naber gelmedi senden bir haber merak ettim diyen ünlü düşünür hande yenerin sözleriyle giriş yapmak istedim… gidiyoruz geliyoruz ve her şey bıraktığımız yerde. bayılıyorum bu siteye seni hiç yormuyor üzmüyor. şimdilerde twitter’da ütücülük yapsam da zamanında burada kafa ütülediğim kadar iyi işçilik çıkaramıyorum :((( ay çok yaşlandım ya üzüntüden bayılasım falan geliyor bazen. utanmasam 30 yaşında olacağım… benim için tam bir hayal kırıklığı. 27 yaş sonrasını yaşamak zorunda kalmam kıyamet falan kopar sanmıştım. rezalet gerçekten!!! allahım hesap sormak gibi olmasın ama bizim bir kıyamet vardı??? neyse şimdi benim yaş bunalımım yüzünden yeni evlenecek genç arkadaşlar ve yaşamaktan mutlu insanlar mağdur olmasın. kıyameti manifestlemiyorum rahat olun. bu arada manifestin yeni şarkısı süper olmamış mı? soru sormadım sakın cevap vermeyin. ajda pekkan olaaaay olmuş. sizi seviyorum (hepinizi değil) hoşça kalın 💋
çok fazla yeni üyemiz ve mesajları var. hepsini anasayfaya yetiştirmeye çalışıyorum. ama olmuyor. sabrınız için teşekkürler. yeni gelmedik geri geldik.
yeni gelmedik, geri geldik… selamlar çiçeklerim🫶🏻
1.5 ay önce çinden sipariş ettiğim süngerboblu şarap tıpam geldi ama 1 hafta önce istanbuldan sipariş ettiğim 3 tane kitap gelmedi moralim çok bozuk .kargo aracı gördüğümde kargo takip numaramı bağırıp önüne atlamamak için çok zor tutuyorum kendimi deli ettiniz lan yeter getirin kitaplarımı.
merhaba dedikodu ailesi !
buralarda dolanmayalı çok uzun zaman oldu. burası ne kadar değişmiş geyiği yapmak isterdim fakat hiçbir şey değişmemiş. benim hayatım bir tık değişti diyebilirim. merak etmeyin, ağlamaya gelmedim zira her şey daha güzel. bir süredir yalnız yaşıyorum misal. bunun pek güzel tarafı yokmuş doğrusu ama en azından gece ikiye üçe dek ukulelemle dolanabiliyorum. yeni ve güzel arkadaşlıklar edindim ki benim için en güzeli de bu.
yine bir süredir tegv' e gidiyorum, çocuklarımdan koşup gelip bu yavruma sığındım. allı morlu sevimli gideyim, bugün beni yormasınlar dedim ama bahar ayı çocuklara yaramış, sürünerek eve döndüm. melek gibi olmuşsun iltifatımı da aldım bu arada, bana papatyam diyen minik bir yakışıklı var, sahiden mest oluyorum. dünyayı çocuklara verelim !
ve evet sonunda ukulele aldım. kendime doğum günü hediyemdi fakat sabırsızlıkta bir dünya markası olduğumdan, doğum günümden hayli önce sipariş ettim. bütün gün elimde ukulele, miyavlayarak dolanıyorum dgjfg
başlangıç için uygun gibi, umarım daha güzelleri hepimizin olur !
buralarda dolanmayalı çok uzun zaman oldu. burası ne kadar değişmiş geyiği yapmak isterdim fakat hiçbir şey değişmemiş. benim hayatım bir tık değişti diyebilirim. merak etmeyin, ağlamaya gelmedim zira her şey daha güzel. bir süredir yalnız yaşıyorum misal. bunun pek güzel tarafı yokmuş doğrusu ama en azından gece ikiye üçe dek ukulelemle dolanabiliyorum. yeni ve güzel arkadaşlıklar edindim ki benim için en güzeli de bu.
yine bir süredir tegv' e gidiyorum, çocuklarımdan koşup gelip bu yavruma sığındım. allı morlu sevimli gideyim, bugün beni yormasınlar dedim ama bahar ayı çocuklara yaramış, sürünerek eve döndüm. melek gibi olmuşsun iltifatımı da aldım bu arada, bana papatyam diyen minik bir yakışıklı var, sahiden mest oluyorum. dünyayı çocuklara verelim !
ve evet sonunda ukulele aldım. kendime doğum günü hediyemdi fakat sabırsızlıkta bir dünya markası olduğumdan, doğum günümden hayli önce sipariş ettim. bütün gün elimde ukulele, miyavlayarak dolanıyorum dgjfg
başlangıç için uygun gibi, umarım daha güzelleri hepimizin olur !
karakter sınırı koymanın zamanı gelmedi mi sence de? @admin
çizgi roman siparişim yine stokta bulunmadığı için reddedildi. neyse ki nadir' de aranırken ingilizcesini gördüm ve neden aklıma gelmedi ki ?! diyerek yapışıp aldım. umarım bu kez de hayal kırıklığına uğramam. benim kadar basit zevkleri olan başka bir varlık daha yoktur fakat gelin görün ki bir kitaba ulaşmak için dahi savaş vermem gerekiyor.
ve sevgili oğuz atay, senin gibi yazmak ne kadar zorsa senin için yazmak da o denli zor. '' şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim. '' diyerek, yine senin sözlerinle affına sığınayım. iyi ki kelimelerine dokunmamıza imkan tanımış hayat. hala, neredeyse her gün fotoğrafını öpüyorum. benimki de böylesi bir tedrici intihar !
güzel marmara' nın sözleriyle, bir veda daha sana :
yabancıların en yakınıydın sen !
ve sevgili oğuz atay, senin gibi yazmak ne kadar zorsa senin için yazmak da o denli zor. '' şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim. '' diyerek, yine senin sözlerinle affına sığınayım. iyi ki kelimelerine dokunmamıza imkan tanımış hayat. hala, neredeyse her gün fotoğrafını öpüyorum. benimki de böylesi bir tedrici intihar !
güzel marmara' nın sözleriyle, bir veda daha sana :
yabancıların en yakınıydın sen !
varyaaa artık kime güvenip kime güvenemiceğimi bilemiyorum artık neden derseniz arkadaşlarım deseniz ne zaman başı sıkışsa yanlarında oldum borç istediler verdim şu tarihte kesin dediler tarih geldi ses gelmedi maddiyat a okadar takılmadımda o borç içinmiydi dostluk gösterişi. sevdiğim kişiden ayrıldım ayrılmadan önce seni çok özledim seviyorum diyen bir gün sonra sebepsizce ayrılmak istedi neymiş efendim herşey eskisi gibi deilmiş 1 günde anlamış yani ne dostum ne sevdiğim kaldı herkes olmuş oyuncu kimse kimsenin kalbini kırmaktan korkmaz olmuş sonumuz hayrolaaa 😔
tukenen umutlar ve yozlasmanin esigi
belki duzelir diye umutla bekledim yazmadim yazmadim fakat..spor basta olmak uzere pek cok alanda kendimi gelistirmeyi ilerletmeyi dusundugum 45+ gun icimdeki alayci sesi hakli cikardi ve tembellikle yabanci dizilerle melankolik ruh haliyle gecti 45 gunde o kadar az disari ciktim o kadar yozlastim ki kimseyi istemiyorum etrafta.bunlarda yetmezmis gibi trk harcligim olan kredimin yarisini iddia kuponlarina harcadm ve kaybettim
bugun eski sanal bir arkadasmla konustum en son aylar once konusmustum kendisiyle.beni liseden beri tanir lisedeki hallerimi bilen tek tuk insanlardan biri.hayata karsi daima pozitif ama nefreti anlayamiyor.bazi dedikleri dogru olsada her seyin toz pembe olmaginu bilmiyor bende ona bunu soylemedim cehaletiyle mutlu kalsn diye.onlarfa dikeni yutmak ve o dikenleri zorla sana yutturanilari affetmek.hayur anlayamaz..
nefretimi sindiremiyordum ve artik nefret yerini vazgecise birakti ciddi psikojik yardim olmadan hatta belkide psikiyatrik tedavi olmadan iyilesmem mumkun degil.
kendimi kaldirmak hareket etmek istemiyorum hicbir seyi dusunmek istemiyorum hicbir sekilde bir otorite altina girmek istemiyorum baskilandigimda oyle nefretle ofkeyle doluyorum ki belkide bir gun cinnet gecirecek cinayet isleyecegim.ofke kontrolum yok izledigim film donuyor diye tabletin ekranini isirarak catlattim dokunmatiginu bozdum.hicbir sey olamayacagima artik emin olma noktasina geldim tum umutlarim sonmekte ve tum bunlara ragmen hayata karsi kahkaha atmaktayim.
bugun arkadasim seni ne mutlu edebilir diye sordu ve cevap veremedim.uzun zamandir sorgulamamistim bunu hatta dusunmemistim
hicbir sekikde tatmin olamiyorum icimi kemiren kederle karisik duygular var sanirim nefrete ve kine karsi hala vicdanim dayanmaya calisiyor.vicdanimi fakir yasli eli ayagi titreyen ve buna ragmen cabalayan calisan zavalli bir dedeye benzetiyorum.ona bosuna umut besledigini soyluyorum ama o hala cabaliyor.aslinda bu acidan annemede benziyor.2 adet asla basarili olamayacak ezik cocuklari icin babam gibi bir pislige umutla inancla katlanan sagligi hizla kotuye giden bizim icin cabalayan zavalli cahik anneme..
hayatla hic karsi karsiya gelmedim.hep rahatlik ve tembellikle yasadim ve psikolojim oyle coktu ki hayat gercek anlamda basladigi an pes edecegime eminim.belki uzayan okulumu bitirmem icin kredim kesildiginde ve calismak zorunda kaldigimda belki askerlikte belki oncesinde..
sorumluluklarimi insanlari hicbir seyi istemiyor hepsine hukmetmek istiyorum ama hepsinin karsisinda kendimi ezik aptal hisserittigimden tembellige ve kedere siginiyorum.bu durumsa bana ofkeden nefretten ve acidan baska bir sey vermiyor
hayatimin en guzel yillari curuyor vicdanim dahada zayifliyor duygularim dahada siliklesiyor ve nefretim ofkem hukmetme arzum dahada artiyor.vicdanimsa kotu sona engel olmak icin bana keder veriyor.hayir hayir bir turlu oturtamiyorum bir turlu olmuyor bir seyler yanlis bir seyler eksik
hicbir seyden tatmin olamiyorum nedir bu hayatin tatmin kaynagi.guc ve hukmetme istiyorum arzularimi tutkularimi istiyorum tum baskiladigim.yasayamadigim.her seyi doruklarda istiyorum intikam istiyorum ama bunlara ulastigimi hayal ettigimde bile bir seyler eksik kaliyor hep
hicbir savas insanin ic dunyasinda verdigi savas kadar zor ve aci verici olamaz
belki duzelir diye umutla bekledim yazmadim yazmadim fakat..spor basta olmak uzere pek cok alanda kendimi gelistirmeyi ilerletmeyi dusundugum 45+ gun icimdeki alayci sesi hakli cikardi ve tembellikle yabanci dizilerle melankolik ruh haliyle gecti 45 gunde o kadar az disari ciktim o kadar yozlastim ki kimseyi istemiyorum etrafta.bunlarda yetmezmis gibi trk harcligim olan kredimin yarisini iddia kuponlarina harcadm ve kaybettim
bugun eski sanal bir arkadasmla konustum en son aylar once konusmustum kendisiyle.beni liseden beri tanir lisedeki hallerimi bilen tek tuk insanlardan biri.hayata karsi daima pozitif ama nefreti anlayamiyor.bazi dedikleri dogru olsada her seyin toz pembe olmaginu bilmiyor bende ona bunu soylemedim cehaletiyle mutlu kalsn diye.onlarfa dikeni yutmak ve o dikenleri zorla sana yutturanilari affetmek.hayur anlayamaz..
nefretimi sindiremiyordum ve artik nefret yerini vazgecise birakti ciddi psikojik yardim olmadan hatta belkide psikiyatrik tedavi olmadan iyilesmem mumkun degil.
kendimi kaldirmak hareket etmek istemiyorum hicbir seyi dusunmek istemiyorum hicbir sekilde bir otorite altina girmek istemiyorum baskilandigimda oyle nefretle ofkeyle doluyorum ki belkide bir gun cinnet gecirecek cinayet isleyecegim.ofke kontrolum yok izledigim film donuyor diye tabletin ekranini isirarak catlattim dokunmatiginu bozdum.hicbir sey olamayacagima artik emin olma noktasina geldim tum umutlarim sonmekte ve tum bunlara ragmen hayata karsi kahkaha atmaktayim.
bugun arkadasim seni ne mutlu edebilir diye sordu ve cevap veremedim.uzun zamandir sorgulamamistim bunu hatta dusunmemistim
hicbir sekikde tatmin olamiyorum icimi kemiren kederle karisik duygular var sanirim nefrete ve kine karsi hala vicdanim dayanmaya calisiyor.vicdanimi fakir yasli eli ayagi titreyen ve buna ragmen cabalayan calisan zavalli bir dedeye benzetiyorum.ona bosuna umut besledigini soyluyorum ama o hala cabaliyor.aslinda bu acidan annemede benziyor.2 adet asla basarili olamayacak ezik cocuklari icin babam gibi bir pislige umutla inancla katlanan sagligi hizla kotuye giden bizim icin cabalayan zavalli cahik anneme..
hayatla hic karsi karsiya gelmedim.hep rahatlik ve tembellikle yasadim ve psikolojim oyle coktu ki hayat gercek anlamda basladigi an pes edecegime eminim.belki uzayan okulumu bitirmem icin kredim kesildiginde ve calismak zorunda kaldigimda belki askerlikte belki oncesinde..
sorumluluklarimi insanlari hicbir seyi istemiyor hepsine hukmetmek istiyorum ama hepsinin karsisinda kendimi ezik aptal hisserittigimden tembellige ve kedere siginiyorum.bu durumsa bana ofkeden nefretten ve acidan baska bir sey vermiyor
hayatimin en guzel yillari curuyor vicdanim dahada zayifliyor duygularim dahada siliklesiyor ve nefretim ofkem hukmetme arzum dahada artiyor.vicdanimsa kotu sona engel olmak icin bana keder veriyor.hayir hayir bir turlu oturtamiyorum bir turlu olmuyor bir seyler yanlis bir seyler eksik
hicbir seyden tatmin olamiyorum nedir bu hayatin tatmin kaynagi.guc ve hukmetme istiyorum arzularimi tutkularimi istiyorum tum baskiladigim.yasayamadigim.her seyi doruklarda istiyorum intikam istiyorum ama bunlara ulastigimi hayal ettigimde bile bir seyler eksik kaliyor hep
hicbir savas insanin ic dunyasinda verdigi savas kadar zor ve aci verici olamaz
mutlu geceler gençler. nasılsınız? ben yorgunum yahu. üstümden bir kitap fuarı geçti. sadece kitap fuarı geçse de iyi, koşturuyorum sabahtan beridir. normalde bugün sadece 1 dersim var öğleden sonra. ama fuar olduğu için sabah 8'deki dersine yetişmeye çalıştım ve geç kaldım. uyanır uyanmaz yataktan fırlayıp yetişmek zorunda olmak iyi bir şey değil bence. hani diyorlar ya uyanınca güneşi selamlayın falan diye. bunu söyleyenler bizim güneşten önce uyanıp okul yolu düz gider eşliğinde toplu taşımada nefessizlikten öldüğümüzü görüyorlar mı acaba. sinirlendim bak, neyse. derse girip çıktıktan sonra kantinde takıldım biraz, mühendisliğe uğramam gerekiyordu oraya uğradım ve r11'e attım kendimi. travayda da uyumuşum zaten. taa üniversiten tekkeköye kadar en az yarım saat kısalttım. bu sene ilk defa yalnız gittim fuara. benim okuyan bir çevrem yok. olanlarda ya dersleri vardı, ya başka nedenlerle gelmediler. girdim içeri adetim olduğu üzere stantları dolaştım öncelikle. neler var neler yok baktım. sonra bir çay içip kafamda biraz kurguladıktan sonra başladım alışverişe. bu senenin şampiyonu iş bankası yayınlarıydı benim için. adamlara her fuarda bir kaç defa uğramadan yapamıyorum. İş bankası yayınlarında hem kitaplar baskı ve çeviri olarak çok kaliteli, hem de çalışanlarla muhabbet edip kitaplar hakkında konuşabiliyorsunuz. kitaplar hakkında konuşmayı ve dinlemeyi severim zaten. kitabı bilmeme gerek yok. bilen biri sohbet tarzında anlatsın kitabı yeter. İş bankası çalışanları da bunu gayet güzel yapıyor zaten. bir de sel yayınevinde çalışan bir kardeş de kitaplar hakkında güzel bilgiler verdi. İthaki'ye gittim, oradaki çalışana ilk defa bilim-kurgu okuyacağım ne tavsiye edersiniz diye sordum, yanımdaki müşteri de kitap önerdi. can yayınlarından bir kaç tane aldım. İlgimi çekmedi kitapları. çoğu geçen seneki kitapların aynısıydı sanki. diğer kitapevlerini de gezdim ve toplam 18 tane yepisyeni kitabım oldu. bu fuardaki tek eksiğim yalnız gitmemdi. kitaplar hakkında konuşabileceğim, heyecanla gösterebileceğim, anlatabileceğim birileri yoktu yanımda. İş bankası yayınları çalışanların güzel sohbeti de olmasaydı sanırım sus pus gidip gelecektim. ama fuarda geçirdiğim 3.5 saati komple iş bankasında geçirmedim ki. İnşallah bir sonrakine istediğim ile giderim. fuardan gelince de dizerim üst üste kitaplarımı, onlara bakarım öyle uyurum mutlu mutlu. yeni yeni görünce onları içim huzur doluyor. bir de kahvem olsaydı iyi olacaktı şimdi. kahvem bitmiş yahu. halbuki bu yorgunluğa ne de iyi gelirdi. hepinize iyi geceler dostlarım. bir an önce siz de gidin de o ortamın güzelliğini doyasıya yaşayın... :)
bugün fazlasıyla buruk bir doğumgünü :) arkadaş dediğim onca insanın aklına dahi gelmedim,sonra arkadaşlarımın doğumgününü biliyor olmamdan dolayı kendimi aptal hissediyorum,ben mi çok vefalıyım yoksa dünya mı vefasız anlamadım gitti,hiç ummadığım insanlar iyiki doğdun derken en yakınım dediğim insan,çıkarına ters düştüğüm için bırakın doğumgününü kutlamayı kelam etmiyor:) öyle işte sayın buraya üyeler,kimseye eyvallahınız olmasın valla,yarına kim kiminle nerede olacağı belli olmuyor,siz siz olun dünyanın tadını tek başına çıkarın!ne demişler,ölürken de doğarken de tek başına olanın yaşarken de kimseye ihtiyacı olmaz. hayırlı akşamlar.
yine geldim, ama elim boş gelmedim. gelemedim.
herkese yeniden merhaba.
belki "sevgi, aşk" konuları sinirinizi bozup, "yine mi yaa" diyip okumadan geçiyorsunuzdur.
öncelikle bu konuda hassas olanlardan özür dileyerek başlıyorum.
kısa zaman önce salı günü gördüğüm bir kızın sınıfını öğrenmek için bütün ders programlarını analiz ettiğimi söylemiştim ve bulmuştum da.
bugün sağlamasını yaptım ve sonuç doğruydu, muhasebe 2 gündüzdü ve a şubesiydi. evde "ya ben bu kızın yanına gidip artık konuşucam, tanışıcam" diyorum ama bugün onu gördüğümde elim ayağım boşaldı, sandalyeye zor tutundum.
geçen hafta onu tek gördüm ama aşırı derecede hızlı yürüyordu. anlam veremedim, dizim sakat, yetişemiyorum...
evet, o salı günü ilk defa gözgöze geldik, artık unutamıyorum.
korkuyorum;
tanışmaktan. (reddedilmekten değil.)
hani belki erkek arkadaşı vardır, yanlış anlaşılırız, öyle ya; öğrenemiyorsun...
adına, ulaşamadım. hergün buralara gelip bakıyorum; yoksun...
aşk acısı değil bu, tanışamamak...
görmezsin ki, göremezsin çünkü; umrunda olmayan biri...
bugün daha yakından baktım gözlerine, sonunda kafanı kaldırabildin...
belki de bu yazdıklarım saçmadır...
bugün neredeyse hiç bakmadı...
belki de o buralara hiç gelmedi, gelmeyecek...
ne kadar sürç-i lisan ettikse affola...
belki "sevgi, aşk" konuları sinirinizi bozup, "yine mi yaa" diyip okumadan geçiyorsunuzdur.
öncelikle bu konuda hassas olanlardan özür dileyerek başlıyorum.
kısa zaman önce salı günü gördüğüm bir kızın sınıfını öğrenmek için bütün ders programlarını analiz ettiğimi söylemiştim ve bulmuştum da.
bugün sağlamasını yaptım ve sonuç doğruydu, muhasebe 2 gündüzdü ve a şubesiydi. evde "ya ben bu kızın yanına gidip artık konuşucam, tanışıcam" diyorum ama bugün onu gördüğümde elim ayağım boşaldı, sandalyeye zor tutundum.
geçen hafta onu tek gördüm ama aşırı derecede hızlı yürüyordu. anlam veremedim, dizim sakat, yetişemiyorum...
evet, o salı günü ilk defa gözgöze geldik, artık unutamıyorum.
korkuyorum;
tanışmaktan. (reddedilmekten değil.)
hani belki erkek arkadaşı vardır, yanlış anlaşılırız, öyle ya; öğrenemiyorsun...
adına, ulaşamadım. hergün buralara gelip bakıyorum; yoksun...
aşk acısı değil bu, tanışamamak...
görmezsin ki, göremezsin çünkü; umrunda olmayan biri...
bugün daha yakından baktım gözlerine, sonunda kafanı kaldırabildin...
belki de bu yazdıklarım saçmadır...
bugün neredeyse hiç bakmadı...
belki de o buralara hiç gelmedi, gelmeyecek...
ne kadar sürç-i lisan ettikse affola...
oha bu benim aklıma daha önce niye gelmedi
odamda part time eğlenecek 1.80 boyunda taş gibi hatun aranıyor 😎
mesaj falan gelmediği halde mesajlara girdiğim an gelen mesajını seviyorum sanırım...
ulan dün gece ürüyamda hiç aklımda olmayan biriyle sevgili olduğumuzu gördüm lan ne güzel olurdu falan diyorum uyandıktan sonra yine uyuyup aynı ürüyayı görmek istedim ama göremedim sonrası gelmedi sonra aklımda kurmaya başladım nasıl olurdu gibisinden. şimdi bi kaç kişi dicek ki ne salak çocuk rüyaya inanıyor vs vs ama mesele inanmak değil sadece çok mutluydum belki de son aylarda gördüğüm en güzel rüyaydı ve bunu sizinle paylaşmak istedim 😃😃😃
sistem hala gelmedi mi arkadaşlar ?
bugün bi kadınla konuşurken "kurban tam bir katliam biz onun yerine fakirlere para veriyoruz gitsinler kendileri alsınlar etlerini kasaptan" dedi. allah allah çok enteresan bi fikir aslında arkadaşlar hiç böyle yapmak aklımıza gelmedi yav bak sen şu işe . kasabın önüne de gökten kesilmiş olarak geliyodur muhtemelen. 😔
arkadaşlar biraz uzun bir yazı ama bir solukta okuyacağınızı düşünüyorum. hepimizin hemen hemen her gün yaşadığı hislerimize tercüman olmuş.
"sen adam değilsin, yoksun dünyada"
çocukluğuyla gençliği yeşilköy köşklerinde geçmiş, eski bir İstanbul efendisi olan kırçıl bıyıklı tarık bey: - her sabah evden çıkarken o gün karşılaşacağım tüm davranışlarla sözlerin; bana kişi olarak var olmadığımı, yürüyen, kıpırdayan bir insan gölgesi dahi sayılamayacağımı, tekrar tekrar ihtar edeceğine; kendimi hazırlayarak adımımı atıyorum sokağa, dedi.
güngörmüş, hoşsohbet bir adamdı tarık bey:
- köşede gazete de satan, gedikliden emekli, suratsız bir tütüncü var. gazete almak için önce ona uğruyorum. paramı hazırlayarak, "günaydın" diye tütüncüden gazetemi istiyorum. selamımı almadan dükkânının içinde ayran, yahut süt şişelerini düzeltmeye devam ediyor. bir garip tad alıyor, beni görmezlikten gelip, adam yerine koymamaktan. yani tavırlarıyla, "sen yoksun, mevcut değilsin", demek istiyor. ben de içimden tekrarlıyorum. "ben yokum, mevcut değilim..." ama yine de gazeteyi uzatmasını bekliyorum. beni adam yerine koymadığını kanıtlayacak süre, kendince geçince; kafasının dağılmasını istemeyen bir atom bilgini özensizliğiyle, yüzüme bile bakmadan gazeteyi alıp uzatıyor.
tarık bey gözlüklerinin arkasından kıskıs gülerek, tütüncünün gazeteyi nasıl alıp uzattığını gösteriyordu.
elimde gazete, dolmuş durağına gidiyorum. durak her zaman kalabalık oluyor. kimsenin sırasını çalmadığımı gösterecek bir yerde duruyorum. derken bir dolmuş geliyor, bütün bekleşenler kapılara üşüşüyor; binen biniyor, binemeyen kalıyor. ben sıram gelmediği kanısıyla acele etmiyorum. bir dolmuş daha geliyor. benden sonra gelenler de, kapılara üşüşenlerin arasına katılıyor. biliyorum ki, kimse bana "buyrun, sıra sizde", demeyecek. bazen artık sıramın geldiği inancıyla ben de, yeni gelen bir dolmuşun kapısına doğru seyirtiyorum. ya sert bir omuz darbesi iniyor göğsüme, ya arkadan gelip içeri girmek için eğilen birinin kalçası dayanıyor karnıma. kişiler mekanik bir itip kakmanın ortaklığında, bana "sen yoksun, mevcut değilsin", diyorlar. ben de içimden tekrarlıyorum: "ben yokum, mevcut değilim." sonunda geç de olsa, biniyorum dolmuşa. benden önce inecekler, şoföre, "şurada dur!" diyorlar. bu aynı zamanda bana, "sen de in de rahat çıkalım", demek. ben de araba durunca, hemen yere iniyorum; yanımda oturanın çıkmasını bekliyorum. onlar yine yüzüme bile bakmadan çekip gidiyorlar. yani adam yerine koymuyorlar beni. bir anlamda, "sen yoksun, yeryüzünde var değilsin", demek istiyorlar. ben de içimden, "ben yokum, yeryüzünde var değilim", diyorum.
tarık bey, kendiyle yahut İstanbul'un hoyratlığıyla eğlenir gibi sigarasını yakıyordu ve gözlüklerinin arkasından devam ediyordu kıs kıs gülmeye:
- İneceğim yere gelince, "şoför efendi durur musunuz?" diyorum. bazısı duruyor, bazısı duymazlıktan gelerek, müşteri gördüğü yere kadar gidip, orada duruyor. bazısı, "haydi yahu acele et, işimiz var", diyor. ben hepsine inerken, "teşekkür ederim", diyorum. çoğunlukla cevap vermeden gazlıyorlar. birini rahatsız ederek inersem, ona da teşekkür ediyorum. o da genellikle cevap vermiyor. ben daha evden çıkarken, yok sayılacağımı bildiğim için, asla yadırgamıyorum bunları. gayet normal karşılıyorum. sade bana değil, herkes birbirine "sen yoksun, insan olarak bir sıfır kadar bile değerin yok", demekten hoşlanıyor. bayılıyorlar birbirlerini adam yerine koymamaya. bu arada ben de, payımı alıyorum. ama ben direnip, ille de varım diye inatlaşmıyorum. "yokum, mevcut değilim", diye devam ediyorum günlük serüvenime.
tarık bey keyifli keyifli tüttürüyordu sigarasını: - dolmuştan inince karşı kaldırıma geçerken, iki üç taksiyle özel arabadan mutlaka sesler yükseliyor: "sallanmasana moruk!", "yürüsene ulan ihtiyar!", "geç hadi geç, teneşir horozu!". ben hep yaya geçidinden geçtiğim için, beklediklerine kızıyorlar. varmış gibi yürümem, sinirlendiriyor onları. yok olduğumu, var olmadığımı hatırlatmak istiyorlar bana. ben de "merak etmeyin, yokum, var değilim", diye geçiyorum karşı kaldırıma. bazen oralarda bir trafik polisi duruyor. çok seviyorum o polisi. çünkü o da, şoförlerin var olmadığı kanısında. onlara, "bas ulan geri!", "kör müsün ulan ayı!" diye bağırıyor. arada bir de, sinek kovalar gibi hiçbirinin suratına bakmadan eliyle, "geç geç" yapıyor. yani şoförler beni, polis de şoförleri adam yerine koymuyor. herhalde komiseri de, polisi adam yerine koymuyordur.
tarık bey bir günlük yaşam serüvenini en ince ayrıntılarıyla akide şekeri emer gibi, tadını çıkara çıkara anlatıyordu:
- çalıştığım işhanına geliyorum. elektrik kesik değilse asansöre biniyorum. asansöre binenler gençse; bir elleri pantolon ceplerinde, bir kaşları kalkık oluyorlar. taşralıysalar; pos bıyıklı, tıknaz, pantolonları göbeklerinin altına düşmüş, önleri açık oluyorlar ve kasıtlı biçimde, kimseye önem vermez görünmek istermiş gibi, yüksek sesle konuşuyorlar. ben yine biliyorum ki, herkesin tavrı, kimseyi adam yerine koymama üstünedir ve şişkindir. ben hemen sigara kâğıdı gibi iyice yapışıyorum asansörün dip duvarına. "ben zaten yokum, dünyada mevcut değilim", diyorum. asansörden çıkarken kimse kimseye ne yol, ne selam veriyor. kimse de kapıyı arkadan gelenin suratına çarpmasın diye, usturuplu tutmuyor. ağıldan çıkar gibi çıkıyor öyle.
tarık bey sigarasının izmaritini tablada söndürdü: - akşam eve dönerken de yine aynı şey. kalabalığın bireyleri bıkıp usanmadan, "sen yoksun, yeryüzünde var değilsin", demeyi sürdürüp gidiyorlar. ben de "ben yokum, var değilim", diye mırıldanmaya devam ediyorum içimden. adam yerine konmamak insanın gücüne gider, değil mi? benim hiç gitmiyor. bir toplumun kendi kendini adam yerine koymamakta inatlaştığı dönemlerde, kimleri adam yerine koymaya kalktığını biliyorum çünkü.
tarık bey bir sigara daha yaktı:
- İstanbul bin beş yüz yıllık bir başkenttir, dedi. gönül bütün birikiminin, haliç'in dibindekilerden ibaret olmamasını isterdi.
çetin altan
"sen adam değilsin, yoksun dünyada"
çocukluğuyla gençliği yeşilköy köşklerinde geçmiş, eski bir İstanbul efendisi olan kırçıl bıyıklı tarık bey: - her sabah evden çıkarken o gün karşılaşacağım tüm davranışlarla sözlerin; bana kişi olarak var olmadığımı, yürüyen, kıpırdayan bir insan gölgesi dahi sayılamayacağımı, tekrar tekrar ihtar edeceğine; kendimi hazırlayarak adımımı atıyorum sokağa, dedi.
güngörmüş, hoşsohbet bir adamdı tarık bey:
- köşede gazete de satan, gedikliden emekli, suratsız bir tütüncü var. gazete almak için önce ona uğruyorum. paramı hazırlayarak, "günaydın" diye tütüncüden gazetemi istiyorum. selamımı almadan dükkânının içinde ayran, yahut süt şişelerini düzeltmeye devam ediyor. bir garip tad alıyor, beni görmezlikten gelip, adam yerine koymamaktan. yani tavırlarıyla, "sen yoksun, mevcut değilsin", demek istiyor. ben de içimden tekrarlıyorum. "ben yokum, mevcut değilim..." ama yine de gazeteyi uzatmasını bekliyorum. beni adam yerine koymadığını kanıtlayacak süre, kendince geçince; kafasının dağılmasını istemeyen bir atom bilgini özensizliğiyle, yüzüme bile bakmadan gazeteyi alıp uzatıyor.
tarık bey gözlüklerinin arkasından kıskıs gülerek, tütüncünün gazeteyi nasıl alıp uzattığını gösteriyordu.
elimde gazete, dolmuş durağına gidiyorum. durak her zaman kalabalık oluyor. kimsenin sırasını çalmadığımı gösterecek bir yerde duruyorum. derken bir dolmuş geliyor, bütün bekleşenler kapılara üşüşüyor; binen biniyor, binemeyen kalıyor. ben sıram gelmediği kanısıyla acele etmiyorum. bir dolmuş daha geliyor. benden sonra gelenler de, kapılara üşüşenlerin arasına katılıyor. biliyorum ki, kimse bana "buyrun, sıra sizde", demeyecek. bazen artık sıramın geldiği inancıyla ben de, yeni gelen bir dolmuşun kapısına doğru seyirtiyorum. ya sert bir omuz darbesi iniyor göğsüme, ya arkadan gelip içeri girmek için eğilen birinin kalçası dayanıyor karnıma. kişiler mekanik bir itip kakmanın ortaklığında, bana "sen yoksun, mevcut değilsin", diyorlar. ben de içimden tekrarlıyorum: "ben yokum, mevcut değilim." sonunda geç de olsa, biniyorum dolmuşa. benden önce inecekler, şoföre, "şurada dur!" diyorlar. bu aynı zamanda bana, "sen de in de rahat çıkalım", demek. ben de araba durunca, hemen yere iniyorum; yanımda oturanın çıkmasını bekliyorum. onlar yine yüzüme bile bakmadan çekip gidiyorlar. yani adam yerine koymuyorlar beni. bir anlamda, "sen yoksun, yeryüzünde var değilsin", demek istiyorlar. ben de içimden, "ben yokum, yeryüzünde var değilim", diyorum.
tarık bey, kendiyle yahut İstanbul'un hoyratlığıyla eğlenir gibi sigarasını yakıyordu ve gözlüklerinin arkasından devam ediyordu kıs kıs gülmeye:
- İneceğim yere gelince, "şoför efendi durur musunuz?" diyorum. bazısı duruyor, bazısı duymazlıktan gelerek, müşteri gördüğü yere kadar gidip, orada duruyor. bazısı, "haydi yahu acele et, işimiz var", diyor. ben hepsine inerken, "teşekkür ederim", diyorum. çoğunlukla cevap vermeden gazlıyorlar. birini rahatsız ederek inersem, ona da teşekkür ediyorum. o da genellikle cevap vermiyor. ben daha evden çıkarken, yok sayılacağımı bildiğim için, asla yadırgamıyorum bunları. gayet normal karşılıyorum. sade bana değil, herkes birbirine "sen yoksun, insan olarak bir sıfır kadar bile değerin yok", demekten hoşlanıyor. bayılıyorlar birbirlerini adam yerine koymamaya. bu arada ben de, payımı alıyorum. ama ben direnip, ille de varım diye inatlaşmıyorum. "yokum, mevcut değilim", diye devam ediyorum günlük serüvenime.
tarık bey keyifli keyifli tüttürüyordu sigarasını: - dolmuştan inince karşı kaldırıma geçerken, iki üç taksiyle özel arabadan mutlaka sesler yükseliyor: "sallanmasana moruk!", "yürüsene ulan ihtiyar!", "geç hadi geç, teneşir horozu!". ben hep yaya geçidinden geçtiğim için, beklediklerine kızıyorlar. varmış gibi yürümem, sinirlendiriyor onları. yok olduğumu, var olmadığımı hatırlatmak istiyorlar bana. ben de "merak etmeyin, yokum, var değilim", diye geçiyorum karşı kaldırıma. bazen oralarda bir trafik polisi duruyor. çok seviyorum o polisi. çünkü o da, şoförlerin var olmadığı kanısında. onlara, "bas ulan geri!", "kör müsün ulan ayı!" diye bağırıyor. arada bir de, sinek kovalar gibi hiçbirinin suratına bakmadan eliyle, "geç geç" yapıyor. yani şoförler beni, polis de şoförleri adam yerine koymuyor. herhalde komiseri de, polisi adam yerine koymuyordur.
tarık bey bir günlük yaşam serüvenini en ince ayrıntılarıyla akide şekeri emer gibi, tadını çıkara çıkara anlatıyordu:
- çalıştığım işhanına geliyorum. elektrik kesik değilse asansöre biniyorum. asansöre binenler gençse; bir elleri pantolon ceplerinde, bir kaşları kalkık oluyorlar. taşralıysalar; pos bıyıklı, tıknaz, pantolonları göbeklerinin altına düşmüş, önleri açık oluyorlar ve kasıtlı biçimde, kimseye önem vermez görünmek istermiş gibi, yüksek sesle konuşuyorlar. ben yine biliyorum ki, herkesin tavrı, kimseyi adam yerine koymama üstünedir ve şişkindir. ben hemen sigara kâğıdı gibi iyice yapışıyorum asansörün dip duvarına. "ben zaten yokum, dünyada mevcut değilim", diyorum. asansörden çıkarken kimse kimseye ne yol, ne selam veriyor. kimse de kapıyı arkadan gelenin suratına çarpmasın diye, usturuplu tutmuyor. ağıldan çıkar gibi çıkıyor öyle.
tarık bey sigarasının izmaritini tablada söndürdü: - akşam eve dönerken de yine aynı şey. kalabalığın bireyleri bıkıp usanmadan, "sen yoksun, yeryüzünde var değilsin", demeyi sürdürüp gidiyorlar. ben de "ben yokum, var değilim", diye mırıldanmaya devam ediyorum içimden. adam yerine konmamak insanın gücüne gider, değil mi? benim hiç gitmiyor. bir toplumun kendi kendini adam yerine koymamakta inatlaştığı dönemlerde, kimleri adam yerine koymaya kalktığını biliyorum çünkü.
tarık bey bir sigara daha yaktı:
- İstanbul bin beş yüz yıllık bir başkenttir, dedi. gönül bütün birikiminin, haliç'in dibindekilerden ibaret olmamasını isterdi.
çetin altan
yeni kayit yapanlar e devletten sms geldi mi ya bana gelmedi 😒
Omü Dedikodu