karakutuu
eğitimde döner ekmek vardı öğlenleri yiyebilmek adına öğleden önceki bir derse girmez yayıla yayıla mühendislikten eğitime yürürdüm çok bilinmez miydi yoksa çok kişi yemez miydi neydi çok güzel ağır ağır pişerdi yanında omu ayranı efso olurdu
Ejderya Terbiyecisi
merhaba iyi geceler. öncelikle bu gönderiyi boş yere okumayın dert yanıcam. son iki yıldır buraya pek uzun uzun bişey yazmadım genellikle boş beleş şeyler paylaşıp gırgır yapmaya çalışıyordum burda ondan önce de öyleydi tabi ama gene bi dert köşesi gibi görmüyordum diyemeyeceğim. bazen kendime kızıyorum. son 7 yılımı boş yere geçirip bugün kendimi soktuğum pozisyona baktığımda diyorum senin kafana sıçayım bu ne? hayatıma aldığım insanlar hep hayatımın içine ederken ben bi köşede oturup izledim öylece sanki bu hayat benim değilmiş ben sadece dışardan izleyen biriymişim gibi izin verdim hepsine. ellerinden geleni yaptı tabi hepsi allah razı olsun. sırf aileme karşı çıkmış olmak için öylesine tercih yapıp geldiğim üniversite... ailem hukuk okumamı istiyordu ben inadına siyaset yazdım ben siyasetçi olmak istiyorum size mi sorucam diye. çocuktum niye böyle saçma bişey yaptığımı bilmiyorum ve evet bende hukuk okumak isterdim açıkcası ama o güne kadar ailem ne derse tersini yaptığım için istisna yapmayayım kafama göre saçma bişey yazayım diye geldim buraya planım bi yıl evden uzaklaşıp kafa dinlemekti sonra nasıl olsa sınava girip tekrar kazanırım diye. özetle samsuna gelirken tatile gibi geldim yani jddhhd okulla hiç alakam olmadı 5 yılın ancak yarısını samsunda geçirdim gerisi İzmir antalya tarzı turizm şehirlerinde hem çalışıp hem gezerek geçirdim maalesef. ta ki2017 yılında tamda bu zamanlar babamı kaybedene kadar. babamla aramız pek iyi ölümünden önceki bi kaç yıldır ama son dönemde onu anlamayı deniyordum en azından düzelir gibiydi sanki. kelimenin tam anlamıyla yıkıldım yani ondan önce yıkıldığımı sanmışım aslında. ama tabi ki acımı yaşama şansım olmadı amcam sağolsun babamla ortak iş yerinden çekilen kredi babamın üstüne kaldığından ben yas tutmak şöyle dursun satacak neyim var diye her şeyi zorluyodum az bi miktar da değil bahsettiğim borç 10 20 olsa dert etmezsin de 97.800 tl söz konusu olunca insan bi sıkılıyor tabi haliyle. yani babamdan kalan mirasın iki katı sadece önemsiz yani. o yılın sonunda okulu bıraktım diyecem de saçma olucak samsun'u terketim sadece bin bir zahmetle topladığım bilgisayar, yıllardır emek verdiğim oyun hesapları hepsi gitti bir ayın içerisinde. cebimde sigara alacak param dahi kalmamıştı ve giresundaydım. annem bize ait bir daireyi satalım sana iş kuralım ne istersen burda yap dedi. yani annem tek erkek olduğum için 3 kız kardeşimin hakkını hiçe sayıp nasıl olsa el kapısına gidecek diye önceden satıp beni giresun'a bağlamaya çalışıyordu benimse öyle bi niyetim yoktu o zamanlar tabi saflık siz boyu hâlâ. gittim kendi payımdan ne kaldıysa sattım borcu bitirip 35 bin de bankaya attım kafamda iş kurmak değil babamın son sözleri vardı çünkü 'oğlum vatan nazlıdır üzmeye gelmez git borcunu öde askerliğini yap' tecilimi bozdurdum ailemden habersiz çünkü izin vermeyeceklerini biliyorum onlar parayı bedelli için bankaya koyduğumu sanıyorlardı tabi. derken annem bi adamla çıka geldi babamın ölümünden sadece 2 ay sonra oluyor bu olay. eyvallah 10 yıldır ayrısınız eyvallah evlenmek en doğal hakkın ama bi düşün bu çocuk bunu nasıl kaldırsın insanım sonuçta. tamam hiç belli etmiyorum sıkıntılı olduğumu gülüp geziyordum da tavanın dili olsa anlatsa gecelerimi. başta olmaz diyip oetalığın anasını sikmiş olsam da bi kaç gün sonra kendime gelip olur dedim hakkındır. sonuçta babamın nasıl biri olduğunu en iyi ben biliyorum annemin çekmediği eziyet kalmadı. ama nasip değilmiş ki anneannem ve dedem öyle bir şey olacaksa bizim kızımız değilsin diye rest çekip göndermişler annemi. derken eve celp kağıdım geldi... kıyamet koptu demek az kalır bi akşam baktım bütün sülale bizim evde herkes sanki üç kişiyi parçalayıp öldürmüş sonra yakalanmışım gibi suratıma bakıyor celp kağıdım masanın üstünde bana bakıyor bayağı belli yani beni harcayacaklar bu gece dedim de eninde sonunda dedim yeter lan çocuk muyum ben. okulu bıraktım geldim iş kur diyorsunuz eyvallah askerliği yapmadan iş mi kurulur babamın vasiyeti var isterseniz reddedin gene de gidecem cesareti olan da cıksın karşıma diyince sustu herkes. gittim askerliğimi başımı belaya sokmadan bitirdim. başımı belaya sokmadan diyorum çünkü sonuçta karadeniz çocuğuyuz kanımız belli yani pek aklı selim biri de olduğum söylenemez. daha ayağımın tozuyla annem aldı karşısına işte dedi böyle böyle ben evleniyorum ne evlilikmiş amına koyim herkes evlenme peşinde olurdu olmazdı bi gün baktım evlilik cüzdanı öyle duruyor masanın üstünde tabi bu arada annemin kocası olacak adam bizde kalmaya başladı ve benim bu evde üç kız kardeşim var bişey demiyim diyorum da denemeyecek gibi de değil yani en son dedim hayırdır babam mı bu adam al kocanı nereye istiyorsan git beni daha fazla zorlamayın. neyse bunlar 3. kattan kiracıyı çıkarttılar yerleştiler 3. kata sorun çözüldü derken bi eşya kavgası başladı e bende haklıyım evlenen adam götüne güveniyorsa evlensin benim daha taksidini bitirmediğim koltuk takımına ne hakla göz koyuyor amk. ben hâlâ şaşırdığım bir şekilde sakince reddetsem de annemle kız kardeşim arasındaki kavga büyüdü büyüdü en son ne ölüme ne ölüne haline geldi. sorun şu ben iyi değilim en ufak bi şeyde sinirlerim bozuluyo dolup taşmaya başlıyorum. evde sürekli bi tartışma ortamı var huzurum yok daha yeni yeni nefes alabiliyorum derken yine göğsümün üstüne koca öküzü oturttular sağolsun. bu kavgadan dolayı kız kardeşim annemi düğününde istemiyor annem ben gelmiceksem anasını babasını bulsun diyor. ben yine sinirleniyorum yine olan elime yada kapıya duvara oluyor. kafama sıkıcam küçücük kardeşim var zaten babamdan hala toparlanamadı kızcağız yazıktır. lan toparlanamadı toparlanamadı da ben çok güzel toparladım zaten neyse amk. en son geçen hafta kardeşim dedi abi müsaden olursa misafirimiz olucak diye. ben tabi bilmiyorum başıma gelecek var gelsinler başım üstüme dememle dayımı araması bir oldu ben diyorum dayım ne alaka amk yani mantıklı olarak harbi ya dayım ne alaka annem sağ çok şükür hadi o olmasa dedem var aslan gibi duruyor orda hadi o olmasa ben varım iyi kötü abisiyim değil mi??? daha düne kadar benim kardeşlerime aileme karışma diye siktir çektiğim dayımdan mı istenecek benim kardeşim??? tabi haliyle delirdim. çağırdım annemi aldım karşıma bu ikisini dedim ben 15 20 gün yokum ben dönene kadar aranızda ne varsa konuşun halledin halledemiyorsanız ben gelince hallederim dedim demesine ama o ara gene bi sinir krizi geçirmiş de olabilirim. özetle burdaki işim bitmek üzere en kötü bir haftaya evdeyim. hallettiklerini de düşünmüyorum açıkcası o zaman ne yapacağımı da bilmiyorum bu sefer kökten delirip kafama sıkarım her halde. neyse bu gecelik bu kadar ağlama duvarının da bi sınırı var sonuçta değil mi 😊
Sümsük
dolmakla ilgisi var. bardak taşmalı ki verecek birşeyin olsun. önce kendin suya kanmalısın. bahsettiğim şey bilgi ve yaşam doyumudur. gezip görmek para ezmek önemli fakat asıl doyumu getiren hissi yeterlilik diplomasını alabilmekle ilgili. bu nedir derseniz yaşamınızın toplam zamanının en az yüzde ellisini acı hissiyatı, yüzde on beşini gülme ve geri kalan otuzbeşlik kısmınıda uyuyarak geçirmeniz anlamına gelir. yemekleri ne ara yemeli derseniz bir yandan acı çekerken bir yandan çorbanızı için(acılı mercimek çorbası mmm enfes). hissi doyum öyle bir noktaya gelmeliki şahsında bulunan her su birikintisinin en derinlerine dalıp hayatındaki saçmalığın kaynağını bulman ve onu köfte yapıp yemen gerekiyor. sucukta olabilir kafanıza göre takılın. hani birgün oktay ustada çay içmek yerine paltomu sırtıma giyip(paltom yok yalnız) ağzımda bir sigara (sigarayı çoktan bıraktım) sırtımı güneşe dönerek ölümü beklemeyi, karizmanın dibine vurmuş bir halde başım gökyüzünde, gökyüzü göğsümde, göğsümde büyüyen güneş paltomun üstünde parlarken ölmeyi çok isterdim. çok şekil olurdu be ama ben yine çay içeceğim. güneşli geceler dilerim.
gollumneco
türkiye'de illerin bir burcu olsaydı samsun bence ikizler burcu olurdu. bir bakıyosun güneş, bir bakıyorsun yağmur. dengesi yok güzelim memleketin :/
Mona lisa
apartmanın giriş katında iki tane teyze oturuyor. karşılıklı daireleri var. hani şu dizilerde filmlerde falan gördüğünüz meraklı herşeyi soran, bilmek isteyen teyzeler var ya işte tam onlardan. yaşlı kadınlar herhangi bir saygısızlık yapmak istemiyorum. annemde uyarıyor yanlış bişey söylemeyeyim diye. ama artık gerçekten rahatsız ediyorlar. bütün apartmanı sorguya çekiyorlar. kapıdan içeri girdiğin an kapıyı açıp '' nerden geliyorsun'' diye soruyorlar. ailevi özel şeyleri bile öğrenmeye çalışıyorlar. sabah çıktın nereye gittin. geç kaldınız. bu saatte nereden geliyorsunuz gibi sorgu sual. bir bilgi öğrendiler se bütün apartmana komşulara söylüyorlar. gece 3 te çıksak ondan bile haberleri var. bütün apartman rahatsiz artık.yaşlılık mı insanları böyle yapıyor, karakterleri mi böyle anlamadım. daha önce karşılaşmadığım türden insanlar. keşke herkes kendi hayatı ile meşgul olsa, üstüne vazife olmayan şeylere burnunu sokmasa ne güzel olurdu. anlayışlı olmak her insana nasip olmuyor malesef.
casualman
içimde boyle deli gibi tartisma istegi var. biri çıksa tam zıt görüşlü olsak sabaha kadar tartışsak ne güzel olurdu 😎
soulless
gerçek olsa muhtemelen buna yakın bir şey olurdu.


casualman
keşke tecrübenin zamanını biz belirkeyebilsek kaybettiğime üzüldüğüm o kadar insan var ki şuan olsa acaba nasıl olurdu onlarla...
Eleni
bilir misin, bilmem. şimdiki dönemlerde devam ediyor mu ondan da emin değilim. seneler önce(bizim zamanımızda yani) misafir öğrenci olayı olurdu. farklı şehirlerdeki öğrenciler değişim programıyla gelir, kendilerine şehir tanıtımı yapılırdı. üniversitede olmuyor bu olay, ilkokul yıllarına ait. ben fevri ve asi çocuk! değişim programından gelecek bir öğrenciyi konuk olarak almaya razı gelmişim. gün veriliyor, ne zaman geleceklerine dair. heyecanlanıyoruz, daha önce böyle bir şeye tanıklık etmemişiz tabii. aklımda dolaşan oloğanüstü hikayeler, kalıcılık yaratma çabaları. bir bir diziyorum kafamda derken, beklenen zaman gelir. gönüllü öğrenciler kamelyanın etrafına toplanmış misafir öğrencileri bekliyoruz. önümüzden bir düzineden fazla farklı öğrenci geçiyor müdürümüz ile birlikte. kafada binbir soru. (acaba hangisine tanıtacam?) aralarından birini pek sevemediğim için umarım bana o gelmez duaları. ön yargı işte. derken bana tontiş bir bağyan denk geliyor. yaşça büyük ablamız benden. tutuyorum elinden(lafın gelişi), götürüyorum eve. kadın anam mis gibi yemekler yapmış, afiyetle mideye indiriyoruz. konuşup hem heycanımı kırmaya çalışıyorum, hem de tanımaya çalışıyorum. o gün epey bir eğlenceli oluyor ve saati geldiğinde vedalaşıp yarın tekrar bir araya gelmek üzere ayrılıyoruz.(yarın alacam seni tamam mı? bekle beni.) yarın olması için uyumaya çalışıyorum bir an önce, uyumak ne mümkün. en son dalıyorum uykuya. sabah saate bakıyorum, evet söylenen saat. sorun yok gecikmeyecem diyorum kendimce. çünkü erkenden kalkmışım, imkanı yok geç kalmamın. babam geliyor yanıma, saçlarımı okşuyor. bakıp gülümsüyorum. gezerken arkadaşımla bol bol fotoğraf çektirmemiz için fotoğraf makinesi almış. hem de dijital. gözlerimin içi parlıyor, o zamanlarda kameralı telefonlar da yok. uçuyorum sevinçten. ansızın bizimkilerin telefonu çalıyor, erkene almışlar öğrencileri alma saatini. nefes nefese dimdik yokuşu koşuyorum, yetişemiyorum. yetmeyen nefesimle sadece sessizliğin kaldığı kamelyaya bakıyorum. okul hemen buluşma noktasının yakınında bir umut belki orada toplanmışlardır diye, tam soluklanamadan oraya gidiyorum. yoklar. pes etmiyorum, inatçıyım. müdürümüzün evini biliyorum, kızı da bizim okulda. oraya gitmek için yola koyuluyorum son çare. tükenmiş bir nefesle çalıyorum kapılarını. diyaframımdaki sancı yüzünden bir araya getiremiyorum kelimeleri, "öğretmenim erken, öğretmenim yetişemedim" anlıyor ne demeye çalıştığımı. müdürümüzün arkasında kızı beliriyor, kızının arkasında misafir arkadaşım. anlıyorum ki ben yetişemeyince müdürün kızı almış arkadaşımı. sesim kesiliyor, ayrılıyorum kapıdan. koşa koşa çıktığım yokuşu ayaklarımı sürüklercesine küçük adımlarla ağlayarak iniyorum. eve varmama yakın siliyorum gözlerimi, ne fayda kıpkırmızı olmuş bir kere. eve varıyorum, annem açıyor kapıyı. tutamıyorum kendimi ağlayarak anlatıyorum, babam ağlama diyor, olurmuş böyle şeyler. neden ağlıyorsun ki diyor. sarılıyorum, içimde yara olarak kalan bu anıyı hatırladıkça cevap bulabiliyorum babamın sorusuna frank. nedeni arkadaşıma yetişememiş olmam değil de, babamın düşünceli davranak aldığı o fotoğraf makinesine ilk anım olarak istediğini ekleyememiş olmammış.
ikizler
saatler 23:00'ı gösterdiğinde yurduma daha yenice girdim. o saate kadar kütüphanede kalmak beni acıktırmıştı doğrusu. yurdumun en sevdiğim özelliği gelmişti aklıma kütüphaneden çıkarken. bir mutfağımız vardı ve biz istediğimiz saat istediğimiz şeyleri pişirebiliyorduk. sırf bunun için yurttan birkaç durak önce inip ekmek aldım. menemenimi hazırlayıp yemem yarım saatimi aldı. menemenimden arkaya da bir demlik çay kaldı. ben de kapattım tüm ışıkları. kendi başıma bir çay içeyim biraz da sohbet edeyim dedim. normalde bu saatler kahve içmeyi en çok sevdiğim saatlerdir. ama inanırmısınız daha 2 aydır ağzıma kahve koymadım. nasıl becerdim bunu ben de pek anlayabilmiş değilim. sanırım güneşin batışına, geceki yelin esişine hasret kalınca insanın aklına ne kahvesi geliyor ne de başka bir şey. son sıralar baya hasretlik çekiyorum sanırım. balkonomu özlüyorum mesela. şu mutfak olayını sanırım bir tek bana özel bir balkonla değişebilirim. kahvemi özlüyorum. her yudumumda içime işleyişini. yazmayı özlüyorum. elime klavyeyi aldığım anda sonu kocaman bir gülümsemeyle biten yazılar yazmayı. okumayı özlüyorum. okuduklarım azaldığı için üzülüyorum. bazen hayal ediyorum. gün 26 saat olsa da çalışmak zorunda olduğumuz saatler aynı kalsa ne olurdu diye. bence çok güzel olurdu ama o 2 saatimize de göz dikeceklerine adım gibi eminim. güzel olan şeyler varken neden o güzel olan şeylerin yerine korkuları, umutsuzlukları, çırpınışları koyarız onu da anlamıyorum. bir akışa bırakma meselesi bence. bir akışa bıraksak kendimizi her şey güzel olacak ama... 6. bardağım da bitip, eylem ablamız son şarkısını söylemeye başladıysa başka şeylerin vakti gelmiş demektir. hepinize mutlu geceler gençler. rüyalarınız bir kocaman gülüşlü görüşürüz busesi kadar güzel olsun...
gulmeksanayakisiyor
sevmek mi sevilmek mi

hayatın en önemli sorusu seven için
sevmek mi sevildigini bilmek mi
herşey okadar kolay görünüyorki aslında
ama herşey kalbimin derinliklerine indikce anlam kazanıyor
hayatımın ilk ve tek anlamı senken
ne yapabilirimki ben
senin varlığın beni mutlu ederken
senin yokluğuna dayanamam
anla beni seni nekadar çok sevdiğimi
sevmek mi sevilmek mi
yoksa yokluğuna alışıp
boşver ya oda sevse yanında olurdu
deyip vazgecmek mi

m.y
Biliyor Muydunuz
dünyayı çevreleyen bir tren hayal edin ve bu trenin ışık hızına çok yakın bir hızda hareket ettiğini düşünün. (dünyanın çevresini saniyede 7 kez dönen bir hız)

ne olurdu?

Tuhaf Ama Gerçek
gökyüzünü uzun pozlama fotoğraflıyorsak, dünya'nın dönme eksenini görebiliriz. prensip olarak, enlem ne kadar yüksekse, gökyüzündeki dönme merkezi de o kadar yüksekte olur.

dünya düz olsaydı, dönme merkezi her yerde aynı yükseklikte olurdu.

1) endonezya
2) hawaii
3) kanada
Tuhaf Ama Gerçek
oyun oynayarak yılda yaklaşık 1 milyon dolar kazanan profesyonel call of duty oyuncusu douglas martin (a.k.a. faze censor), "ya ben ya video oyunlar" diyen sevgilisi yanet garcia'yı terk etti.

senin tercihin ne olurdu?
muallim✔
bugün denemede en yüksek netimi çikardim.dershaneden yurda kadar icimden kolbastı oynayarak geldim 💃💃😂 darisi gerçek sinavin basinaa😋 he bu arada sinav günü bana ebeveynlik yapmak isteyen olursa başim gözüm üstünedir😂çıkinca peçete uzatacak birinin olmasi güzel olurdu:/
Sosyotrend
keskiyle işlenen sanat. gerçi bizim alfabeyle daha kolay olurdu

Omü Giller
arkadaşım 6 yıllık ilişkisini bitirmiş birbirimize göre olmadığımız belliydi diyor. aman ya yol yakınken dönmüşsünüz valla, emekli olduktan sonra ayrılsaydınız sizin için daha zor olurdu.
Tuhaf Ama Gerçek
anime talent show düzenlenseydi favoriniz kim olurdu?

Tuhaf Ama Gerçek
aztekler'de bir kadın doğum yaparken kocasının testislerine ip bağlanırdı. kadın doğum sancısı çektikçe ipe asılırdı. böylece kocası da doğum esnasında eşinin çektiği acıları paylaşmış olurdu.
Baho
bu hayatta bir kez şansım dönse ve bir yalı miras kalsa o bu olurdu. tadilata da izin çıkmazdı 😔 #ÜsküdarValideSultanGemisi

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)