uyuyamadım tüm sosyal medya içeriklerini tükettim karnım ağrıyor bunu bilin her şeyden haberiniz olsun istiyorum
herkese merhaba. çok özür dileyerek söylüyorum ki bir zamanlar ayıla bayıla okuduğum yazılarınızı okumaya asla takatim yok şuan, ben de uzun yazmayacağım. umarım iyisinizdir. ayyy içim sıkıldı her şeyden
ölümcül motosiklet kazasının ardından yine yeniden buradayım. İkinci bahar dedikleri şeyden. vay be kaç yıl geçmiş..
o kadar içim sıkılıyorki evdekiler konuştuklarında bile sesleri kötü geliyor. hoş geldin herkesten her şeyden tiksinme perisi
sa. yeni yılın ilk gününden merhaba. normalde pozitif kasacaktım ama başka bir şeyden bahsetmeye karar verdim. windsor dükü'nün aşkı için krallıktan vazgeçmesi olayı tekrar önüme düştü twitter'da. çok acayip olay ya, alttaki yorumlarda bile insanlar "hitler hayranlığından o yea, kulp bulmuşlar işte" diye bu durumu kabullenmemişler mesela ama sorsan herkes roma'yı yakıyor ashdjld her neyse, gideyim de çift arkadaşlarıma "bak bence x senin için kraliyetten vazgeçmezdi bi sor..." deyip aralarını bozayım. muhtarlıktan bile vazgeçmeyecek, görev bilinci yüksek arkadaşlarım fav.
İnsanlar konuşmayı, her şeye karışmayı aynı zamanda her şeyden şikayet etmeyi ne kadar seviyorlar. ne tarafa gitsem biri bi şey anlatıyor. hayret ediyorum gerçekten. güne başlayalı bir kaç saat oldu ve şimdiden yoruldum. İki insan konuşmadan da yan yana oturabilir. sessizlik de güzeldir. hatta çoğu zaman daha güzeldir.
buraya güzel şeyler de yazmak isterdim
ama hayatımda güzel şeyler olmuyor
bundan sonra da olacağını sanmıyorum
her şeyden yoruldum
ama hayatımda güzel şeyler olmuyor
bundan sonra da olacağını sanmıyorum
her şeyden yoruldum
herkese merhaba,
biraz başınızı ağrıtacağım kusuruma bakmayın lütfen.
anonim olarak yazmanın içini dökmenin en keyifli yerlerinden biriydi burası benim için. sıkıldıkça sevindikçe yazdım ama hayatımda hiç bu kadar zorlandığım bir dönem olmadı ve yaklaşık 3 yıl aradan sonra tekrar yazmak sizden yardım istemek istedim. özellikle kadın arkadaşlarımdan.
3 yıldır yürütmekte olduğum bir ilişkim vardı. gözümden sakınır gibi herkesten her şeyden sakındım.
hayatıma ilk defa birini almaya cesaret etmiştim. daha doğrusu bir anda girdi hayatıma , ben de onun hayatına o hızla girdim.
bir insan bir insanı ne kadar fazla sevebilirse o kadar sevdik bir birimizi. benim için kaldı geldi istanbula ülkesini bıraktı , ailesini bıraktı . benim yanıma geldi. ben de elimden ne geliyorsa yaptım kpss yi bıraktım işe girdim iki yıldır 7/24 çalışıyorum yıllık izin bile kullanmadan. maddi manevi ne varsa verdik birbirimize. nisan ayında evlilik teklifi etmek için yüzük bakarken subat ayında kıskançlık ve yanlış anlama uğruna , ağıza alınmayak küfürler ettim. tehdit ettim . daha doğrusu etmişim farkında değilim sonradan mesajlarımı okuyunca farkettim. ben bunları farkettiğimde her şey için çok geçti.
bitirmişti.
çok pişmanım çok utanıyorum.
yalvardım yakardım, evine gittim çiçekler aldım , salya sümük ağladım geri dönmedi.
son kez ayaküstü bir kere görüşmeye müsade etti ama ne kadar pişman olduğumu söylesemde benden geçti . herkes kendi yoluna dedi ve gitti.
hayatımda ondan daha çalışkan daha iyi niyetli daha açık sözlü ,istediğini bilen gurur naz yapmayan birini tanımadım.
şimdi onu kaybetmiş olmayı kabullenemiyorum.
allah aşkına bana bir şey söyleyin .
kurbanlar adadım sadakalar verdim. pişmanım çok pişmanım . onu kaybetmek istemiyorum .
ne yapacağımı şaşırdım . ölü gibi işe gidip geliyorum .
akıl verin lütfen bana çok ihtiyacım var buna.
biraz başınızı ağrıtacağım kusuruma bakmayın lütfen.
anonim olarak yazmanın içini dökmenin en keyifli yerlerinden biriydi burası benim için. sıkıldıkça sevindikçe yazdım ama hayatımda hiç bu kadar zorlandığım bir dönem olmadı ve yaklaşık 3 yıl aradan sonra tekrar yazmak sizden yardım istemek istedim. özellikle kadın arkadaşlarımdan.
3 yıldır yürütmekte olduğum bir ilişkim vardı. gözümden sakınır gibi herkesten her şeyden sakındım.
hayatıma ilk defa birini almaya cesaret etmiştim. daha doğrusu bir anda girdi hayatıma , ben de onun hayatına o hızla girdim.
bir insan bir insanı ne kadar fazla sevebilirse o kadar sevdik bir birimizi. benim için kaldı geldi istanbula ülkesini bıraktı , ailesini bıraktı . benim yanıma geldi. ben de elimden ne geliyorsa yaptım kpss yi bıraktım işe girdim iki yıldır 7/24 çalışıyorum yıllık izin bile kullanmadan. maddi manevi ne varsa verdik birbirimize. nisan ayında evlilik teklifi etmek için yüzük bakarken subat ayında kıskançlık ve yanlış anlama uğruna , ağıza alınmayak küfürler ettim. tehdit ettim . daha doğrusu etmişim farkında değilim sonradan mesajlarımı okuyunca farkettim. ben bunları farkettiğimde her şey için çok geçti.
bitirmişti.
çok pişmanım çok utanıyorum.
yalvardım yakardım, evine gittim çiçekler aldım , salya sümük ağladım geri dönmedi.
son kez ayaküstü bir kere görüşmeye müsade etti ama ne kadar pişman olduğumu söylesemde benden geçti . herkes kendi yoluna dedi ve gitti.
hayatımda ondan daha çalışkan daha iyi niyetli daha açık sözlü ,istediğini bilen gurur naz yapmayan birini tanımadım.
şimdi onu kaybetmiş olmayı kabullenemiyorum.
allah aşkına bana bir şey söyleyin .
kurbanlar adadım sadakalar verdim. pişmanım çok pişmanım . onu kaybetmek istemiyorum .
ne yapacağımı şaşırdım . ölü gibi işe gidip geliyorum .
akıl verin lütfen bana çok ihtiyacım var buna.
cümlelerimde genelde galiba kullanıyorum. çünkü çoğu şeyden emin değilim. düşünceler okunan herhangi bir yazıyla, gözlenen bi davranışla, bir yaşanmışlıkla değişebilir ve bu bir an sonra bile olabilir. bir de hadsiz buluyorum galiba emin olmayı. sürekli değişen dünyada bu denli net konuşmak ne haddime gibi 🤔
her şeyden şikayet eden insanlara bakıyorum da, benciller. her şey onların istediği, söylediği gibi olsun istiyorlar. olmadığında da sızlanmalar, dövünmeler... böyle insanları hayatınızdan uzak tutun, tutalım. mutsuzluk getirirler çünkü 🌸
mutlu geceler gençler. nasılsınız? vize çalışmalarınız daha yeni başlamışken sizde mi şimdiden bıktınız sayfalarca kitaplardan, fotokopilerden. hani diyorlar ya eğer düzenli çalışırsan konular birikmez, vize dönemi rahat edersin diye. bana kalırsa koca bir yalan bu. yine aynı saatlerde çalışıyorsunuz her şeye. çünkü insanın içine işlemiş bir defa vize-final dönemi çalışmak. benim de yarın başlıyor vizelerim. İlk sınav sadece 50'şer puanlık 2 klasik sorunun olduğu babaların babası gibi bir sınav. haftalarca işlenen derslerden, anlatılan onca şeyden sadece 2 şeyi sormak öğrencinin öğrenme seviyesini ne kadar doğru ölçebilir pek emin değilim buna. her ne kadar emin olmasam da not görüntülemede yazacak nottan emin olduğum için düşünceleri bir kenara bırakıp çalışmak gerekiyor. ne çok çalışma muhabbeti yaptım yahu. zaten herkesin kafası derslerle dolmuş. ben başka şeyler de anlatayım. havalar ne de güzel değil mi bu sıralar. aşırı dondurucu soğuklar olmasa da kar maskemi giyebildiğim soğuklar var. ve bu beni ziyadesiyle mutlu yapıyor. normalde sıcakları seven birisiydim eskiden. temmuz ayları en sevdiklerimdi. ama yaşlandıkça daha çok soğuğu sevmeye başladım. hatta bu konudaki ilkem de şu, "soğuğun her yerde çaresi vardır ama sıcağın her yerde çaresi yoktur". soğuk hem insanın içini ferahlatıyor hem zihnini sakinleştiriyor bence. yarimi her ne kadar üşümediğime inandıramasam da üşümüyorum bile. dün gece 3 saat yarimle beraber yürüdük atakum sokaklarında. bir yere gidip oturacaktık normalde ama yarimin yürüyelim demesiyle ben de dünden razı şekilde adım adım gezdik atakum sokaklarını. 2 gündür yurttan da pek çıkmadığım için pek iyi geldi o yürüyüş ama bana pek yetmedi. onun için bir kaç gündür kafamın içindeki bulanıklığı ona bağlıyorum. bugün kahvaltı hazırlarken bile unuttum neden orada olduğumu, sonradan hatırladım. bir de kahve eksikliğim var ki sormayın gitsin. vizelerden sonraki ilk işim bir gecemi bir termos kahveyle komple dışarıda geçirmek olacak. zira buna baya ihtiyacım var gibi. vizenin ilk gününden bu kadar yazdığım yetsin yahu. ben müslüm baba eşliğinde ders çalışmaya devam edeyim. hepinizin vizeleri soğuk bir rüzgar ferahlığında geçsin gençler. allah zihin açıklığı versin... :)
herkese selam, sana hasret frank. epey uzun zamandır görüşemiyoruz, epey epey uzun bir zamandır. aklımdasın diyemem ama bu olmadığını da göstermiyor. bilirsin işte, yaz tatili derken aile ve alışma süreçleriyle boğuşmaktaydım. boğuşmalarımın sonucu zor da olsa galibiyete çıktı. bu zorluklara gizli gizli sigara içmeler de dahildi. (ee malum aile bilmiyor sigara içtiğimi.) komşular görmesin tedirginliğiyle kendi çapımda sigara içerken aksiyonlarla kapışıyordum. aman ne büyük eğlence. çoğu kötü olay öğrendim, henüz atlatmayı başaramadığım. ara sıra unutur gibi olup sonradan hatırladığım. konu şu ki; gurbette olunca çoğu şeyden bihaber oluyorsun, bihaber bırakılıyorsun. kendilerine göre savunmaları oluyor, üzülmeni istemiyorduk. (sonradan öğrenilmesi mutlu ediyormuş gibi.) yine de haklı yanları muhakkak vardır, lakin ben göremiyorum diyerek neyselere sığdırmayı tercih ediyorum. öyle değil midir zaten? yaş aldıkça anlarsın çoğu şeyi. sana söylenenleri anlayamayacak bir çağdasındır her zaman ve her defasında ısrarcı davranırsın. çünkü sana göre sen kendi hatalarını kendin tecrübe edinerek öğrenmelisin. engebeli yolları kendi ayağının tozuyla geçmelisindir. zaten sana söylenen çoğu nasihati yapmamak için direnirsin, hep kafanın dikine gitmek zorundasındır çünkü. sonu ya ak olur ya da kara. bu pek de kimsenin şeyinde olmayan bir şeydir. İnsanlar genellikle kendi dertlerini yakınmaktan yanadır frank. söz sırası sana gelince ise hep kaçış yolu ararlar. (bu insanlar ne de tuhaf, ne de alçak!)
kaçan kovalaniyor gerçekten ne zaman olmayacağını düşündüğüm bir şeyden vazgeçsem ya o şey oluyor ya da ona denk başka bir şey oluyor. size bir ipucu hayallerinize turan taktiği uygulayın. kaçıyor gibi görünün ama hedefiniz onu kıstırmak olsun.
teknoloji çağı dediğimiz bu çağı seviyorum aslında. genel olarak keşke 70'lerde 80'lerde yaşasaydık keşke diyen birisi olmadım. ama o zamanlarda ve daha eski zamanlarda olan bazı şeylere imrendiğimi ve özendiğimi söylemeliyim. bu özendiğim şeylerden birisi de estetik ve ruh. teknoloji çağıyla bir çok şey işlevsel hale getirsek de estetik boyutunu atladık gibi sanki. evlerimiz mesela. yukarı doğru bakarken boynumuzun ağrıyacağı kadar uzun ve ışıl ışıl. ama biz o upuzun binalara değil de avlulu, merdivenli binalara bakarken dalıp gidiyoruz içimizden gelen bir yerlere. veya camilerimiz. eski camilere bakıyorum da içlerinde bir estetik bir ruh var. şimdikiler gibi milyonlarca lira harcanıp metreküplerce betonun dökülmesiyle değil de sadece allah rızası için samimiyet ve ihlasla yapıldığı içindir belki de. tüm o eskiliklerine rağmen hala zarif bir estetikle süslüler. maddi olanın yanındaki manevi olan duygularımız, hislerimiz, düşüncelerimiz, yaşayışlarımızda... giderek estetikten uzaklamışız. merhabadan merhabaya fark vardır derler ya. İşte onun gibi. konuşmalarımızda, ilişkilerimizde, bakışlarımızda, içimizin sesinde bile estetiği kaybediyoruz yavaş yavaş veya kaybetmişiz. bu beni üzüyor açıkçası. estetiğin olmadı yerde hiçbir şey yapasım gelmiyor. koca bir insan türü nasıl oluyor da estetikten bu kadar uzakta yaşıyor anlam veremiyorum. aslında çok da zor bir şey değil bu estetiği tekrardan kazanmak. biraz içimizden gelen güzelliği dışımıza yansıtmaktan geçiyor. sonrasında her şey zarif bir hal almaya başlar tekrardan, her şey tekrardan gönlümüzü de doyurmaya başlar diye düşünüyorum. estetik her şeyin içinde vardır. yeter ki biz çıkarmasını bilelim. hatırlar mısınız park kahvesi diye bir yerden bahsederdim size. İşte oradaki estetiğe kapılmıştım ben. bu yaz tatilinde gördüm ki nostalji katıyoruz adı altında estetiğini bozmuşlar mekanın. o yüzden oraya gitmiyorum ikindileri. buradaki kurşunlu cami adında baya eski bir cami var. İkindiden sonra akşama kadar oranın dış namaz kılınan yerinde oturuyorum. kitabımı okuyorum, gökyüzünü izliyorum, sokağın sesini dinliyorum. gökyüzünün, caminin avlusunun, caminin estetiği içinde huzur dolmak hoşuma gidiyor. mecbur bırakılmış yalnızlığı sevmem hiç. ama kurtarılmış bölgelerimdeki tercih edilmiş yalnızlığı seviyorum. yalnızlık dediysem de estetik olmayan her şeyden kaçıp estetik olanlarla yalnız kalmak. şuraya kurtarılmış bölgemden bir fotoğraf ve estetik bir şarkı iliştireyimde öyle gideyim. mutlu geceler dostlarım. rüyanızda özlem duyduğunuz estetiği görün... :)
bazen sadece uyumak istiyorum.hayattan uzak, kendimden uzak her şeyden uzak.bazen kolumu kaldıracak güç dahi bulamıyorum.hatta beynim en çok yorgunluğu çekiyor.düşünmek öyle zor hâl alıyor ki hiç sormayın.kelimeler yorgun düşüyor. bırak dilden dökülmeyi, beynimde oluşmaya mecali olmuyor.galiba ben çok yorulmuşum, ruhum yorulmuş.
arkadaşlar size omü ile ilgili en saçma ve nefret edilesi şeyden bahsedicem. zorunlu seçmeli dersler. böyle lanet bir şey daha bilmiyorum. 3 ders açılıyor ve 2sini seçmek zorundayız. açılan derslerin de en az biri başka bölümün dersi. diğer derslerin konteyjanı doluyorsa mecburen başka bölümün dersini alıyorsunuz. ve bu ders birinci dönemin devamı şeklinde. derse gidiyorsun hocanın anlattıklarını anlamıyorsun, hoca sürekli bölümün diğer derslerinden örnekler ve açıklamalarla senin anlayamacağın bir tarzla dersi işliyor ve sen daha ilk dersten seneye inşallah başka ders açılır diye dua etmeye başlıyorsun. ağlamıyorum gözüme toz kaçtı 😢😢
çok olmuş yazmayalı 11 ay kadar. çok şey değişti, ben değiştim her şeyden önce. hayat bir anda aklımın ucundan bile geçmeyen şeyler yaşattı. bol sürprizliydi yani. kaşıkla verdi ve kepçeyle aldı canım hayat. öyle bir yere bıraktı ki beni nefret etsem edemiyorum, vazgeçsem geçemiyorum, hatırlasam yapmamam gerekir, sevsem severek unutulmaz. şimdi bir sürü şey için yeni zorundalıklar icat ettim. canımı yanmaktan nasıl kurtarabilirim. kurtaramam öyle değil mi?
acıyı da sonuna kadat yaşayıp tüketmeden kurtaramam.
acıyı da sonuna kadat yaşayıp tüketmeden kurtaramam.
küçükken inandığım sonsuz aşkı sende bulucam. biliyorum. hissediyorum. duyduğum en güzel sese, en güzel kahkahaya; gördüğüm en güzel gülümsemeye, en güzel gözlere sahipsin. sen benim gördüğüm, duyduğum, bildiğim her şeyden daha güzelsin. seninle uyuyacağım geceler en güzel gecelerim olacak. en güzel uykuyu seninle uyuduğum zaman tadıcam. en güzel zamanlarım seninle geçen zamanlarım olucak. bana öyle bir sarılacaksın ki her şeyi ama her şeyi unutucam. o anın tadını çıkarıcam. zaman geçecek ve sen başkalarına aşık olacaksın. üzüleceksin, onlar için göz yaşı dökeceksin, acı çekeceksin ve ben o anlarda hep yanında olucam. sana sımsıkı sarılıcam belki seninle birlikte ağlıyor olucam. İçten içe onlara kızıcam, küfredicem belki de kapılarına dayanıcam belli mi olur. gün gelecek beni ikinci, üçüncü hatta dördüncü plana atacaksın ama ben senin hep bir adım gerinde olucam. seni her zaman koruycam. sen ne yaparsan yap hep senin yanında olucam. asla yüz çevirmiycem, seni hep affedicem, hep sevicem. seninle anlıycam annemi babamı çünkü bende onlar gibi olucam. onlar gibi korumacı. sakın hayata 1-0 yenik başladığını düşünme olur mu? dünyanın en şanslı insanı hissetmen için elimden geleni yapıcam. seni bulana kadar kendine çok iyi bak. seni seviyorum bebeğim.😘
Omü Dedikodu