mistletoe🍃
bazen seni en çok anladığını düşündüğün insanların bir tepkisi bütün o samimiyeti sorgulatır. ne söylüyor değil, ne söylemek istiyor diyerek dinlemek lazım insanları.
Akıncı
atanalı 4 ay oldu kendime inanın daha 1 pantalon 1 gömlek almadım
ama annem için 6-7 bin tl' ye yeni yatak odası aldım
çamaşır makinası eskiydi en son bozuldu şimdi çamaşır makinası da alcam
biz fakir bir aileyiz
köyde eski bir evde yaşıyoruz
düzenli bir gelirimiz yok
o yüzden çok şeyden mahrum kaldık
bol bol yiyip hiç çeşit çeşit giyemedik
bazen diyorum şimdi tatilde birçok arkadaşım orda burda geziyor çoğunun ailesinin durumu orta yada iyi onlar çalıştıklarını kendilerine harcıyorlar
benim ise hem aileme destek olmam lazım hem de kendim için birikim yapmam lazım
sonra olsun diyorum onların yüzündeki mutluluğu değer be hepsi
belki bu yüzden ben istediğim gibi gezemicem belki geç evlencem belki daha geç bir arabam olacaz
ama onlar daha mutlu olcak ya
olsun be
Akıncı
bazen gerçekten evden dışarı çıkmak istemiyorum
dışarda insanları arkadaşları ile sevgilileri ile gördükçe artık kendimi kötü hissediyorum
kimsenin mutluluğunda gözüm yok allah daha çok mutlu etsin ama onlar bana yanlızlığımı daha çok hatırlatıyor sanırım
mistletoe🍃
birini sevmek ne kadar kolay ve doğal başlıyorsa onu sevmemeye çalışmak bir o kadar zor oluyor. İnsanlar size ne yapmış olursa olsun sevginizin yerine ne koyacağınız hakkında en ufak bir fikriniz bile olmuyor. nefret edeyim deseniz hala aklınızın kocaman bir yerini kaplamaya devam ediyor, sevseniz kalbiniz her gün bin parçaya bölünüyor. birini sevmek ağır bir yük. sadece karşı cinse duyulan sevgiden bahsetmiyorum. aileye, arkadaşlara, genel olarak bir insana duyulan sevgiden bahsediyorum. beklentiler yaralıyor, bazen karşılık görememek yoruyor, bazen yapılan yanlışlar affedilemeyecek kadar ağır olabiliyor. kimseyi sevmemek bir seçenek olsa bunca zorluğuna rağmen bunu tercih etmezdim. yaşadığımın ne anlamı kalırdı yoksa.
mistletoe🍃
biraz dertleselim sizlerle istiyorum. etrafimda malesef sağlıklı bir evlilik sürdüren kimse olmadığı için evliliğe bakış açım hep bir iki değil mümkünse beş altı adım geri durmak yönünde şekillendi. ama arkadaşlarımdan bazılarını evlenirken nişanlanirken görünce sevdiğim insanla olursa güzel olur ya diyerek gözyaşlarımı tutmaya çalışır bir halde buluyorum kendimi. tüm zorluklarına tüm gereksiz adetlerine rağmen hakikaten sevdiğin insanla olursa her şey yerli yerine oturuyor mu acaba? sonra yine birkaç arkadaş tecrübesi geliyor aklıma ve uyanıyorum. düğünde nişanda herkes eğleniyor, ağlaşıyor falan sonra maalesef yine birçok şey çok kötü gidebiliyor. hayaller yarım kalabiliyor, verilen sözler unutulabiliyor. kısacası ben bunun orta yolunu bulamıyorum. galiba gözümü karartıp anında evlenecek kadar sevmediğim müddetçe ben bu işlerden uzak durmaya devam edeceğim. halimden memnunum da insan arada bir acaba mı oluyor. bazen saçlarımı çok kısa kestirmek konusunda da böyle hissettiğimi hatırlıyorum demekki olay değişiklik ihtiyacı tecrübe hevesi anlık şeyler yani diyerek konuyu kapatıyorum.
matricariachamomilla
bazen kızlar annelerinden özür dileyemezler , sessizce gidip bütün bulaşığı yıkarlar.
mrmuhendis
bazen çiçekleride dinlemek gerekir ne için açtıklarını öğrenebilmek için...
Motorsuz Motorcu
bugünkü konumuz: 5 liralık sipariş verip 200 tl uzatan 200 iq lu arkadaşlar.
bu arkadaşlar acaba bu kuryenin elinde bu kadar parayı bozabilecek nakit var mı? benden sonra da siparişe giderse ona para üstü verebilecek mi? diye düşünmeden, ulan para bozdurmam lazım napsam diyip paket siparişi verirler. ya niyetiniz bozdurmaksa veyahut cidden bozuğunuz yoksa not kısmına yazın veya dükkanı bilgilendirin ona göre tedarikli gelelim dimi? bizde atö değilizki her dakika her parayı bozamıyoruz malesef. bazen bozamayınca dur bi bakıyim bozuk var mıymış diyip sonra da aaaaa varmış yheaa diyenleri de gördü bu gözler 😏🤗
Fafatara
İnsanları dinlemek çok güzel bir şey. başkalarını dinlerken uzak oluyorum kendime. bazen anlatmaktan sıkılıp biraz da sen anlat diyorlar bana. ben kendime bile anlatamıyorum. size ne anlatabilirim ki? bazı şeyleri hatırlaması bile kötü. hiç düşünmemek lazım. farklı sesleri duyarak susturmalı insan kendi düşüncelerini.
wulsfgersborger
bilim çok güzeldir. lakin herşeyi tesadüfe bağlanması hakaret değil midir? kanun koyar enerji yoktan var edilmez der ancak bing bang sayesinde madde ve zaman olmuştu der. peki eğer bing bangden önce madde ve zaman yok ise big bangin oluşmasını sağlayan toz bulutları nasıl oluştu? onun patlamasını tetikleyen şey ne idi? aklı ve yaratma gücü olmayan toz bulutları iyice sıkışarak uzayı zamanı ve maddeyi mi oluşturdu? ve bunların hepsi oluşurken de kanunlar kondu, şuan bizim dediğimiz fizik kanunları. bilim harikadır ancak bazen bilimi savunanlar bilime çok zıt davranıyor yani akla mantığa sığmayan fikirler öne sürüyor. önesürmesinin en büyük nedeni ise bir yaratıcıya inanmaması. ona inanmamasının sebebi ise bilim ile kanıtlayamaması. sebebsiz sonuç olmaz...
size göre bilim nedir gençler?
yolyordam
bazen tek sorunun para olduğunu düşünecek kadar acizleşebiliyorum.
Zeze
bazen öyle olmadığımı bildiğim halde, tam da öyleymiş gibi davrandığım oluyor. kendimi hayatın içinde ele vermeyeceğim diye ucundan kıyısından ele verdiklerim daha fazla oluyor. tanınmak, anlaşılmak istemediğim halde kendimi tanıttığım, anlatmaya çalıştığım oluyor. sonuçlar değişmese de sebeplerle mücadelem hiç bitmiyor. sebeple yaşarız demiştim tolstoy’a. yaşamak istediğim sebepler ortadan kalkıyor. yoruluyorum. yaşamamın temel sebebi nefes, bana zor geliyor. peki ey yaşamamın diğer sebepleri, ben boğulurken neden biriniz beni boğazımdan dünyaya bağlayan pamuk ipliğini kesmiyorsunuz ? benim nefesim sizin ölümünüz mü olacak ?
asosyalci
buranın üç sene öncesini hatırlıyorum da; yazılanlar, duygular, muhabbetler insanın yüzünde sıcak tebessümler bırakırdı; ama şimdi baktığımda zamanın çoşkulu ve yorulmaz telaşı buradaki sevimli muhabbeti süpürmüş gibi sanki. öyledir genellikle; eskilerden kalma bir tutam güzellikleri hep saklar, kalbimizin çizik duvarlarına çerçeveleriz. ben de kayıp giden şu cümleleri tutmaya çalışırken, rastladığım viran bir oda da çerçeveli bu resmi gördüm. ve yaşadıkça kendimizin ressamı olduğumuzu anladım. İnsanlar bazen söylediklerimi anlamadığını söylüyor; bu yüzden çok uzakmak değil amacım, sadece yüreğinizi gezmenizi öneriyorum; eminim sizleri bekleyen birkaç yolcuya rastlayacaksınız. ve inanın, duyguların dalgalı girdabından sizi o yolcular kurtaracak.
Parasetamol
kütüphane günlükleri serisine ek.(bu seriyi eski müdavimler iyi hatırlar)
yeni kütüphanedeyi uzun süredir gözlemliyorum.bir vize haftası geçti ve bir final haftası geldi.bu süreçte ne kadar çok boş insanın üniversiteye yerleşmiş olduğunu yeniden anımsadım. daha önce kütüphanede küfredilesi tipler başlıklı yazımda nazikçe iğnelemiştim bu tip insanları hatırlarsanız.ama özellikle final haftası gibi zamanlarda yer bulmak da zor olduğu için bu boş insanlardan uzaklaşmak da mümkün olmuyor.gelin bu boş insanların özelliklerini yakından inceleyelim.bu tipler kütüphaneyi kullanmayı bilmezler. özellikle bu yeni kütüphanede sesli çalışma alanı olmasına rağmen burayı kullanmayıp sessizliğin hakim olması gereken yerlerde fingirdeşenler , yanındaki kıza/erkeğe yavşayanlar , muhabbete dalanlar , gülüşenler ve sizin de şahit olduğunuz nice durumlar. biraz anlayışlı olur insan.biraz empati.belki sen iki sayfa nota bakıp bir de sınavda kopya çekerek geçeceksin dersi ama onlarca sayfayı ezberlemesi gereken insanlar var. dikkati kolay dağılabilen insanlar var. hassas olmalıyız , bu lütuf değildir , bu olması gerekendir.diger taraftan kütüphane eşyalarını hor kullanmak niye? tıp kazanmışsın muhtemelen aferin ama bi musculus brahioradialisi de çalışma masasına yazmadan ezberleyiver kardeşim.yazıktır.kitaplara zarar verenlerede yazıklar olsun.
kahve makinası yine şekersiz kahveler yaptığından hatta para yuttuğundan dolayı bu makinalardan artık çay kahve almıyorum.eski kütüphanede zehir gibi acı köpüğü olsa da bu makinaların kahvesini içerdim.şimdi tansiyonum çıkıyor, malum yaşlandık artık.
yeni kütüphanenin en sessiz çalışma ortamı en üst katta soldaki beyaz salon( niyeyse oraya beyaz salon diyesim geldi) o kadar sessiz ki kapı dahi kapatılmıyor ses olur diye.ki zaten kapıya yapıştırılmış uyarı yazısı dikkatinizi çeker.beyaz salonda çalışan herkes bu sessizliğe ayak uyduruyor.ayak uyduramayanlar ise sert ve imalı bakışlar ile uyarılıyor. kütüphanenin en soğuk çalışma alanı da yine en üst katta bulunan ve diğer katlarda olmayan , pvc ile kapatılıp odaya katılan balkon misali duran yol manzaralı , ayrıca beyaz salon ile bağlantı kapısı bulunan yer. buraya da artık balkon diyeceğim.1 ve 2 . katlar standart. orta alanda çalışmak ayrı keyif verici. arada aşagı ve yukarı katlara bakıp “ millet ders çalışıyor mu ? “ , “ acaba şurdan atlasam ağlar beni ne kadar yukarı savurur? “ , “‘ eyooo ‘ diye bağırsam bakmayan olur mu ?” gibi saçma düşünceler ile derse kısa aralar vererek çalışmaktan bahsediyorum , evet bu keyif verici . farkında olmadan mola vermiş oluyor insan. kütüphanenin selçuklu mimarisi örnek alınarak yapıldığına kulak misafiri oldum ama neresi örneğe uygun yapılmış onu tam anlayamadım.girişte tahta kapıyı acıyorsunuz ve sizi solda kimsenin olmadığı bi masa karşılıyor, sonra ötücü camlı alandan geçip danışmadaki görevli ile kısa süreli gözgöze geldikten sonra solda multimedya birimi ( eski kütüphanede adı böyle idi ) içerisinde bazen şaşılacak hızda internete bağlanan pc ler bulunmakta. bazı pc ler ise çalışmamakta/internete bağlanamamakta.evet buraya pc salonu diyelim. buranın da müdavimleri var elbet.
danışmanın arkasındaki dairesel masada hiç çalışmadım. düşünsenize ya üstünüze biri tükürse yukarıdan. birisi su içerken elinden şişeyi düşürse yağmur misali dairesel masayı ıslatır.evet bunlar kuruntu.
eski kütüphanenin müdavimleri vardı.bu müdavimleri görmek isterseniz ilgili kata çıkardınız ve müdavimler yerlerinde çalışmakta olurlardı.ama şimdi bu imkansızlaştı.misal eski kütüphanede giriş katta çalışan tıpçı bir grup vardı birde mühendis grup.en üst katta da tıpcılar vardı. hatta ara katta da vardı tıpcılar. çıkmıyorlardı sanki kütüphaneden.
eski kütüphanede kitap aramak daha eğlenceli idi. şimdi ise daha yorucu.
artık lavaboların pencerelerinden ziraatçilerin ekinlerine bakıp boy vermelerini seyrede duracağız.şöyle salatalık domates ekseler keşke.olgunlaşınca girerdik bahçeye.bugün dikkat ettim çift sıra beton direk dikilmiş ama araya tel çekilmemiş.birde demir kapı konulmuş...
yazı daha sıkıcı hale gelmeden burada kesiyorum.
beni sorar iseniz ben kütüphanede raftan bir kitap seçip oturup o kitabı okuyan yaşlı amcayım. evet evet o yaşlı amca benim.
bensizdenkactim
bazen 3-4 aydır tanıdığın insanı da hayatının başköşesine koyup her şeyini anlatabilirsin umarım sonradan oklar bana dönmez
alien
bi tane sanal arkadaşım var, onunla neredeyse her yerden takipleşiyoruz ve her yerden birbirimizin aktivitesini görebiliyoruz. hatta bazen youtube mesajlarda bazen de instagramda hatta bazen de linkedin falan google hangouts kullandığımız zamanlar vardı. yandex mailden konuştuk bir ara askjdgasf yarın onunla görüşecem. çok heyecanlıyım.
Zeze
aklıma bir an bi şey geliyor. bazen daha önceden düşünmüş oluyorum ama o an bi şey tetikliyor. düzenlemeye kalkınca da unuttuğum için taslaksız yazıp geçiyorum. tutamıyorum çoğu düşüncemi içimde. amacım kimseyi yargılamak, eleştirmek, kırıp dökmek değil. zaten çoğu yazımda da aslında kendimi hedef alıyorum. bir hafta sonra bile o yazıma tamamen zıt düşünebilirim. çünkü insanım. her an yeni bi şey öğrenmemle her şey bambaşka bi şeye dönüşebilir. ya da birinin yorumuyla. yani buraya bu böyledir demek için yazmıyorum, düşüncelerim yazıya dönüşmüş olsun, üstüne sonra da düşünebileyim diye yazıyorum. bunu açıklama gereği duydum çünkü... öyle işte ☺️
mistletoe🍃
inatla izlemeyi reddettiğim bir diziye başladım vee her zamanki gibi aslında seveceğim bir diziyi inadimdan izlemiyormuşum. bazen daha az inatçı olmalıyım diye düşünüyorum yaaanii en azından dizi seçimi konusunda.
mistletoe🍃
çok yakın olmayan bir zamanda, cümlelerinin altında yatan hep ikinci bir anlamın olduğunu, aslında söylemeye çalıştığı şeyin o ikinci anlamda gizlenmiş olduğunu söyleyen biriyle tanışmıştım. ben de bir zamanlar onun gibiydim hep söylediklerimin arkasına saklardım asıl anlamları. zamanla öğrendim ki bir şeyi söylemek istiyorsak açık ve anlaşılır bir dille ifade ediyor olmak her zaman en iyisiymiş. kimsenin akıl oyunlarimiza dahil olmak ya da zor yollardan dediklerimizi anlamak gibi bir zorunluluğu yokmuş, bize ne kadar çok değer veriyor olsalar bile... bazen hislerimizi o ikinci anlamlara o kadar sakliyoruz ki değil karşı taraf biz bile onlari bulmakta zorlanır hale geliyoruz. eğer bir şeyi istiyorsanız söyleyin, eğer istemiyorsanız bunu da söyleyin. konuşmaya cesaretimiz olmadığını gizli anlamlara saklamanın alemi yok. uzuuun yoldan bunu öğrenmiş biri olarak kendimi de bu konuda değiştirdim, değiştiriyorum...değişmesi kolay demiyorum ama yaparsak hayat daha kolay geliyor bunu biliyorum.
Zeze
dostoyevski insanın bazen gidecek yeri olmaz diyor. olmadığını daha güzel ifade ediyor aslında o ama ben şu an kitabı elime alıp bakmaya üşeniyorum. aslında gidecek yerimin olup da gitmeye üşendiğim gibi. ben de gidecek yerin olmadığından bahsedebilirdim ama şu an dostoyla farklı yerden bakıyoruz bence. İçe dönük düşünüyorum ben, bir ben var gidecek yer olarak. ama o kitaptaki karakterin kimsesi olmamasından bahsediyordu. ben de onunla aynı açıdan baksam şu an benim de gidecek yerim yok derdim. hem bu saatte nereye gidilir ki ?

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)