snorlax
'... şu an uyumam gerektiği halde hiç uykum yoksa ve buradaysam benim için yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir.'
Fafatara
değerli uzun boylu insanlar,
toplu taşıma araçlarında lütfen daha duyarlı olalım. sürekli kolunuzun ya da dirseğinizin hedefi oluyorum. ya gözlüğüme vuruyorsunuz ya da başıma. kol neyse de dirsek denk gelince kötü oluyor. tabii ki yanlışlıkla olduğunun farkındayım. o an önemli değil diyorum ama can bu acıyor. bir de ne olduğunu anlamak için arkasına bakanlar var ama işte ben aşağıdayım. neyse en azından bir şeye çarptıklarını fark ediyorlar. kısacası artık başıma vurmayın, acıyor. he bir de bildiğiniz gibi çoğu zaman ayakta kalıyoruz. bu sırada bir yere tutunmaya çalışırken fark etmeden koluyla omzumu bastıran çok kişi var. zaten kendimi zor taşıyorum siz de öyle yapınca daha zor oluyor. o yüzden yapmayın böyle şeyler, omzum ağrıyor sonra.
mimumimu
çok bitik hissediyorum. büyük bir motivasyon eksikliğim var şöyle olumlu şeyler duyasım var 1-2 kelam edinde kendime geleyim
Fafatara
İnsanın hayatında yapmaktan vazgeçemediği şeyler vardır. ondan mahrum kalmak insanın içinde bir boşluk oluşturur, hayat anlamsız gelmeye başlar. bütlerde benim için öyle. hayatımın vazgeçilmezi... kesinlikle son gece çalışıp sınavda mal gibi duvarları izlerken bir yandan da millet bu kadar yazacak ne buluyor diye düşünmemden kaynaklanmıyor bu his. ben bütleri seviyorum.
👑Merry Andrew
ben sadece iyi bi insan olmak istiyorum. bu o kadar mı imkansız. her seferinde toparlıyorum, bir şeyler rayına oturuyor ve evet diyorum sonunda düzgün rutin sakin bir hayata geçtim ama tam her şey düzelmişken yine trajikomik olaylar yaşıyorum. ben neden hep huzursuz yaşamak zorundayım. bu neyin karması. benim hayatım neden böyle. neden legal bi hayat sürmekte zorlanıyorum.

yine saçma salak dertlerle uğraşıyorum ve artık kendi hayatımı da bıraktım bir kenara, arkadaşımın benim yaşadıklarımı yaşamaması için ne yaparım diye düşünüyorum. çaresizlik bataklığında çırpınıyor gibiyim. elimden hiçbir şey gelmiyor. çok fazla gerçekten çok çok fazla bir miktarda paraya ihtiyacım var ki battığımız bu boktan çıkalım. ama bu miktarda bir parayı bile bulmanın legal bi yolu yok. bu dertten kurtulmak için tekrar illegal şeyler geliyor aklıma ama bir dertten kurtulmak için başka bir derde batmak. bu kısır döngü yaratmaktan başka bir işe yaramıyor.

ben ne kadar iyi olmak için kendimi zorlarsam hayat o kadar kötüye sürüklüyor. ne kadar çırpınırsam o kadar dibe batıyorum. artık harikalar diyarı kafasında yaşayan küçücük dertcikler dışında sıkıntısı olmayan insanlara dokunamaz oldum. kaldı ki aklı başında kişilerle anlaşmakta artık sıkıntı çekiyorum ama bunun dışında olur da onlara dert bulaştırırım diye kimseye fazla yanaşamıyorum. gerçek anlamda arkadaşlık dostluk kolay şey değil zaten. bu son yaşadıklarımdan anladım ki iki insan asla güzel şeyler yaşayarak bir bağ kuramaz. bu arkadaşlık da olsa aşksal mevzular da olsa fark etmez. insanların bağlarının güçlenmesi için birlikte zorluklardan sıkıntılardan geçmesi gerekir. yoksa sevdiğini söylemek bile yalan gelir insana bi içi boş gelir anlamsızdır sanki bir şeyler eksiktir. insanların sevgisini anlamlı kılan şey fedakarlıktır, zorluklara karşı tek ruh olmaktır. sevgi sözcüklerinin içini pamuk şekerlerle dolduramazsın. o sözcükler kaybetme korkusuyla dolmalı ama öyle basit bir kaybetme değil, ölmesinden ya da öldürülmesinden korkmak, fedakarlığı uğruna başına daha fazla dert açmasından korkmak canının tehlikeye düşmesinden korkmak. o sevgi sözcüklerinin ardında kocaman güven dağları olmalı. bilmelisin ki o sana seviyorum dediğinde dolu dolu sevmek gibi seviyordur. söylediği her güzel sözde fedakarlıkları gelmeli aklına. yoksa yalan olur her şey. arkadaşlık dostluk ya da aşksal durumlar ne farkeder ki sıkılır insan eninde sonunda. oysa onu görmeden duramamalısın, onsuz hep bi eksik hissetmelisin. hayatta tanıdığımız bir şekilde bi şeyimiz olan o insanlar en dibe battığımızda ne kadar yanımızda olur, ne kadar endişelenir yoksa öylece hayatlarına devam mı ederler.

hayatta kötü giden onca şeyin arasındaki tek güzel şey birlikte "bir" olduğum yanında huzurlu ve güvende hissettiğim biri olması. galiba tek şanslı noktam o.
snorlax
konserlerde, kalabalığın içerisinde olmak yerine biraz uzakta şarkılara sessizce eşlik etmek her zaman daha cazip gelmiştir. eğlenmeyi bilmiyor gibi görünüyorum böyle anlatınca bazılarınca, gülüp geçiyorum. bir de sürekli fotoğraf çeken arkadaşlarım var. ben de seviyorum bunu elbette fakat daha çok etrafta gördüğüm güzellikleri. bu konuda biraz da geliştirdim gibi geliyor yavaş yavaş ne mutlu ki. anılar biriktirmek güzel lakin fazlası 'olsun' diye oluyor. şu aralar zaman buldukça kısa yazıları okuyorum. kısa filmleri seven biri olarak bu da tıpkı onun gibi oluyor. haberin yok, olmayacak da. hatta diğer birkaç kişinin de. yine de teşekkürler... İçimde ukte kalmasından üzüldüğüm şeyler var. ciğerlerimi acıtan tertemiz dağ havasında karda yürümek, kamp yapmak gibi. ya da güneş' in doğuşunu izlerken ayaklarıma çarpan ılık, tuzlu deniz suyunu hissedip kumda kalan ayak izlerimi izlemek gibi. hiç bilmediğim bir şehirde sevdiğim insanla dolaşırken şarkı söyleyen birini durup dinlemek gibi. makul bir hızla boş bir yolda ilerlerken sadece rüzgarı hissetmek gibi... hayal kurmak güzel gerçekleşmesi ise muamma. mutluluk diyoruz ya hani işte bu biraz daha yüzeysel kalıyor, huzura kıyasla. sanıyorum ki zamanla canlılığım gülüşlerde kalmış. son zamanlarda meşhur 'özlenilen kişiler değil anılardır.' diye bir söz var ya hani. bence öyle değil. ben bazı insanları çok özlüyorum. evet sık sık değil ama özleniyormuş. ki ben bu tarz şeyleri kolayca söyleyebilen biri değilim. kendimle yaşadığım 'ben' kavgam izin vermez. İçten içe bunun ne kadar yanlış olduğunu ve üzüleceğimi bilsem bile üstelik. artık eskisi kadar değil bu da önemli bir aşama... şu aralar mazisi olan bir şarkıya tutundum. enstrümantal müziği çok seven biri olarak tek başına insan sesinin de ne kadar kulağa hoş gelebildiğini gördüm. zamanında ney kursuna giderken önceki öğrencilerin ısrarla üflemesini istemesi üzerine hocamız kulaklarımızın pasını silmisti. bir arkadaşın da şarkıya sesiyle eşlik etmesiyle kafamın içerisine bütün uzayı sığdırmışım gibi hissetmiştim. boş sınıfın etkisi de olabilir biraz. mabel matiz' den dinleyiniz birkaç farklı isimden dinledikten sonra. bahsettiğim etkiyi siz de hissedersiniz belki. bir kızıl goncaya benzer dudağın... geceniz huzurlu geçsin dedikodu meclisi. sınavlarda başarılar. esen kalın...

'kurulur kalplere sevda otağın
kim bilir hangi gönüldür durağın...'
ezeldekicengiz
ben:
artık 101'den farklı şeyler yapacağım, gezeceğim, sanat etkinliklerine katılacağım, dil öğreneceğim.
yine ben:
beyler 101'e gidelim aq
mistletoe🍃
2018 nihayet geride bırakacağımız için kendimi biraz heyecanlı hissediyorum. genelde yeni bir yılın, yeni bir yaşın, her gün uyanıp yeni bir güne başlamaktan ne farkı var ki bu kadar önemsiyoruz diyenlerdenim ama geçen son 3 4 yıla bir bakınca, iyi ki geride bıraktığımı düşündürecek bir şeyler var derken buluyorum kendimi. 2015 yazında bir mesaj almıştım, doğum günümdü. geriye dönebilsem sanırım o mesaja asla cevap vermezdim mesela. tek bir mesajın son 3 yılımı nasıl benden çaldığını bilseniz siz de o mesaja cevap vermememi isterdiniz. malesef zamanı geri alamıyoruz. yürüdüğüm yollarda, gördüğüm şeylerde kaybettiklerimi hatırlamadığım bir yıl olsun istiyorum 2019. kendime iyi davrandığım bir yıl olsun istiyorum. daha çok okuduğum, yazdığım, konuştuğum, sevdiğim, yürüdüğüm, gezdiğim, öğrendiğim.. bir yıl olsun 2019. en önemlisi de insanlığımı, samimiyetimi, empati yeteneğimi, gülümsememi, merhametimi, cesaretimi kaybetmedigim bir yıl olsun.
mistletoe🍃
şimdi sizin hiç umrunuzda olmayan ama beni ilgilendiren bir şeyler yazacağım yaniii ben uyarımı yaptım. neyse gelelim konuya senelerdir ne zaman canım sıkılsa, üzülsem, yalnız hissetsem, ya da çalışırken ses olsun diye bir şeyler arasam sadece tek bir dizi izlerdim hatta bu takıntı biraz daha ileri gidip uykuya dalmak için de diziyi kullanmam gibi enteresan bir vakaya dönüşmüştü amaaa bugün garip bir şey oldu ve sanırım 2013 yazından bu yana ilk defa başka bir diziyi onun yerine koyabilecegimi fark ettim. güncel bölüme gelir gelmez ilk bölüme geri gittim ve hala aynı heyecanla diziyi izleyebiliyor muyum bunu da kontrol ettim. konu tamamen yeniliklere açık olup, farklı diziler izlemeye devam etmekten geçiyormuş ve nihayet daha iyisini ya da sizi daha iyi hissettiren, mutlu eden diziyi bulabiliyormussunuz. buradan çeşitli psikolojik sonuçlar da çıkardım kendime, alt tarafı bir dizi diyip geçmeyelim yani hayatımdaki en büyük problemi de belki bu sayede çözüme kavuşturma olasılığım var artık.
morfinaltkat
bugün sivas cumhuriyet üniversitesinin kampüsü bayağı gezdim çok tuhaf şeyler gördüm gidecekseniz herşeye hazırlıklı olun. benim bile sasirdigim şeyler var
1:kampüste girişler kartlı ; fakültenin girişinde kapıda gişeden geçerek giriyorsunuz ( her fakültede)
2: kantinlerde nakit para kullanılmıyor ( çok şaşırdığım şey )
3: merkez kafeteryada yine para geçmiyor (yaşam merkezinin prototip şekli :):)) cay almak için bile kartla ödeme yapıp başka biyerden cay alıyosunuz ( neden bele birşey yapmışlar anlam veremedim)
4: kampüs ring 50 kuruş (makul) r11e kurban olam, yeminle r11 aradım sivasta
5: fakülteler çok eski modern bi bina göremedim ( kiliseye benzeyen iletişim fakültesi hariç :):):)
6: kampus içinde minik marketler var sigara içenler için artı bi özellik
7: omudeki kızlar daha güzel
8: ha unutmadan söyleyim deniz yok bikere geldiğimden beri sahile gidem sahile gidem sürekli aklımdaydı ama burasıda bembeyaz bi deniz olmuş zaten.
9: sivas cumhuriyet üniversitesini gezmek istiyorsanız sivas ta mutlaka arkadaşınız olmalı
İlk günü değerlendirecek olursak eski bi üni olduğu da göz önüne alırsak samsun 100 kat daha iyi :):) yarin şehir merkezini gezmeyi planlıyorum bakalım neler yasayacaz neler gorecez .
saygılarımla :):):)
ladylazarus
çizgi romanım sonunda geldi !!! artık huzur içinde ölebilirim. geldiğinden beri heyecanla kapağına bakıp sayfalarını karıştırıyorum. heyecandan başlayamadım bile djghd aşık olsam ancak bu kadar aşkla izleyebilirdim sanırım, sevgiliyi izler gibi izliyorum. umarım başına bir şey gelmez. önceki sahibi sayfalarına bir şeyler çiziktirmeyi de ihmal etmemiş. ikinci el kitapların da böyle bir güzelliği var, elinizdeki kitabın yaşadığını hissediyorsunuz. sizden önce de bir çift göz gezinmiş üzerinde, bir başkasının parmakları değmiş. bu tür şeyler duygulandırıyor beni, sonra da, nasıl satarsın ?! diye sahibine kızıyorum dsjgh

duygularım konusunda bir farkındalık sahibi olduğum günden beri, onları insanlardan saklamaya dahası sakınmaya özen gösteriyorum. zira çoğu insan başkalarını manen - çoğu kez de maddi olarak - sömürerek yaşamını parazit olarak sürdürmekten keyif alıyor. yalnız bir çocukluk geçirmenin artılarından olsa gerek, duygularımı insanlardan ziyade, gerçekten sevilmeye değer bulduğum diğer canlı varlıklara ve nesnelere vermeyi, kısaca ' doğru ' sevmeyi öğrendiğimi düşünüyorum. ben buna şefkat demeyi tercih ediyorum esasında. sevgi kavramı, gördüğüm, okuduğum ve yaşadığım şeylerden sonra bana çok vahşice geliyor. içinde bolca nefret barındırdığını görüyorum. nefret edebilmeyi dilediğiniz çoğu zaman yıkıcı olsa da, şefkat bambaşka bir duygu. yormuyor, kırmıyor, tüketmiyor. gülümseyip yaşamaya devam ediyorsunuz.

etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz derken cioran haklıydı. susmak gerekir, sahteliklerden iğrenip, elisabeth gibi, belki günlerce konuşmamak.. bununla birlikte bir miktar yanılıyordu, insan tüm dünyaya sırtını dönse de kendinden kaçamıyor. çoğu kez sustuklarımızdır celladımız. düşünceler bir araya gelip bir silahın silüetine bürünür, artık sadece ayna ve silah vardır. ve kelimeler çoğu kez yalnızca düşleyeni öldürür

alien
sayın dedikoderlar sürekli ben paylaşıyorum biraz da siz dinlediğiniz, sevdiğiniz müzikleri paylaşın. yorumlarda oturdum bekliyorum. acayip değişik şeyler dinleyesim var.
mistletoe🍃
lise 3 ya da 4 te falanim deli gibi kar küresi istiyorum. o aralar benden hoşlanan bir çocuk en yakın arkadaşımdan tavsiye istemiş yılbaşında mistye ne alayım, bu da hemen söylemiş kar küresi al kafayı yiyor diye sfsfsfsf neyse çocuk gerçekten de çok güzel bir kar küresi almıştı bana uzun yıllarda sakladım onu, bir gün ben o kar küresini kırdım bile bile kırmış gibi olduğum bir durumdu aslında rezilliklerimi burada ifşa etmeyeceğim afsfsfsf simdi ben bunu neden anlattim cunku yine kar kürelerine şebelek şebelek bakıyorum ve yine biri bana alsa diye düşünüyorum resmen kendinize asla almayacağınız ama biri alsa deli gibi sevineceginiz hediye kategorisinde o lanet sevimlilikteki minnoş kar taneleri saçan dünya üzerindeki en mutluluk verici şeyler sfsgsgsg
Zeze
bu yazıya eklemek istediğim şeyler var.
İnsanlar sevdiklerinden kendilerine yapılan şeyleri de küçük sayıyorlar. çünkü zaten yapılması gerekenmiş gibi bir algı var. ama yapılmak zorunda değil. bunun bir sebebi de herkesin kendi yaptığını büyük görmesi. birisine hediye aldığında büyük bi şey yapmış gibi bir havalar. oysa, fikrimin hala arkasındayım, senin yaptığın, yapabildiğin şey küçüktür. İsteyince yapma imkanın var çünkü. ama istediğimiz zaman başkasından kaynaklı bi şeye sahip olamayız.
Zeze
geçenlerde yağmur yağıyor diye otobüsten erken inip ıslandım. baya fazla ıslandım ama nasıl mutlu oldum anlatamam. küçük bi şeyle mutlu olmuşum gibi olsa da hayır bu büyük bi şey. ben istediğim an yağmur yağdıramam, elimde olmayan bi şey nasıl küçük sayılabilir ki ? ben ancak yağmur yağdığında onun keyfini çıkarabilirim. fazlası gelmez elimden. toplumumuzda insanların uğraşarak yapabileceği şeyler büyük sayılırken, ne kadar uğraşırsak uğraşalım yapamayacağımız şeyleri küçük sayma var. mesela birine ev hediye edilse ya da bütün yıl sınava çalışsa ve kazansa sevindiğini görsek büyük şeylere sevindi diye düşünürüz. hayır, bu küçük bi şey. çünkü istenilse ‘bi şekilde’ elde edilir. artık o kadar kavramlarımız iç içe geçmiş ki bunları bile karıştırır olmuşuz. uğraşmadan gelen her şeyi küçük sayar olmuşuz. halbuki uğraşarak elde ettiklerimiz kolay, basit ve küçük. çünkü bizim elimizde... her şey gibi bunların da yerini değiştirmeyi başarmışız, üzgünüm...
Gaf Ebesi
güzel bir hayat İçin

• eğlenmeye vakit ayır.
• kendini önemse.
• düşünmeden konuşma.
• öfkeni kontrol et.
• vefalı ol, iyilikleri unutma.
• herkesi memnun etmeye çalışma.
• ne hissettiğini söyle, ama nazik ol.
• kontrolünde olmayan şeyler için kendini suçlama.
snorlax
birçok mevsim geçti. rüzgarda yol alan bulutlar gibiydim uzunca bir süre. güneş ile kucaklaşmam nadirdi. bugün kütüphanede boynumun ağrımaya başladığını fark edip başımı kaldırdığımda karşımda oturan kıza ilişti gözüm. muhtemelen birinci ya da ikinci sınıfta. önümde duran kağıt yığınının içerisinde boş yerler bulup bir şeyler karalamaya başladım sonrasında dalıp. bir an özlem duygusu ağır bastı. anılara, şehirlere veyahut da insanlara değil kendime duydum bu özlemi, o zamanki snorlax' a. kavuşulabilir bir özlem mi bu? cevap bulamıyorum. bir dünya haritasını alıp gözlerim kapalı bir yer seçmek ve yola çıkmak isteği hakim bir süredir. tam olarak hislerimin somutlaşmış hali bu düşünce. şuraya bir şarkı iliştireyim. joca stefanovic- moje pravilo. yeniden evet... yaklaşık iki haftadır solunum testinin düşük çıkmasından dolayı ilaç kullanıyorum. etkisini gösterdi sayılır ama yine de zorlandığım oluyor gün içerisinde. buna rağmen şu şarkının başlangıçtaki müziğini tekrara alıp bu soğuk havalarda koşmak istiyorum. çok saçma geliyor mantıklı düşününce ama dağ bayır aşıp koşmak, yürümek belki daha iyi hissetmemi sağlardı. ya da küçük bir pokémon iken yaptığım gibi ağaçları, toprağı incelemek, onlarla vakit geçirmek... kafamdaki bütün o karmaşa oluşturan düşüncelerden kurtulurdum belli bir süre.. geceniz bir bardak ırahan şerbeti gibi güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın...
Zeze
anasayfada denk geldiğim bir yazı üzerine benim de yazasım geldi. (taslaksız yazıyorum. uykulu halimden dolayı karışık cümlelerim olursa affediniz 🙏🏻)
ben biraz daha sınırları çizerek yazmak istiyorum tabiki, çünkü üslubum böyle. son zamanlarda kadın erkek ilişkilerinde benim de farkettiğim birtakım şeyler var. günümüzde maalesef kadına şiddet olayları ile fazla karşılaşılıyor. ama bundan en fazla payı bilhassa son günlerde masum erkeklerin aldığını düşünüyorum. artık hepsine üzgün olarak belirtmek istiyorum ki potansiyel manyak gözüyle bakılmaya başlandı. hâl buna dönüşünce elbette (diğer yazıya katılıyorum) özellikle sosyal medyada erkeklere yüklenilme, ama kadınlara ‘aaa’ deyince bile bir savunma gözlemliyorum. bu da ‘bilinçsiz’ kadınlarımızın daha hadsizleşerek erkeklerin yaratılış özelliklerine hakarete kadar maalesef varıyor. erkeklerin bu durumdan rahatsız olmasını anlayabiliyorum. kadına uygulanan fiziksel şiddet, erkeğe de duygusal anlamda uygulanıyor gibi geliyor. özellikle dış görünüş ve maddiyata varan ağır eleştirilere (ki bu aslında hakarete varıyor) maruz kalmak eminim çok üzücüdür. hele son çıkan kadının beyanının esas alınmasını saçma buluyorum. ama şu an için buna pek bi çözüm bulunacak gibi değil. bu tür şeylerin cinsiyete indirgenmesinden, insanlığa çıkarılacağı günün gelmesini tabiki isterim. çünkü hiçbir şey cinsiyetle ölçülemiyor, mesele insanlık. (yine yazıya ithafen) her nasıl ki primcilerle erkeğe hakaret varsa, buna göre daha az da olsa aynılarını kadınlara yapanlar da var, bunu da belirtmek isterim. dediğim gibi kadın - erkek değil de insan olarak değerlendirmekte herzaman fayda var ☺️🌸
snorlax
küçükken bozulan bir cihaz olduğunda eğer atılacak ise ilk önce benim merak süzgecimden geçerdi. vidaları güzelce çıkarır içindeki bütün devreleri ya da ilgimi çeken ne varsa hepsini incelerdim. daha öncekilerle benzerliklerini ölçerdim kendi çapımda. sorduğum sorular da cevapsız kalırdı çoğunlukla fakat yine de her seferinde aynı şeyi yapmaktan vazgeçmezdim. parçaları kutunun içerisine tıkıştırılmış eşyaları dikkatle birleştirip bütün haline getirmek ise işin diğer sevdiğim bir boyutuydu. oyun olarak değil de iş olarak görürdü babam. bir tutam mecburiyet katılıyordu olayın içerisine onun gözlerinden. fakat benim için yapbozdan pek de farklı değildi. muhtemelen tamamlama yükünün bende olmadığını içten içe bilmemden de kaynaklanıyordu. yine de bu tarz şeylerde sabrım bitmiyor sonuca ulaşmak adına severek devam ediyorum. normalde pek tahammül gösterebilen biri olduğumu sanmıyorum gerçeği söylemek gerekirse. çabuk öfkelenip ani kararlar aldığım olabiliyor yaşantımda. buna rağmen istisna göstermeden bazı şeylerde inanılmaz sabırlı oluyorum. anlamadığım bir soru olduğunda kendimden bile sıkılıp birkaç denemede bıraktığım olabiliyorken başka birine defalarca anlatabiliyorum. önemli bir nokta ise başta karamsar yaklaştığım bir mevzu konusunda içim rahat bu açıdan. özellikle uğraşacak, oyalanacak şeyler bulmaya çalıştığımı görüyorum bazen. zamanlamam yanlış olmadıkça sorun değil gibi. uzun süre bu kadar boş vaktim olmayacağını düşünürsem... karmaşayı sevmiyorken bir an olsun karmaşa içerisinde kalmış hissetmek uykularımın düşmanı resmen. bundandır hâlâ beklemem bu kez sdjklj bakalım artık.. şuraya sevdiğiniz bir şarkıyı iliştirmiş olayım. geceniz güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın..
mistletoe🍃
hayatta hep bir şeylerin düzelmesini umut ederiz. olduğumuz yerden, yaşadığımız hayattan hep daha iyisinin olabileceğini düşünerek anlam çalarız. küçültür küçültür görünmez hale getiririz mutlulukları. asla gerçekleşmeyecek hayallerin mutsuzluğunu da ekleriz buna, sanki filmin sonunu biliyormuş gibi. son günlerde yeniden sevebileceğimi gördüm, yeniden 'mutlu' olabileceğimi. kısacık bir an bile olsa birinin kapıdan girişiyle kalbimin tekleyebilecegini. İlk görüşte aşk mi dersiniz ? sanmıyorum. sadece hala hissedebilecegim güzel şeyler olduğunu gördüğüm için mutluyum. bu mutluluğun kaynağının dünden daha güzel ve yolunda giden bir hayata sahip olmakla değil sadece 3 saniyenin bana hissettirdikleri sayesinde olmasına da mutluyum... tanıştığımıza memnun oldum, iyi geceler.
ikizler
mutlu geceler gençler. nasılsınız? vize çalışmalarınız daha yeni başlamışken sizde mi şimdiden bıktınız sayfalarca kitaplardan, fotokopilerden. hani diyorlar ya eğer düzenli çalışırsan konular birikmez, vize dönemi rahat edersin diye. bana kalırsa koca bir yalan bu. yine aynı saatlerde çalışıyorsunuz her şeye. çünkü insanın içine işlemiş bir defa vize-final dönemi çalışmak. benim de yarın başlıyor vizelerim. İlk sınav sadece 50'şer puanlık 2 klasik sorunun olduğu babaların babası gibi bir sınav. haftalarca işlenen derslerden, anlatılan onca şeyden sadece 2 şeyi sormak öğrencinin öğrenme seviyesini ne kadar doğru ölçebilir pek emin değilim buna. her ne kadar emin olmasam da not görüntülemede yazacak nottan emin olduğum için düşünceleri bir kenara bırakıp çalışmak gerekiyor. ne çok çalışma muhabbeti yaptım yahu. zaten herkesin kafası derslerle dolmuş. ben başka şeyler de anlatayım. havalar ne de güzel değil mi bu sıralar. aşırı dondurucu soğuklar olmasa da kar maskemi giyebildiğim soğuklar var. ve bu beni ziyadesiyle mutlu yapıyor. normalde sıcakları seven birisiydim eskiden. temmuz ayları en sevdiklerimdi. ama yaşlandıkça daha çok soğuğu sevmeye başladım. hatta bu konudaki ilkem de şu, "soğuğun her yerde çaresi vardır ama sıcağın her yerde çaresi yoktur". soğuk hem insanın içini ferahlatıyor hem zihnini sakinleştiriyor bence. yarimi her ne kadar üşümediğime inandıramasam da üşümüyorum bile. dün gece 3 saat yarimle beraber yürüdük atakum sokaklarında. bir yere gidip oturacaktık normalde ama yarimin yürüyelim demesiyle ben de dünden razı şekilde adım adım gezdik atakum sokaklarını. 2 gündür yurttan da pek çıkmadığım için pek iyi geldi o yürüyüş ama bana pek yetmedi. onun için bir kaç gündür kafamın içindeki bulanıklığı ona bağlıyorum. bugün kahvaltı hazırlarken bile unuttum neden orada olduğumu, sonradan hatırladım. bir de kahve eksikliğim var ki sormayın gitsin. vizelerden sonraki ilk işim bir gecemi bir termos kahveyle komple dışarıda geçirmek olacak. zira buna baya ihtiyacım var gibi. vizenin ilk gününden bu kadar yazdığım yetsin yahu. ben müslüm baba eşliğinde ders çalışmaya devam edeyim. hepinizin vizeleri soğuk bir rüzgar ferahlığında geçsin gençler. allah zihin açıklığı versin... :)

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)