per aspera ad astra
buradaki eski yazilarima baktikca kendimdeki degisimlere inanamiyor hala yasayabildigim icin kendimle gurur duyuyorum.insanlar geldi gecti, hayatmdaki donemler geldi gecti,
cezaevi olaylarim oldu ama hepsi geldi gecti.sevdiklerim kaldi ve tum nefrete ofkeye karanliga melankoliye, inthar egilimine ragmen kirinti kadar kalmis umutlarim ve 1 tanecik dostum ile bugun hala hayattayim.isin en ilginci hayat aslinda istediklerimi verdi, cok guclu olmak istedm-akil sagligm test edildi, rahat bir is istedim, cnnet gecirecek kadar test edildigim, adeta tecavze ugruyormus gibi hissettigm halde yine de icime atarak sabrettigm, ust uste gunde 4 5 saat uyku uyudugm ve yetersiz beslendigm yine de tum bunlara dayandigim anlardan gectim cok sukur kendi islerimizi benm sabrim, kiz kardesimn ve annemin fedakarliklari ve biricik dostumun sevgisi ile kendi acimdan bilgisayardan telefondan halledicek kivama getirdik, seytandan beter babam her gun yanina cagirir baski kurar her seyden nefret etmeme sebeb olur icimi kinle doldururdu ama o anlardaki sabrim sayesinde bugun daha iyiyim, kendimi psikopat ve sosyopat sanirdm aslinda sadece muhtemelen asperger sendromundan muzdarip olan, surekli psikolojik siddet gormekten, sevgisizlikten, ilgisizlikten, yoksulluktan kaynaklanan asaglk duygularni saplantli sadist dusunceler ile ustnluk kompleksine cevirmeye calisan bir cocukmusum.ekonomk krizde hayatmda uzun zaman sonra ilk defa proteinli beslenebiliyorm, kaliteli giyinebiliyorum, ilk defa kaliteli 2.el olmayan telefon kullaniyorum normalden biraz hizli yaslandim, kilo aldim erkek tipi sac dokulmem ilerledi, kekemeligm artti ama hayatmda ilk defa mutluyum ve maddi acidan en mutlu donemimi yasiyorum.dahasi ekstradan kendi islerimi kurmayi planliyorum
tum bu tecrubelerden cok dersler cikardim, cezaevinde kogusta konustugm kisilerden aldigm hayat dersleri olsun, sabrimin gercekten mukafatni aldigmi hissetigm bugunler olsun, insanin her seye ragmen icindeki cocugu korumasi, ruhunu korumasi, herkesin cikari icin, hirslari icin gozunun dondgu, seytana donstgu bu dunyada umutlu olabilmesi, iyi kalabilmesi, nefretten tamamen kurtulamasa da nefretinin hakimiyetinde olmamasi, nefretiyle eyleme gecmemesi kaderini ve kimligini belirliyor
tum bunlari neden yaziyorum cunku bir gun hayatm tamame iyilestiginde buraya yazacagma kendmi ikna etmistm ve ilk defa melankolik ben umut ediyorum, istiyorum, inaniyorum ve cabaliyorum ayrica burada tanisip 8 yil once 1 kere yuz yuze bulustugum birini ruyamda gordum bu sanirim bir isaretti
evet agir ateist ben artik isaretlere ve sanirim birazda tanriya inaniyorum.nefretle dolu dusuncelerimi tamamen asamamis olsamda olumlu dusunmeye calisarak beynimi yeniden kablolamaya calisiyorum, umut hissediyorum, benim icin hala hicbir sey mukemmel degil hala tamamen %100 duzelmedim, ama boyle olmak zorunda da degil zaten hicbir sey boyle degil,
hayat cogu kisi icin etrafimizdaki seyleri umutla cabalayarak kendi dusuncemizdeki mukemmel kalibina uygun hale getirmeye calisirken harcadigmz zamanda tecrube ettiklerimiz sayesinde ogrendiklerimiz ile hissettiklerimizden ibaret degil mi.kimse mukemmel olmak zorunda degil ve zaten kimse mukemmel degil bu dunyada ogrendigm bir sey varsa onemli olan kimsenin kalbni kirmamak bedduasni almamak en kotu olaylarda bile tecrubeyi dersi alip kotu hissettiren anlari unutmak cunku hicbir kotu kimse, hicbir kotu ani, hicbir aci surekli dusunulerek ust uste yasanmayi hak etmiyor, insanin kendi kendine yaptigi bu iskenceyi kimse kimseye yapamiyor.umarim herkes iyidir, iyi degilse de iyilesiyordur, umarim burasi hic kapanmaz buradaki yazilarmi komple tarihleriyle alip bir cesit ani defteri yapmak istiyorum, ilk yazdigm yazilari, ilk hissettiklerimi, her seyi hatirliyorum bu nostaji hissi, gecmisi hatirlama hissi, huzun hissi bence herkesin zaman zaman buna; kendni hatirlamasi, kendnin farkina varabilmesi, degistigni, buyudugunu, zamani, yasadiklarini anlayabilmesi icin ihtiyaci var
hiçbir şey düşünemiyorum, hiçbir şey hissedemiyorum. kurumuş bir ağaç gibiyim,kabuktan ibaret.
güzel kızlar ve 2 yıllık olmayanlar sea diğer arkadaşlara da gönülsüz bir niye geldiniz ki bakışı
tavsiyelerim:
1-üniversitenin içinde kyk da kalmayın samsun gibi bir şehri köy ve körfez sahilden ibaret sanabilirsiniz
2- atakentteki eski adi beyoğlu nargilecisi olan yere gitmeyin kavgalıyım
3- üniversitenin ilk haftası gelmenize gerek yok alışma vs geçin bunları
4- eve çıkacaksanız mimarsinan-atakent arasından ev bakin (kurupelit kampüsü için) zaten diğer yerler de çok yaşanılabilir yerler deyil
5-itiraf sayfalarına doluşmayın burasını ve twitterı kullanın mümkünse because ben insta mı kapattım sizi bulamam.
tavsiyelerim:
1-üniversitenin içinde kyk da kalmayın samsun gibi bir şehri köy ve körfez sahilden ibaret sanabilirsiniz
2- atakentteki eski adi beyoğlu nargilecisi olan yere gitmeyin kavgalıyım
3- üniversitenin ilk haftası gelmenize gerek yok alışma vs geçin bunları
4- eve çıkacaksanız mimarsinan-atakent arasından ev bakin (kurupelit kampüsü için) zaten diğer yerler de çok yaşanılabilir yerler deyil
5-itiraf sayfalarına doluşmayın burasını ve twitterı kullanın mümkünse because ben insta mı kapattım sizi bulamam.
mezun olup samsun'dan ayrılmama rağmen en fazla bu şehirden uzak kaldığım süre çift haneli sayılardan ibaret , nasip olsaydı bu şehir benim ikinci ailem olacaktı. çok güzel anılar biriktirdim. 2 yıl oldu mezun olalı ama hep ayağım burda bu şehri sevememistim ilk geldiğimde sonra öyle bir insan çıkardı ki karsima rabbim bu şehir ikinci ailemin olduğu şehir olacaktı. ben o sevdicekden ayrılalı bugun 83 gün oldu ama hala deliler gibi çok seviyorum onu belki tekrar biraraya gelme şansımız çok düşük bir şans ama ben o şansı bile seviyorum. yarin orda olucam ama onun karşısına nasıl çıkarım nasıl biraraya gelebiliriz onu düşünüyorum . bir yardim ee dostlar
gercekler vs ben
sali gunu %90 ihtimalle okula baslayacagim.gecen donem sinavlar disinda neredeyse hic gitmemistum ve bu donem haftada 4 gun gitmek zorundayim
istemiyorum, yorgunum, nefret ediyorum ayni seyler.uzun zamandir sadece hayatta kaldim saklandim uyusturuldum ve izledim.yasamak bu degil.bu curumuslukten kurtulmamin tek yolu yasamayi secmek.istemedigimi sevmedigimi idare edebilmek daima ogrenmek ve gelismek
4 aylik sevgi ve dostluk dolu bir tatilden, hayata yeniden gelme hissinden, hizlandirilmis kimlik kazanma cabalarindan sonra bu savasa girmeliyim
okulum uzayacak, kredi almaktaki son yilim.hala "ne is yapar mutlu olur, neyde basarili olurum neye yetenekliyim" sorularinin cevabindan uzagim ama sunu anladim hayati yasayarak ogreniriz, kendimi yasayarak cozebilirim ve yasamak cesarettir, cesaret yoksada esaret vardir
son gunlerde kendimi sorgularken cocukluktan beri tiyatroya olan ilgi merak ve sevgimi kesfettim.bir karakter olmak bir senaryodaki insan olabilmek onu hissetmek ve hissettirmek tek bedende bambaska hayatlari yasamak bu kesinlikle istedigim sevdigim ve icimdeki birikmis duygulari odaklayabilecegim rahatlatabilecegim bir sey
bunlar disinda gelecegi dusundugumde bu ulkede yasayamayacagimi kesfettim.ben marjinal dusunen ozgurluge onem veren muhafazakarliktan, tum kaliplasmis ve baski siddet aracina donusmus kavramlardan nefret eden eglenmeyi refahi ozgurlugu isteyen biriyim.gelecegi karanlik her seyi hukuksuz ve baskiyla dolu bu ulkede yasayamam
ailemin bana cizdigi kader malum.okulu bitir askere git babanin veya baskasinin amelesi ol ailenin buldugu kadinla evlen tatminsiz zoraki rutin bir hayat sur cocuk yap onu buyuturken yaslan sonra öl
hayir.7 yildir yeteri kadar curudum.ben eglenmeliyim doruklarda yasamaliyim sarhos olmaliyim gezmeliyim daha fazla curuyemem
istedigim hayati sadece kendi cabamla elde edebilecegimi, kendimi ve hayattan istediklerimi sadece hayati yasayarak ogrenebilecegimi, hicbir sey yapamasam bile daima isime yarayacak seylere(spor, diksiyon, iletisim, bilgi vs) onem vermem gerektigini yeni anladim.yasama karsi once istekli olmali sonra cesurca cabalamali ve daima umutlu olmaliyim.diger turlu hayat sadece hayatta kalmaktan curumekten izlemekten ibaret oluyor ve bu yasamak degil.
yasamak anin tadini cikarmaktir.mesela gecen gelen ve 5-6 guna gidecek olan dedemgil ile eglenmek mutlu olmaktir.gozlerinin onundekileri gormektir.karamsarligi, tembellige bahane olan depresif duygulari kenara koymak acida cekilse goz yaslarini silip ayaga kalkip eglenmeye mutlu olmaya bakmaktir.durmak yasami katlanilmaz yapan sey cunku yasam bir aksiyon ve bu aksiyona uyum saglayanlar hayatta kaliyor.hareket eden kazaniyor mutlu oluyor sorunlarini cozuyor duygularin icinde bogulmak hicbir seyi cozmuyor hicbir seye yaramiyor
sali gunu %90 ihtimalle okula baslayacagim.gecen donem sinavlar disinda neredeyse hic gitmemistum ve bu donem haftada 4 gun gitmek zorundayim
istemiyorum, yorgunum, nefret ediyorum ayni seyler.uzun zamandir sadece hayatta kaldim saklandim uyusturuldum ve izledim.yasamak bu degil.bu curumuslukten kurtulmamin tek yolu yasamayi secmek.istemedigimi sevmedigimi idare edebilmek daima ogrenmek ve gelismek
4 aylik sevgi ve dostluk dolu bir tatilden, hayata yeniden gelme hissinden, hizlandirilmis kimlik kazanma cabalarindan sonra bu savasa girmeliyim
okulum uzayacak, kredi almaktaki son yilim.hala "ne is yapar mutlu olur, neyde basarili olurum neye yetenekliyim" sorularinin cevabindan uzagim ama sunu anladim hayati yasayarak ogreniriz, kendimi yasayarak cozebilirim ve yasamak cesarettir, cesaret yoksada esaret vardir
son gunlerde kendimi sorgularken cocukluktan beri tiyatroya olan ilgi merak ve sevgimi kesfettim.bir karakter olmak bir senaryodaki insan olabilmek onu hissetmek ve hissettirmek tek bedende bambaska hayatlari yasamak bu kesinlikle istedigim sevdigim ve icimdeki birikmis duygulari odaklayabilecegim rahatlatabilecegim bir sey
bunlar disinda gelecegi dusundugumde bu ulkede yasayamayacagimi kesfettim.ben marjinal dusunen ozgurluge onem veren muhafazakarliktan, tum kaliplasmis ve baski siddet aracina donusmus kavramlardan nefret eden eglenmeyi refahi ozgurlugu isteyen biriyim.gelecegi karanlik her seyi hukuksuz ve baskiyla dolu bu ulkede yasayamam
ailemin bana cizdigi kader malum.okulu bitir askere git babanin veya baskasinin amelesi ol ailenin buldugu kadinla evlen tatminsiz zoraki rutin bir hayat sur cocuk yap onu buyuturken yaslan sonra öl
hayir.7 yildir yeteri kadar curudum.ben eglenmeliyim doruklarda yasamaliyim sarhos olmaliyim gezmeliyim daha fazla curuyemem
istedigim hayati sadece kendi cabamla elde edebilecegimi, kendimi ve hayattan istediklerimi sadece hayati yasayarak ogrenebilecegimi, hicbir sey yapamasam bile daima isime yarayacak seylere(spor, diksiyon, iletisim, bilgi vs) onem vermem gerektigini yeni anladim.yasama karsi once istekli olmali sonra cesurca cabalamali ve daima umutlu olmaliyim.diger turlu hayat sadece hayatta kalmaktan curumekten izlemekten ibaret oluyor ve bu yasamak degil.
yasamak anin tadini cikarmaktir.mesela gecen gelen ve 5-6 guna gidecek olan dedemgil ile eglenmek mutlu olmaktir.gozlerinin onundekileri gormektir.karamsarligi, tembellige bahane olan depresif duygulari kenara koymak acida cekilse goz yaslarini silip ayaga kalkip eglenmeye mutlu olmaya bakmaktir.durmak yasami katlanilmaz yapan sey cunku yasam bir aksiyon ve bu aksiyona uyum saglayanlar hayatta kaliyor.hareket eden kazaniyor mutlu oluyor sorunlarini cozuyor duygularin icinde bogulmak hicbir seyi cozmuyor hicbir seye yaramiyor
yazı karamsarlık içermektedir, okunmaması tavsiye edilir.
dedikten sonra; farklı hayatın farklı pencerelerine yelken açalım. her hayatı yansıtan farklı bir pencere. elindeki işleri bir kenara bırak ve birkaç saniyeliğine evleri gözetleyip yaşamlara bak. herkes kendi halinde, aynı evde birden fazla değişik pencere. hepsinin ayrı bir sıkıntısı, birkaç çuvaldızı, birkaç da iğnesi var. başkalarının derdini sahiplenmek isteyip kendi derdinden arınmak isteyenler, kabullenip kendi sorunları ile yaşamayı öğrenenler, tam öğrendim derken fire verip karamsarlığa tutulanlar. farklı farklı sorunsallar, farklı farklı çıkmazlar. kısa süreli hatalarla karşılaşmalar, altından kalkıp yoluna devam edenler, yükün altında ezilip sessizce can verenler. herkes birbirinden habersiz, haberdar olduklarını sanırken tesadüf eseri olayların gördüklerinden ibaret olmadığının farkına varanlar. benim bir pencerem var, senin bir penceren var, onun bir penceresi var. sadece 2 3 tanesinin varlığından haberdarsın, geri kalanlarından bihaber. İnsanlar ölüyor, insanlar diriliyor. çoğu diri görünürken ölmüş oluyor. kiminin namı ölü bedenini diri tutuyor.(İyi ya da kötü.) yaşamlara baktın mı? birkaç saniyeliğine. herkesin farklı hayatları olduğunu gördün mü? peki, devamını görüp onların yaşantısının içine girmek ister miydin, en derin kesimlerine hem de. İşlediğimiz günahların yazılmadığı evrelerde dünyada varolan kuklalar sanıyordum kendim dışındakileri. onları oynatan başkaları varmış gibi, oyun karakteri gibi. onların duygu ve düşünceleri yok sanıyordum. bir defasında isyan etmiştim, "sen beni sevmiyorsun, ben de artık seni sevmiyorum." küçüktüm. gözyaşlarımın bedeliydi kendimce. görmüyordum, duymuyordum, çektiğim acılarım yanıma hep zarardı. (evet evet oyuncak ayım kaybolmuştu.) bir insanın acı çekmesinin yaşı yok bence, her yaşta kendi payını alıyorsun. pişman olmuştum, kendim gibi pencerem de küçüktü. büyüdüm, değiştim, pencerem görüş açım için genişledi.(yeteri kadar değil.) İnsanların kukla olmadıklarını idrak ettim. onların da benim gibi penceresi varmış. saklı köşelerinde yatan mutlulukları, üzüntüleri. çok zaman altından kalkamayacağım yükleri sırtladığımı düşündüm, tam altında ezilecekken bana uzanan el ile ayağa kalktım. İntihar benim için kurtuluştu, sadece kendi penceremi kapatacaktım. sadece kendi odamı havasız bırakacaktım. yapacağım tek şey, oyuna son vermek olacaktı. zamanla kurtuluş olmadığını fark ettim. uzun bir zamanımı aldı diyebilirim. öğrendim ki; bir evin penceresiydim, bağlantım vardı. penceresi olduğum evin sadece penceresi olmayı bırakıp bakımsız penceresi olacaktım. İntihar etmiş olsaydım tabii. kapısı ölümle kilitlenmiş bir oda, yağmur yağacaktı, toz olacaktı, rüzgarlar esecekti, dört mevsim de ayrı ayrı zamanlarda yaşanacaktı. ölüm yüzünden o pencere hep eski gibi gösterecekti evi. şu an kapım da açık, pencerem de. ev yeni gibi görünüyor, hayatında yerim olanları üzmemiş oluyorum ama gözlerimi kapatınca aydınlıkta bulduğum karanlıkta herkesin yaşamı beni esir alıyor frank.
dedikten sonra; farklı hayatın farklı pencerelerine yelken açalım. her hayatı yansıtan farklı bir pencere. elindeki işleri bir kenara bırak ve birkaç saniyeliğine evleri gözetleyip yaşamlara bak. herkes kendi halinde, aynı evde birden fazla değişik pencere. hepsinin ayrı bir sıkıntısı, birkaç çuvaldızı, birkaç da iğnesi var. başkalarının derdini sahiplenmek isteyip kendi derdinden arınmak isteyenler, kabullenip kendi sorunları ile yaşamayı öğrenenler, tam öğrendim derken fire verip karamsarlığa tutulanlar. farklı farklı sorunsallar, farklı farklı çıkmazlar. kısa süreli hatalarla karşılaşmalar, altından kalkıp yoluna devam edenler, yükün altında ezilip sessizce can verenler. herkes birbirinden habersiz, haberdar olduklarını sanırken tesadüf eseri olayların gördüklerinden ibaret olmadığının farkına varanlar. benim bir pencerem var, senin bir penceren var, onun bir penceresi var. sadece 2 3 tanesinin varlığından haberdarsın, geri kalanlarından bihaber. İnsanlar ölüyor, insanlar diriliyor. çoğu diri görünürken ölmüş oluyor. kiminin namı ölü bedenini diri tutuyor.(İyi ya da kötü.) yaşamlara baktın mı? birkaç saniyeliğine. herkesin farklı hayatları olduğunu gördün mü? peki, devamını görüp onların yaşantısının içine girmek ister miydin, en derin kesimlerine hem de. İşlediğimiz günahların yazılmadığı evrelerde dünyada varolan kuklalar sanıyordum kendim dışındakileri. onları oynatan başkaları varmış gibi, oyun karakteri gibi. onların duygu ve düşünceleri yok sanıyordum. bir defasında isyan etmiştim, "sen beni sevmiyorsun, ben de artık seni sevmiyorum." küçüktüm. gözyaşlarımın bedeliydi kendimce. görmüyordum, duymuyordum, çektiğim acılarım yanıma hep zarardı. (evet evet oyuncak ayım kaybolmuştu.) bir insanın acı çekmesinin yaşı yok bence, her yaşta kendi payını alıyorsun. pişman olmuştum, kendim gibi pencerem de küçüktü. büyüdüm, değiştim, pencerem görüş açım için genişledi.(yeteri kadar değil.) İnsanların kukla olmadıklarını idrak ettim. onların da benim gibi penceresi varmış. saklı köşelerinde yatan mutlulukları, üzüntüleri. çok zaman altından kalkamayacağım yükleri sırtladığımı düşündüm, tam altında ezilecekken bana uzanan el ile ayağa kalktım. İntihar benim için kurtuluştu, sadece kendi penceremi kapatacaktım. sadece kendi odamı havasız bırakacaktım. yapacağım tek şey, oyuna son vermek olacaktı. zamanla kurtuluş olmadığını fark ettim. uzun bir zamanımı aldı diyebilirim. öğrendim ki; bir evin penceresiydim, bağlantım vardı. penceresi olduğum evin sadece penceresi olmayı bırakıp bakımsız penceresi olacaktım. İntihar etmiş olsaydım tabii. kapısı ölümle kilitlenmiş bir oda, yağmur yağacaktı, toz olacaktı, rüzgarlar esecekti, dört mevsim de ayrı ayrı zamanlarda yaşanacaktı. ölüm yüzünden o pencere hep eski gibi gösterecekti evi. şu an kapım da açık, pencerem de. ev yeni gibi görünüyor, hayatında yerim olanları üzmemiş oluyorum ama gözlerimi kapatınca aydınlıkta bulduğum karanlıkta herkesin yaşamı beni esir alıyor frank.
merhabalar sevgili dedikodu ahalisi
minnoş siyah bir kedinin uğursuzluğu, tahtaya vurmak, uğurlu sayılar, uğursuz günler.. ilkel olduğunu bildiğiniz fakat bir türlü vazgeçemediğiniz inanışlarınız var mı ? esasında çoğu batıl inanç, önceleri böyle görülmeyen inanışların dönüşüm geçirmiş halidir. örneğin eşikte durmanın uğursuzluk getireceği yönündeki inanç, tarikat kültüründe eşiğin kutsal sayılmasından kaynaklanan bir öğretiye dayanıyormuş. zira eşik, zahirle batının buluştuğu noktadır.
her birimizin yaşamının bir/belki de birçok eşiği mevcut. ben de tam o eşiği geçtim, huzura kavuştum derken, çölde görülen serap misali, o eşiğin ardının bir sanrıdan ibaret olduğunu görüyorum. aylar evvel bir edebiyat dergisinde, çölde kaybolan ve sınırın ötesinin sevdasıyla tutuşan askerlerle ilgili bir yazı okumuştum. bazen o askerler gibi hissediyorum kendimi. savaşmaktan yorgun düşüp kaçmak isteyen fakat görevinin zincirleriyle sarılı bir asker. ' yaşamak görevdir bu yangın yerinde ' diye hatırlatıyor behramoğlu.
sanat bir miktar da olsa hafifletiyor bu görevin yükünü, kısa süreli bir kaçış sağlıyor. bahar gelsin, köyde şövalemi kurup boyalarımla buluşayım.. yarın da kitap fuarı başlıyor, ilk günden gidemeyeceğim fakat en kısa sürede kitapların/kitapseverlerin arasında kaybolmak istiyorum.
bu arada ismim lazanyayı anımsatıyor, acıktım !
minnoş siyah bir kedinin uğursuzluğu, tahtaya vurmak, uğurlu sayılar, uğursuz günler.. ilkel olduğunu bildiğiniz fakat bir türlü vazgeçemediğiniz inanışlarınız var mı ? esasında çoğu batıl inanç, önceleri böyle görülmeyen inanışların dönüşüm geçirmiş halidir. örneğin eşikte durmanın uğursuzluk getireceği yönündeki inanç, tarikat kültüründe eşiğin kutsal sayılmasından kaynaklanan bir öğretiye dayanıyormuş. zira eşik, zahirle batının buluştuğu noktadır.
her birimizin yaşamının bir/belki de birçok eşiği mevcut. ben de tam o eşiği geçtim, huzura kavuştum derken, çölde görülen serap misali, o eşiğin ardının bir sanrıdan ibaret olduğunu görüyorum. aylar evvel bir edebiyat dergisinde, çölde kaybolan ve sınırın ötesinin sevdasıyla tutuşan askerlerle ilgili bir yazı okumuştum. bazen o askerler gibi hissediyorum kendimi. savaşmaktan yorgun düşüp kaçmak isteyen fakat görevinin zincirleriyle sarılı bir asker. ' yaşamak görevdir bu yangın yerinde ' diye hatırlatıyor behramoğlu.
sanat bir miktar da olsa hafifletiyor bu görevin yükünü, kısa süreli bir kaçış sağlıyor. bahar gelsin, köyde şövalemi kurup boyalarımla buluşayım.. yarın da kitap fuarı başlıyor, ilk günden gidemeyeceğim fakat en kısa sürede kitapların/kitapseverlerin arasında kaybolmak istiyorum.
bu arada ismim lazanyayı anımsatıyor, acıktım !
mevsim şu sıralar hep yağmurlu, insanlarda yeryüzüne düşen yağmur taneleri gibi birbirinden apayrı ama neden her daim genellemeler yaparız. karşımızdakine birşey derken önünü arkasını hiç düşünmeyiz. farkettim de bir insana bir an için şöylesin dedikten sonra aynı durumu birkaç kişiden duyduysa belki de bir başkasından etkilenip yaptığı davranışı edindiği huyu bir süre sonra benimseyip ben böyleyim deyip karakterine yerleştiriyor bir zaman sonra da o kişi değişti oluyor ve onu değiştiren aslında biziz iyi veya kötü.
bir yandan insanlar birbirlerinin aynalarıdır derler bu bağlamda aramızdaki iletişim karşılıklı yansımalardan ibaret, yansımalara yön veren ışıklar ise saygı ve sevgidir. subjektif olan iletişimlerimizi objektif değerlerle güçlendirmek varken yıpratmacı genellemeler yapıyoruz. ayrı ayrı yağan yağmur tanelerini birleştiriyor ve başımıza sel yağdırıyoruz üstelik bu tahribatı biz kendimize yapıyoruz. halbuki yapmak, yapıcı olmak olumlu olgulardır. demem o ki tahribat yapmayın aranızı yapın😇 , yağmur berekettir.🌦️
bir yandan insanlar birbirlerinin aynalarıdır derler bu bağlamda aramızdaki iletişim karşılıklı yansımalardan ibaret, yansımalara yön veren ışıklar ise saygı ve sevgidir. subjektif olan iletişimlerimizi objektif değerlerle güçlendirmek varken yıpratmacı genellemeler yapıyoruz. ayrı ayrı yağan yağmur tanelerini birleştiriyor ve başımıza sel yağdırıyoruz üstelik bu tahribatı biz kendimize yapıyoruz. halbuki yapmak, yapıcı olmak olumlu olgulardır. demem o ki tahribat yapmayın aranızı yapın😇 , yağmur berekettir.🌦️
hayat çabalamaktan ibaret olabilir, lakin ben montaigne değilim.
Omü Dedikodu