ikizler
mutlu geceler gençler. nasılsınız? vize çalışmalarınız daha yeni başlamışken sizde mi şimdiden bıktınız sayfalarca kitaplardan, fotokopilerden. hani diyorlar ya eğer düzenli çalışırsan konular birikmez, vize dönemi rahat edersin diye. bana kalırsa koca bir yalan bu. yine aynı saatlerde çalışıyorsunuz her şeye. çünkü insanın içine işlemiş bir defa vize-final dönemi çalışmak. benim de yarın başlıyor vizelerim. İlk sınav sadece 50'şer puanlık 2 klasik sorunun olduğu babaların babası gibi bir sınav. haftalarca işlenen derslerden, anlatılan onca şeyden sadece 2 şeyi sormak öğrencinin öğrenme seviyesini ne kadar doğru ölçebilir pek emin değilim buna. her ne kadar emin olmasam da not görüntülemede yazacak nottan emin olduğum için düşünceleri bir kenara bırakıp çalışmak gerekiyor. ne çok çalışma muhabbeti yaptım yahu. zaten herkesin kafası derslerle dolmuş. ben başka şeyler de anlatayım. havalar ne de güzel değil mi bu sıralar. aşırı dondurucu soğuklar olmasa da kar maskemi giyebildiğim soğuklar var. ve bu beni ziyadesiyle mutlu yapıyor. normalde sıcakları seven birisiydim eskiden. temmuz ayları en sevdiklerimdi. ama yaşlandıkça daha çok soğuğu sevmeye başladım. hatta bu konudaki ilkem de şu, "soğuğun her yerde çaresi vardır ama sıcağın her yerde çaresi yoktur". soğuk hem insanın içini ferahlatıyor hem zihnini sakinleştiriyor bence. yarimi her ne kadar üşümediğime inandıramasam da üşümüyorum bile. dün gece 3 saat yarimle beraber yürüdük atakum sokaklarında. bir yere gidip oturacaktık normalde ama yarimin yürüyelim demesiyle ben de dünden razı şekilde adım adım gezdik atakum sokaklarını. 2 gündür yurttan da pek çıkmadığım için pek iyi geldi o yürüyüş ama bana pek yetmedi. onun için bir kaç gündür kafamın içindeki bulanıklığı ona bağlıyorum. bugün kahvaltı hazırlarken bile unuttum neden orada olduğumu, sonradan hatırladım. bir de kahve eksikliğim var ki sormayın gitsin. vizelerden sonraki ilk işim bir gecemi bir termos kahveyle komple dışarıda geçirmek olacak. zira buna baya ihtiyacım var gibi. vizenin ilk gününden bu kadar yazdığım yetsin yahu. ben müslüm baba eşliğinde ders çalışmaya devam edeyim. hepinizin vizeleri soğuk bir rüzgar ferahlığında geçsin gençler. allah zihin açıklığı versin... :)
morfinaltkat
gece kütüphaneye gelip biraz ders çalışıp sigara içerekten sabahı etmiş bulunmaktayım ilk defa kütüphanede sabahlıyorum heyecanı da var 9 buçukta derse girecek olmamın da bi hayli heyecanı yok. ders çalışırken 1 buçuk 2 ye gelen saatlerde yavaş yavaş arkadaşlarımın sağda solda her yer de uyumaya çabalayıp koltuklarda masalarda uyuyanlar ve bunu yazdığım halde hala uyuyanlar var arada gezen bi kaç kişi de var tabi... neyse bi arkadaşım çok dikkatimi çekti :):)
1 buçuk 2 buçuk arasında pür dikkat gözlem yaptım->ayakları sandalyenin sırt yaslama yerine dikleyip başka bir sandalyede kendi yatağının vermiş olduğu rahatlığı aramayıp uyudu helal olsun dedim içimden sessizce. sonra derse devam ettim. kütüphane de bile uyuyan yorgun ve uykusuz arkadaşlarım günaydınlar hepinize gününüz aysın. 07:47 deki manzarayı anlatamam
snorlax
...okul da bu kadar hareketli değildi sanki geldiğim ilk zamanlarda. garip bir havası var gibi hatırlıyorum. çoğu insan sevmez bahsetmeye çalıştığım hali. sessiz, az bilinen, kendi halinde yaşamını sürdüren, gördüğünüz anda etkisini hissettiğiniz, nefes alan ormanlar vardır ya hani işte öyle. velhasıl daha doğal. onca zaman sonra hastanenin karşısındaki bankımın olduğu yere gittim geçenlerde. denize doğru dönüp tüm o karmaşayı arkamda bırakınca tıpkı o zamanlardaymışım gibi oldu. hani özlem duyulur bir şeylere fakat geri dönülemeyeceğini bilmenin getirdiği sakin bir kabulleniş vardır ya işte öyle bir şey hissettim. hoş anılar olarak zihnimde yer almaya devam etmesini istemem ile o sakinlik kaplıyor bedenimi. uzun bir süre tekrar gelemeyeceğimi düşünerek çayımı yavaş yavaş içip olabildiğince kaldım orada. beynimde çakan sınavlar, dersler, notlar silsilesiyle mecburen ayrıldım sonrasında. başkasının notlarından çalışmayı sevmiyorum aslında fakat eksik kalan notlarım için bir arkadaşım yardımcı oldu sağ olsun. defteri gökkuşağı misali her renk var. benimse soluk, italik bir yazım ve nadiren kullandığım renkli bir kalem izi vardır. nedense gözlerimi yoruyor onca renk bir arada olunca. her şey bir yana bir süredir etrafıma pek bakmadığımı fark ettim. durup insanları izlemek bir şeyleri anlamama, yorumlamama yardımcı oluyordu. zaman zaman bencilliğime kurban gittiğim olduğunda kendi kendime 'ne oluyor, kendine gel' diyordum. zira aynı dediklerimiz bile çok başka. İnsan gerçeği göremiyor ya da yanlış yorumluyor bazen. İtiraf etmeliyim ki o zamanlarda bile bunu tam olarak yapamıyormuşum diye düşünüyorum şimdilerde. bir şekilde kendimi haklı bulma çabalarım oluyormuş. üzüldüm biraz esasen. üstünden beri gelmek diye bir tabir vardır bizde onu da yapmadım ama kaçtım bu halimden bir süreliğine. yıldızım görünürde yok bu gece. olsun. görünmemesi orada durduğu gerçeğini değiştirmiyor. kabuslarımdan bahsetmiştim bir ara burada. rüyalarım genelde uçmalı, kaçmalı gerçeküstü şeyler barındırır. ama iki hafta kadar önce gerçekliği yüksek olan ve buna rağmen beni korkutmaktan ziyade düşünmeye sevk eden bir rüyam olmuştu. çok geçmeden -çok şükür ki aynısı değildi- ilişkili bir şey oldu yaşantımda. hâlâ etkileri devam etse de önceki gibi değil allah' tan. uzattım biraz galiba. çok uzun yazılara tamamen yabancı olanlarımız var nihayetinde. her haliyle seviyorum deyip şuraya bir şarkı iliştirip kaçayım. eda baba- sonbahar. bu şarkının yeri ayrı bende çünkü ilk dinleyişte vurulduğum şarkılardan. şarkılarının tamamını sıralamış eve dönüş esnasında otobüste dinlemiştim ilk olarak. belli belirsiz kendini gösteren kış güneş'i eşliğinde başımı cama yaslayıp, gözlerimi kapatıp defalarca dinlemiştim. özellikle sondaki bölümü çok seviyorum. geceniz o nağmeler kadar güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize çok dikkat edin. sağlık olmayınca her şey gölgeleniyor. şapkalarınızı, atkılarınızı kullanma vakti geldi gibi görünüyor artık. esen kalın, sağlıklı olun ☄
bimecnun
bu sabah bi tane kar yumağı geldi ayakkabımın bağını ısırıyor .ayağımı nere atsam oraya geliyor .bakıcısının yanına götürdüm .adam diyor ki oyun istiyor diyor .tabii ister de benim o hav havcıkla oynayacak vaktim yokki neyse teslim ettim bakıcısı olan adama ve yoluma devam ettim bu da güzel bi anı olarak belleğimdeki yerini aldı.ricamdır bakamayacağınız hiçbir canlının sorumluluğunu üstlenmeyin. ben mi ben kendime zor bakıyorum 😂
Eleni
bilir misin, bilmem. şimdiki dönemlerde devam ediyor mu ondan da emin değilim. seneler önce(bizim zamanımızda yani) misafir öğrenci olayı olurdu. farklı şehirlerdeki öğrenciler değişim programıyla gelir, kendilerine şehir tanıtımı yapılırdı. üniversitede olmuyor bu olay, ilkokul yıllarına ait. ben fevri ve asi çocuk! değişim programından gelecek bir öğrenciyi konuk olarak almaya razı gelmişim. gün veriliyor, ne zaman geleceklerine dair. heyecanlanıyoruz, daha önce böyle bir şeye tanıklık etmemişiz tabii. aklımda dolaşan oloğanüstü hikayeler, kalıcılık yaratma çabaları. bir bir diziyorum kafamda derken, beklenen zaman gelir. gönüllü öğrenciler kamelyanın etrafına toplanmış misafir öğrencileri bekliyoruz. önümüzden bir düzineden fazla farklı öğrenci geçiyor müdürümüz ile birlikte. kafada binbir soru. (acaba hangisine tanıtacam?) aralarından birini pek sevemediğim için umarım bana o gelmez duaları. ön yargı işte. derken bana tontiş bir bağyan denk geliyor. yaşça büyük ablamız benden. tutuyorum elinden(lafın gelişi), götürüyorum eve. kadın anam mis gibi yemekler yapmış, afiyetle mideye indiriyoruz. konuşup hem heycanımı kırmaya çalışıyorum, hem de tanımaya çalışıyorum. o gün epey bir eğlenceli oluyor ve saati geldiğinde vedalaşıp yarın tekrar bir araya gelmek üzere ayrılıyoruz.(yarın alacam seni tamam mı? bekle beni.) yarın olması için uyumaya çalışıyorum bir an önce, uyumak ne mümkün. en son dalıyorum uykuya. sabah saate bakıyorum, evet söylenen saat. sorun yok gecikmeyecem diyorum kendimce. çünkü erkenden kalkmışım, imkanı yok geç kalmamın. babam geliyor yanıma, saçlarımı okşuyor. bakıp gülümsüyorum. gezerken arkadaşımla bol bol fotoğraf çektirmemiz için fotoğraf makinesi almış. hem de dijital. gözlerimin içi parlıyor, o zamanlarda kameralı telefonlar da yok. uçuyorum sevinçten. ansızın bizimkilerin telefonu çalıyor, erkene almışlar öğrencileri alma saatini. nefes nefese dimdik yokuşu koşuyorum, yetişemiyorum. yetmeyen nefesimle sadece sessizliğin kaldığı kamelyaya bakıyorum. okul hemen buluşma noktasının yakınında bir umut belki orada toplanmışlardır diye, tam soluklanamadan oraya gidiyorum. yoklar. pes etmiyorum, inatçıyım. müdürümüzün evini biliyorum, kızı da bizim okulda. oraya gitmek için yola koyuluyorum son çare. tükenmiş bir nefesle çalıyorum kapılarını. diyaframımdaki sancı yüzünden bir araya getiremiyorum kelimeleri, "öğretmenim erken, öğretmenim yetişemedim" anlıyor ne demeye çalıştığımı. müdürümüzün arkasında kızı beliriyor, kızının arkasında misafir arkadaşım. anlıyorum ki ben yetişemeyince müdürün kızı almış arkadaşımı. sesim kesiliyor, ayrılıyorum kapıdan. koşa koşa çıktığım yokuşu ayaklarımı sürüklercesine küçük adımlarla ağlayarak iniyorum. eve varmama yakın siliyorum gözlerimi, ne fayda kıpkırmızı olmuş bir kere. eve varıyorum, annem açıyor kapıyı. tutamıyorum kendimi ağlayarak anlatıyorum, babam ağlama diyor, olurmuş böyle şeyler. neden ağlıyorsun ki diyor. sarılıyorum, içimde yara olarak kalan bu anıyı hatırladıkça cevap bulabiliyorum babamın sorusuna frank. nedeni arkadaşıma yetişememiş olmam değil de, babamın düşünceli davranak aldığı o fotoğraf makinesine ilk anım olarak istediğini ekleyememiş olmammış.
👑Merry Andrew
kim olduğumu biliyorum. ne olduğumu. neleri sevdiğimi. nelerden nefret ettiğimi. nelerin beni hissizleştirdiğini. nelerin bana haz verdiğini biliyorum. ve kaçıyorum kendimden. olabildiğince uzağa. ardıma bakmadan koşuyorum tüm gücümle. ama bir süre sonra fark ediyorum aslında olduğum yerde dairler çizdiğimi. yıllarca o karanlık ormanın derinliklerinde kötü kurttan kaçtığımı sandım ama kaçtığım şeyin sadece bir yansıma olduğunu çok geç fark ettim. hiçlikte yankılanan o duyduğum ses, beni ölümüne korkutan o canavar, bunu kabullenmek çok zor, o benim. kaçtığım, korktuğum şey benim. simsiyah gözleri, korkutucu suratı ve kalın boğuk sesiyle bana bakan o şey sadece aynadaki yansımam. korktuğum yerdeyim. benden ayrı biri değil o ve onunla bir olmayı kabullenmek zorundayım. daha ne kadar kaçabilirdim ki zaten. ne olduğumu biliyorum ama onunla bir olup kendimi kabullenirsem olacakları da biliyorum. atlattım sanmıştım, kaçıp kurtulabilmeyi başardığımı sanmıştım ama bu gölgenden kaçmaktan farksız. yapabildiklerimi kabullenmek onu kabullenmek demek ve onu kabullenirsem bir olduğumuzu da kabullenmişim demektir. bu bana beladan başka bir şey getirmez.

kendimi bildim bileli çok fazla şey yaşadım hep. sürekli sorunlarla uğraşmak, sürekli mücadele içinde olmak ve bir yandan hayatla uğraşıp bir yandan sevdiklerini güvende tutmaya çalışmak artık beni yormaya başladı. tükenmenin hiç sırası değil. şu aralar zaten depresyona falan girmeye de zamanım yok. benden hep mücadele etmem bekleniyor ama ben daha kendi dertlerimi çözemiyorum nasıl başkalarına faydalı olabilirim ki. kalan son gücümü de aileme harcıyorum ve bu bir süre böyle devam edecek. peki ben hayatla boğuşurken içimdeki karanlık bir fırsatını bulur da beni yakalarsa.
ladylazarus
geçen gün üşümüş bir şekilde eve koşup yatağıma sığındım. dalmışım, bir ara kolumu yorgandan çıkarmışım ki üşüyerek uyandım. o uyku ve uyanıklık hali arasında üşüyen, açlıkla sınanan insanlarla sızladı kalbim. bir şeyler yapılmalıydı, büyümeyi hiç bu kadar istemedim. ertesi gün soğuktan donarak ölen iki askerin haberiyle sarsıldım. diyor ya cansever : ' gülemiyorsun ya, gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir, ne kadar benziyoruz türkiye' ye ahmet abi. ' tıpkı böyle işte..
dün gece oğuz atay' ın babama mektup parçasını yeniden okuyup dinledim. ' korkuyu beklerken ' kitabında yer alan bu hikaye, oğuz atay' ı en iyi anlatan parça sanırım. karalama defterime istemsizce kolomon moore' nin sadist kadınlarının arasında venüs' ü yerleştirdim hikayeyi dinlerken.

onun ruhunu kendiminikine benzetmişimdir daima hakkım olmayarak. yıllar evvel bu parçayı okuduğumda sahiden de ne kadar yakın olduğumuzu idrak etmiştim. sonraları daha bir şefkatle öptüm fotoğrafını. ben de babasına kızgın çocuklardan biriydim. büyüdükçe esasında ne kadar benzediğimizi, sahip olduğum tüm güzel duyguları ondan aldığımı fark ettim. en acısı kötü yönlerimin de onunkiyle benzeşiyor oluşuydu benim için. anlayıp, affetmek büyümeye delalet sanıyorum. onu affettikçe mi anladım, anladıkça mı affettim bilmiyorum fakat ilk kez birinin özlemiyle ağladım. benzeşmek her zaman o kadar iyi değil, ikimiz de duygularımızı belli etmek konusunda beceriksiziz, üstelik yabancıymışız gibi büyümüşken ben, her şey daha zor oluyor. babamı çok özlüyorum ve yanındayken içimden geldiği gibi sarılamıyorum ona, ne tuhaf bir duygu. diğer insanları tanıdıkça ona sarılma isteğim artıyor. pamuklara sarılarak büyüyen biri olmama rağmen hiçbir zaman korunmaya ihtiyaç duymadım. yeri geldi kavga ettim, yeri geldi bile bile başımı belaya sokmaktan çekinmedim. tüm arkadaşlarımın karşıma dikildiği o gün dahi eğilmedim. dün o parçayı dinledikten sonra aslında ne kadar küçük olduğumu gördüm. huzur çok farklı bir duygu, yaşamdan mutluluk istemiyorum zira mutluluk bencilce gelmiştir bana hep. mutlu olmak zorunda değilim fakat huzurlu olmak istiyorum. etrafımda benimle ilintili fakat asla bana ait olmayan binlerce sorunun ve insanın arasında çekiştirilirken, gülümsemekle yetiniyorum. kimseye karşı öfke duyamıyorum zira herkes bir yerinden haklı. bağışladıkça kalbindeki yük hafifliyor insanın, son yıllarda bunu adet edindim. karşıma çıkan her insan bir farkındalık bırakıyor ve insanın, salt sahip olmak isteyen, gördükleri ve duyduklarıyla yetinen ucuz bir yaratık olduğu idrakiyle aradığım huzura bir parça sahip olarak devam ediyorum yaşamıma. bir an önce ideallerimi gerçekleştirip izole bir yaşam sürmek istiyorum. bunun için çalışmak güç veriyor bana. bir süredir iş arıyorum fakat ailem buna pek sıcak bakmadığı için, daha ziyade hedeflediğim şeylerin bir kısmını gerçekleştirmek adına para biriktirebileceğim kısa süreli işler bakıyorum. umarım en kısa sürede bu sorunumu da halletmiş olurum.

uzun ve dağınık oldu fakat insan her zaman bu tür şeyler paylaşacak gücü bulamadığı gibi, anlaşılmaya insan da bulamıyor. muhtemelen burada da okunmayacak bir yazı fakat paylaşmak bir miktar da olsa rahatlatıyor insanı.

oğuz atay' ın mektubunu bırakıyor, iyi geceler diliyorum.




işte bütün terakkinizi gördüm ve aslıma rücu ediyorum.
alien
lütfen sorularımızı sormaya devam edelim. aydınlanmak isteyenler alıntıladığım postun altına istediğini sorabilir.
alien
merak ettiklerinizi sorun. her şey hakkında olabilir. buyurunuz efendim.
Oyuncakayi✔️
bunu hiç unutma evlat! batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur....
aliya izzetbegoviç
alien
galaksiler arası savaş gemisiyle sıka sıka ilerliyoruz! tek rakibimiz ışık hızı!
çiyuuuw çiyuuw çiyzzuoowwwzz sıyırdı, devam devam.....


Biliyor Muydunuz
spartacus, büyük isyanından sonra bir çok kültürde komünizmin ve başkaldırının simgesi olmuştur.

birçok balkan ve rus takımı, “spartak” takısıyla bu ismi yaşatmaya devam etmiştir.
mistletoe🍃
kafamda durdukça beni rahatsız eden tüm konuları buraya yazıp bir rahatlama seansı yapacaktım sonra üşendiğimi fark ettim mutsuz olmaya, dertleri sırtımda taşımaya devam etmeye üşendim. o yüzden bana iyi hissettiren bir şarkıyı sizlere önermeye karar verdim. sözlerini anlayarak dinlediğinizde daha da etkili olacağını düşünüyorum...
dünya bir şarkı açıp modunuzu tamamen değişebileceğiniz kadar küçük mutluklara uygun bir yer. zorlamaya gerek yok.

teyit
newton’a ilham kaynağı olduğu belirtilen ağaç hâlâ ayakta ve zaman zaman meyve vermeye devam ediyor. ancak bu ağaçtan düşen bir elmanın newton’ın başına isabet ettiği iddiası bir mitten öteye geçemiyor. https://teyit.org/newtonin-basina-elma-dustu-mu/
teyit
nasa’nın devam eden mars projeleri için kullanacağı araçlara kurumun resmi internet sitesinden ulaşılabiliyor. kullanılması planlanan araç listesinde videodaki uzay aracı bulunmuyor. https://teyit.org/nasanin-yuzey-araci-new-york-sok...
zorakimuhendis
eskisi gibi uzuun uzuuun yazmak isterdim ama artık iş güç var yazıp çizmeye hatta buraya girip yazıları okumaya bile pek zaman kalmıyor. öğrencilik güzel meslek gerçekten (buraya uzatabildiğin kadar uzat kardeşim vs.vs. diyen mezunların klişe cümlelerini kuruyorum ama uğraşmayacağım siz varmış gibi kabul edin :) .mezun olup belirli düzeni olan bir firmaya girince insan biraz değişik hissediyor. masaya ara ara çay kahve servisleri , x bey , y mühendisi x bey cümlelerine alışmak biraz zor olsa da 1-2 ay geçmeden alışıyorsunuz. ardından ustaların size attığı kazıkların , patronun veya üst amirinizin sizi kibarca azarlaması veya bildiğiniz bağırıp çağırması alışılmaması gereken meslek hastalıklarından.

belirli bir sorumluluğu sırtınızda hissedince zaten nerede o eski uyku düzeni diyerek hayıflanıyorsunuz. sabah 8 de işe gidebilmek için ister istemez 22.00-23.00 gibi yatıyor 6.30-7.00 gibi mecburen kalkıyorsunuz. mezun olmadan önce girdiğiniz o efsane cs-go /lol / dota geceleri kendiliğinden sizi terkedip gidiyor.öyle ki yorgunluktan takip ettiğiniz diziyi bile 2-3 haftada bir hatırlayıp izliyorsunuz 2'şer 3'er.

klişelere devam etmek istersem olum dil öğrenin la mezun olmadan mezun olunca ona vakit ayıramıyorsunuz :) . ha bir de mümkün olduğunca sağda soldaki yarışma, konferans vs. lere katılın . mühendislik öğrencisi iseniz teknik çizim, 3d modelleme , temel autocad , excel vs. ye hakim olmanız gerekiyor. şantiye ve teknik ofislerde exceli öyle kullananlar var ki adam sanırsınız dünyayı yönetiyor.
eskisi gibi uzuuun uzun yazmak istemişim sanırım baya olmuş yeter bu kadar ara ara uğrar selam veririm size . selametle ...
ozizakzil
sayfaya girdim. herkes insanlar güvenilmez olmuş, şöyle olmuş , böyle olmuş diyo. tamam bazı insanlar öyle olabilir ama sen yılmıcaksın. ne pahasına olursa olsun. yolunuza devam edeceksiniz.
Tuhaf Ama Gerçek
görüntüler arjantin'den. tarlasına yuva yapan kuşun yuvasını bozmadan çalışmasına devam eden bir çiftçi 👏

teyit
cristiano ronaldo’nun pakistan’daki baraj fonuna 15 milyon sterlin bağışladığı iddiası doğru değil. İddia, ülkede yapımı devam eden barajlar için pakistan anayası mahkemesi tarafından başlatılan yardım fonu hakkındaki mizahi paylaşımlara dayanıyor. https://teyit.org/ronaldonun-pakistandaki-baraj-ic...
mistletoe🍃
günlerden bir gün köylerin birinde çiftçinin eşeklerinden biri kör bir kuyuya düşer saatlerce çırpınır bağırır en sonunda sesini duyan sahibi onun kuyunun dibinde olduğunu görür. çiftçi köylülerden eşeğini kurtarmak için yardım ister fakat biraz düşünüp taşınan köylüler eşeği oradan kurtarmanın hem imkansız olduğuna hem de sarf edecekleri çabaya değmeyecegine karar verirler. geriye tek bir çare kalmıştır o da kuyuyu toprakla örterek eşeğin acısına son vermek. hep birlikte kuyuya toprak atmaya başlayan köylüler karşısında çaresiz kalan zavallı eşek üstüne atılan toprakları her seferinde silkelenerek ayaklarının altına alır. altına aldığı topraklar sayesinde yavaş yavaş yukarı yükselip kendini kendini kurtaran eşek köylüleri hayretler içinde bırakır...
belki bu hikayeyi daha önce duymuş, okumuş olabilirsiniz. ben bir arkadaşım sayesinde bu hikayeyi okuma şansını yakaladım. şans diyorum çünkü ne kadar basit bir hikaye gibi görünse de bana hatırlattığı şeylere minnettarım.
zaman zaman herkes ve her şey üzerimize geliyor ve bizi o kör kuyuda mahsur bırakıyor gibi hissettirebilir fakat zorluklar ne kadar üzerimize gelirse gelsin ne kadar zorluk yaşarsak yaşayalım silkelenip düştüğümüz yerden çıkmanın yollarını aramalıyız. asla pes edip kendimizi o kör kuyuya hapsedip ölümü beklememeliyiz. umut etmeli, mücadele etmeye devam etmeliyiz... hatta zorlukları yukarı çıkmak için bir basamak gibi kullanacak kadar akıllı olmalıyız.
Tuhaf Ama Gerçek
türkiye'de öğrencilere okula devam etmeleri için ayda 500 tl para verildiğini hayal edin...öğrenmeye aç gençler, öğrendikleri bilgiler ile geleceğin dünyasını inşa edip birkaç sene içerisinde türkiye'yi dünyanın en büyük, en güçlü, en zengin, en zeki, en mükemmel ülkesi yapar.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)