Артем
tek parti chp döneminde bizim oralar çok kötüydü vodkayı karneyle alırdık hep kuyruk olurdu.
Артем
aklıma lisans tezimin teşekkürler bölümüne ölen köpeğimin tam sayfa fotoğrafı ve büyük harflerle kıymetli oğlumun değerli ve sevgi dolu anısına.. yazıp danısman hocama kabul ettirmeye çalışmam geldi.hocalarını sana yardımcı olan insanları yazmalısın demişti.kimseden yardım almamakla birlikte,o ölen hayvanın bana sağladığı desteği,sevgiyi hiç kimse sağlayamadı sağlayamazda tekrardan sinirlendim,ne vardı lan izin verseydiniz,ne olurdu yani.bu sefer yazacağımın teşekkürler bölümüne eşşek kadar “in a loving memory of ....” yazmazsam ne olayım ben.
karakutuu
eğitimde döner ekmek vardı öğlenleri yiyebilmek adına öğleden önceki bir derse girmez yayıla yayıla mühendislikten eğitime yürürdüm çok bilinmez miydi yoksa çok kişi yemez miydi neydi çok güzel ağır ağır pişerdi yanında omu ayranı efso olurdu
Sümsük
dolmakla ilgisi var. bardak taşmalı ki verecek birşeyin olsun. önce kendin suya kanmalısın. bahsettiğim şey bilgi ve yaşam doyumudur. gezip görmek para ezmek önemli fakat asıl doyumu getiren hissi yeterlilik diplomasını alabilmekle ilgili. bu nedir derseniz yaşamınızın toplam zamanının en az yüzde ellisini acı hissiyatı, yüzde on beşini gülme ve geri kalan otuzbeşlik kısmınıda uyuyarak geçirmeniz anlamına gelir. yemekleri ne ara yemeli derseniz bir yandan acı çekerken bir yandan çorbanızı için(acılı mercimek çorbası mmm enfes). hissi doyum öyle bir noktaya gelmeliki şahsında bulunan her su birikintisinin en derinlerine dalıp hayatındaki saçmalığın kaynağını bulman ve onu köfte yapıp yemen gerekiyor. sucukta olabilir kafanıza göre takılın. hani birgün oktay ustada çay içmek yerine paltomu sırtıma giyip(paltom yok yalnız) ağzımda bir sigara (sigarayı çoktan bıraktım) sırtımı güneşe dönerek ölümü beklemeyi, karizmanın dibine vurmuş bir halde başım gökyüzünde, gökyüzü göğsümde, göğsümde büyüyen güneş paltomun üstünde parlarken ölmeyi çok isterdim. çok şekil olurdu be ama ben yine çay içeceğim. güneşli geceler dilerim.
gollumneco
türkiye'de illerin bir burcu olsaydı samsun bence ikizler burcu olurdu. bir bakıyosun güneş, bir bakıyorsun yağmur. dengesi yok güzelim memleketin :/
Mona lisa
apartmanın giriş katında iki tane teyze oturuyor. karşılıklı daireleri var. hani şu dizilerde filmlerde falan gördüğünüz meraklı herşeyi soran, bilmek isteyen teyzeler var ya işte tam onlardan. yaşlı kadınlar herhangi bir saygısızlık yapmak istemiyorum. annemde uyarıyor yanlış bişey söylemeyeyim diye. ama artık gerçekten rahatsız ediyorlar. bütün apartmanı sorguya çekiyorlar. kapıdan içeri girdiğin an kapıyı açıp '' nerden geliyorsun'' diye soruyorlar. ailevi özel şeyleri bile öğrenmeye çalışıyorlar. sabah çıktın nereye gittin. geç kaldınız. bu saatte nereden geliyorsunuz gibi sorgu sual. bir bilgi öğrendiler se bütün apartmana komşulara söylüyorlar. gece 3 te çıksak ondan bile haberleri var. bütün apartman rahatsiz artık.yaşlılık mı insanları böyle yapıyor, karakterleri mi böyle anlamadım. daha önce karşılaşmadığım türden insanlar. keşke herkes kendi hayatı ile meşgul olsa, üstüne vazife olmayan şeylere burnunu sokmasa ne güzel olurdu. anlayışlı olmak her insana nasip olmuyor malesef.
casualman
içimde boyle deli gibi tartisma istegi var. biri çıksa tam zıt görüşlü olsak sabaha kadar tartışsak ne güzel olurdu 😎
soulless
gerçek olsa muhtemelen buna yakın bir şey olurdu.


casualman
keşke tecrübenin zamanını biz belirkeyebilsek kaybettiğime üzüldüğüm o kadar insan var ki şuan olsa acaba nasıl olurdu onlarla...
Eleni
bilir misin, bilmem. şimdiki dönemlerde devam ediyor mu ondan da emin değilim. seneler önce(bizim zamanımızda yani) misafir öğrenci olayı olurdu. farklı şehirlerdeki öğrenciler değişim programıyla gelir, kendilerine şehir tanıtımı yapılırdı. üniversitede olmuyor bu olay, ilkokul yıllarına ait. ben fevri ve asi çocuk! değişim programından gelecek bir öğrenciyi konuk olarak almaya razı gelmişim. gün veriliyor, ne zaman geleceklerine dair. heyecanlanıyoruz, daha önce böyle bir şeye tanıklık etmemişiz tabii. aklımda dolaşan oloğanüstü hikayeler, kalıcılık yaratma çabaları. bir bir diziyorum kafamda derken, beklenen zaman gelir. gönüllü öğrenciler kamelyanın etrafına toplanmış misafir öğrencileri bekliyoruz. önümüzden bir düzineden fazla farklı öğrenci geçiyor müdürümüz ile birlikte. kafada binbir soru. (acaba hangisine tanıtacam?) aralarından birini pek sevemediğim için umarım bana o gelmez duaları. ön yargı işte. derken bana tontiş bir bağyan denk geliyor. yaşça büyük ablamız benden. tutuyorum elinden(lafın gelişi), götürüyorum eve. kadın anam mis gibi yemekler yapmış, afiyetle mideye indiriyoruz. konuşup hem heycanımı kırmaya çalışıyorum, hem de tanımaya çalışıyorum. o gün epey bir eğlenceli oluyor ve saati geldiğinde vedalaşıp yarın tekrar bir araya gelmek üzere ayrılıyoruz.(yarın alacam seni tamam mı? bekle beni.) yarın olması için uyumaya çalışıyorum bir an önce, uyumak ne mümkün. en son dalıyorum uykuya. sabah saate bakıyorum, evet söylenen saat. sorun yok gecikmeyecem diyorum kendimce. çünkü erkenden kalkmışım, imkanı yok geç kalmamın. babam geliyor yanıma, saçlarımı okşuyor. bakıp gülümsüyorum. gezerken arkadaşımla bol bol fotoğraf çektirmemiz için fotoğraf makinesi almış. hem de dijital. gözlerimin içi parlıyor, o zamanlarda kameralı telefonlar da yok. uçuyorum sevinçten. ansızın bizimkilerin telefonu çalıyor, erkene almışlar öğrencileri alma saatini. nefes nefese dimdik yokuşu koşuyorum, yetişemiyorum. yetmeyen nefesimle sadece sessizliğin kaldığı kamelyaya bakıyorum. okul hemen buluşma noktasının yakınında bir umut belki orada toplanmışlardır diye, tam soluklanamadan oraya gidiyorum. yoklar. pes etmiyorum, inatçıyım. müdürümüzün evini biliyorum, kızı da bizim okulda. oraya gitmek için yola koyuluyorum son çare. tükenmiş bir nefesle çalıyorum kapılarını. diyaframımdaki sancı yüzünden bir araya getiremiyorum kelimeleri, "öğretmenim erken, öğretmenim yetişemedim" anlıyor ne demeye çalıştığımı. müdürümüzün arkasında kızı beliriyor, kızının arkasında misafir arkadaşım. anlıyorum ki ben yetişemeyince müdürün kızı almış arkadaşımı. sesim kesiliyor, ayrılıyorum kapıdan. koşa koşa çıktığım yokuşu ayaklarımı sürüklercesine küçük adımlarla ağlayarak iniyorum. eve varmama yakın siliyorum gözlerimi, ne fayda kıpkırmızı olmuş bir kere. eve varıyorum, annem açıyor kapıyı. tutamıyorum kendimi ağlayarak anlatıyorum, babam ağlama diyor, olurmuş böyle şeyler. neden ağlıyorsun ki diyor. sarılıyorum, içimde yara olarak kalan bu anıyı hatırladıkça cevap bulabiliyorum babamın sorusuna frank. nedeni arkadaşıma yetişememiş olmam değil de, babamın düşünceli davranak aldığı o fotoğraf makinesine ilk anım olarak istediğini ekleyememiş olmammış.
ikizler
saatler 23:00'ı gösterdiğinde yurduma daha yenice girdim. o saate kadar kütüphanede kalmak beni acıktırmıştı doğrusu. yurdumun en sevdiğim özelliği gelmişti aklıma kütüphaneden çıkarken. bir mutfağımız vardı ve biz istediğimiz saat istediğimiz şeyleri pişirebiliyorduk. sırf bunun için yurttan birkaç durak önce inip ekmek aldım. menemenimi hazırlayıp yemem yarım saatimi aldı. menemenimden arkaya da bir demlik çay kaldı. ben de kapattım tüm ışıkları. kendi başıma bir çay içeyim biraz da sohbet edeyim dedim. normalde bu saatler kahve içmeyi en çok sevdiğim saatlerdir. ama inanırmısınız daha 2 aydır ağzıma kahve koymadım. nasıl becerdim bunu ben de pek anlayabilmiş değilim. sanırım güneşin batışına, geceki yelin esişine hasret kalınca insanın aklına ne kahvesi geliyor ne de başka bir şey. son sıralar baya hasretlik çekiyorum sanırım. balkonomu özlüyorum mesela. şu mutfak olayını sanırım bir tek bana özel bir balkonla değişebilirim. kahvemi özlüyorum. her yudumumda içime işleyişini. yazmayı özlüyorum. elime klavyeyi aldığım anda sonu kocaman bir gülümsemeyle biten yazılar yazmayı. okumayı özlüyorum. okuduklarım azaldığı için üzülüyorum. bazen hayal ediyorum. gün 26 saat olsa da çalışmak zorunda olduğumuz saatler aynı kalsa ne olurdu diye. bence çok güzel olurdu ama o 2 saatimize de göz dikeceklerine adım gibi eminim. güzel olan şeyler varken neden o güzel olan şeylerin yerine korkuları, umutsuzlukları, çırpınışları koyarız onu da anlamıyorum. bir akışa bırakma meselesi bence. bir akışa bıraksak kendimizi her şey güzel olacak ama... 6. bardağım da bitip, eylem ablamız son şarkısını söylemeye başladıysa başka şeylerin vakti gelmiş demektir. hepinize mutlu geceler gençler. rüyalarınız bir kocaman gülüşlü görüşürüz busesi kadar güzel olsun...
gulmeksanayakisiyor
sevmek mi sevilmek mi

hayatın en önemli sorusu seven için
sevmek mi sevildigini bilmek mi
herşey okadar kolay görünüyorki aslında
ama herşey kalbimin derinliklerine indikce anlam kazanıyor
hayatımın ilk ve tek anlamı senken
ne yapabilirimki ben
senin varlığın beni mutlu ederken
senin yokluğuna dayanamam
anla beni seni nekadar çok sevdiğimi
sevmek mi sevilmek mi
yoksa yokluğuna alışıp
boşver ya oda sevse yanında olurdu
deyip vazgecmek mi

m.y
Biliyor Muydunuz
dünyayı çevreleyen bir tren hayal edin ve bu trenin ışık hızına çok yakın bir hızda hareket ettiğini düşünün. (dünyanın çevresini saniyede 7 kez dönen bir hız)

ne olurdu?

Tuhaf Ama Gerçek
gökyüzünü uzun pozlama fotoğraflıyorsak, dünya'nın dönme eksenini görebiliriz. prensip olarak, enlem ne kadar yüksekse, gökyüzündeki dönme merkezi de o kadar yüksekte olur.

dünya düz olsaydı, dönme merkezi her yerde aynı yükseklikte olurdu.

1) endonezya
2) hawaii
3) kanada
Tuhaf Ama Gerçek
oyun oynayarak yılda yaklaşık 1 milyon dolar kazanan profesyonel call of duty oyuncusu douglas martin (a.k.a. faze censor), "ya ben ya video oyunlar" diyen sevgilisi yanet garcia'yı terk etti.

senin tercihin ne olurdu?
muallim✔
bugün denemede en yüksek netimi çikardim.dershaneden yurda kadar icimden kolbastı oynayarak geldim 💃💃😂 darisi gerçek sinavin basinaa😋 he bu arada sinav günü bana ebeveynlik yapmak isteyen olursa başim gözüm üstünedir😂çıkinca peçete uzatacak birinin olmasi güzel olurdu:/
Sosyotrend
keskiyle işlenen sanat. gerçi bizim alfabeyle daha kolay olurdu

Omü Giller
arkadaşım 6 yıllık ilişkisini bitirmiş birbirimize göre olmadığımız belliydi diyor. aman ya yol yakınken dönmüşsünüz valla, emekli olduktan sonra ayrılsaydınız sizin için daha zor olurdu.
Tuhaf Ama Gerçek
anime talent show düzenlenseydi favoriniz kim olurdu?

Tuhaf Ama Gerçek
aztekler'de bir kadın doğum yaparken kocasının testislerine ip bağlanırdı. kadın doğum sancısı çektikçe ipe asılırdı. böylece kocası da doğum esnasında eşinin çektiği acıları paylaşmış olurdu.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)