@gamsizbaykus geldiyse ben ne güne duruyorum diyip soluğu yuvada aldım :) telefondan foti yükleyemiyorum ama atakum’da onlineız efenim. dayak yemek isteyen atakent’e gelsin ben körfez’e geçiyorum..
hiçbir şeyi çok isteyemiyorum artık. hayırlısının olmama ihtimalini düşünüyorum, olursa güzel olur, olmazsa hayırlısı değilmiş demek ki deyip geçiyorum. teslimiyet huzurdur.
şu sıralar çok kötü bir dönemden geçiyorum. azcık teselli ve şefkate ihtiyacım var. ailenin alınan bir kararda arkanda olmaması ve sana sırt çevirmesi kadar acı bir durum yokk! onların önceliğinin her zaman çocuğunu düşünmek ve onu anlamak olduğunu sanırdım fakat yanılmışım. eğer birgün anne olursam önceliğim daima çocuğum olacak onun düşünceleri ve hayatı..anlamaya çalışmak gerek bazı şeyleri,bunun için çaba sarf etmek misal...bastırılmışlık ve içinde kalmışlık hissi çok zorr!
elimde
eski bir aşktan kalma tutku damlacıkları
arkamda
diz boyu balçık hatıraların çığlığı var
yırtmış atmışım her şeyi
bir ben kalmışım ortada
birde sen içimde
taa şuramda...
kendimden geçiyorum, özlemişim seni bir tanem
gel döndür beni bu yollardan, hadi, bekliyorum.
eski bir aşktan kalma tutku damlacıkları
arkamda
diz boyu balçık hatıraların çığlığı var
yırtmış atmışım her şeyi
bir ben kalmışım ortada
birde sen içimde
taa şuramda...
kendimden geçiyorum, özlemişim seni bir tanem
gel döndür beni bu yollardan, hadi, bekliyorum.
olayı kısaca özet geçiyorum ; bizim evde bir ev arkadaşım sürekli yemek yapar sarmasına kadar :) diğer ev arkadaşım ise 1.sınıf yaklaşık 6 ay boyunca bulaşıkları çeşitli akıl oyunları ile ona iteledim. 6 ay boyunca ne yemek yaptım nede bulaşıkları yıkadım. memleketinden gidip geldi adam bulaşık bugunu çözdü. dün ağlayarak bulaşıkları yıkadım. taktik veriniz efenim 😅

iddiaya göre ilahiyatçı bazı arkadaşlar böyle broşürler dağıtmış. noel ve yılbaşının iki farklı şey olduğunu açıklamaya çalışmaktan milletin dilinde tüy bitti bunu geçiyorum tabiki. lakin görsellere bir bakın. birinde noel baba pkk, deaş gibi örgütleri besliyor; diğerinde insanların üzerine jetle bomba bırakıyor. ne bu abi? resmen nefret aşılamak bu. hristiyanlar ve müslümanlar barış içinde yaşayamaz, hristiyanlar hep bizim kötülüğümüzü istiyorlar, bizi öldürüyorlar, ama biz öyle miyiz onlar bize füze biz onlara gül atıyoruz, biz çok iyiyiz onlar eğk mi demeye çalışıyorsunuz bunun amacı nedir? neden bu düşmanlık? her daim barış abi, her daim. mümkün olduğu sürece barış, hoşgörü, sevgiye yönelmeliyiz. amacımız bu olmalı. bir eylemin yapılmaması gerektiğini düşünüyorsanız daha az agresif yollar seçmelisiniz ve argümanlarınızı ona göre organize etmelisiniz, böyle saldırgan yollarla olmaz.
aklıma bir an bi şey geliyor. bazen daha önceden düşünmüş oluyorum ama o an bi şey tetikliyor. düzenlemeye kalkınca da unuttuğum için taslaksız yazıp geçiyorum. tutamıyorum çoğu düşüncemi içimde. amacım kimseyi yargılamak, eleştirmek, kırıp dökmek değil. zaten çoğu yazımda da aslında kendimi hedef alıyorum. bir hafta sonra bile o yazıma tamamen zıt düşünebilirim. çünkü insanım. her an yeni bi şey öğrenmemle her şey bambaşka bi şeye dönüşebilir. ya da birinin yorumuyla. yani buraya bu böyledir demek için yazmıyorum, düşüncelerim yazıya dönüşmüş olsun, üstüne sonra da düşünebileyim diye yazıyorum. bunu açıklama gereği duydum çünkü... öyle işte ☺️
sınav haftası kimileri için bitti (mesela benim için frank), kimileri için de devam ediyor(kesinlikle ben değilim.). bu süreç boyunca balık istifi olan ringlerden (r-11 işte) gına gelmişti. sınava yetişmen gerekiyor ama tüm ringler dolu, sen bir sonraki gelene binerim diyene kadar bir sonraki ring gelmiştir ve o da dolu. ring mi sana binecek, sen mi ringe bineceksin orası muamma.(ne büyük hüsran; anlatılmaz, yaşanır frankcım.) en son sınava geç kalacam korkusu ile, hani sınava çok çalışıp yapabileceğinden ve heyecan ile soruları görmeyi arzuladığından değil,(zaten sallamasyon devreye giriyor, hem de istemsizce.) sadece bir umut düşük de alsam gireyim de kıl bir hocaya denk gelip “finilimi girmi ivlidim” demesinden çekindiğin için ağzına kadar dolu olan ringe binmeyi hedefler(gerçekten yetenek işi.) ve gelen ringe popon dışarıda kalsa bile binmeye çalışırsın. bindikten sonra çantayı arkaya alıp kaba eti sağlama alma kısmını es geçiyorum tabii. havalar soğuk diye bir nebze de olsa çekilir durumdadır bulunulan kalabalık. İğne atsan, yere düşmemesi sana batmaz. 1. durak, 2. durak, 3. 4. 5. 6.(ineceğiniz yere göre değişir.) derken ringten iner, suni teneffüs yapılmış da hayata sudan çıktıktan sonra ilk defa gözlerini açmışsıncasına derin bir nefes almışsındır.(gökyüzü doluyor ciğerlere.) sonrasında adım adım sınavın bulunduğu sınıfa yürüyorsun ve gözlerin boş bir yer arıyor. o da ne? yine hüsran, feryat figan bu kalbim. boş yer bulabilene ne ala. bulamayanlar ise diğer sınıfa yol almak zorunda. zorunda da zaten ring beklerken yeterince geç kalmışsın, üstüne bir de bu ama yapacak bir şey yok. “tabana kuvvet öğrenci!” dedikten sonra bir diğer sınıfa doğru seri bir şekilde varma çabasına bürünmüşsündür. gözlerin sınıfın önüne gelince kapanmış ve “hadi be, hadi boş bir yer olsun.” demiştir. sınıfa girdin mi? girmedin henüz çünkü gözlerin kapalı. önce bir aç da düşme. açtık gözleri, sınıfa girdik. onliyyuuuuu.. “boş yer var lan.” çığlığı atarsın, bir şartla. İçinden atacaksın, yoksa deli bu bakışlarına maruz kalırsın. boş yere oturur oturmaz, hoca gelir. (erken gidenler ne de şanslı!) sınav kağıdını dağıttığı ilk birkaç dakika “neredeyiz?, burası neresi?, neyi?" soruları ile cebelleşmiştir beynin. o minik şokun ardından yallah bismillah diyip sallamasyona başvurursun. (bu zaten belliydi frank, söylemiştim en başta.) bazen sallamasyonun yeterli olmaz, sorunun aynısını yazıp cevap gibi görünmesini sağlarsın. çanlar çaldı hem de bizim için. sakin olun, sakin. çanı seslendiren gözetmen hocanın “çıkmak isteyen çıkabilir.” cümlesi. atlı kovalıyor ya herkesin arkasından, millet apar topar hocaya yönelmiş ve kağıtları vermeye çalışıyordur. ama bir dk, bir dk, lan van münit dedik. genelde bir şeyler almak için sıraya girilirdi, n'oooldu? neyse. verdin kağıdı çıktın, süreç bitti. eve gitme aşamasını da anlatmayalım ama değil mi.
ya insanlar niye bu kadar çabuk yargılıyor? bugün yavrumla gezerken yaşlı bi adam yaklaştı yanımıza ve yavru mu sevmeye calıstı.bebekliğinden beri tanımadığı ve benim fiziksel temas kurmadığım insanlardan uzak duran yavrum sevdirmedi kendini izin vermedi kaçtı hemen ordan.dayı da bana sen bu köpeği dövüyor musun sevdirmiyo kendini kaçıyor korkuyo insanlardan kesin şiddet uyguluyosun dedi(hayır böyle saçma birşey demese hiç uğraşmam adamla,ama tutamadım kendimi :d) bende evet nerden anladınız deri giyip sıcak mum döküyorum üstüne sonra da bağlayıp "jawohl herr oberstrumbannführer"diyene kadar kırbaçlıyorum nerden anladın dedim.dalga mı geçiyorsun sen bu ne böyle diyince elbette dalga geçiyorum ama siz hastasınız sanırım sahibi olmadığınız size kendini sevdirmemiş olabilir mi acaba? dedim sonra bastı gitti ama hala anlamıyorum bu nasıl bir şey ya bu tavır nedir arkadaş ceaser milan sanıyor heralde kendini. :d o değilde dayı beni delirtsende iyi eğlendim seninle teşekkürler:d
duygusal bi dönemden geçiyorum galiba. duygusallık varsa da ağlanmalı o atılmalı (kendimce öyle rahatlayabiliyorum çünkü). ama ben ağlayamayan bi insanım (bu tür şeylerde). ben de kendimce çözüm ürettim daha doğrusu doğal akışta oluştu. zihnimdeki ses geçirmeyen odaya gidiyorum. kilitliyorum. İçeride kırılacak bir sürü şey var. bağıra bağıra kırıyorum onları, yoruluyorum bunu yaparken o yüzden daha da sinir oluyorum. oturup o odanın köşesine hönküre hönküre ağlıyorum, boğazımın yandığını bile hissettim, demekki başarıyorum. gözlerimin şiştiğini görüyorum, kızarmışlar. hatta bağırarak ağlamaktan sesim biraz gitmiş bile. oturmaya devam ediyorum, biraz sakinleşip ayağa kalkıyorum. kapının kilidini açıyorum, gülümseyerek dış dünyaya dönüyorum. sonuç mu, ağlamışım ve inanılmaz rahatlamışım...
zihnime bana böyle bi imkan verdiği için teşekkür ediyorum 🙏🏻
zihnime bana böyle bi imkan verdiği için teşekkür ediyorum 🙏🏻
bu gece diğer geceler gibi uykusuzum ama post atsamda anasayfayaya yazmıyordum ses çıkarmadan köşemde bekliyordum , neden bilmiyorum. allaha şükür para derdim yok, aşk derdim yok, sevgili derdim yok ama mutsuz ve uykusuzum... herkes uyuyor, bu şehir uyuyor, insanlar uyuyor ve sabah kalkıyorsun; hiçbir şey olmamış gibi tıpkı tıpkı her gece 23 24 de yatan biri gibi okula gidiyorum. kimseye demiyorum, benim içim yanıyor sanki içimde bir öküz var ve onunla günlerimi geçiyorum. düşünüyorum neden ? neden böyle bana ne oldu. öyle aşırı derdin de yok senin ne problem diyorum kendime.hala bulamadım, bir neden sınav sonuçlarım diyorum öteki taraf alone sen bu değilsin sen neler gördün etme eyleme bu mu problem diyorum , diyorum , diyorum ve gine bir gece burada yazı yazıyorken kendimi buluyorum.İçimde nedensiz bir sıkıntı var bu sıkıntı sanki benim yeni insanlara yeni bir şeylere ihtiyacım olduğunu söylese de kimselere diyemiyorum. o kadar çok şey biliyorum ki insanlar hakkında yani biliyorum be arkadaş insanları biliyorum. sahtelikleri biliyorum, empati duygusundan yoksunlukları biliyorum, sanıyorlar ki hep ben haklıyım o benim dediğimi hep yapar, ben onu kullanırım. görüyoruz arkadaşlar biz bu oyunları görüyoruz ama susuyoruz ki biz insanları kırmamak için uğraşıyoruz. o kadar çok şey anlatılması gereken şey varken anlatamamak anlatamamak , dilinin ucuna gelipte söyleyememek zor zor , tahammülü imtiyaz ver ver ver ver sonra sen bir hiç oluyorsun koskocaman bir hiç, sadece bir hiç....
Omü Dedikodu