üniden mezun olalı 3 yıl oldu. üniye ilk kayıt yaptırdığım zamanlar bulmuştum burayı da.. hatıralar dün gibi sıcak.. samsun bana çok güzel şeyler kattı, çok güzel insanlar, nice unutulmaz anılar ve bolca hayat dersi.. hayatımın aşkı zannettiğim adam hayatımın en büyük dersi oldu. o benim eşim, ailem derken cehennemim oldu. onun yüzünden samsunla ilgili hiçbir sey duymaya tahammülüm kalmadı. şu an 7 yıl önceki o günden çok daha gerideyim. o zamanlarda en azından umudum vardı, hayat ışığım vardı. güzel bir yerlere gelirim zannediyordum. her imkanı değerlendirmeye çalıştım olmadı. en son kpssyle şansımı deniyim dedim, o da elimde patladı. keske şu an şu siteye 7 yıl önce kayıt yaptırdığım ilk güne geri dönsem, o heyecanı yeniden yaşayarak... o günleri çok özledim.. umarım bundan sonraki her sey geçmişimi özletmeyecek kadar güzel olur..
burası 20 yıl önceki jenarasyonların konuştuğu bir yer mi?
samsunu özlediğimi fark ediyorum. sahile iner, kulaklığımı takar denizi izlerdim. sokak sokak gezerdim yeni sokaklar keşfederdim. şimdi ise yine benzer şeyleri yapıyorum ancak samsunun yerini tutmadığını söylemeliyim. üniversite zamanlarım bu ara sık sık aklıma geliyor. düşününce, o zamanlar ne kadar çocuk olduğumu fark ediyorum. o yaşlarda bildiğim tek şey öğretmenlik mesleğini çok severek yapacağımdı. öyle de oldu. şimdi bir sürü öğrencim var ve severek daha önemlisi huzurla yapıyorum. bu deneyimler algımı o kadar genişletti ki. biraz da yaş alıyoruz tabi bir önceki ayla bile düşüncelerin aynı olmuyor. o zamanlar diye bahsediyorum ama 4 yıl önce asla bu düşüncelerdeki mona yoktu. bir dönem var ve o dönem bir dönüşüm dönemi. belki de zaaflarıma eskisi kadar takılmadığım için bilmiyorum. olanı değiştirmek değil, geliştirmek mümkün.. bir kabulleniş dönemi, kabul ve rahatlama. her insanın böyle bir dönemi olduğunu düşünüyorum. hayatı mantıklı yaşamaya çalışmak kadar saçma birşey olmadığını düşünüyorum. mükemmelliyetçi zihinden kurtulmanın özgürlüğü inanılmaz. bu mantıkla ilerlediğimde herşeyin daha da mantıksız hale geldiğini düşünüyorum. İnanılmaz bir kaygı yumağı oluşuyor. halbuki çaba bile yeterli mükemmel olmak zorunda değil. hayatı kurallı ve sistematik yaşamaya çalışıyoruz ama hayat hiç de böyle bir şey değil bana göre. hatta tamamen kaos şeklinde ilerliyor. kaostan kaçmaya çalışıp o nizamı kurmaya çalışmak hayattan kaçmak gibi. kaosu kabullenmek dinginlik getiriyor. rüzgara direnmenin bir anlamı yok, uyum sağlamak çok daha dinginlik getiriyor. bir süredir oldukça sakinim birçok öğrenciyle ilgilenmeme rağmen üstelik. belki de kaosu kabullendim, belki de kaygılı olma halinden ve mükemmelliyetçilikten oldukça yoruldum. bu duygular kadar yoran bir şey daha yok.
eyyamı bahur -gülesim geliyor bu isme- sıcaklarının olduğu şu günlerde yağmurlu bir geceden merhaba herkese. bugün biraz iç dökme ile katılıyorum aranıza çünkü neden olmasın? bilmiyorum daha önce bahsettim mi ama burası artık benim 8-10 yıl önceki halimi hatırlamak için, o zamanki ben ne düşünürdüm diye kendime sığınmak için döndüğüm yer oldu. yine aklımda kocaman bir soru: kabullenmek mi gerek?
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
teeek kaç sene önceki hesabım görünüyor oyunlar kısmında dbbss benden başkası oynamamış dhdhd evet evet lunaparkdiskosu bendim🤣🤣🤣
selamlar. kaç gündür site açıldı bildirimini gördüm girmeye fırsatım olmamıştı. nasılsınız nasıl geçiyor günler? ben siteye gelmeyeli yıllar olmuş. bu siteyle yaşadıklarımı hatırlıyorum. burayla ilgili en çok özlediğim şey 6 yıl önceki o radyo yayınları, sohbetler. güzeldi, eğlenceliydi. buranın yollarımızı kesiştirip daha yakın arkadaş olduğum birkaç insan oldu, çok da güzel oldu. şimdi ise samsun’dan uzaktayım. okulum biteli birkaç yıl oluyor. çalışıyorum. ama öğrenci olmayı o kadar özlüyorum ki. keşke hiç bitmeseydi diyorum okul. size biraz tavsiye verebilirim. fırsatını yakaladığınız hiçbir şeyi kaçırmayın, içinizden geleni yapın ki ilerde aklınızda yapsaydım nasıl olurdu demeyin. en önemlisi gelecek iç açıcı olmasa da yaşamayın gitsin…
sa. bir tane podcast dinliyorum. konuşmacıların bahsettiği konu da şu, 2000'li yılların başında bir tane itiraf sayfası varmış onla ilgili sohbet ediyorlar. direkt bizim siteyle bağdaştırdım ve yakın geçmişe gittim, geceye de minik bir itiraf olsun, özlemişiz. hazır mısınız? bir önceki sürümü bilenler bilir, üyelik sistemi yine vardı ama paylaşım yapabilmek için zorunlu değildi, anonimbay ya da anonimbayan olarak yorum yapılabiliyordu ya da gönderi paylaşılabiliyordu. ben ikinci sınıf falanım ve özgüvensizlikte zirve bir dönemdeyim o ara. bir gönderi paylaşmıştım işte kendimce komik, okulla ilgili bir durumdu sanırım. o zamanlarda da böyle hani bir gönderi altında 600 yorum coşturulduğu zamanlar. ben gönderimi paylaştım, 3 saat oldu 5 saat oldu tık yok. nasıl bozuluyorum ama kimse bir şey yazmıyor diye. en sonunda dayanamadım, hesabımdan çıkış yapıp anonimbayan'dan "ahahhaja gerçekten mi ya" tarzı bir yorum yaptım mesajıma, sonra döndüm kendi hesabımdan teşekkür ettim bi de ajsaahsjskakskd loser'lık seviyesine bakın ya, ne gerek var böyle bir şeye kaldı ki hâlâ bazen kendi gönderilerimin altına yorum yapıp eğleniyorum kendi kendime. bu yüzden de artık radikal bir karar aldım, akıştaki tüm gönderileri beğeneceğim siz paylaşın çiçeklerim ben hepinize gülüyorum❤he bu arada şunu da ekleyeyim, neyse ki akışta kendi özelliklerimi betimleyip "tanışalım mı :)" gibi cümleler yazmamışım, o potansiyel var çünkü ahdjdl beterin beteri var arkadaşlar... kendi kendiyle kavga edenler de vardı, hepinizin farkındaydım hepinizin aldjdekal sevgiler. :*
asgard ödüllü soru:
bir kol saatinde her dakika ve saati göstermek için birer adet, toplamda 60 adet fosforlu nokta bulunmaktadır. bir gece karanlıkta saate bakıyorsunuz. akrep bir noktanın tam ortasında ve yelkovan o noktadan bir önceki noktanın tam ortasında. saat kaç?
bir kol saatinde her dakika ve saati göstermek için birer adet, toplamda 60 adet fosforlu nokta bulunmaktadır. bir gece karanlıkta saate bakıyorsunuz. akrep bir noktanın tam ortasında ve yelkovan o noktadan bir önceki noktanın tam ortasında. saat kaç?
2 yıl önceki emekli albay şuan kendini 5 yaşında hissediyor jsjss
yaş 20 ama ruhen emekli albayım. .
benim için bir eğitim öğretim dönemi daha başarıyla bitmiş oldu, darısı sizlerin başına dedikodu ailesi :) sanırım önceki gün son kez derse girdim. gerçi bunu en son söylediğimde ikinci bölümden de mezun olmuştum. neys, konumuz bu değil. hepinize başarılar diliyoruuuummm :)
sanki bana ait olmayan bir hayata sıkışıp kalmışım gibi hissediyorum bu aralar.
genel anlamda net ve kararlı bir insanken kararsızlıklar yaşıyorum. hislerime hep güvenen biriyken hislerimle ilgili de sorunlarım var galiba. bu da karar veremememe sebep oluyor. değişikliğe ihtiyacım olabilir derdim ama daha hayatım yeni değişti bununla ilgili değil sanki. kendim de çok değiştim. belki de bu rahatsız ediyor içten içe. olumlu olmasına rağmen... büyüdükçe işler sarpa sarıyormuş. bir daha bundan bikaç ay önceki halimin ufacık bir kısmına bile dönememekten korkuyorum. tespit edemediğim şeyler var o yüzden yazı dağınık oldu bu çabalamadığım anlamına gelmiyor ama beynim toparlamaya çalışırsa söyleteceğini de unutacak gibi.
genel anlamda net ve kararlı bir insanken kararsızlıklar yaşıyorum. hislerime hep güvenen biriyken hislerimle ilgili de sorunlarım var galiba. bu da karar veremememe sebep oluyor. değişikliğe ihtiyacım olabilir derdim ama daha hayatım yeni değişti bununla ilgili değil sanki. kendim de çok değiştim. belki de bu rahatsız ediyor içten içe. olumlu olmasına rağmen... büyüdükçe işler sarpa sarıyormuş. bir daha bundan bikaç ay önceki halimin ufacık bir kısmına bile dönememekten korkuyorum. tespit edemediğim şeyler var o yüzden yazı dağınık oldu bu çabalamadığım anlamına gelmiyor ama beynim toparlamaya çalışırsa söyleteceğini de unutacak gibi.
çizgi romanım sonunda geldi !!! artık huzur içinde ölebilirim. geldiğinden beri heyecanla kapağına bakıp sayfalarını karıştırıyorum. heyecandan başlayamadım bile djghd aşık olsam ancak bu kadar aşkla izleyebilirdim sanırım, sevgiliyi izler gibi izliyorum. umarım başına bir şey gelmez. önceki sahibi sayfalarına bir şeyler çiziktirmeyi de ihmal etmemiş. ikinci el kitapların da böyle bir güzelliği var, elinizdeki kitabın yaşadığını hissediyorsunuz. sizden önce de bir çift göz gezinmiş üzerinde, bir başkasının parmakları değmiş. bu tür şeyler duygulandırıyor beni, sonra da, nasıl satarsın ?! diye sahibine kızıyorum dsjgh
duygularım konusunda bir farkındalık sahibi olduğum günden beri, onları insanlardan saklamaya dahası sakınmaya özen gösteriyorum. zira çoğu insan başkalarını manen - çoğu kez de maddi olarak - sömürerek yaşamını parazit olarak sürdürmekten keyif alıyor. yalnız bir çocukluk geçirmenin artılarından olsa gerek, duygularımı insanlardan ziyade, gerçekten sevilmeye değer bulduğum diğer canlı varlıklara ve nesnelere vermeyi, kısaca ' doğru ' sevmeyi öğrendiğimi düşünüyorum. ben buna şefkat demeyi tercih ediyorum esasında. sevgi kavramı, gördüğüm, okuduğum ve yaşadığım şeylerden sonra bana çok vahşice geliyor. içinde bolca nefret barındırdığını görüyorum. nefret edebilmeyi dilediğiniz çoğu zaman yıkıcı olsa da, şefkat bambaşka bir duygu. yormuyor, kırmıyor, tüketmiyor. gülümseyip yaşamaya devam ediyorsunuz.
etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz derken cioran haklıydı. susmak gerekir, sahteliklerden iğrenip, elisabeth gibi, belki günlerce konuşmamak.. bununla birlikte bir miktar yanılıyordu, insan tüm dünyaya sırtını dönse de kendinden kaçamıyor. çoğu kez sustuklarımızdır celladımız. düşünceler bir araya gelip bir silahın silüetine bürünür, artık sadece ayna ve silah vardır. ve kelimeler çoğu kez yalnızca düşleyeni öldürür
duygularım konusunda bir farkındalık sahibi olduğum günden beri, onları insanlardan saklamaya dahası sakınmaya özen gösteriyorum. zira çoğu insan başkalarını manen - çoğu kez de maddi olarak - sömürerek yaşamını parazit olarak sürdürmekten keyif alıyor. yalnız bir çocukluk geçirmenin artılarından olsa gerek, duygularımı insanlardan ziyade, gerçekten sevilmeye değer bulduğum diğer canlı varlıklara ve nesnelere vermeyi, kısaca ' doğru ' sevmeyi öğrendiğimi düşünüyorum. ben buna şefkat demeyi tercih ediyorum esasında. sevgi kavramı, gördüğüm, okuduğum ve yaşadığım şeylerden sonra bana çok vahşice geliyor. içinde bolca nefret barındırdığını görüyorum. nefret edebilmeyi dilediğiniz çoğu zaman yıkıcı olsa da, şefkat bambaşka bir duygu. yormuyor, kırmıyor, tüketmiyor. gülümseyip yaşamaya devam ediyorsunuz.
etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz derken cioran haklıydı. susmak gerekir, sahteliklerden iğrenip, elisabeth gibi, belki günlerce konuşmamak.. bununla birlikte bir miktar yanılıyordu, insan tüm dünyaya sırtını dönse de kendinden kaçamıyor. çoğu kez sustuklarımızdır celladımız. düşünceler bir araya gelip bir silahın silüetine bürünür, artık sadece ayna ve silah vardır. ve kelimeler çoğu kez yalnızca düşleyeni öldürür
gecenin geç sayılabilecek bir saatinde kütüphaneden çıkıp aheste aheste adımlarla ziraat fakültesinin önündeki e1 durağına doğru yürüyorum. yine en sevdiğim havalardan biri var bu gece. ceket giymesen üşünecek, ceket giysen tam gelecek hafif esen, soğuğa yakın serin bir hava. hani bir önceki yazımda bahsetmiştim ya balkonumu özledim diye. İşte tam oradaki gibi. bilmiyorum kaçınız gece 11 den sonra kampüsün içinde dolaştınız gönlünüzce ama size tek diyebileceğim. okul hayatınız bitmeden kampüsün 23 ile 06 saatleri arasındaki o havasını da içinize çekmeniz gerektiği. özellikle yaşam merkezi çevresi öyle tuhaf geliyor ki bana. gündüz milletin yemek için oluşturduğu kuyruklar, derslere gitmek için yoğun bir akış içinde olan kalabalıklar, dolu dolu ring durakları sanki hiç yaşanmamış, hiç yokmuş gibi oluyor. sanırım kütüphaneden geç çıkmamın dersten başka bir sebebi de kampüsün gece halini sevmem. şöyle bir göz gezdiriyorum da. keşke fotoğraf makinem yanımda olsaydı da gösterebilseydim size. bir gün getirirsem o güne nasip olur inşallah. bugün kütüphaneye bir arkadaşımla gittim. oturduğumuz masada elektrik olmayınca ben de elektrik olan bir masaya geçtim. ders çalışamam için iki şeye ihtiyacım var benim. biri notlarımı yazacağım bilgisayarım, ikincisi ders çalışırken müslüm baba veya eda baba dinleyeceğim kulaklığım. bu ikisi olmadan ders çalışamıyorum. baya esaslı konular çalıştım bugün. tamamen anlamaya çalışmadım. genel hatları ile anlayıp 6 sayfalık bir not çıkardım. bu notu yayayım da diğer gençler de bilgiye güzel bir şekilde ulaşabilsin değil mi. bir de imzamı çok sevdiğim için her yaptığım şeye atıyorum imzamı. çıkardığım notlara bile. vektör haline getirdiğim imzam her yere uyuyor zaten kolayca. bu güzel gecede ne çok ders muhabbeti yaptım değil mi. e1 yerine t1 geldi. ona binip gideyim bari. hepinize mutlu geceler dostlarım. gecenin tatlı serinliği kadar güzel bir gönül ile dalın rüyalara... :)
herkese yeniden merhaba...
bir saat kadar önce aldığım bir mesaj münasebetiyle siteye geldiğim ilk günden bugüne neler yaşamışım, neler yazmışım şöyle bir gözlerimin önünden geçti. bir hatta iki önceki versiyonunu görme şansı buldum sanırım sitemizin. son radyo yayınlarına denk geldim, sabahladım. çok güldüm, çok eğlendim ben bu sitede...gerçekten minnettar olduğum bir şey de edindiğim arkadaşlıklar, dostluklar oldu. sanırım bir dönem hepimizin birbirini daha iyi tanımasına ve hatta buluşmasına vesile olan "dm"in hakkını yiyemeyiz bu konuda. her şey daha dün gibi aslında ama bir o kadar da uzun zaman geçmiş üstünden...siz bu siteden ne beklediniz, ne elde ettiniz bilemiyorum ama ben beklemediğim kadar güzel insan kazandım. bazılarıyla aramızda kilometreler, bazılarıyla metreler olsa da... sadede gelirsek burası bir kısmınızın sayesinde benim için bir aile olduk diyebileceğim bir yer haline dönüştü. umarım beni tanıyanlarınız için de sizi kırıp gücendirmediğim; iyi bir site sakini, iyi bir omüdedikoducu, iyi bir arkadaş, iyi bir dost olabilmişimdir. anonim oluşunuza güvenip saçma sapan, rahatsız edici şeyler yapmak yerine espri anlayışınızı, iç dünyanızı, olduğunuz kişiyi doğru aktardığınız müddetçe asla bulamadığınız kafa dengi insanları burada bulmanız uzun zaman almayacaktır. umarım yeni gelenler ve hala burada olanlar için hayatımızın sonuna kadar güzel bir hatıra olarak kalmayı sürdürür omüdedikodu, kendinize çok iyi bakın.
bir saat kadar önce aldığım bir mesaj münasebetiyle siteye geldiğim ilk günden bugüne neler yaşamışım, neler yazmışım şöyle bir gözlerimin önünden geçti. bir hatta iki önceki versiyonunu görme şansı buldum sanırım sitemizin. son radyo yayınlarına denk geldim, sabahladım. çok güldüm, çok eğlendim ben bu sitede...gerçekten minnettar olduğum bir şey de edindiğim arkadaşlıklar, dostluklar oldu. sanırım bir dönem hepimizin birbirini daha iyi tanımasına ve hatta buluşmasına vesile olan "dm"in hakkını yiyemeyiz bu konuda. her şey daha dün gibi aslında ama bir o kadar da uzun zaman geçmiş üstünden...siz bu siteden ne beklediniz, ne elde ettiniz bilemiyorum ama ben beklemediğim kadar güzel insan kazandım. bazılarıyla aramızda kilometreler, bazılarıyla metreler olsa da... sadede gelirsek burası bir kısmınızın sayesinde benim için bir aile olduk diyebileceğim bir yer haline dönüştü. umarım beni tanıyanlarınız için de sizi kırıp gücendirmediğim; iyi bir site sakini, iyi bir omüdedikoducu, iyi bir arkadaş, iyi bir dost olabilmişimdir. anonim oluşunuza güvenip saçma sapan, rahatsız edici şeyler yapmak yerine espri anlayışınızı, iç dünyanızı, olduğunuz kişiyi doğru aktardığınız müddetçe asla bulamadığınız kafa dengi insanları burada bulmanız uzun zaman almayacaktır. umarım yeni gelenler ve hala burada olanlar için hayatımızın sonuna kadar güzel bir hatıra olarak kalmayı sürdürür omüdedikodu, kendinize çok iyi bakın.
en azından bir konuya ilgi duyan birazcık bilgi sahibi olan,karşılıklı sohbet edebilen, fikir alış verişi yapabilen ve starbaks kahvelerini adı gibi bilmeyen insanlarla konuşma kararı aldım bakalım nasıl olacak? benim için büyük bir ilerleme çünkü bundan önceki kararım insanlarla konuşmamaktı.
Omü Dedikodu