limos
bu arada bir dedikodum vardı ama siteye girmeye üşenmiştim hazır girmişken söyleyeyim…hipokratinyeğeni nişanlanmış 🎉🍾 genç çiftimize yolun devamında kolaylıklar ve mutluluk diliyorum 🧿🌟🧿🌟
Beginnerdoctor
themuallim
sa. bir tane podcast dinliyorum. konuşmacıların bahsettiği konu da şu, 2000'li yılların başında bir tane itiraf sayfası varmış onla ilgili sohbet ediyorlar. direkt bizim siteyle bağdaştırdım ve yakın geçmişe gittim, geceye de minik bir itiraf olsun, özlemişiz. hazır mısınız? bir önceki sürümü bilenler bilir, üyelik sistemi yine vardı ama paylaşım yapabilmek için zorunlu değildi, anonimbay ya da anonimbayan olarak yorum yapılabiliyordu ya da gönderi paylaşılabiliyordu. ben ikinci sınıf falanım ve özgüvensizlikte zirve bir dönemdeyim o ara. bir gönderi paylaşmıştım işte kendimce komik, okulla ilgili bir durumdu sanırım. o zamanlarda da böyle hani bir gönderi altında 600 yorum coşturulduğu zamanlar. ben gönderimi paylaştım, 3 saat oldu 5 saat oldu tık yok. nasıl bozuluyorum ama kimse bir şey yazmıyor diye. en sonunda dayanamadım, hesabımdan çıkış yapıp anonimbayan'dan "ahahhaja gerçekten mi ya" tarzı bir yorum yaptım mesajıma, sonra döndüm kendi hesabımdan teşekkür ettim bi de ajsaahsjskakskd loser'lık seviyesine bakın ya, ne gerek var böyle bir şeye kaldı ki hâlâ bazen kendi gönderilerimin altına yorum yapıp eğleniyorum kendi kendime. bu yüzden de artık radikal bir karar aldım, akıştaki tüm gönderileri beğeneceğim siz paylaşın çiçeklerim ben hepinize gülüyorum❤he bu arada şunu da ekleyeyim, neyse ki akışta kendi özelliklerimi betimleyip "tanışalım mı :)" gibi cümleler yazmamışım, o potansiyel var çünkü ahdjdl beterin beteri var arkadaşlar... kendi kendiyle kavga edenler de vardı, hepinizin farkındaydım hepinizin aldjdekal sevgiler. :*
mayk
yepyeni bir omü dedikoduya hazır mısınız ?
ucuncunesilsaglikci
uzun bir süre mutsuz olunca mutsuz olmaya alışıyor sanki insan. evet sürekli dibe iniyorsun falan ama zaten dibin etrafında dolaştığın için dibe inişlerin hayatını tepetaklak etmiyor. öbür taraftan uzun bir mutsuzluk döneminin ardından hiç beklemediğin kadar güzel günler yaşadıktan sonra tekrar mutsuz döneme gitme ihtimali bile insanın dünyasını tepetaklak edebiliyor. musmutlu olurken bir anda dini görünce insan toparlanamıyor. bir de eğer bu mutsuzluğu yaşarken hayat seni her alanda zorlamaya başlıyorsa üzüntüyü yaşamaya ve bu duruma alışmak için çabalamaya vaktin olmuyor. saçma bir şekilde sürekli yorgun, sürekli sinirli ve patlamaya hazır bir yanardağ gibi etrafta dolanmaya başlıyorsun. artık lavların seni mi etrafındakileri mi yoksa maviyi mi daha çok yakar bilemiyorsun.
Zeze
maalesef hayatın çizgisi her zaman bizimle uyumlu olmuyor ya da uyumlu ama o an bize öyle gelmiyor, bilmiyorum. sonuç olarak her zaman her şey istediğimiz gibi gitmeyebiliyor. ama özellikle tam o noktasa mutlu olmak bizim elimizde diye düşünüyorum. sürecin içindeyken ne kadar bunaltıcı gelse de mutlaka bize kazandıracakları vardır. çareyi sabretmekte buluyorum bu yüzden. hazır gelen mutluluklardan sıyrılıp, hayatın mutluluk için elimize bıraktığı şeylerde çabalayalım artık. hem umut güzel bi vaad bence 🌸
Gamsız Baykuş
selamlar dedikodu ahalisi, bugün öğrendiğim bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum zira benim çok hoşuma gitti. eski zamanlarda varlıklı olan ailelerin evinin bir özelliğinden ve bunun nasıl kullanıldığından bahsedeceğim.

mutfak bölümü konağın giriş kısmında bulunuyormuş. mutfağın sokağa bakan tarafında küçük bir kapı var ve kapının arkasında ise fotoğrafta görülen bu dolap var. dediğim gibi ailelerin imkanı geniş olduğu için yemek çokça yapılıp buradan dağıtılıyormuş. sadece ev ahalisi için değil aynı zamanda yemeğe ihtiyacı olan kimseler için de. bu ihtiyaç sahibi herhangi biri, oraya gidip bu dolabın kapısını üç kere tıklatıyor ve boş kabını dolabın içine koyuyormuş. arka tarafta bunu duyanlar mutfak tarafındaki kapıyı açıp içindeki dolabı döndürerek oraya koyulan kabı alıyor ve o gün yapılan yemekten dolduruyormuş. sonra kapı tekrar tıklatılarak yemeğin hazır olduğu işaret ediliyormuş. karşı taraf ise dolabı kendine döndürerek yemeğini alıyormuş. bu şekilde de alan el veren eli görmemiş oluyormuş. gerçekten harika bir gelenekmiş ya.

neyse... zamanla bu dolap, birbirini seven gençler için haberleşme aracı olarak da kullanılmaya başlanmış. o aileden bir kızı seven oğlan, mektubunu oradaki dolaba koyup kıza ulaşmasını sağlıyor ve bu şekilde konuşuyorlarmış. bunu fark eden aile büyükleri de kıza "biz senin ne dolaplar çevirdiğini biliyoruz." diyerek onu uyarıyorlarmış. hal böyle olunca da bu deyim ortaya çıkmış işte. :)
atakumduyuyor
merhaba arkadaşlar,
samsun'da 2015 yılından bu yana yürüttüğümüz farkındalık çalışmaları ile sağır camiasını farklı bir noktaya taşıdık. bu çalışmaların en önemli aktörlerinden olan gönüllülerimiz de her defasında dur durak bilmeden herkese sesimizi duyurmak adına bize destek oldular. üyelerimiz, sporcularımız, gonullulerimiz yani bütün bileşenlerimiz ile türkiye'de sağır camiasina hizmet etmiş ve edecek olan birçok proje ortaya çıkardık. bu süreç içerisinde gerek ulusaldan gerekse yerelden aldığımız olumlu dönüşler gösterdi ki atakumduyuyor yerel olmaktan çıkıp ulusal camiada kabul gören işler üreten ayni zamanda ulusal camiada da yön belirleyen bir sivil toplum kuruluşu halini almıştır. ürettiğimiz projeler ile bir çok ilki sağır camiasinin hizmetine sunmanın gururunu yaşamakla beraber bugün ise bu tecrubeyi, kazanimlari ve heyecani çok farklı bir noktaya taşımak istiyoruz. gönüllü yapilanmamizi daha etkin hale getirebilmek adina omü'de faaliyet gosterecek olan omü engel tanımayanlar topluluğu'nun çalışmalarını baslatmis bulunmaktayız. bu süreçte bizimle beraber engelleri aşacak hatta bununla yetinmeyip engelleri ortadan kaldıracak kardeşlerimize kapımız sonuna kadar açıktır.

bu sürecin içerisinde olmaya sen de hazır mısın? :)

saygılarımizla
ladylazarus
merhaba sevgili dedikodu sakinleri !

umarım iyisinizdir. ben şu sıralar oldukça huzurlu günler geçiriyorum. bir yandan da bu kadar huzur fazla, acısı bir yerden çıkar muhakkak diyerek endişeleniyorum fakat anı yaşamak taraftarıyım. saçımdaki açık renk sarıları beyaz sanarak oldukça hüzün dolu günler de geçirdim sdfgdk. bu vesileyle sağlıklı yaşama da atmış oldum. şekerin cazibesine gözlerimi yumarak sebzelerle aşk yaşıyorum. avokado ve yulaf ezmesi yemek zorunda olmak dünyanın en 'dışkısal ' -kibarlık - şeyi. bir an önce yüzme kursu olayını da halletmeliyim. denizi o kadar özledim ki.. hava ısınana dek özlemimi böyle gidermeye çalışacağım. yağlı boyaya da başladım, ilk denemem ben dahil herkesi şaşırttı. yakında herhangi bir uzvumu kesip bir jigoloya göndermeyi düşünüyorum zira sanatçılar ve seks işçileri toplum tarafından aynı şekilde reddediliyor (van gogh için saygı duruşu). tuvallerim hazır, yarın yeniden çizmeyi düşünüyorum. kemanımı da alırsam ölmeye hazır duruma geleceğim.

three billboards outside ebbing missouri ne hayal kırıklığıydı ama.. fragmanına bakmadan mı gittim anımsamıyorum fakat oyunculukların şahaneliği dışında tam bir düş kırıklığıydı. frances mcdormand oscar' ı sonuna dek hak etmiş dedirtti aynı zamanda. sam rockwell' e de benden bi ödül ! senaryoyu oyunculuklar kurtarmış sahiden. samsun' a filmler bu kadar geç gelmese keşke, şimdi de bir belgesel bekliyorum.

ayrıca mesaj kutusunu en az kullanan üye benim muhtemelen, neden hala bakımda, saçlarım bu yüzden beyazlarsa admin sorumludur. bu kadar gevezelikten sonra düzenli olarak izlediğim, dünyanın en minnoş reklamını bırakıp gidiyorum :



Дан БилзЭрхан
selam arkadaşlar nasılsınız? eminim ölmediniz ama yaşıyor da sayılmazsınız. o zaman gelin de sizi hareketlendirelim biraz. nasıl mı? hazır kar yağmışken şöyle güzelinden bir akdağ gezisi yapsak, biraz kaysak ya da kayıyormuş gibi yapıp aslında yuvarlansak nasıl olur? bence güzel olur :) hadi azıcık fikir verin bakalım
Eleni
efeniim selamlar!

laf söz arasında aklıma geldi bir kaç şey zırvalayayım dedim. "biz çocukken" bundan daha da küçükken yani, tahminen velet iken komşu çocuğunun bilgisayarı değil de atarisi vardı. olmayanların ise hiperaktif manyak bir çocukluğu. İtiraf ediyorum ben atarisi olan şu komşu çocuğuydum ama bu hiçbir zaman çılgın çocukluğuma engel olamadı. ağaç dallarının lades kemiğine benzeyen kısımlarını bulur sapan yapıp millete suikast girişimleri düzenlerdik. kafası gözü dağılan yaşıt veletlerimiz "anneaaağğ" diye ağlayarak eve koştururken biz de yeri gelir kendimizi onlardan biri olarak bulurduk ki namussuzlar az ağlatmadılar. genellikle taş değil de ağaçta yetişen bezelye türevi yeşil yeşil mermilerimiz olurdu. (çok da acıtırdı, ağlatması normal.) o dönemlerde 1 lira yerine 1 milyon vardı, fazla zengindik. sahip olduğumuz 1 milyon bozukluk yerine bir kağıt parçası idi. şimdilerin 50 kuruşu o zamanları 500'ü idi ve kusura bakma 1 liracığım boyut olarak seni gebertirdi. 5 kuruş en küçük para dilimimiz değildi o zamanlar, bizim en küçüğümüz 1 kuruş'tu. şimdilerde 10 kuruştan aşağı alamadığımız sakızları biz 1 kuruş abimiz sayesinde 5 kuruşa 5 tane sakız gelecek şekilde hunharca çar çur ederdik. eskimolarımız vardı bir de! meybuzlarımız yani. çubuğun bitiş kısmına doğru düğüm atar (evet evet düğüm tecrübem buradan geliyor.) ilk bulduğumuz kaldırıma oturarak yol kenarından bulduğumuz avucumuzdan büyük bir taş ile eskimoyu tuzla buz ederek yemeye hazır hale getirirdik. tuzla buz olan meybuzumuz çubuğundan çok pişmiş etin kemiğinden bir çırpıda ayrılışına özenerek tek celsede ayrılırdı. çubuğumuz ayrıldı mı? ayrıldı. attığımız düğümü daha da sağlamlaştırıp en alt köşesine minik dişlerimiz ile bir delik açardık. (dişi dökülmemiş olanlar çok şanslıydı.) sonra hüplet gitsin! her sabah "simiaatçiğğğh" sesleri ile uyanır "anağ anağ varsın çek git şurdan bana bir simit al." şeklinde sızlanırdık. anne yüreği işte, dayanamaz alırdı. düşen susam tanelerine çocukluğumuzu bırakır bir kuşun gelip midesine indirmesine sebep olurduk. bayram harçlığımız vardı, "-dı" diyorum çünkü büyüdükçe "eşek kadar oldun ne harçlığı?" cümlesinin arkasına sığınarak kestiler elimize geçen maaşımızı. İşte o bir zamanlar var olan harçlıklarımız ile her bayram suikast girişimlerimize devam etme amacı güden tabancalar alırdık. (tabii ki de su tabancası değil! bildiğin boncuk boncuk mermileri vardı.) mermilerimiz bittikçe 10 kuruş verip ekstra mermiler alırdık ama renk renk! mavi vardı, kırmızı vardı, mor vardı, sarı vardı, vardı da vardı. ben hep sarıları alırdım, nedendir bilinmez. bir de bu paraların kurban olduğu çatpatlar vardı. belki bilmeyenler, görmeyenler, ilk kez duyanlar, bilip de ismini hatırlamayanlar vardır. bu sebeple bu resim o şahıslara;




İşte bu naçizane bok rengi şey (siz pembe sıçıyorsanız üstünüze alınmayın.) meybuzlarımızı kırdığımız taşlar ile ortalığı duman ederdi. vur bir tanesine ve çat! vur bir daha pat! şimdi ayıktın mı ismi nereden geliyor? aferin. bunlara kafa göz dalan torpiller vardı bir de ama benim kaba etim hiç yemedi onu ateşlemeye. evet tırsaktım. elimden kıymetli misiniz lan? değilsiniz. o zamanlar "inşaata topu kaçtı." denilmezdi. cesur yürekli çocuklardık oğlum biz. "itolit git şuradan alçı kaçır da gel, biz k*çını kollarız." cümleleri eşlik ederdi bize. cidden de korurlardı, ciddili bak. şimdi diyeceksiniz ki "alçı ne alaka be .s" sabretsene evladım. kaç aylıksın sen? o alçıları yere seksek çizmek için kullanırdık. bizim pelinsu'nun ablası vardı hatçe o hep kelebek çizerdi. şimdilerde dudağını büzüştürüp karda yaptığı kelebekler ile meşhur kardeşi. beş taş oynardık lan. çok tatlı taşlar bulurduk, ismi gibi 5 tane. bir tanesini havaya at, yerden bir taş al, sen diğer taşı alamadan havaya attığın taş (tek elinle yapacaksın tabi her şeyi, aynı elinle yani.) düştü mü? öldün çık. bir de koca koca taşları üst üste koyup top ile devirmeye çalışırdık. yakar top vardı ayrıca diğer ismi ile ortada sıçan (yok gerçekten s*çan değil, farenin dayısı olan sıçan). topu tutan can tutmuş olurdu, millet tuttuğu canları başkalarına verirdi, ben vermezdim. neden veriyormuşum! güzeldi be benim çocukluğum. aklıma bunlar geliyor sadece ama bunun bir o kadardan fazlası da aklıma gelmeyenlerde var. çabuk geçti gibi frank.
ajans55
mesaj başlığı: 50 tl ödüllü dijital marka önerisi

merhabalar arkadaşlar,

ne zamandır düşünüyorum lakin güzel bir domain ismi bulamadım. belki dedimki omudedikodu kullanıcıları güzel marka önerisinde bulunur. genel olarak internet hizmetleri veren bir ajans ismi olacak sitenin tasarımı hazır çok uğraştım ve çok güzel bir tasarım oldu lakin tek eksiğimiz güzel telaffuzu kolay akılda kalıcı bir domain.

genel olarak verdiğimiz ana hizmetler;

web tasarım
dijital pazarlama
seo

diğer hizmetlerise;

sosyal medya yönetimi
yazılım
prodiksiyon

alan İsminde ajans kelimesi geçerse iyi olur. önerilerinizi lütfen mesaj olarak atarsanız daha verimli olacağını düşünüyorum. İsterseniz başlık altına yazabilirsiniz tabi.

ödül: 50 tl kazanan arkadaş mesaj yoluyla bildirilecektir.

dipnot: İsim soyisim marka içerisinde olmaması lazım ve sadece .com, com.tr alan adlarını içermelidir.

marka isimlerininin boşta olup olmadığını herhangi bir whois sorgulayan internet sitesinden bakabilirsiniz.

Sanatçı
privity
evet çok şükür bugünde yüzseksen kilometrelik yolumun son 50 kilometresi için durakta hazır ve nazır beklemekteyim 🤣

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)