naber gelmedi senden bir haber merak ettim diyen ünlü düşünür hande yenerin sözleriyle giriş yapmak istedim… gidiyoruz geliyoruz ve her şey bıraktığımız yerde. bayılıyorum bu siteye seni hiç yormuyor üzmüyor. şimdilerde twitter’da ütücülük yapsam da zamanında burada kafa ütülediğim kadar iyi işçilik çıkaramıyorum :((( ay çok yaşlandım ya üzüntüden bayılasım falan geliyor bazen. utanmasam 30 yaşında olacağım… benim için tam bir hayal kırıklığı. 27 yaş sonrasını yaşamak zorunda kalmam kıyamet falan kopar sanmıştım. rezalet gerçekten!!! allahım hesap sormak gibi olmasın ama bizim bir kıyamet vardı??? neyse şimdi benim yaş bunalımım yüzünden yeni evlenecek genç arkadaşlar ve yaşamaktan mutlu insanlar mağdur olmasın. kıyameti manifestlemiyorum rahat olun. bu arada manifestin yeni şarkısı süper olmamış mı? soru sormadım sakın cevap vermeyin. ajda pekkan olaaaay olmuş. sizi seviyorum (hepinizi değil) hoşça kalın 💋
merhaba :) gamsız baykuş’umun düğünü vesilesi ile yıllar sonra siteye girmiş bulundum. bunda terapistimin üniversite yıllarına ait şeyleri bir düşün demesinin de etkisi olabilir😅 şaka🫢 yazılarımı okudum. gerçekten akıllı bir insanmışım öncelikle kendimi tebrik ettim. son gönderimdeki ‘eskisi gibi olamamaktan korkuyorum’ yazısının ardından kendimi kaybetmemek için hayatımı tam olarak o penguen gibi, herkesin ‘ne yapıyor ya bu’ bakışları arasında farklı bir yöne çevirdim. hayattaki en iyi manevramdı diyebilirim. ve eski yazılarıma ithafen bu 7 yılda ne öğrendim onları paylaşmak isterim (çok heyecanlandım yıllar sonra ne yazacağımı da bilemedim, güzel de olsun istiyorum. bakalım)
öncelikle çocuksu ruhumuzu hep korumayı dileyen biriydim. şu an yaşımdan 10-15 yaş ileri atmış durumdayım. gerek yokmuş. sen orada kalmak istersen hayat daha fazla büyütme gayretine giriyormuş.
*İnsanlar, onlara iyilik yaptığınızda değil, onlar size iyilik yaptığında kıymet verirmiş. çünkü kimse emeğini zayi etmek istemiyor. o yüzden insanlardan yardım isteyin, sonra size verdikleri değerin nasıl arttığını izleyin.
*çok sevildiğimde kaçmak istediğimi söylemişim. doğru. o zaman gelişim psikolojisi dersini daha fazla merak edip kaçıngan bağlanmayı araştırsam kendimi daha da iyi tanıyabilirmişim. bağlanma türünü herkes öğrenmeliymiş meğer. (zar zor güvenliye çevirdim)
*koşulsuz sevmeli demişim, yok ! koşulsuz en güzeli değilmiş. gayet de koşullu sevmeli. emeğe dayanan koşul, güvenli hissettirme koşulu, kıymetli hissettirme koşulu gibi…
*gece kuşuymuşum. şu an hayatımdakilere bunu söylesem kimse inanmaz. gün doğumlarına bayıldığı için güneş doğmadan kalkan, saat 00.00 olduğunda nasıl ya neden uyumadın denilen kişi oldum. düzenli uykuysa evet o benim (bugün istisna oldu) hayat düzenini sağlamada en önemli faktör buymuş.
*her baktığım çiçek solarmış. sanırım hayatımda her şey yolunda olduğundan nazar boncuğu oluyormuş. şimdilerde bir sürü çiçeğim var, orkidem bile baştan açtı. bu ne demek anladınız sanırım :)
*bazı gönderilerimde durduk yere enerjim patlamış, mutluluk değil dopamin dengesizliğiymiş. adhd’ymişim meğer :) öğrenmem baya iyi oldu hayat kalitem yeniden tanımlandı.
hep bildiğim bir şey vardı hayatta. kendi isteklerimi yapmanın beni iyi edeceği. pişmanlık vermeyeceği. hayatımdaki bütün seçimleri kendim yaptım. bazıları aşırı yıkıcı oldu ama asla pişman değilim. çünkü benim, bana ait olan, tek hayatım. yeniden bir karakter inşa ettim, sistem sıfırlandı sanıyordum. buraya girip kendime bakınca, temelimin zaten olduğunu, yıllardır üstüne kat çıktığımı gördüm. hayatta en iyi öğrendiğim şey de ait hissettiğim yeri bulmak oldu. kendim. İnsan ait hissettiğinde, toprağa dikilmiş gibi oluyor. kendime kök salmak, derinleşmek, en sonunda çiçek açmak. mutlaka o kökleri içimize salmamız gerektiğini öğrendim. bir de kendime değer vermeyi tabi.
tabi karşılığında kendimden bir şeyleri de yitirdim.
şimdilerde sakin bir hayat içinde, yaşamak istediğim şehirde, hoşnut şekilde yaşıyorum. mesleğimden keyif alarak yetiştirdiğim bir sürü öğrencim oldu bile. bir yandan öğrencilik hayatımı da sürdürüyorum. durmak yok tabi, zihinsel yitirmem olmasın diye hep yeni şeyler öğrenmek zorundayım.
hayatın gerisi nasıl gelir, ne yöne akar bilemiyorum. ama sakin ve huzurlu akmasını istiyorum.
uzunca bir yazı oldu. buraya bunu bırakacağım çünkü bir 7 yıl sonrasında da hatırlamak için dönüp bakacağım bir yer olsun istiyorum. herzaman aklıma gelmeyecek ama anımsayıp baktığımda beni hoşnut edecek güzel bir yer 💙 burayı gerçekten kilitli bir sandıkta gibi seviyorum.
öncelikle çocuksu ruhumuzu hep korumayı dileyen biriydim. şu an yaşımdan 10-15 yaş ileri atmış durumdayım. gerek yokmuş. sen orada kalmak istersen hayat daha fazla büyütme gayretine giriyormuş.
*İnsanlar, onlara iyilik yaptığınızda değil, onlar size iyilik yaptığında kıymet verirmiş. çünkü kimse emeğini zayi etmek istemiyor. o yüzden insanlardan yardım isteyin, sonra size verdikleri değerin nasıl arttığını izleyin.
*çok sevildiğimde kaçmak istediğimi söylemişim. doğru. o zaman gelişim psikolojisi dersini daha fazla merak edip kaçıngan bağlanmayı araştırsam kendimi daha da iyi tanıyabilirmişim. bağlanma türünü herkes öğrenmeliymiş meğer. (zar zor güvenliye çevirdim)
*koşulsuz sevmeli demişim, yok ! koşulsuz en güzeli değilmiş. gayet de koşullu sevmeli. emeğe dayanan koşul, güvenli hissettirme koşulu, kıymetli hissettirme koşulu gibi…
*gece kuşuymuşum. şu an hayatımdakilere bunu söylesem kimse inanmaz. gün doğumlarına bayıldığı için güneş doğmadan kalkan, saat 00.00 olduğunda nasıl ya neden uyumadın denilen kişi oldum. düzenli uykuysa evet o benim (bugün istisna oldu) hayat düzenini sağlamada en önemli faktör buymuş.
*her baktığım çiçek solarmış. sanırım hayatımda her şey yolunda olduğundan nazar boncuğu oluyormuş. şimdilerde bir sürü çiçeğim var, orkidem bile baştan açtı. bu ne demek anladınız sanırım :)
*bazı gönderilerimde durduk yere enerjim patlamış, mutluluk değil dopamin dengesizliğiymiş. adhd’ymişim meğer :) öğrenmem baya iyi oldu hayat kalitem yeniden tanımlandı.
hep bildiğim bir şey vardı hayatta. kendi isteklerimi yapmanın beni iyi edeceği. pişmanlık vermeyeceği. hayatımdaki bütün seçimleri kendim yaptım. bazıları aşırı yıkıcı oldu ama asla pişman değilim. çünkü benim, bana ait olan, tek hayatım. yeniden bir karakter inşa ettim, sistem sıfırlandı sanıyordum. buraya girip kendime bakınca, temelimin zaten olduğunu, yıllardır üstüne kat çıktığımı gördüm. hayatta en iyi öğrendiğim şey de ait hissettiğim yeri bulmak oldu. kendim. İnsan ait hissettiğinde, toprağa dikilmiş gibi oluyor. kendime kök salmak, derinleşmek, en sonunda çiçek açmak. mutlaka o kökleri içimize salmamız gerektiğini öğrendim. bir de kendime değer vermeyi tabi.
tabi karşılığında kendimden bir şeyleri de yitirdim.
şimdilerde sakin bir hayat içinde, yaşamak istediğim şehirde, hoşnut şekilde yaşıyorum. mesleğimden keyif alarak yetiştirdiğim bir sürü öğrencim oldu bile. bir yandan öğrencilik hayatımı da sürdürüyorum. durmak yok tabi, zihinsel yitirmem olmasın diye hep yeni şeyler öğrenmek zorundayım.
hayatın gerisi nasıl gelir, ne yöne akar bilemiyorum. ama sakin ve huzurlu akmasını istiyorum.
uzunca bir yazı oldu. buraya bunu bırakacağım çünkü bir 7 yıl sonrasında da hatırlamak için dönüp bakacağım bir yer olsun istiyorum. herzaman aklıma gelmeyecek ama anımsayıp baktığımda beni hoşnut edecek güzel bir yer 💙 burayı gerçekten kilitli bir sandıkta gibi seviyorum.
eyyamı bahur -gülesim geliyor bu isme- sıcaklarının olduğu şu günlerde yağmurlu bir geceden merhaba herkese. bugün biraz iç dökme ile katılıyorum aranıza çünkü neden olmasın? bilmiyorum daha önce bahsettim mi ama burası artık benim 8-10 yıl önceki halimi hatırlamak için, o zamanki ben ne düşünürdüm diye kendime sığınmak için döndüğüm yer oldu. yine aklımda kocaman bir soru: kabullenmek mi gerek?
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
@sezonsonu bir yorumunda annesinin kendisine hep ne söylediğinden bahsetmiştir?
a) kılıçdaroğlu aday olmasın.
b) gençler, bakınız, her üniversite mezunu iş bulacak diye birşey yok.
c) senin sevdiğin biriyle değil de seni seven biriyle evlenirsin inşallah.
d) sonunu düşünen kahraman olamaz.
a) kılıçdaroğlu aday olmasın.
b) gençler, bakınız, her üniversite mezunu iş bulacak diye birşey yok.
c) senin sevdiğin biriyle değil de seni seven biriyle evlenirsin inşallah.
d) sonunu düşünen kahraman olamaz.
ailem gece rahatsız olmasın diye oyun oynarken susturuculu silah seciyorum.ailemizi rahatsız etmeyelim gece lütfen:d
olay büyümesin tatsızlık olmasın diyerek alttan almaktan bıktım cidden. İnsanlar sadace kendisini düşünüyor sanki dünya onların etrafında dönüyor millete ki bu kendini beğenmişlik beni cidden yordu ve yormayada devam ediyor
bugün yeni başlayan arkadaşlar fotokopicinin kazandığı parayı birde siz hesaplayında hesaplarda tutarsızlık olmasın
üniversite hayatınız bunu hesaplamak ile geçecek zaten
üniversite hayatınız bunu hesaplamak ile geçecek zaten
geçen gün sevgilisini döven bir adam (!) ın videosunun altında, bir kadın (!) ın ' ya adamın hareketleri bir tek benim mi hoşuma gitti dfklglf ' deyip bu yorumla binlerce destek almasına şahit oldum. söylenecek pek çok şey var elbette o insan müsveddelerine.
ilişkilerin bir besin piramidi ekseninde ilerlemesi beni iğrendiriyor. evet, muhteşem hayatlarımız yok ve ne yazık ki taşıyabileceğimizden fazlasını yaşadığımız durumlarda bir omuza ihtiyaç duyuyoruz zira insanız. fakat bu bahanenin ardına sığınıp, bunu mutualist bir yaşam biçimine dönüştürüp olayı parazitliğe vardırmak sahiden akıl almaz bir süreç. etrafımdaki ilişkilerin sömürü odaklı olması midemi bulandırıyor. sömürülen ya bedenler oluyor veyahut ruhlar..
bir insan, nasıl başka bir insanın kendisi üzerinde böylesi rezil bir hakimiyet kurmasına izin verir ? benim ellerim yeri geldi kazma kürek tuttu, toza toprağa bulandı, yeri geldi kitap taşıdım. çuval da taşıdım şövale de.. hakaret de işittim, dünyanın en güzel müziklerini de dinledim. babamın parkasıyla da yürüdüm, topuklu ayakkabılarımla da çınlattım sokakları. ellerim ojeli de olsa, kir pas içinde de olsa aynı sınırsız kalple karşılık verdim dünyaya. bu yüzden hiçbir erkeğin karşısında böyle rezilce eğilmem, eğilen bir kadın da görmeye tahammül edemem.
yeni gelen arkadaşlarımıza benim hoş geldinim de böyle olsun. cinsiyetiniz ne olursa olsun, bir cinsiyetiniz olsun yahut olmasın, siz değerlisiniz ve bunun tek ölçüsü de sizsiniz. bir suç ortağının tasdiğine ihtiyaç duymamanız dileğiyle (kıps cioran) !
bu yazının ulaştığı tüm kadınlara sevgili pessoa' nın sözleriyle veda ediyorum :
'' karşısında alçalacağım bir şey varsa, o da kendi açtığım bayraktır; kendi yüzüme karşı attığım kahkaha duyunca selam durduğum boru sesi, kendimi doğurduğum şafağın yaratıcısıdır. ''
ilişkilerin bir besin piramidi ekseninde ilerlemesi beni iğrendiriyor. evet, muhteşem hayatlarımız yok ve ne yazık ki taşıyabileceğimizden fazlasını yaşadığımız durumlarda bir omuza ihtiyaç duyuyoruz zira insanız. fakat bu bahanenin ardına sığınıp, bunu mutualist bir yaşam biçimine dönüştürüp olayı parazitliğe vardırmak sahiden akıl almaz bir süreç. etrafımdaki ilişkilerin sömürü odaklı olması midemi bulandırıyor. sömürülen ya bedenler oluyor veyahut ruhlar..
bir insan, nasıl başka bir insanın kendisi üzerinde böylesi rezil bir hakimiyet kurmasına izin verir ? benim ellerim yeri geldi kazma kürek tuttu, toza toprağa bulandı, yeri geldi kitap taşıdım. çuval da taşıdım şövale de.. hakaret de işittim, dünyanın en güzel müziklerini de dinledim. babamın parkasıyla da yürüdüm, topuklu ayakkabılarımla da çınlattım sokakları. ellerim ojeli de olsa, kir pas içinde de olsa aynı sınırsız kalple karşılık verdim dünyaya. bu yüzden hiçbir erkeğin karşısında böyle rezilce eğilmem, eğilen bir kadın da görmeye tahammül edemem.
yeni gelen arkadaşlarımıza benim hoş geldinim de böyle olsun. cinsiyetiniz ne olursa olsun, bir cinsiyetiniz olsun yahut olmasın, siz değerlisiniz ve bunun tek ölçüsü de sizsiniz. bir suç ortağının tasdiğine ihtiyaç duymamanız dileğiyle (kıps cioran) !
bu yazının ulaştığı tüm kadınlara sevgili pessoa' nın sözleriyle veda ediyorum :
'' karşısında alçalacağım bir şey varsa, o da kendi açtığım bayraktır; kendi yüzüme karşı attığım kahkaha duyunca selam durduğum boru sesi, kendimi doğurduğum şafağın yaratıcısıdır. ''
sayın admin kankiler, bana burada bir sayfa verin radyo madyo kodu falan ekleyelim. günün 4-5 saati djlik yapmak istiyorum. alien music station gibi bişi yapalım. ne diyonuz? sohbet mohbet olmasın, müzik dinlemek isteyen gelsin sadece falan. hatta ams.omudedikodu.com gibi alt domain açabilionuz mu? yapın daa bişiler. ne dionuz yapak mı?
"İki kişi devamsızlıktan kaldı" diyip isimlerini de söylemeyerek tüm sınıfı gerilime sürükleyen hoca.. allahım inşallah ben değilimdir 😭 kimse olmasın o iki kişi yazık değil mi. dönem başında devamsızlığı takmıyorum diyip dönem sonunda kaldınız denilen yerdir omü!
herkese merhaba arkadaşlar , bugün size mart ayı favorilerimden bahsedeceğim : muzlu süt ve kinder country ! sjksdfj bu ay da çok vizyonlu bi yuutubırım. bu kinder country'nin içine ne koyuyorlar, uzun süredir öyle abur cubur yemiyorum, sağlıklı yaşam falan hak getire her gün bir tane yemezsem krize giriyorum. fakat muzlu süt aşırı tontiş bir şey, içince dünya pembeleşiyor falan.
şu aralar da halamda kalıyorum, yersiz tatlı krizleri sonucu her gün gidip şukulata alıyorum. bir gün çikolatamı yarım bırakıp dışarı çıktım, baktım ortada yok. ikinci gün yine aynısı.. meğer eniştem yiyormuş sgnjdf ama olayı baya abarttı bir afiyet olsun, iki afiyet olsun e üç dört... artık afiyet olmasın enişte, git kendi şokalatını kendin al ! bir de yenisini yemiş baya ağlamaklı oldum jsdfd normal şartlar altında gayet paylaşımcı biriyimdir, lakin görüldüğü üzere şartlar normal değil (magic country klfgf)
şu aralar da halamda kalıyorum, yersiz tatlı krizleri sonucu her gün gidip şukulata alıyorum. bir gün çikolatamı yarım bırakıp dışarı çıktım, baktım ortada yok. ikinci gün yine aynısı.. meğer eniştem yiyormuş sgnjdf ama olayı baya abarttı bir afiyet olsun, iki afiyet olsun e üç dört... artık afiyet olmasın enişte, git kendi şokalatını kendin al ! bir de yenisini yemiş baya ağlamaklı oldum jsdfd normal şartlar altında gayet paylaşımcı biriyimdir, lakin görüldüğü üzere şartlar normal değil (magic country klfgf)
karşınızdaki insan karaktersizse eğer biseyler olucakca hic olmasın o karaktersizlik ömür boyu sürer..
meditasyona başladım. gönül isterdi ki bali' de yoga eğitimi alayım .. saçımdaki birkaç beyaz beni manen çok etkiledi dfgfkf sabah kalktığımda yeşil çay sonrası açıyorum müziğimi, reklam gibi olmasın bu tür müziklerin toplandığı bir sürü uygulama var onlardan indirebilirsiniz, on - on beş dakika meditasyon yapıyorum, güne bu denli huzurlu bir başlangıç olamaz ! bir de en son ben keşfettim sanırım, tibet ayinleri diye adlandırılan beş egzersizi uygulamaya başladım. söylediklerini sahiden yerine getiriyor mu bilmiyorum fakat oldukça rahatlamış hissettirdiği kesin. yüzme kursuna başlayana dek idare eder beni. vizeler öncesi herkese tavsiye ediyorum.
bu arada tchaikovsky eşliğinde ders çalışan hassas bünyemi ff vererek incitmezsiniz umarım hocam, asla eskimeyenlerden :
bu arada tchaikovsky eşliğinde ders çalışan hassas bünyemi ff vererek incitmezsiniz umarım hocam, asla eskimeyenlerden :
bugün samsun'da sıradan bir günde neler olmuş öğrenmek amacıyla samulaş tramvay gazetesini aldım ve samsun gündem özel programıyla sizlerleyim:
haber 1) bir lisede giriş ve çıkış zili mehter marşı yapılmış. öğrenciler ve öğretmenler memnunmuş. (okuldaki hademelerin yeniçeri kılığında oldukları, müdürün ise sadrazam sarığı taktığı söyleniyor)
haber 2) 15 yaşında zurna çalan bir kızımız komşular rahatsız olmasın diye zurnayı elbise dolabının içine girip çalıyormuş. (haberi izleyen komşuların, zurnacı kızın apartmanın bodrumunda çalmasına izin verdiği söyleniyor)
haber 3) kan emici sülük satan bir aktar amcamız 70 derde deva olduğu bilinen hacamat ve sülük tedavisinin kesinlikle profesyonel kişilere yaptırılması gerektiğini söylemiş. (hele o profesyonel kişi akupunktur eğitimi almışsa bu tedaviyle ölümsüz olabiliyormuşsunuz)
haber 1) bir lisede giriş ve çıkış zili mehter marşı yapılmış. öğrenciler ve öğretmenler memnunmuş. (okuldaki hademelerin yeniçeri kılığında oldukları, müdürün ise sadrazam sarığı taktığı söyleniyor)
haber 2) 15 yaşında zurna çalan bir kızımız komşular rahatsız olmasın diye zurnayı elbise dolabının içine girip çalıyormuş. (haberi izleyen komşuların, zurnacı kızın apartmanın bodrumunda çalmasına izin verdiği söyleniyor)
haber 3) kan emici sülük satan bir aktar amcamız 70 derde deva olduğu bilinen hacamat ve sülük tedavisinin kesinlikle profesyonel kişilere yaptırılması gerektiğini söylemiş. (hele o profesyonel kişi akupunktur eğitimi almışsa bu tedaviyle ölümsüz olabiliyormuşsunuz)
burda kimler var bizden var mı bilmiyorum ama arkadaşlar en samimi ortam yine bura geldi bana kimseye anlatamıyorum derdimi hep içime atıyorum suç bende biliyorum ama farkına var ali uzun zaman oldu. artık değişen o kadar çok şey var ki mesela daha fazla küfür ediyorum güldüğümü pek hatırlamıyorum gülüyorum ama arkadaşların espirilerine ayıp olmasın diye amaaan anlatacak çok şey varda siz yinede boş verin
arkadaşım kahve yapıp getirmiş (canım arkadaşım) ben de çok tatlı bir insan olduğumdan ayıp olmasın diye içtim. artık sabaha kadar tavanı seyredebilirim. benim yerime de uyuyun...
tinerci ve punk tarzını karıştırarak harika bi göz makyajı yaptım ama toz pembe nevresimim leke olmasın diye silip yatmak zorundayım. hayat bizi bazen istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda bırakıyor
reklam yapmak gibi olmasın ama bu yediğim en gün pasta olabilir 🤭 tabi annemin yaptıklarından sonra 🙈 neyse ben gideyim 🤭
tüm bu umursamazlık niye? birinin canını yakmak neden bu kadar mutlu ediyor insanları? o kaybedince sen ne kazanıyorsun ki ? bir insanı mutsuz ederek ne kadar mutlu olabilirsin ki? İnsanlara olan güvenim git gide sarsılıyor..birbirinin arkasından iş çevirenler, yüzüne gülüp daha iki dakika uzaklaşmadan dedikodusunu yapanlar, sadece çıkar için birbirinin arkadaşı sevgilisi dostu olan kardeşim diyenler.. güven bana göre en önemli şeydir birine güvenemedikten sonra yanımda çevremde olmasın. ne arkadaş olarak nede sevdiğim..sevgili olmak buda benim sevgilim demek herkese ne kadar basit geliyor öyle, aslında değil işte. siz birine benim diyebiliryorsanız bunu diyecek cesaretiniz olmalı çünkü benim dediğiniz birini iki gün sonra başka biri için yada sıkıldım diye bırakmazsınız, bunu diyen çok az insan kaldı sahiplenmek duygusunu bilen çok az insan. sahiplenme de öyle her şeyine karışmak değil onun yanında olmak iyi kötü güzel çirkin her anıyla onunla olmak her derdine sevincine ortak olmak budur sahiplenmek, sıradan insan olmamak herkese davrandığın gibi davranmamaktır sahiplenmek.. sevmek çok sevmek canından çok sevmek değildir sahiplenmek . sahiplenmek gerçekten sevmektir aşktır.aşk her şekilde yanında olduğunu hissetmektir, her dakika seni seviyorum demek değil bir bakışta dediğini anlamaktır. hani var ya bir söz ''sözlerden çok gözlerdedir aşk'' gözünde aşkı görebildiğiniz insanları sevin sırf buda benim sevgilim olsun dediğiniz insanları değil. kendinize yazık edersiniz. ''ayrılırken sana nasıl bakıyorsa o kadar sevmiştir seni '' seni diyor servet amca o zaman gerçek nefret, sevgi görülür işte işin kötü yanı artık kalpler kırılmıştır yani artık çok geçtir...
geceye bir şarkı bırakarak sözlerimi bitiriyorum. mutlu olun gençler karşınıza hep iyi insanlar çıkar inşallah ama çıkmayacak çıkmıyor ama siz umarım o insanların kötülüğünü en baştan fark edersiniz.
geceye bir şarkı bırakarak sözlerimi bitiriyorum. mutlu olun gençler karşınıza hep iyi insanlar çıkar inşallah ama çıkmayacak çıkmıyor ama siz umarım o insanların kötülüğünü en baştan fark edersiniz.
Omü Dedikodu