saat 12'yi geçince bana resim yapma perileri geliyor. masa lambamın altında bazen saatlerce resim yapıyorum. İnanır mısınız, en derin konuları, içinden çıkamadığım her şeyi bu anlarda yakalayıp çözüyorum. yine öyle bir gün bu geceydi. aklıma bir an öyle şeyler geldi ki kendimi ne kadar hafife aldığımı, yargıladığımı fark ettim. yeni şeyler deneyip üstüne gittim ve en azından denedim. bahane uydurmadım, başarısız olmayı göze aldım. basketbola başlama cesareti gösterdim, uzun yıllardır içindeyim ve beni en çok mutlu eden şeylerin başında. daha birçok spor dalına, farklı el sanatlarına yöneldim. baktım ki aslında kendime bir şeyler katmak için hiç durmamışım. yapamadıklarına değil de yaptıklarına odaklanmak gerekiyor.neyi yapamadım değil, neleri başardım? kendimize çok yükleniyoruz. kendimize bu kadar yüklenmeyelim ne olur. bir söz var instagram'da sürekli dönen: "sen de bu hayatı ilk defa yaşıyorsun, kendine bu kadar yüklenme."
eyyamı bahur -gülesim geliyor bu isme- sıcaklarının olduğu şu günlerde yağmurlu bir geceden merhaba herkese. bugün biraz iç dökme ile katılıyorum aranıza çünkü neden olmasın? bilmiyorum daha önce bahsettim mi ama burası artık benim 8-10 yıl önceki halimi hatırlamak için, o zamanki ben ne düşünürdüm diye kendime sığınmak için döndüğüm yer oldu. yine aklımda kocaman bir soru: kabullenmek mi gerek?
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
insan doğası gereği -yani uydurdum bu bilgiyi ama olsun- ister istemez her duygusuna, her davranışına karşılık bekliyor, içten içe beklentisi oluyor ya da bazen karşısındaki insana nazaran çok daha hassas olabiliyor. aynı şekilde yeri geliyor kendine de zalim oluyor, bunu mu demeliydim bunu mu yapmalıydım… bu aslında insanı çok kemiren bir durum. oysaki bilmek gerek; insanlar bizden uzaklaşabilir, iletişim kurmak istemeyebilir, önemsemeyebilir, bağı koparabilir. ama sanki böyle aramızda sözsüz, sonsuz anlaşmalar varmış gibi karşımızdakinden de bizimle aynı duyguları, tepkileri bekliyoruz ve aksi durum bizi yaralıyor. yani onun fikri değişebilir, artık bizi sevmediğine bile karar vermiş olabilir. çok basit bir denklem gibi görünse de en azından kendi açımdan söyleyeyim, sindirmesi çok zor bir süreç.
özellikle insan ilişkilerinin artık bu denli benmerkezci olduğu bir dönemde birini hayatımızda tutmak da zorlaşıyor. insan kabul edemiyor; elbette önemliyim, duygularım düşüncelerim kıymetli. biriciğim. ancak diğer herkes için de öyle, herkes kendine göre biricik. benim kıymetli olmam, karşımdakine olan sevgimin büyüklüğü, belki mücadele isteğim; benim duygularımı onun duygularından daha değerli mi yapar? “sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda mı?” :) asıl erdem koşulsuz kabulden geçmiyor mu? belki de tek ihtiyacım bu. yormadan, yargılamadan, öylece, kendisi gibi, kendim gibi kabul etmek. o zaman, yazının başında sorduğum soruyu sizlere tekrar soruyorum; kendim ise kendimi cevaplamış bulunuyorum. evet, kabullenmek gerek.
başında yok ise sevda yelleri
nereden bilirsin çektiklerimi
yanıldım şaştım da bir aşık oldum
kıskandı zalim felek sevdiklerimi
#FerdiBaba
nereden bilirsin çektiklerimi
yanıldım şaştım da bir aşık oldum
kıskandı zalim felek sevdiklerimi
#FerdiBaba
bilenler bilir, 2.5 yaşında kızım, henüz 1 aylık da oğlum var. evde çok ciddi kıskançlık vakaları yaşanıyor ve ben istisnasız 1 aydır uyku uyuyamıyorum. sabahları işe giderken kırmızı ışıkta uyuya kaldığım oluyor. İş arkadaşlarım masa başında horul horul uyuya kaldığım videolarımı çekiyorlar. ben orhan babanın dilenci şarkısını kendime uyuyorum pardon uyarlıyorum. uyumamak zordur, uyuyamamak zordur, uyutulmamak zordur, uyudum ama uyuyabildimmi ? bilemiyorum. bir dilencii, evlatlarından uykuu dilenen, her fırsatta uykusundan edilip gülüp alay edilen. dünya boştur lo. ben gidim de yener çevik'ten hasta işi şarkısını dinliyim sitenin hareketli olduğu günlerde açılan canlı yayınları hatirliyim bari
sa. bir tane podcast dinliyorum. konuşmacıların bahsettiği konu da şu, 2000'li yılların başında bir tane itiraf sayfası varmış onla ilgili sohbet ediyorlar. direkt bizim siteyle bağdaştırdım ve yakın geçmişe gittim, geceye de minik bir itiraf olsun, özlemişiz. hazır mısınız? bir önceki sürümü bilenler bilir, üyelik sistemi yine vardı ama paylaşım yapabilmek için zorunlu değildi, anonimbay ya da anonimbayan olarak yorum yapılabiliyordu ya da gönderi paylaşılabiliyordu. ben ikinci sınıf falanım ve özgüvensizlikte zirve bir dönemdeyim o ara. bir gönderi paylaşmıştım işte kendimce komik, okulla ilgili bir durumdu sanırım. o zamanlarda da böyle hani bir gönderi altında 600 yorum coşturulduğu zamanlar. ben gönderimi paylaştım, 3 saat oldu 5 saat oldu tık yok. nasıl bozuluyorum ama kimse bir şey yazmıyor diye. en sonunda dayanamadım, hesabımdan çıkış yapıp anonimbayan'dan "ahahhaja gerçekten mi ya" tarzı bir yorum yaptım mesajıma, sonra döndüm kendi hesabımdan teşekkür ettim bi de ajsaahsjskakskd loser'lık seviyesine bakın ya, ne gerek var böyle bir şeye kaldı ki hâlâ bazen kendi gönderilerimin altına yorum yapıp eğleniyorum kendi kendime. bu yüzden de artık radikal bir karar aldım, akıştaki tüm gönderileri beğeneceğim siz paylaşın çiçeklerim ben hepinize gülüyorum❤he bu arada şunu da ekleyeyim, neyse ki akışta kendi özelliklerimi betimleyip "tanışalım mı :)" gibi cümleler yazmamışım, o potansiyel var çünkü ahdjdl beterin beteri var arkadaşlar... kendi kendiyle kavga edenler de vardı, hepinizin farkındaydım hepinizin aldjdekal sevgiler. :*
cenazenizin nasıl olmasını isterdiniz? ben mesela çok kalabalık olmasını isterim. yaşadığım o ana kadar hayatıma girip çıkmış herkesin gelmesini isterim. benim hayatıma dokunmuş, beni mutlu etmiş, benim canımı yakmış herkesin... gelsinler benim hakkımda konuşsunlar, benimle ilgili en unutamadıkları anılarını paylaşsınlar, kalbimi kıranlar canımı yakanlar pişman olduklarını ve bana haksızlık yaptıklarını anlatsınlar, hatta üzüntüden kahrolsunlar. keşke şimdi burada olsaydı diye başlayan cümleler kursunlar. bazıları yaptıklarından utanıp cenazeme bile bakacak yüz bulamasınlar, bütün mutlu anlarımda yanımda olanlar bana son görevlerini yapıyor olmanın verdiği buruk bir gururla cenazemin başında olsunlar mesela. şimdi belki "ölmüş gitmişsin, geride kalanlardan haberin mi olacak sanki" dersiniz ama ben gerçekten böyle olmasını istiyorum, ben görmesem de böyle olsun. siz nasıl olsun isterdiniz?
kömür sobasının başında mavi leğende banyo yapma keyfi
yine yazmam gereken yazıları yazmamak için, okumam gereken şeyleri okumamak için kendime türlü türlü meşgale bulduğum saatlerdeyiz. bu meşgalelerin en başında da tabi ki temizlik yapmak geliyor. gerek kitaplık olsun gerek komodin çekmeceleri olsun defalarca temizlenecek. kaçış yolu gibi kaçış yolu valla..
mesafenin önemi yoktur...
burnunun dibinde olsa ne olacak?
seni anlamıyorsa,
ama birisi vardır ki dünyanın öbür ucunda...
en ihtiyaç duyduğun anda,
İki satırıyla bile olsa,
bir çırpıda yanı başında..
mesafe uzaklarda değil,
mesafe fedakarlıkta!
-özdemir asaf
(bu gece şiir de benden olsun 😊)
burnunun dibinde olsa ne olacak?
seni anlamıyorsa,
ama birisi vardır ki dünyanın öbür ucunda...
en ihtiyaç duyduğun anda,
İki satırıyla bile olsa,
bir çırpıda yanı başında..
mesafe uzaklarda değil,
mesafe fedakarlıkta!
-özdemir asaf
(bu gece şiir de benden olsun 😊)
sunum yapacağım salonda projeksiyonun kumandası çalışmıyor, bilgisayar salonun diğer ucunda, görevliye durumu anlattım, kumanda çalışmıyor, sunumu uzaktan ilerletemiyorum, bir çözüm bulabilir miyiz diyorum, bilgisayardan ilerletmeyi denediniz mi, klavyeden de ilerliyor biliyo musunuz diyor. vallahi bravo abicim, ben bunu nasıl düşünemedim. yalnız aynı anda hem sunum perdesinin önünde hem de salonun diğer köşesindeki bilgisayarın başında olmam zor olacak ama senin canın sağ olsun...
sabahları yanan geceleri sönen sokak lambalarıyla dolu mahalle, bir tane aklı başında insan bildirmiyor durumu (ben dahil) toplumun bir olaya tepki verme süresini ölçmek için karışmıyorum, gittiğim her evde ısrarla aynı konuyu açıyorum herkes muzdarip bakalım hangi deliyürek hangi edison getirecek mahalleye ışığı
bugün size bir mekandan bahsedeceğim. burası benim istediğim tüm özellikleri barındıran bir yer. muhabbet edebileceğiniz güler yüzlü çalışanların olduğu, ne tenha ne çok kalabalık, arkadaşlarınla gelip güzelce muhabbet edebileceğiniz, çay,kahve içebileceğiniz, oturup güzelce ders çalışabileceğiniz, kitabınızı okuyabileceğiniz, yazın sepserin kışın da sıcacık olan bir kitapevi burası. "tdv samsun kitabevi". burası samsunda çay ocakları hariç müdavimi olduğum tek mekan sanırım. her müsait olduğumda soluğu burada alıyorum diyebilirim. gelip kitabımı okuyorum, ders çalışıyorum, bir şeylerle uğraşıyorum. ben de burayı keşfedeli 2 yıl oldu aslında. bir gün bir arkadaşımı görmüştüm burada. yanına girmiştim hoşuma gitmişti o an için. ama asıl müdavimliğim bu senenin başında başladı. boş oldukça kaçıp kaçıp geliyordum buraya. vize, final ne varsa burada çalışıyorum. zaman geçtikçe çalışanlarla da iyice ahbap olduk. artık kitapevi benim oldu gibi. çayımı falan kalkıp kendim alıyorum bazen. yakında bakarsın satış yapmaya bile başlarım. bir tarafı kafe bir tarafı ise kitapevi. beni de çeken noktası orası zaten. bir sürü kitabın arasında rahatça takılabiliyorum. canım sıkıldıkça kalkıp dolaşıyorum rafların arasında. mezun olduktan sonra da özleyeceğim yerlerden birisi olacak kendisi. bakarsın mezun olduktan sonra da samsunda kalırım da ayrı da kalmam buradan ha. ne dersiniz?... :)
bu yaz okulunda dersler nasıl oluyor havuz başında felan mı?
"İki kişi devamsızlıktan kaldı" diyip isimlerini de söylemeyerek tüm sınıfı gerilime sürükleyen hoca.. allahım inşallah ben değilimdir 😭 kimse olmasın o iki kişi yazık değil mi. dönem başında devamsızlığı takmıyorum diyip dönem sonunda kaldınız denilen yerdir omü!
vizeler geldi...
ben hala evde bilgisayar başında.
-oğlum o senin yengen yengen😀
ben hala evde bilgisayar başında.
-oğlum o senin yengen yengen😀
bugün tüm anlayışsız insanlar toplanıp sinirimi bozmak üzere bir araya gelmişler ve evet başardılar. bu yüzden yine bir filmi ölesiye eleştirip depresif düşüncelerimi tatmine çalışacağım.
dikkat bu yazı spoiler içerir.
ispanyol sinemasına ve dolayısıyla drama ara verip dünya sinemasında farklı filmler ararken, spierig kardeşler yapımı olan predestination filmi, ethan hawke' ye rağmen konusuyla baya ilgimi çekti. filmde, zamanda yolculuk yapan bir ajanın hikayesi anlatılıyor, ben direkt zaman makinesi olan bir şeeğlök hayal ettim fakat elbette filmin bununla alakası yok. başta her şey güzelken, ortalarında filme hakim olan yahudi acındırması filmler tadındaki yersiz dram, daha en başında filmin bir hayal kırıklığından fazlası olmayacağına beni ikna etti. binlerce eleştiri hazırlayıp yaşasın ispanyol sineması diye düşünürken, filmde ilginç şeyler olmaya başladı. olmaz olaydı. filmdeki felsefe temeli, the pursuit of happyness filminden etkilenen plepleri etkileyebilir ancak. mind fuck yapalım demişler fakat böyle bir filme kim kafa yorar onu düşünememişler. leonardo dicaprio gibi kadının yanarak kepçe kulaklı ethan hawke' ye dönüşmesi de baya güzeldi. nolan' ın yeni şeyler öğrendim o zaman hepsini bu filmde kullanayım ampulüyle yapılmış bir film. sürekli olarak kuyruğunu yiyen yılan figürünün kullanılması da filmin amatörlüğünü sergiliyor. waoooow ouroboros, ef- sa- ne (!) aynen kanka
filmde beğendiğim tek şey, kendi kendinle sevişebilme fikriydi. bunu da kendi narsist kişiliğime veriyor, caravaggio' yu selamlıyorum ✋
dikkat bu yazı spoiler içerir.
ispanyol sinemasına ve dolayısıyla drama ara verip dünya sinemasında farklı filmler ararken, spierig kardeşler yapımı olan predestination filmi, ethan hawke' ye rağmen konusuyla baya ilgimi çekti. filmde, zamanda yolculuk yapan bir ajanın hikayesi anlatılıyor, ben direkt zaman makinesi olan bir şeeğlök hayal ettim fakat elbette filmin bununla alakası yok. başta her şey güzelken, ortalarında filme hakim olan yahudi acındırması filmler tadındaki yersiz dram, daha en başında filmin bir hayal kırıklığından fazlası olmayacağına beni ikna etti. binlerce eleştiri hazırlayıp yaşasın ispanyol sineması diye düşünürken, filmde ilginç şeyler olmaya başladı. olmaz olaydı. filmdeki felsefe temeli, the pursuit of happyness filminden etkilenen plepleri etkileyebilir ancak. mind fuck yapalım demişler fakat böyle bir filme kim kafa yorar onu düşünememişler. leonardo dicaprio gibi kadının yanarak kepçe kulaklı ethan hawke' ye dönüşmesi de baya güzeldi. nolan' ın yeni şeyler öğrendim o zaman hepsini bu filmde kullanayım ampulüyle yapılmış bir film. sürekli olarak kuyruğunu yiyen yılan figürünün kullanılması da filmin amatörlüğünü sergiliyor. waoooow ouroboros, ef- sa- ne (!) aynen kanka
filmde beğendiğim tek şey, kendi kendinle sevişebilme fikriydi. bunu da kendi narsist kişiliğime veriyor, caravaggio' yu selamlıyorum ✋
İtiraf ediyorum şuan deneme sınavı olan öğrencilerin başında gardiyan,zebellek gibi dikilmek zevkliymiş az sövmemiştim zamanında 😂
Omü Dedikodu