limos
düğün davetiyesini görüp siteyi hatırladım… hayırlı uğurlu olsun minarliqueeee. İnşallah birbirinize güven ve huzur verdiğiniz mutlu bir yuvanız olur🤲🤲🤲 evlilik çok korkunç bir şey ama beraber üstesinden geleceğinize inanıyorum💪 allah yar ve yardımcınız olsun🌟🌸💜
mimarlique
cümleten selamlar, hepiniz iyisinizdir inşallah, senelik girdimiz bugüne nasipmiş. yıllar önce, hiç görmediğimiz insanlarla, sabahlara kadar güldük, eğlendik, çok güzel vakitler geçirdik, bugün oldu haftaya gerçekleşecek nikahıma davet ediyorum bu insanları, buraları hep hatırlamak ve bugün olduğu gibi her daim içimizi dökebilmek ümidiyle vesselam herkes iyi olsun, herkes için hayatta en iyisi olsun inşallah.
thor
özlemişiz şöyle uzun mantıklı yazıları. ama @zeze 'yi görüp yazdığın için 3 puan kırdım. sana puanım 2/5
themuallim
selamlar gönül dostlarım, tanıdık isimleri yeniden görünce tabi ki hemen buraya damlayacaktım😬
öncelikle herkese sevgiler, zeze’nin yazısını okudum biraz önce ve ben de kendime dair birkaç kelam etmek isterim müsaadenizle. şu sıralar kendi dünyamda daha sessiz ve karanlık bir noktadayım diyebilirim. kalbimi ağırlaştıran bu hissin geçici bir gölge olduğu bilincindeyim, geçeceğini biliyorum ama bilirsiniz ki bazen bilmek yetmiyor. elbette sonsuza kadar sürmeyecek ama bazı yaşadıklarımız kapanmayacak bir nokta gibi kalır ya içimizde bazen.. bunu sevmeyi ve kabullenmeyi öğrenmeye çalışıyorum. daha önce de bahsetmişim; en büyük idealim yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek ve sevmek diye. insan bunları yapınca her şey gönlünce olacak sanıyor ama bu erdemin karşımızdaki insanda da olması gerekiyormuş, benim de öğrendiğim ders bu oldu diyebilirim :) çok da boğmadan bitirmek istiyorum yazımı ama elbette unutmadan eklemek isterim ki @gamsizbaykus ‘a canı gönülden mutluluklar diliyorum. ve de eshefle kınıyorum @thor neden düğünde düet yapacağımızdan bahsetmiyorsun insanlara? üstelik turne için gelen kıymetli dostumuz tarkan bizden önce sahne alacak, sonra nikah masası düetimiz ile sizlerleyiz. 🤍
Akay
o kadar kötü insanlar var ki artık aklım almıyor. özellikle bakmadığım halde bir şekilde herkes konuştuğu için duyduğum, gördüğüm şeyler yüzünden moralim çok bozuk. ya biz kime nasıl güveneceğiz artık? sosyal medyadan da artık iyice nefret ediyorum. çok bilgilendirici şeyler var, evet. çok komik, tatlı videolar görüp yüzümüz de gülebiliyor, evet. ya da benim gibi pasta, yemek videoları izlemeyi seviyorsanız "ya insalar neler yapıyor ne güzel" diyeceğiniz bir sürü güzel paylaşımlar da görüyorsunuz, evet. ama terazide ağırlık diğer tarafa kaydı bence artık. hiç de iyimser değilim. ki bu konu da dahil olmak üzere genel olarak salaklık derecesinde polyannacı biriydim. ben bile son birkaç senede bu hale geldim. allah bizi yanımızdan geçen insandan hayatımızdaki insanlara kadar herkesten korusun. karşımıza hep iyi insanlar çıkarsın. bu zamanda çocuk büyüten anne babalara da yardım etsin işleri gerçekten çok zor.
Le Petit Mami
bu şahısı yarın omü'de görüp gülmeyin arkadaşlar. kendisi arzuladığı ve hayal ettiği tarza kavuşamadı ve bunun acısını inanın fazlasıyla hissediyor. şimdiden söylüyorum gülerseniz ağlarım. teşekkürler, iyi akşamlar.
ladylazarus
stefan zweig ve o dönemdeki insanlar uçağın icadıyla çok heyecanlanmışlar. zira uçakların, kaosu yaratan sınırları aşıp, ortadan kaldırarak barışı getireceğine inanıyorlarmış. aynı nesil, huzur getireceğine inandıkları o uçakların bombalar bırakıp, ülkeleri yerle bir ettiğine şahit olmuş.

ben de bazen tam olarak böyle hissediyorum, sınırlarımın aşılıp, değer verdiğim şeylerin infilak ettiğine şahit oluyorum.

camus' un aklımdan hiç çıkmayan satırları dönüyor beynimde : '' bir akşam, dalgın dalgın hoş bir kitabı karıştırırken, bir an bile duraksamadan: ' tutkulu ruhların çoğunda olduğu gibi, hayattaki inancının tükendiği an gelmişti. ' cümlesini okudum. bir saniye sonra, cümle içimde bir kez daha yankılanıyordu ve gözyaşlarına boğulmuştum. '' işte tam böyle bir anda, ağzınıza aldığınız bir yudum suyu, yüzünüzü kapatıp, defalarca denemenize rağmen yutamayışınızı nasıl açıklarsınız insanlara ? hıçkırıklarını tayin edemeyecek denli acılarından korkan insanlar bilemez yutkunmanın esasında bir savaş olduğunu. oraya buraya iliştirdiğim cümleleri , bana ait bir defteri yanlışlıkla eline alan insanlardan canhıraş saklamanın aciziyetini nasıl anlatırım ? en mahrem gizlerimi bilecek, benim gördüğüm gerçeği göreceklerini sanırım. oysa tüm mahremiyeti cümleleri olan bir insanın gizlerini kavrayamazlar.

insanların hüzünleri ve mutluluklarının sahteliği ve basitliğiyle afallıyorum, bu yüzden uzun süredir cümleleri yalnızca o an ' öyle söylenmesi gerektiği ' için kuruyorum. karşımda duran insanın ruh halinin bende yarattığı kayıtsızlık düşüncelerimi ve cümlelerimi engelliyor, içinde bulunduğum duruma vereceğim karşılığı yerine getirmeye zorluyorum kendimi. hatta bu bazı zamanlar o kadar suni bir şekilde gerçekleşiyor ki, cümle dahi kurmadan birkaç mimik ve belki bir sarılışla geçiştiriyorum. bu kayıtsızlık bir yandan beni memnun ediyor, gerçekleşmesi adına çabaladığım birkaç hayalim var , zamanımı ve düşüncelerimi bunlar için harcamayı yeğliyorum. bununla birlikte günlerim, her biri bir başka duyguyu yansıtan kendi portrelerim arasında hangisinin ben olduğuma karar vermekle geçiyor. bir sonuca varamıyorum zira hepsi benim. nitekim bu da bir sonuca tekabül etmiyor ve hepsi birleşip yalnızca bir silüet oluşturuyor. her gün görüp, derisinden öteye geçemediğimiz herhangi bir yüz.. herkesin gerçeğini ve acısını taşıyabiliriz fakat kendi gerçeklerimize vakıf olmanın acısını taşıyamayız. insanın kendini salt aynada görebilmesinin sebebi bu sanırım. ' kim kurtaracak beni var olmaktan ' diye fısıldıyor yazar.




aynadakinin çilleri var, benim yok.
ikizler
tüm gün boyunca yakıp kavurdu güneşin sıcağı yaz okuluna gelmiş şu kulları. evet. ben de yaz okuluna geldim. hem de ihtiyacım olmadığı halde geldim. bazı nedenlerim var tabi kendime göre. ama bu nedenlerden en büyüklerinden biri bu şehri gerçekten sevmem ve kendimi burada gerçekten iyi ve özgür hissetmem. her gün iyi ki de gelmişim diyorum zaten. ders bitip yurduma doğru yol aldığımda da tekrar kurdum bu cümleyi. geldim yurduma. yemeğimi yedim. sonra yine yapmayı sevdiğim şeylerden biri olan yemek sonrası yemekhane penceresinin önüne oturup öyle samsunu ve denizi izledim sessizce. ben öyle otururken bulutlar geldi, önce güneşi kapattılar sonra gökyüzünü kapladılar. ardından incecik bir sağanak boşalttılar ferahlamaya hasret şehrin üzerine. ben de bu fırsat deyip odama indim giyinip çıktım dışarı. ama yaz yağmuru. kısacık sürdü. olsun, hiç olmazsa ferahlamış yollarda yürümenin zevki bana kalmıştı. baya yürüdüm sokaklarda, çarşıda, meydanda. öylesine yürürken aklıma ne zamandır bir kitapçıya gitmek istediğim ama bir türlü gidemediğim geldi. ben de rotayı meydandaki d&r ye çevirdim. bu yaz okulunda hiç uğramamıştım. bana da çok iyi geldi hem. yeni çıkanları kurcaladım, eski olanlara defalarca bakmama rağmen bir kere daha baktım ilk defa bakıyormuş gibi. en son da dergiler bölümüne geldim. beni tanıyanlar bilir. kafkaokur dergisini pek bi severdim ben. uzun zamandır almayı bırakmıştım dergiyi. çizgilerini bozduklarını düşündüğüm için. artık hoşuma pek gitmiyordu dergi. eski tadı kalmamış gibiydi. ama bugün görünce tekrardan, dayanamadım aldım ben de. kararımdan vazgeçmeyeyim diye de gittim hemen ödedim parasını ve çıktım oradan. geldim bir çay ocağına söyledim açık, süzgeçli çayımı. açtım dergiyi göz attım şöyle. bazı sayfalar tanıdık geldi. çok sevindim onları görünce. eski dostumdu sanki. bazılarını yeni gibi görüp yadırgadım. daha yabancıyım onlara. bu yaşlanmanın bir alameti mi acaba. yeniye karşı yabancılık. sanmam. bence benim yabancılık çektiğim yenilik değil, haz aldığım şeylerin yerlerini gereksiz yere doldurmaya çalışanlara öfke. neyse yahu. benim yine öylesine yazasım geldi işte. bir ikizlerin çenesini tutumaması ve ona da tutulmamasını istemesi. hepinize mutlu geceler dostlarım. efil efil esen gecede tek sıcacık şey kalbiniz olsun...
Eleni
yazı karamsarlık içermektedir, okunmaması tavsiye edilir.

dedikten sonra; farklı hayatın farklı pencerelerine yelken açalım. her hayatı yansıtan farklı bir pencere. elindeki işleri bir kenara bırak ve birkaç saniyeliğine evleri gözetleyip yaşamlara bak. herkes kendi halinde, aynı evde birden fazla değişik pencere. hepsinin ayrı bir sıkıntısı, birkaç çuvaldızı, birkaç da iğnesi var. başkalarının derdini sahiplenmek isteyip kendi derdinden arınmak isteyenler, kabullenip kendi sorunları ile yaşamayı öğrenenler, tam öğrendim derken fire verip karamsarlığa tutulanlar. farklı farklı sorunsallar, farklı farklı çıkmazlar. kısa süreli hatalarla karşılaşmalar, altından kalkıp yoluna devam edenler, yükün altında ezilip sessizce can verenler. herkes birbirinden habersiz, haberdar olduklarını sanırken tesadüf eseri olayların gördüklerinden ibaret olmadığının farkına varanlar. benim bir pencerem var, senin bir penceren var, onun bir penceresi var. sadece 2 3 tanesinin varlığından haberdarsın, geri kalanlarından bihaber. İnsanlar ölüyor, insanlar diriliyor. çoğu diri görünürken ölmüş oluyor. kiminin namı ölü bedenini diri tutuyor.(İyi ya da kötü.) yaşamlara baktın mı? birkaç saniyeliğine. herkesin farklı hayatları olduğunu gördün mü? peki, devamını görüp onların yaşantısının içine girmek ister miydin, en derin kesimlerine hem de. İşlediğimiz günahların yazılmadığı evrelerde dünyada varolan kuklalar sanıyordum kendim dışındakileri. onları oynatan başkaları varmış gibi, oyun karakteri gibi. onların duygu ve düşünceleri yok sanıyordum. bir defasında isyan etmiştim, "sen beni sevmiyorsun, ben de artık seni sevmiyorum." küçüktüm. gözyaşlarımın bedeliydi kendimce. görmüyordum, duymuyordum, çektiğim acılarım yanıma hep zarardı. (evet evet oyuncak ayım kaybolmuştu.) bir insanın acı çekmesinin yaşı yok bence, her yaşta kendi payını alıyorsun. pişman olmuştum, kendim gibi pencerem de küçüktü. büyüdüm, değiştim, pencerem görüş açım için genişledi.(yeteri kadar değil.) İnsanların kukla olmadıklarını idrak ettim. onların da benim gibi penceresi varmış. saklı köşelerinde yatan mutlulukları, üzüntüleri. çok zaman altından kalkamayacağım yükleri sırtladığımı düşündüm, tam altında ezilecekken bana uzanan el ile ayağa kalktım. İntihar benim için kurtuluştu, sadece kendi penceremi kapatacaktım. sadece kendi odamı havasız bırakacaktım. yapacağım tek şey, oyuna son vermek olacaktı. zamanla kurtuluş olmadığını fark ettim. uzun bir zamanımı aldı diyebilirim. öğrendim ki; bir evin penceresiydim, bağlantım vardı. penceresi olduğum evin sadece penceresi olmayı bırakıp bakımsız penceresi olacaktım. İntihar etmiş olsaydım tabii. kapısı ölümle kilitlenmiş bir oda, yağmur yağacaktı, toz olacaktı, rüzgarlar esecekti, dört mevsim de ayrı ayrı zamanlarda yaşanacaktı. ölüm yüzünden o pencere hep eski gibi gösterecekti evi. şu an kapım da açık, pencerem de. ev yeni gibi görünüyor, hayatında yerim olanları üzmemiş oluyorum ama gözlerimi kapatınca aydınlıkta bulduğum karanlıkta herkesin yaşamı beni esir alıyor frank.
Артем
eveet hadi gelin toplaşın akıl sağlığımı kaybedişimi kutlayacağız, tertemiz delirdim arkadaşlar minnoş bünyem stresi, siniri kaldıramadı. olum bir insan fotoğraf görüp sinir krizi geçirir mi lan ben “niyeeeeaaaağğhh” diye bağırarak geçirdim benzin taşıyan tankerlerin üstünde yazan “ateşle yaklaşma” tarzı bir ibare hazırlayıp önüme arkama yapıştırıp sağda solda koşturmayı düşünüyorum başka deliren varsa katılabilir konvoy yaparız.
ladylazarus
bugün dedemi ziyarete gelen misafirlerin yanında iki oğlan çocuğu vardı, birinin saçları uzun kıvırcık o kadar şekerdi ki ! mıncırdım ama pek pas vermedi. rigbymi götürmek istediler dfgdf o benim köpeğim dedim, buldular beyaz beyaz pamuğumu. giderken de elimi öptü başına koydu jsddjg hayır birkaç beyaz tel çıktı diye bu muameleyi hak ettim mi sahiden ?? berhudar ol evladım.

dün dünya saati hareketi vardı, ışıkları kapatacaktık ajandama dahi yazmıştım lakin ajandam yanımda olmayınca tamamen unuttum, çok üzüldüm. barış özcan' ı severek takip ediyorum lakin şanışer' le düetini izlemeye cesaret edemedim. raple ilk tanışmam da şanışer' le olmuştur, anılarım depreşti. katip ol sabahın ilk ışıklarınah diye müptezel gibi dolaşarak tükettim 2007 yılımı ddfgdf bir erkek arkadaşım yakalamıştı, o zamanlar küçüğüm tabii, sen şanışer mi dinliyorsun dedi. ben de kuzenimden görüp yüklemiştim, yok yaa onu kuzenim atmış, ben dinlemiyorum falan diye atarlanarak ' kuzenim yapmış yea ' jargonuyla da ilk o zaman tanışmış oldum.

bu da günün rap parçası olsun :


Galaxygirl
belki aynı tramvaya bindik sizlerle belki birbirimizi ittik yer kapmak için belki aynı siniftayiz sizinle her dersi beraber işledik ya da ne bileyim belki de kampüste görüp gıcık olduk birbirimize .ama buraya gelip farklı nicklerle gizledik birbirimizi görünmezlik iksirini bulmuş gibi .iyi yazdık kötü yazdık bazen birbirimize ama genel anlamda birbirimizi görünce gıcık olduysak bile burada birbirimizi gormedigimiz kimin kim olduğunu bilmedigimiz için ısındık kaynastik yakinmisiz gibi içimizi döktük yeri geldi elestirdik yeri geldi sevdik onayladik destek çıktık .normal hayatta nicklerimiz yok tabi fakat her insanin maskesi vardır .insanlara bu öyle söyle diye yaklasmayin o maskenin altında belki de ruh eşiniz belki dostunuz olacak kişi ya da dusmaniniz bile vardır .kısaca on yargılı olmayın kimseye .niye böyle bir şey yazdım şimdi bunu dusunucem izninizle 😅😴
ladylazarus
kardeşim sayesinde çocukken yaşamam gereken tüm hastalık deneyimlerini amiyane tabirle eşek kadarken yaşıyorum. ateşlendim, dört gündür hasta yatıyorum ve başım ağrıdığı için kitap okuyamıyorum. elimde din psikolojisine giriş tadında şahane bir kitap vardı o da yarım kaldı. yataktan dışarı adım atamadığım için sıkıntıdan outlast iki ve dlc yi peş peşe oynadım umarım gece yüksek ateşin de etkisiyle fantastik kabuslar görüp vücudumu kendi sıvılarımla ısıtmak zorunda kalmam. yarın gece insanlar sevgililerinin boynuna tuz döküp tekila içerken ben kloroben shotlıyor olacağım, banyoya led asıp absent keyfi diye durum atarım artık.

ne ilgisi var bilmiyorum ama bunu da buraya bırakıp iyi akşamlar diliyorum.


Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)