limos
minik bir bebek insana bayramlık giydirme hevesi anne olma hissini getiriyor ama sonra aklıma işten gelip montla kanepede 2 saat duvar izleyerek kendime anca geldiğim ve hemen üstümü çıkarıp sağlıksız şeyler yiyip uyumaya çalıştığım geliyor ve his kayboluyor
nar
yarın bayraaamm ve beeeen minik yavrumun bayramlıklarını büyük bir heyecanla hazırladım baş ucuna koydum 🥹 bayramlar o kadar tatlandı ki onunla her seyden x8748392020 keyif alıyorum hamdolsun 🫠 herkese iyi bayramlarrrrrr
ikizler
her zaman hayatımın en özel köşelerinden biri olan ama uzak kaldığım bu evimden 10 ay sonra hepinize tekrardan merhaba. umarım hepiniz çok iyisinizdir. bu evime geldiğimde eski mahallesine dönmüş bir yetişkin hüznü kaplıyor içimi. mahallesinin, evinin çocukluğundaki, gençliğindeki o cıvıl cıvıl halleri göz önüne gelir de o günlerden şimdiki ana doğru sıcak bir gözyaşı hızında bir anı yolculuğu yapar ya. İşte onun gibi bir şey. bu hal bende oldukça evimin anahtarını çıkarmaktan korkuyordum. bir zamanlar neşe saçan evimin içindeki sessizliği duymaktan. geçen akşam ilkadım sahildeki çay ocağında otururken oradaki abi ile ayaküstü muhabbet ettik. uzun zamandır görüşmemiştik. diğer abinin nerede olduğunu sordum ve aldığım cevap birden gözlerimin dolmasına neden oldu ölmüş o abi. evini bir gece böcek ilacı ile ilaçlamış sineklerden korunmak için ve uyumuş sadece. sonrası yok. o kadar oturdu ki içime. ellili yaşlarında bir abiydi. güleryüzlü, neşeli sesli biriydi. bir kaç selamlaşmamızdan sonra tanış olmuştuk. biraz muhabbetimiz ilerleyince bize ikinci baharını ve her iki tarafın evlatlarının karşı çıkması sonrası kavuşamadıklarını anlatmıştı. öyle anlatmıştı ki hem de bir romanın dönüm noktası gibi. gözleri her anlattığına eşlik etmişti. geriye bir fotoğrafı bile kalmadı bana. sadece zihnimdeki o güzel gülüşüydü geri kalan. İçimi yakmıştı gidişi ve koptum o anki arkadaş ortamımdan. o kopuş bugün anahtarları cebimden çıkarıp omudedikodu mahallesine girmeme ve ikizler kapımı açmama vesile oldu. benim ise hayatım haddinden fazla değişti bu dönemde. okulum bitti ve bir süre bir yerlerde çalıştım. sonrasında ise çok da geçmiş olmayan bir geçmişte atandım ve atandığım kurumda çalışmaya başladım. hem de samsuna atandım. İmkansız geliyordu bu bana ama olmuştu işte. üniversite yıllarımda kendimi bulduğum şehir yeniden bana kucak açtı ve bu sefer uzun yıllar boyunca kalmak üzere yerleştim bu şehre. İl merkezine azıcık uzak bir ilçedeyim lakin her hafta sonu kendimi atakum sahilde, ilkadım çay ocaklarında buluyorum. artık maddi özgürlüğüme tam manası ile sahiptim. bir ev kiraladım. 2+1. hep hayalini kurduğum yaşamın ilk temellerini atmış oldum böylece. İstediğim eve sahip olmak ülkemizin ekonomik durumundan dolayı biraz zaman alacak biliyorum ama şu haliyle bile bana mutluluk veriyor bu ufak yuvam. bu fotoğraflar da salonumdan ve evimin balkonundan ufak iki kare. buraya taşındığımdan beri pek yalnız kalmadım. sadece 1 haftasonu yalnız kaldım. oradan buradan arkadaşların uğrama noktası oldum. amaçlar edindim kendime ve 15 yıl verdim kendime. üniversite yıllarında amaçladığım ne varsa gerçekleştirdim çok şükür. en yapılamaz olarak görülen şeyleri bile yaptım. şimdi bakalım 15 yıl sonrası benim için nasıl olacak. evet şu an ikizler evimdeyim. ama yetişkin hüznüm mahalleye çıktığımda içimi kaplıyor. kapı komşum snorlax'ı göremiyorum. çatı katından bize seslenen posydon yok, eski dostum oas gideli uzun zaman olmuştu. gezginimin ad babası yok, o yok bu yok, gerçekten görmesem de hayatımda yer etmiş bir çok dostum artık yok. özlediklerimin yokluğuna alışmak ve yeni bir yaşantıya adepte olmak biraz zaman alacak ha ne dersiniz. hepinize mutlu geceler dostlarım...
Lolitaaam
kafaya spor kepli şapka takıp arkadaki boşluktan at kuyruğu olan saçınızı çıkarıp gözlere büyük güneş gözlükleri takmak süper ötesi bişey. birden olduğun yerin en cool kızı haline geliyorsun 😋😋 herkese tavsiye ederim kızlar. ( yuvarlak yüzlüler hariç) 🙆
Дан БилзЭрхан
3 numara astigmat olmamdan mütevellid gözlük kullanıyorum ve cam üzerinde en ufak leke olsa silmek zorunda hissediyorum kendimi. bu yüzdendir ki biraz önce bir leke var gibi hissedip ışığa doğru tuttum gözlüğümü. tam o sırada da karşıdan 2 adet kız geçiyormuş inanın görmedim bile. benim gözlüğü çıkarıp bakışımı üzerlerine alınmış olacaklar ki bi tanesi "oha öküz gibi de bakılmaz ohaaa ihihiihih" diye aptal bir gülüş attı ve aralıksız 100 metre boyunca hem öküz demeye devam edip hem de güldüler. allah'ın eziği şimdi mutluluktan sabaha kadar uyuyamaz da. ne de olsa koskca chiko kendisine öküz gibi baktı(!) öyle değil mi?
alien
toplanın size uzaylı türlüsü tarifi vereceğim. bu akşam iftarda kendim yaptım, yedim.

malzemeleri saymadan önce herkesin evine bir cevahir alması lazım. cevahir tamamsa anlatıyorum; alıcan kalemi kağıdı eline yazmaya başlican: 4 tane kapya biber, 2 tane sivri yeşil biber, 4 tane patates, 2 tane soğan ve bir sucuk(bİm'den almayın). İsteğe bağlı tavuk bulyon. malzemeleri yazıp kağıdı cevahire yapıştırıp dışarı salıyorsun. cevahir elinde poşetlerle gelecek, poşettekileri çıkarıp soyuyorsun tek tek. bi güzel yıkıyorsun. başlıyorsun patatesleri kuş başı doğramaya. fritözde iyice kızartıyorsun, her iki tür biberi de aynı şekilde kızartıp çıkarıyosun yağdan, bekletiyorsun. soğanı salçayı yağda iyice kızartıyorsun. üzerine ketılda ısıttığın suyu boşaltıp patateslerini ve biberlerini katıyorsun, 30 dk. pişiriyosun. sonra da öffff.. yanına pilav.
ladylazarus
schubert- serenade

'bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
her cümlede iki tek göz, bu kimin
ya da kim korkuttu bu kadar sizi
bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
ya da tam tersine
boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
sulardan ürpermek gibi dokununca,
ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
iş edinmişim öyle kimsesizliği
kendimi saymazsam — hem niye sayacakmışım kendimi —
çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.

ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
unutmak, belki de unutmak olsun diye mi
onu da tatmak gibi
oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek
ama gitmenin saati geldi
kirli bir gömleği çıkarıp asmak
yıkayıp kurutmak ister ellerimi
su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
açınca camları — diyelim camları açtık ya sonra? —
sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim
bilirim ama çok bilirim kapadığımı
öyle iş olsun diye mi, hayır
bilirim içerde kendimi bulacağımı
dışarda görüldüysem inattan başka değil
evet, çünkü bu karanlık işime en geleni
kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi
oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum
ve açıyorum bütün muslukları
diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı
ne geldiği, ne de gittiği yer belli
olmuyor, gene kendimi düşünüyorum
alıştım istemiyorum. '
alien
merhaba arkadaşlar, şimdi size tramvayda nasıl cool gözükeceksiniz, onu anlatacağım.
tramvaya üniversite durağından ya da cumhuriyet meydanı durağından biniyorsanız lütfen samkartınız dolu olsun. eğer dolu değilse iyi bir cool görüntüsünü elden kaçırabilirsiniz. daha sakin duraklarda bu çok önemli değil, zira asıl olay tramvayın içinde. neyse, ne diyorduk, kartınız, dolu olacak. kartınızı sağ göt cebinize önceden koymuş olmanız lazım. lazım ki otomatların oraya gider gitmez, yürüme temponuzu bozmadan çıkarıp okuttuktan sonra hiç bir şey olmamış gibi turnikeleri geçip duraktaki yerinizi almanız gerekir. kulaklığınız ve telefonunuz mutlaka göze batmalı. İnsanlardan çekinmeden utanmadan arsızca diplerine sokulabilmelisiniz. bu sizi özgüven sahibi gösterir. kapıların açıldığı alanı yani sarı renkli ok işaretlerinin olduğu yeri kesinlikle takip edin. tramvay gelene kadar telefonunuzla uğraşın ve hafifi kafa hareketleriyle müzikle acayip eğlendiğinizi gösterin. tramvay gelip kapılarını açtığında sakın acele etmeyin, sağınızdan solunuzdan teyzelerin ve amcaların sizi ezmeye çalıştığını farkedeceksiniz, sakin olun. hafif duraksayıp kafanızı sağa sola hafifçe sallayın. İstifinizi bozmadan içerideyseniz şimdi tramvayın içinde neler yapmanız gerekiyor tek tek anlatacağım. ama önce sigaramı yakayım, durun.
evet... yer arayışı, bu çok önemlidir, cool insan tipi genellikle oturmayı sevmez, ayakta kalmayı tercih eder. gerçi boş yer yoktur zaten. ayaktaysanız iki tür konaklama şansınız var biri tutamaklar diğeri ise yaslanmak. bir başka seçenek daha var ki o çok tehlikelidir, sakın yapmayın. hem tutamak hem de yaslanmak. asla! bu sizi amcaoğlum gibi gösterir. eğer mümkünse yaslanın, ama nereye yaslanacaksınız, bu da çok önemli rahatsız bir yere yaslanırsanız o kadar cool gözükmezsiniz, vücudunuz şekil değiştirir. o yüzden orta kapıların sağına ya da soluna konuşlanabilirsiniz. burada takılmak gayet eğlenceli ve rahat. yolculuk boyunca insanların suratına bakın, arada uzaklara dalın, telefonunuza bakın, müzik değiştirin ve sonuna kadar sesini açın. kafa sallamayı ve hafif ayak tonlamalarını unutmayın.
İneceğiniz yere vardığınızda sakin olun, zaten kapının dibindesiniz, tramvay durdu, kapılar açıldı, biraz bekleyin ve hoop birden çıkın, siz çıkar çıkmaz kapıların kapanması lazım, arkanıza bakmadan kapıların kapanma sesini duymanız lazım, hızlı adımlarla duraktan uzaklaşın. sonra eve geçip ketıla su koyun, belki makarnanın sosunu bu akşam değiştirebilirsin. kendine iyi bak, cool dostum.

adimferidegeridondu
hep hayal etmişimdir gelecekteki eşimi... şöyle kısa boylu olacak göbekli olacak benim yiğidim, bıyıkları hilal saçları tek tük olacak olanlarıda yana tarayacak,kumaş pantul kısa kollu beyaz gömlek giyecek hayatımın neşesi, sabah pastırmayla kavurmayla doyurup yollıyacağım işine, akşam işten geldiği zaman 8:00-17:00 arası oturmaktan 4 köşeli olmuş pantulunu çıkarıp terden rengini kaybedip sararmış göbeğinin zorlamasıyla iplikleri sökülmeye başlamıs içliği ile oturacak tv karşısına adeta savaştan çıkmış komutan edasıyla, ben hemen ılık su hazırlayacağım o mübarek ayaklarını yıkamak için sonra kanal 7 de hint dizisi açıp iykumuz gelene kadar tv izleyeceğiz o bana herşey için saolasın hanım diyecek ve benim için dünya bir dakikalığına güzelleşecek...
hipokratinyegeni
okuldan gelip önlüğü çıkarıp dışarıya top oynamaya gittiğimiz,ruud van nistelrooy u raul gonzales i michael owen ı kaka yı robinho yu ronaldinho yu ilginç gözlüğüyle edgar davids i izlediğimiz günleri özledim be :/ sırf adriano için pes 2006 da inter aldığımız günleri :d kızlar şimdi anlamayıp sövecek ama ne yapalım bizim sevdamız da böyle be :d
anonim
bugün güzel havanın tadını çıkardım. sahilde gezdim güneş'in nimetlerinden faydalandım. aslında çok sevmem direkt güneş altında olmayı ama uzun zamandır görmeyince o sıcaklık çok iyi geldi. gözlerimi kapatıp dalga seslerini dinledim. yaklaşık yarım saat bu şekilde vakit geçirdikten sonra taktım kulaklığımı çıkardım boya kalemlerimi. evet bu aralar beni sakinleştiren şeylerden biri de bu. belki bir saatten fazla da bu şekilde geçti. sonra başladım yürümeye. özellikle aradığım taşlarımı aramaya başladım. cam gibi olanlar var ya hani onlardan işte. öyle bir dalmışım ki ne kadar uzaklaştığımı çok sonradan fark ettim. zaten kalabalıklaşmaya başlamıştı yani pek de sevdiğim bir ortam haline gelmemişti, güneş'in sıcaklığı da etkisini yitirmeye başlamış. döneyim artık dedim. biraz yürüyünce bir amca önümden geçti elinde kocaman bir poşet ile. yere dökmeye başladı içindekileri. biraz yaklaşınca fark ettim ki yem döküyormuş kuşlar için. bence günün en güzel karesi buydu. İstem dışı gözlerim doldu hatta yalan yok bir kaç damla süzüldü yanaklarımdan hafif bir tebessüm ile. bir kaç gün sonra ömrümün çoğunu birlikte geçirdiğim canlının benden gitmesinin ikinci senesi. o geldi aklıma. geçip gittiğini düşündüğüm onca şey var gönlümde ama şunun acısı geçmiyor. geçsin de istemiyorum aslında unutmuş olacağım çünkü. ve ben ne gönlümün ne de aklımın o canlıyı unutmasını istemiyorum. her seferinde boğazım düğümlense dahi. bazen ondan kalan eşyaların olduğu poşeti çıkarıp uzun uzun bakıyorum. tek bir tüy kaldı onu hissedeceğim. tek bir tüy... geçen gün odamı temizlerken karşıma çıktı o poşet. bütün işlerimi bırakıp bağdaş kurdum odanın ortasında tek tek baktım eşyalarına. annem geldi hâlâ mı dedi üzgün bir bakış atarak bana. ne yapayım dedim. akşam babama anlatırken duydum. onun için böyle yapıyor bizim için neler olur dedi. ben bile kestiremiyorum bunu. yine de hafifliyor ilk günkü gibi değil tabii ki. neyse... bugünkü güzel hava yarın da var galiba. geçen sene fuara giderken gar, gış, gıyametti resmen. aslında amacım amcanın güzel ve naif davranışını yazıp çekilmekti neden böyle oldu :d daldan dala tabii ki :d bu arada whatsapp ın yepisyeni halinden çok memnun kalmadım. zaten kullanacağım özellikler değil bir de sade hali gitmiş oldu. ama yeni emojileri sevdim. hatta bazıları çok hoşumuza gitti arkadaş meclisimde :d her neyse söylenmemi de yaptığıma göre bitireyim artık. esen kalın dedikodu meclisi. kendinize çoook dikkat edin. İyi geceleriniz olsun👧
goldenboy
şu sıralar yapmayı en çok istediğim şey, kız arkadaşımı akşam yemeğine çıkarıp, güzel bir yemek siparişi verip, ardından cebimden onun hoşlanacağı bir hediye çıkarıp, onu şaşırtacak bir şekilde hediyeyi takdim edip, arka fonda çalan queen'den show must go on şarkısı eşliğinde kulağına eğilip, senden ayrılmak istiyorum demek.
and he lived happily ever after
şu söz öbeğinden bir ben mi rahatsızlık duyuyorum acaba binlerce yıldır bunun yerine daha doğru bir kalıp kullanılamamış mı anlamıyorum gıcık olmamak elde mi buna? kalbinle anlamalısın, yüreğinle hissetmelisin, yüreğinle görmelisin vs bunlar nedir cidden. yürek ne görür ne hisseder ne de bir şey anlar, yürek sadece kan pompalar, tüm bunları beyin yapar yürek değil. tee antik mısırdan geliyor bu inanç, adamlar mumyalama işlemi yaparken organları kaplara koyarlarmış kalp akciğer karaciğer vs ama o da ne peki beyni ne yaparlarmış bilir misiniz? ölünün burnundan çengel sokup beynini parça parça çıkarıp atarlarmış çünkü beynin ne işe yaradığını bilmezlermiş, kalbin düşünme merkezi olduğunu sanarlarmış. ama bakıyorsun üzerinden binlerce yıl geçmiş de insan dilinden bu söz kalıbı sökülememiş bir türlü, hala kalbinle anlaman gerek yüreğinle görmen gerek sözleri kullanılıyor. hala aşk kalple bağdaştırılıyor halbuki ne alakası var aşkın kalple, sevgilinin yanında kalbin ritmi değişiyor diye kalp mi sorumlu oldu tüm o hislerden duygulardan kalp mi anlam çıkardı, bir şey yaparken kalp mi emir verdi. hepsini beyin yaptı zira kalp ritminin değişmesini de gelen verilere göre beyin düzenler, ama orada kan pompalamaktan başka görevi olmayan kalp tüm atıfları iltifatları alıyor. şu beyine gerektiği değeri verelim arkadaşlar yeter yani, sezar'ın hakkı sezar'a abicim, hep yürek kalp nedir beyin diyeceksiniz beyin, saksı değil o orada öyle durmaya, her şeyin sorumlusu o, hatta beyin bey diyeceksiniz o kadar, çıldırtmayın adamı.
cinderellaman
size tam laz kafası yaşatan anımı anlatayım
(dipnot. ofluyum)
neyse bir gün İstanbul bahçelievlerde efesin oralarda baskette takılıyoruz denk geliyor bakkala gidiyorum su almaya, önümde çok saygı değer bir beyefendi sigara alacak parayı uzatıyor,
bakkal raftan sigarayı çıkarıp beyfendiye uzatıyor.
adam sigarayı önce süzüyor böyle bakıyor üzerinde;
"sigara cinsel iktidarsızlığınızı azaltır" yazısı var.
adam sigarayı geri uzatıyor;
"ha bunun bağa öldüreninden ver"
yarım saat karın ağrısı yaşatıyor gülmekten.
chemistry
matematik dersi saat birdeyken saat onikide sınıfa gittim oturdum kulaklığı çıkarıp müziği sesli dinlerken telefonla oynuyodum içeri biri gelene kadar sarkılara eslik ettiğimi bilmiyodum sesimin kötü oldugunamı yanayım eslik ettiğim sarkının hidra olmasınamı😂😂
azeriboy
çocuk çok üşümüştü kız montunu çıkarıp çocuğa verdi bir kasım akşamı.çocuğun dünyası yıkılmıştı başına bir yardım eli bekliyodu sevdiği kız çocuğun başını omzuna koyup teselli üstüne teselli veriyodu.yine hiç unutmam kız elinde çift kişilik sinema bileti ile çocuğun karşısına çıkıp bu akşam benimle sinemaya gidiyoruz bahane istemem demişti."o na la öyle kız gibi üşümeler yardıma muhtaç tavırlar bir erkeğe yakışmaz".böyle diyenlerin ilişkileri çok sürmedi işte...
kambekcek
İnsanı her şey için küçük görebilirsiniz ama parası yok diye asla küçük göremezsiniz size yakın zamanda bu konuyla ilgili beni derinden etkileyen bi olaydan bahsedicem geçenlerde kışın da gelmesiyle varolan bütçemin yettiği kadarıyla kendime bişeyler aldım tabi bi kısmına yetmedi bende önce yarısını alıyım sonra kalan yarısını biriktirir alırım dedim ve aldıklarımı giyip çıktım sokaga bide ne göreyim daha bikaç adım atmadan mahalledeki teyzelerin bana bakıp birden kafalarını çevirmesiyle karşılaştım bana o küçümser bakışlarını unutamıyorum sırf vizeye geç kaldıgım için haftalık yemek paramı gözden çıkarıp taksiye biniyim dedim taksicinin beni süzmesiyle kafa çevirip arabayı sürmeye devam etmesi bir oldu o an ağlamamak için kendimi zor tuttum koşan adımlarla eve döndüm arkadan mahallenin gençlerinin oha demelerini işitiyodum cevap verecek mecalim kalmamıştı eve girdiğimde babamın beni görmesiyle koltuktan kalkıp üzerime gelmesi bir oldu büyüyen gözleri hala aklımda insanın babası bile mi derken babamın agzından şu sözler döküldü "ulan gerizekalı yine mi 300 liraya calvin cleinden sweat 550 liraya levisten mont alıp param yarısına yetti diye onları giyip altına don giymeden sokağa çıktın"
anonim
münevver ayaşlı da kalıyorum. geçtiğimiz günlerde hâlâ daha içime oturan bir olay yaşadım. ben ve iki arkadaşımın kedi fobisi var. bilen bilir bizim yemekhaneden de kedi eksik olmuyor. yurttaki 2. yılım sadece bi kere 3.katta gördüm kediyi yani genelde 2. kattaki yemekhanede oluyor. haliyle biz de hep 3. katta yiyoruz.neyse bahsettiğim gün 2. katta yiyelim dedik. tepsileri aldık geçtik masaya.bi iki kaşık almamızla kedi yemekhaneye damladı tabi. girmekle kalmayıp bizim masaya doğru ilerledi,biz de ayaklandık. neyse yan masamızda oturan kıza uğradığında kız buna yemek verdi. biz orda korkuyoruz kediyi çıkarmak yerine yemek verdi diye bozuldum ben de, ters ters baktım kıza. sonra üst kata çıktık elimizde tepsilerle.neyse ben kıza söyleniyorum tabi "korktuğumuzu gördüğü hâlde yemek veriyo hayvana, dışarıya çıkarıp orada da verebilirdi"felan diye.arkadaş da "korktuğumuzu gördüğü için kediyi durdurmak için yapmış da olabilir" felan dedi.çünkü hızlıydı biraz ve bizim masaya doğru ilerliyordu.yani kız orada bizi düşündüğü için o şekilde davranmış da olabilirdi, benim öyle dövcek gibi bakmam kötü oldu.zaten ben öyle bakınca da gıcık bi şekilde bakmamıştı. değişik baktineyse eğer günahını almışsam affeder umarım.
diosenparo
ya merak ediyorumda illa bir kızın bizi sevmesi için zorluk çıkarıp kıromu olmak lazim tamam bizde kiziyoruz kiskaniyoruz ama sevdigimiz bize sarilinca affediyorum. dun r11 bi tane adam beyaz gomlek icinde siyah atlet elinde tespih kiz ona yalvariyo sariliyo barismaya calisiyo o kiza sovuyo bu nasil is ya bi ara tutup adama kafa atasim geldi napalim biz sevilmek icin soyleyin bakalim
anonim
bi arkadas vardi kısa süreliğine hayatıma giren. İlk tanıştığımızda çok hoşgörülü olduğunu,insanları dış görünüşüyle yargilamadigini, herkese-her tarza saygı duyduğunu falan anlatmıştı. hatta guya tanişmadan önce yaninda benim tarzımı kötü bi şekilde elestirenlere karşı savunmuş falan.bi süre sonra o an olan olayı tam hatırlamıyorum ama bana aşağılayıcı bir şekilde şu kelimeleri kullanmıştı:"kız misin erkek misin belli değil" . aylar geçti üstünden başka sebeplerden dolayi bitirdim arkadaşlığımı ama bu laflar canımı ne kadar yaktiysa unutamiyorum. İlk gördüğüm yerde kavga çıkarıp saçını başını yolup öyle rahatliycam sanırım. düşündükçe sinirlerim bozuluyor 😒
kirrmizi
bugüne dair, ta ki uyuyuncaya kadarki, hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum. beynimin içindeki her şeyi temizleyip bütün benliğimi; kirletilmiş her bilgiden, her duygudan, herkesten, belki biraz da kendimden arındırmak istiyorum. beynimi malum şeklinden çıkarıp, tıpkı kokoreç yaparken bağırsaklara yaptıkları gibi, silindirik bir yapıya çevirmek, taşlara vura vura içindekileri dışarıya dökmek istiyorum.

çok narinim. ufacık bir rüzgarda, dalından kopmaya hazır, düşmeyi bekleyen bir yaprak gibi; kırılmaya, vazgeçmeye, hatayı kendimde aramaya, sonunda da özür dilemeye hazır bir şekilde o hafif esintiyi bekliyorum.

deliriyorum.

bir yanım ondan bir an önce kurtulmak için yanıp tutuşurken; bir yanım onu kaybetmekten ölümüne korkuyor ve daha ilginç bir yanım onu çok severken; bir diğeri de ondan sıkılıp bundan birkaç hafta önce onu çoktan kapının önüne koymuştu bile.

deliriyorum. İkinci kez kavga ettik ve ben bilmem kaçıncı kez ayrılmayı diledim içimden. İçimdeki akıllıdan. ama her derin bakışında ya da tutkun öpüşünde bilmem kaçıncı kez ondan özür diledim, kendime lanet ettim, ettiğim haksızlıktan, ona, bu eşsiz anlara kıydığım için kendime küfrettim. ağzıma alamam şimdi. hem de kaç kez.

ölümünü bekleyen bir fani gibi, ya da yağmurdan sonra güneşin açmasını bekleyen bir gökkuşağı gibi bekliyorum sana kavuşmayı. belki de idamını bekleyen mahkum gibi.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)