladım frank.. tabi ki şaka! “üzülmüyorum.” dedim kısık bir sesle, zaten bağırarak söyleseydim bile kimse duymazdı, duyamazlardı. şu an çoğu şeyi duyamadıkları gibi.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)