arkadaşımla çarşıda dolaşırken öğrencimle karşılaştım. "aa, merhaba, görüşürüz!" dedim. o da bana, "hocam, inşallah hep mutlu olursunuz, hep mutlu olun hep!" dedi aniden, minnettar bakarak. ben bu öğretmenlik işini çok seviyorum galiba ya. dünyalar benim oldu. dün de bir öğrencim benim resmimi çizmiş. henüz 7. sınıf ama birebir olmuş. kalbimde kelebekler uçuşuyor gibi bir gün. öğretmen olmak başka bir mona lisa yaratıyor gibi.. yaşayıp göreceğiz 🌸
selamlar gönül dostlarım, tanıdık isimleri yeniden görünce tabi ki hemen buraya damlayacaktım😬
öncelikle herkese sevgiler, zeze’nin yazısını okudum biraz önce ve ben de kendime dair birkaç kelam etmek isterim müsaadenizle. şu sıralar kendi dünyamda daha sessiz ve karanlık bir noktadayım diyebilirim. kalbimi ağırlaştıran bu hissin geçici bir gölge olduğu bilincindeyim, geçeceğini biliyorum ama bilirsiniz ki bazen bilmek yetmiyor. elbette sonsuza kadar sürmeyecek ama bazı yaşadıklarımız kapanmayacak bir nokta gibi kalır ya içimizde bazen.. bunu sevmeyi ve kabullenmeyi öğrenmeye çalışıyorum. daha önce de bahsetmişim; en büyük idealim yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek ve sevmek diye. insan bunları yapınca her şey gönlünce olacak sanıyor ama bu erdemin karşımızdaki insanda da olması gerekiyormuş, benim de öğrendiğim ders bu oldu diyebilirim :) çok da boğmadan bitirmek istiyorum yazımı ama elbette unutmadan eklemek isterim ki @gamsizbaykus ‘a canı gönülden mutluluklar diliyorum. ve de eshefle kınıyorum @thor neden düğünde düet yapacağımızdan bahsetmiyorsun insanlara? üstelik turne için gelen kıymetli dostumuz tarkan bizden önce sahne alacak, sonra nikah masası düetimiz ile sizlerleyiz. 🤍
öncelikle herkese sevgiler, zeze’nin yazısını okudum biraz önce ve ben de kendime dair birkaç kelam etmek isterim müsaadenizle. şu sıralar kendi dünyamda daha sessiz ve karanlık bir noktadayım diyebilirim. kalbimi ağırlaştıran bu hissin geçici bir gölge olduğu bilincindeyim, geçeceğini biliyorum ama bilirsiniz ki bazen bilmek yetmiyor. elbette sonsuza kadar sürmeyecek ama bazı yaşadıklarımız kapanmayacak bir nokta gibi kalır ya içimizde bazen.. bunu sevmeyi ve kabullenmeyi öğrenmeye çalışıyorum. daha önce de bahsetmişim; en büyük idealim yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek ve sevmek diye. insan bunları yapınca her şey gönlünce olacak sanıyor ama bu erdemin karşımızdaki insanda da olması gerekiyormuş, benim de öğrendiğim ders bu oldu diyebilirim :) çok da boğmadan bitirmek istiyorum yazımı ama elbette unutmadan eklemek isterim ki @gamsizbaykus ‘a canı gönülden mutluluklar diliyorum. ve de eshefle kınıyorum @thor neden düğünde düet yapacağımızdan bahsetmiyorsun insanlara? üstelik turne için gelen kıymetli dostumuz tarkan bizden önce sahne alacak, sonra nikah masası düetimiz ile sizlerleyiz. 🤍
merhaba :) gamsız baykuş’umun düğünü vesilesi ile yıllar sonra siteye girmiş bulundum. bunda terapistimin üniversite yıllarına ait şeyleri bir düşün demesinin de etkisi olabilir😅 şaka🫢 yazılarımı okudum. gerçekten akıllı bir insanmışım öncelikle kendimi tebrik ettim. son gönderimdeki ‘eskisi gibi olamamaktan korkuyorum’ yazısının ardından kendimi kaybetmemek için hayatımı tam olarak o penguen gibi, herkesin ‘ne yapıyor ya bu’ bakışları arasında farklı bir yöne çevirdim. hayattaki en iyi manevramdı diyebilirim. ve eski yazılarıma ithafen bu 7 yılda ne öğrendim onları paylaşmak isterim (çok heyecanlandım yıllar sonra ne yazacağımı da bilemedim, güzel de olsun istiyorum. bakalım)
öncelikle çocuksu ruhumuzu hep korumayı dileyen biriydim. şu an yaşımdan 10-15 yaş ileri atmış durumdayım. gerek yokmuş. sen orada kalmak istersen hayat daha fazla büyütme gayretine giriyormuş.
*İnsanlar, onlara iyilik yaptığınızda değil, onlar size iyilik yaptığında kıymet verirmiş. çünkü kimse emeğini zayi etmek istemiyor. o yüzden insanlardan yardım isteyin, sonra size verdikleri değerin nasıl arttığını izleyin.
*çok sevildiğimde kaçmak istediğimi söylemişim. doğru. o zaman gelişim psikolojisi dersini daha fazla merak edip kaçıngan bağlanmayı araştırsam kendimi daha da iyi tanıyabilirmişim. bağlanma türünü herkes öğrenmeliymiş meğer. (zar zor güvenliye çevirdim)
*koşulsuz sevmeli demişim, yok ! koşulsuz en güzeli değilmiş. gayet de koşullu sevmeli. emeğe dayanan koşul, güvenli hissettirme koşulu, kıymetli hissettirme koşulu gibi…
*gece kuşuymuşum. şu an hayatımdakilere bunu söylesem kimse inanmaz. gün doğumlarına bayıldığı için güneş doğmadan kalkan, saat 00.00 olduğunda nasıl ya neden uyumadın denilen kişi oldum. düzenli uykuysa evet o benim (bugün istisna oldu) hayat düzenini sağlamada en önemli faktör buymuş.
*her baktığım çiçek solarmış. sanırım hayatımda her şey yolunda olduğundan nazar boncuğu oluyormuş. şimdilerde bir sürü çiçeğim var, orkidem bile baştan açtı. bu ne demek anladınız sanırım :)
*bazı gönderilerimde durduk yere enerjim patlamış, mutluluk değil dopamin dengesizliğiymiş. adhd’ymişim meğer :) öğrenmem baya iyi oldu hayat kalitem yeniden tanımlandı.
hep bildiğim bir şey vardı hayatta. kendi isteklerimi yapmanın beni iyi edeceği. pişmanlık vermeyeceği. hayatımdaki bütün seçimleri kendim yaptım. bazıları aşırı yıkıcı oldu ama asla pişman değilim. çünkü benim, bana ait olan, tek hayatım. yeniden bir karakter inşa ettim, sistem sıfırlandı sanıyordum. buraya girip kendime bakınca, temelimin zaten olduğunu, yıllardır üstüne kat çıktığımı gördüm. hayatta en iyi öğrendiğim şey de ait hissettiğim yeri bulmak oldu. kendim. İnsan ait hissettiğinde, toprağa dikilmiş gibi oluyor. kendime kök salmak, derinleşmek, en sonunda çiçek açmak. mutlaka o kökleri içimize salmamız gerektiğini öğrendim. bir de kendime değer vermeyi tabi.
tabi karşılığında kendimden bir şeyleri de yitirdim.
şimdilerde sakin bir hayat içinde, yaşamak istediğim şehirde, hoşnut şekilde yaşıyorum. mesleğimden keyif alarak yetiştirdiğim bir sürü öğrencim oldu bile. bir yandan öğrencilik hayatımı da sürdürüyorum. durmak yok tabi, zihinsel yitirmem olmasın diye hep yeni şeyler öğrenmek zorundayım.
hayatın gerisi nasıl gelir, ne yöne akar bilemiyorum. ama sakin ve huzurlu akmasını istiyorum.
uzunca bir yazı oldu. buraya bunu bırakacağım çünkü bir 7 yıl sonrasında da hatırlamak için dönüp bakacağım bir yer olsun istiyorum. herzaman aklıma gelmeyecek ama anımsayıp baktığımda beni hoşnut edecek güzel bir yer 💙 burayı gerçekten kilitli bir sandıkta gibi seviyorum.
öncelikle çocuksu ruhumuzu hep korumayı dileyen biriydim. şu an yaşımdan 10-15 yaş ileri atmış durumdayım. gerek yokmuş. sen orada kalmak istersen hayat daha fazla büyütme gayretine giriyormuş.
*İnsanlar, onlara iyilik yaptığınızda değil, onlar size iyilik yaptığında kıymet verirmiş. çünkü kimse emeğini zayi etmek istemiyor. o yüzden insanlardan yardım isteyin, sonra size verdikleri değerin nasıl arttığını izleyin.
*çok sevildiğimde kaçmak istediğimi söylemişim. doğru. o zaman gelişim psikolojisi dersini daha fazla merak edip kaçıngan bağlanmayı araştırsam kendimi daha da iyi tanıyabilirmişim. bağlanma türünü herkes öğrenmeliymiş meğer. (zar zor güvenliye çevirdim)
*koşulsuz sevmeli demişim, yok ! koşulsuz en güzeli değilmiş. gayet de koşullu sevmeli. emeğe dayanan koşul, güvenli hissettirme koşulu, kıymetli hissettirme koşulu gibi…
*gece kuşuymuşum. şu an hayatımdakilere bunu söylesem kimse inanmaz. gün doğumlarına bayıldığı için güneş doğmadan kalkan, saat 00.00 olduğunda nasıl ya neden uyumadın denilen kişi oldum. düzenli uykuysa evet o benim (bugün istisna oldu) hayat düzenini sağlamada en önemli faktör buymuş.
*her baktığım çiçek solarmış. sanırım hayatımda her şey yolunda olduğundan nazar boncuğu oluyormuş. şimdilerde bir sürü çiçeğim var, orkidem bile baştan açtı. bu ne demek anladınız sanırım :)
*bazı gönderilerimde durduk yere enerjim patlamış, mutluluk değil dopamin dengesizliğiymiş. adhd’ymişim meğer :) öğrenmem baya iyi oldu hayat kalitem yeniden tanımlandı.
hep bildiğim bir şey vardı hayatta. kendi isteklerimi yapmanın beni iyi edeceği. pişmanlık vermeyeceği. hayatımdaki bütün seçimleri kendim yaptım. bazıları aşırı yıkıcı oldu ama asla pişman değilim. çünkü benim, bana ait olan, tek hayatım. yeniden bir karakter inşa ettim, sistem sıfırlandı sanıyordum. buraya girip kendime bakınca, temelimin zaten olduğunu, yıllardır üstüne kat çıktığımı gördüm. hayatta en iyi öğrendiğim şey de ait hissettiğim yeri bulmak oldu. kendim. İnsan ait hissettiğinde, toprağa dikilmiş gibi oluyor. kendime kök salmak, derinleşmek, en sonunda çiçek açmak. mutlaka o kökleri içimize salmamız gerektiğini öğrendim. bir de kendime değer vermeyi tabi.
tabi karşılığında kendimden bir şeyleri de yitirdim.
şimdilerde sakin bir hayat içinde, yaşamak istediğim şehirde, hoşnut şekilde yaşıyorum. mesleğimden keyif alarak yetiştirdiğim bir sürü öğrencim oldu bile. bir yandan öğrencilik hayatımı da sürdürüyorum. durmak yok tabi, zihinsel yitirmem olmasın diye hep yeni şeyler öğrenmek zorundayım.
hayatın gerisi nasıl gelir, ne yöne akar bilemiyorum. ama sakin ve huzurlu akmasını istiyorum.
uzunca bir yazı oldu. buraya bunu bırakacağım çünkü bir 7 yıl sonrasında da hatırlamak için dönüp bakacağım bir yer olsun istiyorum. herzaman aklıma gelmeyecek ama anımsayıp baktığımda beni hoşnut edecek güzel bir yer 💙 burayı gerçekten kilitli bir sandıkta gibi seviyorum.
samsunu özlediğimi fark ediyorum. sahile iner, kulaklığımı takar denizi izlerdim. sokak sokak gezerdim yeni sokaklar keşfederdim. şimdi ise yine benzer şeyleri yapıyorum ancak samsunun yerini tutmadığını söylemeliyim. üniversite zamanlarım bu ara sık sık aklıma geliyor. düşününce, o zamanlar ne kadar çocuk olduğumu fark ediyorum. o yaşlarda bildiğim tek şey öğretmenlik mesleğini çok severek yapacağımdı. öyle de oldu. şimdi bir sürü öğrencim var ve severek daha önemlisi huzurla yapıyorum. bu deneyimler algımı o kadar genişletti ki. biraz da yaş alıyoruz tabi bir önceki ayla bile düşüncelerin aynı olmuyor. o zamanlar diye bahsediyorum ama 4 yıl önce asla bu düşüncelerdeki mona yoktu. bir dönem var ve o dönem bir dönüşüm dönemi. belki de zaaflarıma eskisi kadar takılmadığım için bilmiyorum. olanı değiştirmek değil, geliştirmek mümkün.. bir kabulleniş dönemi, kabul ve rahatlama. her insanın böyle bir dönemi olduğunu düşünüyorum. hayatı mantıklı yaşamaya çalışmak kadar saçma birşey olmadığını düşünüyorum. mükemmelliyetçi zihinden kurtulmanın özgürlüğü inanılmaz. bu mantıkla ilerlediğimde herşeyin daha da mantıksız hale geldiğini düşünüyorum. İnanılmaz bir kaygı yumağı oluşuyor. halbuki çaba bile yeterli mükemmel olmak zorunda değil. hayatı kurallı ve sistematik yaşamaya çalışıyoruz ama hayat hiç de böyle bir şey değil bana göre. hatta tamamen kaos şeklinde ilerliyor. kaostan kaçmaya çalışıp o nizamı kurmaya çalışmak hayattan kaçmak gibi. kaosu kabullenmek dinginlik getiriyor. rüzgara direnmenin bir anlamı yok, uyum sağlamak çok daha dinginlik getiriyor. bir süredir oldukça sakinim birçok öğrenciyle ilgilenmeme rağmen üstelik. belki de kaosu kabullendim, belki de kaygılı olma halinden ve mükemmelliyetçilikten oldukça yoruldum. bu duygular kadar yoran bir şey daha yok.
eyyamı bahur -gülesim geliyor bu isme- sıcaklarının olduğu şu günlerde yağmurlu bir geceden merhaba herkese. bugün biraz iç dökme ile katılıyorum aranıza çünkü neden olmasın? bilmiyorum daha önce bahsettim mi ama burası artık benim 8-10 yıl önceki halimi hatırlamak için, o zamanki ben ne düşünürdüm diye kendime sığınmak için döndüğüm yer oldu. yine aklımda kocaman bir soru: kabullenmek mi gerek?
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
bugün normalin aksine canımın sıkkın, modumun oldukça düşük olduğu bir gündü. okul çıkışı kahve içelim dedik, siparişimi verirken barista kız birden “ne kadar sempatiksiniz ya” dedi, benim gözlerim o anda kalpli göz oldu hemen hahahsj elbette ki ihihihi tişikkirler diye şımardım. canımmmm hanfendiiii, kocaman öpüyorum seni burdan. sonra bir masa gözümüze kestirmiş oturacakken samsun’dan bölüm arkadaşımı gördüm yan masada. o da meğer buraya atanmış. tabi ben çığlık kıyamet hahsahsh eski günleri hatırladık, yad ettik ve o kısacık sohbet bile bana o kadar iyi geldi ki. bakın, anında damladım buraya yine🥲 neden bunları size anlatıyorum onu da bilmiyorum açıkçası ama şunu belirtmek istiyorum ki ihtiyacımız olduğu anda bir sihirli dokunuş, bir güzel söz, bir tanıdık yüz içimizi sıcacık yapabilir. bunlar sağlanırsa, bazen günün geri kalanının pek de önemi yoktur. hipokratinyegeni dostumuzun da dediği gibi, hayat bazen böyledir :)
sonuç olarak nerede o eski günler klişesine de girmek istemiyorum ama bugün yeniden hatırladım; 19 yaşındaki dinamik, içi içine sığmayan, anında sebepsiz mutlu olan minik themuallim’e selam olsun. arada bana kendini hatırlat lütfen, seni çok seviyorum.
ve deee caaaanım omüdedikodu, sizi seviyorum, samsun ile ilgili güzel anılarımda burası da hep vardır. kendim için dilediğim her iyi dileği sizin için de diliyorum tam da şuan. görüşmek üzere❤️
sonuç olarak nerede o eski günler klişesine de girmek istemiyorum ama bugün yeniden hatırladım; 19 yaşındaki dinamik, içi içine sığmayan, anında sebepsiz mutlu olan minik themuallim’e selam olsun. arada bana kendini hatırlat lütfen, seni çok seviyorum.
ve deee caaaanım omüdedikodu, sizi seviyorum, samsun ile ilgili güzel anılarımda burası da hep vardır. kendim için dilediğim her iyi dileği sizin için de diliyorum tam da şuan. görüşmek üzere❤️
kolumuz,kanadımız kırılmış gibi.
omudedikodu, nokia markası gibi veya anadolu'nun batıya göç vermiş ; covid zamanında değerleri anlaşılmış köyleri gibi. şuan sessiz sakin terkedilmiş bir kasaba gibi olabilir ama ben inanıyorum ki eski hareketliliğine yeniden kavuşacak
burası volkanik patlama sonucu terkedilmiş kasaba gibi. toprağı çok verimli ve değerli, fakat o güzel insanların hepsi terki diyar eylemiş görmeyeli
bismillahirrahmanirrahim diyerek giriş yaptım siteye. İlk başta eşimden sitenin açıldığını duyduğumda inanamadım. yok be dedim ama gerçekmiş. nasılsınız hanımlar beyler, sıhhatiniz afiyetiniz yerindedir umarım. yazarak bir şeyler anlatmayalı uzun zaman geçtiği için klavyede ellerim bile şaşırıyor şu anda yazdıklarıma. ay bazında baksak 2 seneye yaklaştı böyle bir durum yaşamayalı. olsun o kadar da. eskiden dağa taşa yazardım her şeyi. her gittiğim yerde bir yere bir şeyler karalar orada var olmaya çalışırdım. bu geçtiğimiz sürede ise altını çizmeye başladım. bir elimde cetvel bir elimde kırmızı kalem ne görsem altını çiziyorum. kendim için kendimin konuşması yerine başkalarının kelimelerinde ifade edilmenin rahatlığını yaşıyorum sanırım. yoksa orta yaşlarıma geldikçe dinginlemeye mi başladım? sanmıyorum. atamalı bir işte çalışalı 2 yılı bitiriyorum. ticaretin köpeği olan ben için atanmışlık zor becerdiğim bir iş olsa da iyi kıvırdım sanırım bu işi. süreç içerisinde evlendim üniversiteden beri hayatımda olan hanımefendiyle. evlendim ama hanımefendi de başka bir ilde çalıştığı için bekar hayatı yaşıyorum senenin 10 ayında. sporumu düzenli bir şekilde devam ettiriyorum. tabi pisboğaz yememi de. bu yüzden fiziksel olarak pek değişmesem de güçsel ve mental anlamda her geçen zaman daha da güçleniyorum. zorla çaya attığım şekeri bıraktırdı hocam. alıştım ancak şimdi de ne şekerli içiliyor ne şekersiz içiliyor bu meret. gezginimden sonra (bilmeyenler için üniversite hayatımdaki bisikletim, dostum, herşeyim), bir de mızrağım oldu. o da motosikletim. mızrağımla beraber iş yerine gidip geliyoruz, işten sonra veya haftasonları farklı şehirlere kaçıyoruz. o da bu yetişkinlik hayatımdaki dostum oldu. gezgine oranla biraz masraflı (benzin fiyatları :( )bir dost ancak ona göre de keyfi olan bir dost. bir de karavan gibi kullandığımız bir aracımız oldu bu sene. onunla birlikte de 7 şehir gördük. acemilik senemizdi onunla birlikte ancak baya keyifli anlar yaşattı bize. arabadan eskiden nefret ederdim hâlâ nefret ediyorum. ancak böyle karavan tarzı kullanabildiğim için biraz sempatim var. o yüzden o benim işime yarayan uzaktan bir akrabam gibi. arkadaş edinme yetimi kaybettim niyese. eskiden hayatıma senede en az 1 dost bir çok da arkadaş eklerdim ancak 2 senedir hiç dost ekleyemedim. edindiğim arkadaşlar da çoğunluğu mecburiyetten. niye böyle oldu hâlâ anlam veremedim buna. hâlâ birileriyle kavga etmedim, hâlâ aynı şarkıcıları keyifle dinliyorum, hâlâ hâlâ... bir sürü hâlâlar ve bir sürü yepisyeni şeylerle iki yıl geçmiş buraya gelmeyeli. hepinizi çok özledim ve seviyorum. biraz daha duvarı okuyayım bakalım millet neler yapıyor. bu şarkı eşliğinden hanım memleketindeki balkonumdan hepinize mutlu geceler... :)
aleina fox'un yeni klibi onlyfans sayfalarından alınmış cosplay mini videoları gibi. (guelshen'i de terazinin diğer kefesine koyuyorum.)
eskiden ha bura nasıl güzeldi. bir sürü insan siteyi aktif kullanırdı. sohbet muhabbet dönerdi. goygoy yapılırdı. 2017 yılında siteye ilk girdiğimde bildirim gelince nolmuş ne bitmiş diye heyecanlanırdım. eskiden dutluktu şimdi mezarlık gibi...
bir kar yağıyor, kocamaaaaannn. kartopu gibi <3
az önce öyle bir halt yedimki hiçbir bahane beni kurtaramayacak gibi
her zaman hayatımın en özel köşelerinden biri olan ama uzak kaldığım bu evimden 10 ay sonra hepinize tekrardan merhaba. umarım hepiniz çok iyisinizdir. bu evime geldiğimde eski mahallesine dönmüş bir yetişkin hüznü kaplıyor içimi. mahallesinin, evinin çocukluğundaki, gençliğindeki o cıvıl cıvıl halleri göz önüne gelir de o günlerden şimdiki ana doğru sıcak bir gözyaşı hızında bir anı yolculuğu yapar ya. İşte onun gibi bir şey. bu hal bende oldukça evimin anahtarını çıkarmaktan korkuyordum. bir zamanlar neşe saçan evimin içindeki sessizliği duymaktan. geçen akşam ilkadım sahildeki çay ocağında otururken oradaki abi ile ayaküstü muhabbet ettik. uzun zamandır görüşmemiştik. diğer abinin nerede olduğunu sordum ve aldığım cevap birden gözlerimin dolmasına neden oldu ölmüş o abi. evini bir gece böcek ilacı ile ilaçlamış sineklerden korunmak için ve uyumuş sadece. sonrası yok. o kadar oturdu ki içime. ellili yaşlarında bir abiydi. güleryüzlü, neşeli sesli biriydi. bir kaç selamlaşmamızdan sonra tanış olmuştuk. biraz muhabbetimiz ilerleyince bize ikinci baharını ve her iki tarafın evlatlarının karşı çıkması sonrası kavuşamadıklarını anlatmıştı. öyle anlatmıştı ki hem de bir romanın dönüm noktası gibi. gözleri her anlattığına eşlik etmişti. geriye bir fotoğrafı bile kalmadı bana. sadece zihnimdeki o güzel gülüşüydü geri kalan. İçimi yakmıştı gidişi ve koptum o anki arkadaş ortamımdan. o kopuş bugün anahtarları cebimden çıkarıp omudedikodu mahallesine girmeme ve ikizler kapımı açmama vesile oldu. benim ise hayatım haddinden fazla değişti bu dönemde. okulum bitti ve bir süre bir yerlerde çalıştım. sonrasında ise çok da geçmiş olmayan bir geçmişte atandım ve atandığım kurumda çalışmaya başladım. hem de samsuna atandım. İmkansız geliyordu bu bana ama olmuştu işte. üniversite yıllarımda kendimi bulduğum şehir yeniden bana kucak açtı ve bu sefer uzun yıllar boyunca kalmak üzere yerleştim bu şehre. İl merkezine azıcık uzak bir ilçedeyim lakin her hafta sonu kendimi atakum sahilde, ilkadım çay ocaklarında buluyorum. artık maddi özgürlüğüme tam manası ile sahiptim. bir ev kiraladım. 2+1. hep hayalini kurduğum yaşamın ilk temellerini atmış oldum böylece. İstediğim eve sahip olmak ülkemizin ekonomik durumundan dolayı biraz zaman alacak biliyorum ama şu haliyle bile bana mutluluk veriyor bu ufak yuvam. bu fotoğraflar da salonumdan ve evimin balkonundan ufak iki kare. buraya taşındığımdan beri pek yalnız kalmadım. sadece 1 haftasonu yalnız kaldım. oradan buradan arkadaşların uğrama noktası oldum. amaçlar edindim kendime ve 15 yıl verdim kendime. üniversite yıllarında amaçladığım ne varsa gerçekleştirdim çok şükür. en yapılamaz olarak görülen şeyleri bile yaptım. şimdi bakalım 15 yıl sonrası benim için nasıl olacak. evet şu an ikizler evimdeyim. ama yetişkin hüznüm mahalleye çıktığımda içimi kaplıyor. kapı komşum snorlax'ı göremiyorum. çatı katından bize seslenen posydon yok, eski dostum oas gideli uzun zaman olmuştu. gezginimin ad babası yok, o yok bu yok, gerçekten görmesem de hayatımda yer etmiş bir çok dostum artık yok. özlediklerimin yokluğuna alışmak ve yeni bir yaşantıya adepte olmak biraz zaman alacak ha ne dersiniz. hepinize mutlu geceler dostlarım...
birisi kedi fotosu paylaşır altına 50 sayfa duyar kasar "ay kedi sevmeyen de ne bilim" ler falan. (sırf kadınlara poz için kedi alanlar gördüm) hayvana tecavüz eden var memlekette çıt yok.
hanzo elinde tespihle bir foto atar altına "osuruk kemiksiz kakadır yeğen" benzeri racon sözler ve ya en delikanlı benim ayakları yapar ama akşam eve gidince gücü kime yeterse ona dalar.
adamın biri şiddet gören bir kadını kurtarmak için canını tehlikeye atar. sonuç; hüküm giyer.
anlamsız.
naçizane düşüncem; oy verme olayı yaşa değil ortalama bir sınav derecesine göre belirlenmeli. (sınavın ismini bile buldum; seçmen seçme sınavı)eğer şahıs türkiye ortalamasından bile aşağıda bir not alırsa oy vermemeli. sorular ise çok basit olmalı örneğin fatih sultan mehmed'in İstanbul fethi tarihi ve ya kurtuluş savaşı gibi. neden sorular geçmişe dayalı diye soracak olursanız atatürk'ün kullandığı söz aklınıza gelsin "geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez"
hanzo elinde tespihle bir foto atar altına "osuruk kemiksiz kakadır yeğen" benzeri racon sözler ve ya en delikanlı benim ayakları yapar ama akşam eve gidince gücü kime yeterse ona dalar.
adamın biri şiddet gören bir kadını kurtarmak için canını tehlikeye atar. sonuç; hüküm giyer.
anlamsız.
naçizane düşüncem; oy verme olayı yaşa değil ortalama bir sınav derecesine göre belirlenmeli. (sınavın ismini bile buldum; seçmen seçme sınavı)eğer şahıs türkiye ortalamasından bile aşağıda bir not alırsa oy vermemeli. sorular ise çok basit olmalı örneğin fatih sultan mehmed'in İstanbul fethi tarihi ve ya kurtuluş savaşı gibi. neden sorular geçmişe dayalı diye soracak olursanız atatürk'ün kullandığı söz aklınıza gelsin "geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez"
bende hiç tükenmez bir hayat vardı
kırlara yayılan ilkbahar gibi
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi
bazı nur içinde, bazı sisteyim
bazı beni seven bir göğüsteyim
kah el üstündeydim, kah hapisteydim
her yere sokulan bir rüzgar gibi...
kırlara yayılan ilkbahar gibi
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi
bazı nur içinde, bazı sisteyim
bazı beni seven bir göğüsteyim
kah el üstündeydim, kah hapisteydim
her yere sokulan bir rüzgar gibi...
yeni insanlar tanımak bile artık yeni gibi değil. eskiden kalma bir döngünün içindeymişsin gibi, duygular hep aynı sadece yüzler farklı..
resmen insan gibi uyanma özelliğimi kaybettim. hangi şartlarda uyursam uyuyum gözlerimi açmamla başka odaya geçmem 2 saniye falan sürüyor. panikle uyanma hastalığına yakalandım. (teşhisimi kendim koyduğum için ismi bu şekilde şuan sonra değiştirir şekilli şukullu yaparım.) küçük bir miktar yıpranmaya başladık gibi...
İyi geceler. uzun bir aradan sonra iç dökmek için buradayım. aylar önce buradan zalımın oğlu diye seslendiğim kişiden bi haber aldım bugün. yeni bir şehre taşınmış, yeni yeni düzen kurmaya başlamış.
aklıma gelmesi yine gecemi zehir etti. bilmiyorum, ben onu halen atlatamadım galiba. pek kişiye de anlatamadım, kaldı öylece içimde. oysa ben kaşını ayrı kıtaya gözünü ayrı kıtaya resmetmek isterdim. mesleğinden mi bahsedecek, bana yapsın sunumunu isterdim. İçecek dertlenecek mi, benimle içsin. ne bileyim yumurta mı kıracak, çarptırdığı kap ben olayım derdim. gözünün önündeki hep ben olayım istedim, çünkü onun yüzü benim kadrajdan hiç çıkmıyor. onun yüzü en çok benim ellerime yakışırdı, benim başım da onun göğsüne. he, ama onun yanına en çok yakışacak sen miydin derseniz, orada başladı zaten problem. benimle olmak ona kıymekmış gibi geldi, kıyamadım.
ama şimdi pişmanım. sanki ne yöne yürüsem ona çıkıyormuşum gibi. hep o esmerden o esmere doğru gidiyorum. aylardır boşa nefes almışım. çektiğim havaya onun kokusu karışmazsa boşmuş. dank etti gece gece
ben ilk defa onun için değişmek istemiştim biliyor musunuz. İlk defa onu tanıyınca boş geçen tüm günlerime lanet ettim. allahım dedim, keşke muazzam bir entelektüel birikimim olsaydı da fiziksel eksikliği kapatabilseydim. karşısında tutulmasaydım, ellerim terlemeseydi. yeni doğmuşum da, ilk onu görmüşüm gibi donakalmasaydım keşke. ama kaldım işte. ve kendisinin başka bir kadına olan övgülerine tanık oldum. bu sırada kendimi tebrik de ettim. çok güzel bi adama tutulmuşum.
şimdi insanlar benim için ona benzeyenler ve benzemeyenler olarak ayrılıyor. en ufak bir ortak nokta tanışılan kişinin hanesine yetim sevindirme sevabı yazdırıyor benim kafamda
daha anlatacak bir şeyim kalmadı galiba. tek solukta yazdığım en uzun metni de buraya atıyorum.
hepinize karşılıklı sevgi dolu geceler
aklıma gelmesi yine gecemi zehir etti. bilmiyorum, ben onu halen atlatamadım galiba. pek kişiye de anlatamadım, kaldı öylece içimde. oysa ben kaşını ayrı kıtaya gözünü ayrı kıtaya resmetmek isterdim. mesleğinden mi bahsedecek, bana yapsın sunumunu isterdim. İçecek dertlenecek mi, benimle içsin. ne bileyim yumurta mı kıracak, çarptırdığı kap ben olayım derdim. gözünün önündeki hep ben olayım istedim, çünkü onun yüzü benim kadrajdan hiç çıkmıyor. onun yüzü en çok benim ellerime yakışırdı, benim başım da onun göğsüne. he, ama onun yanına en çok yakışacak sen miydin derseniz, orada başladı zaten problem. benimle olmak ona kıymekmış gibi geldi, kıyamadım.
ama şimdi pişmanım. sanki ne yöne yürüsem ona çıkıyormuşum gibi. hep o esmerden o esmere doğru gidiyorum. aylardır boşa nefes almışım. çektiğim havaya onun kokusu karışmazsa boşmuş. dank etti gece gece
ben ilk defa onun için değişmek istemiştim biliyor musunuz. İlk defa onu tanıyınca boş geçen tüm günlerime lanet ettim. allahım dedim, keşke muazzam bir entelektüel birikimim olsaydı da fiziksel eksikliği kapatabilseydim. karşısında tutulmasaydım, ellerim terlemeseydi. yeni doğmuşum da, ilk onu görmüşüm gibi donakalmasaydım keşke. ama kaldım işte. ve kendisinin başka bir kadına olan övgülerine tanık oldum. bu sırada kendimi tebrik de ettim. çok güzel bi adama tutulmuşum.
şimdi insanlar benim için ona benzeyenler ve benzemeyenler olarak ayrılıyor. en ufak bir ortak nokta tanışılan kişinin hanesine yetim sevindirme sevabı yazdırıyor benim kafamda
daha anlatacak bir şeyim kalmadı galiba. tek solukta yazdığım en uzun metni de buraya atıyorum.
hepinize karşılıklı sevgi dolu geceler
Omü Dedikodu