Firardayım.
İlk yolculuğum değİl aslida
nere gideceğim nekadar kalacağım
beni hiç düşündürmezdi ...
çünkü dönecegİm yerİ bİlİyordum...
şİmdİ ;
gİtmekle kalmanin anlamsiz olduğu
yabanci bİr şehİrden, yabanci bİr şehre
bİlet aldim..
bu yol bitmez, ✋
morfinaltkat
bugün sivas cumhuriyet üniversitesinin kampüsü bayağı gezdim çok tuhaf şeyler gördüm gidecekseniz herşeye hazırlıklı olun. benim bile sasirdigim şeyler var
1:kampüste girişler kartlı ; fakültenin girişinde kapıda gişeden geçerek giriyorsunuz ( her fakültede)
2: kantinlerde nakit para kullanılmıyor ( çok şaşırdığım şey )
3: merkez kafeteryada yine para geçmiyor (yaşam merkezinin prototip şekli :):)) cay almak için bile kartla ödeme yapıp başka biyerden cay alıyosunuz ( neden bele birşey yapmışlar anlam veremedim)
4: kampüs ring 50 kuruş (makul) r11e kurban olam, yeminle r11 aradım sivasta
5: fakülteler çok eski modern bi bina göremedim ( kiliseye benzeyen iletişim fakültesi hariç :):):)
6: kampus içinde minik marketler var sigara içenler için artı bi özellik
7: omudeki kızlar daha güzel
8: ha unutmadan söyleyim deniz yok bikere geldiğimden beri sahile gidem sahile gidem sürekli aklımdaydı ama burasıda bembeyaz bi deniz olmuş zaten.
9: sivas cumhuriyet üniversitesini gezmek istiyorsanız sivas ta mutlaka arkadaşınız olmalı
İlk günü değerlendirecek olursak eski bi üni olduğu da göz önüne alırsak samsun 100 kat daha iyi :):) yarin şehir merkezini gezmeyi planlıyorum bakalım neler yasayacaz neler gorecez .
saygılarımla :):):)
Fafatara
ders çalışamama nedenim:
ben:tümel olumlu önerme doğru kabul ed...
beynim:ne, ne oluyor ya ben daha hazır değilim bir dakika.
ben:ya lütfen sınavlara az kaldı hadi çalış azıcık.
beynim:acıktım. ben: ama yeni yedik.
beynim: o tuzlu bir şeydi tatlı istiyorum şimdi.
ben:hayır önce ders. beynim:acaba ilkokul 1. sınıftaki hocam hangi şehirde öğretmenlik yapıyordur? ben:bilmiyorum ve banane ya, sen beni dinle tümel olumlu diyoduk. beynim: ya bu duvarların rengi neden böyle? ben: sanane ya sanane napcan duvarın rengini konuya odaklan.
beynim: ya acaba bugün gördüğüm çocuğu bir daha görür müyüm?
ben: vallahi tokatlayacağım kendimi beni dinle öğrenmemiz lazım bunları. beynim: ay uykum geldi ya bakamıyorum yok olmuyor dizi mi izlesek.
ben: allah seni kahretsin çıkarıp suya koysam daha rahat olurum off neyse ne izleyelim? ve ders tümel olumlunun doğru olduğu kısımda kalır.
OMÜ Öğrenci Konseyi
dünyanın en büyük açlık krizi ile karşı karşıya kalan yemen için diyanet İşleri başkanlığımızın başlatmış olduğu destek kampanyasına sessiz kalmayalım.
omü öğrencİlerİ olarak sessİz kalmayalim, bİzlerde destek olalim!
#omü
#omükonsey
#yemenesessizkalma
Oyuncakayi✔️
kendime koyduğum kurarlar;
1. ne olursa olsun adaletli ol. kendi annen bile olsun doğru olanı yap. haksızlığa uğrayan insanların yanında ol.
2. her zaman yaşayan varlıklara karşı iyi ol. dini ve siyasi görüşü ne olursa olsun insan olduğu için güzel yaklaş. çünkü dünyadaki en güzel şey “sevgidir”
Zeze
koşulsuz kabul, koşulsuz sevmek en güzeli belki de. hatta tek ihtiyacımız olan şey bu olabilir. yargılamadan, öylece, olduğu gibi, kendisi gibi sevmek. kendimizce...
snorlax
bu dönem hafta kavramını tamamen kaybettim. bugün tam bir pazar gibi mesela. yine de kötü diyemem sadece biraz tuhaf.
bilgisayarda dosyalar arasında gezinirken çok eski şarkılarımın olduğu bir klasörü gördüm. İnsan duygulanıyor vallahi sdjklj nostalji adına ferhat göçer- takvim i iliştirip kaçayım. gününüzün kalan zamanı güzel geçsin dedikodu meclisi. esen kalın.
cimuka
ilk okulda hoca okur biz yazardık ben hiç yetişemezdim yazdığım yazıları okuyamazdım 6 sınıfa geldiğimde artık ben lisede nasıl yapacağım gibi şeylere kapıldım falan ama yazdığımı bende okuyamıyorum falan liseyi bitirdim şuan üniversitedeyim hala yazdığımı tam anlamıyla okuyamıyorum ama ilerleme kaydettim sonra öğrendim ki diskleksi diye bir hastalık var ben araştırınca kendimi buldum bu halimle üniversiteyi bitirmek üzeriyim sınav olduğu zaman test olsun diye dua ediyorum çünki okunaklı yazamıyorum hep düşük alıyorum yazı yazarken elim tutuluyor sanki bir taktik verin ya
gulmeksanayakisiyor
mezun olup samsun'dan ayrılmama rağmen en fazla bu şehirden uzak kaldığım süre çift haneli sayılardan ibaret , nasip olsaydı bu şehir benim ikinci ailem olacaktı. çok güzel anılar biriktirdim. 2 yıl oldu mezun olalı ama hep ayağım burda bu şehri sevememistim ilk geldiğimde sonra öyle bir insan çıkardı ki karsima rabbim bu şehir ikinci ailemin olduğu şehir olacaktı. ben o sevdicekden ayrılalı bugun 83 gün oldu ama hala deliler gibi çok seviyorum onu belki tekrar biraraya gelme şansımız çok düşük bir şans ama ben o şansı bile seviyorum. yarin orda olucam ama onun karşısına nasıl çıkarım nasıl biraraya gelebiliriz onu düşünüyorum . bir yardim ee dostlar
ikizler
mutlu geceler gençler. nasılsınız? vize çalışmalarınız daha yeni başlamışken sizde mi şimdiden bıktınız sayfalarca kitaplardan, fotokopilerden. hani diyorlar ya eğer düzenli çalışırsan konular birikmez, vize dönemi rahat edersin diye. bana kalırsa koca bir yalan bu. yine aynı saatlerde çalışıyorsunuz her şeye. çünkü insanın içine işlemiş bir defa vize-final dönemi çalışmak. benim de yarın başlıyor vizelerim. İlk sınav sadece 50'şer puanlık 2 klasik sorunun olduğu babaların babası gibi bir sınav. haftalarca işlenen derslerden, anlatılan onca şeyden sadece 2 şeyi sormak öğrencinin öğrenme seviyesini ne kadar doğru ölçebilir pek emin değilim buna. her ne kadar emin olmasam da not görüntülemede yazacak nottan emin olduğum için düşünceleri bir kenara bırakıp çalışmak gerekiyor. ne çok çalışma muhabbeti yaptım yahu. zaten herkesin kafası derslerle dolmuş. ben başka şeyler de anlatayım. havalar ne de güzel değil mi bu sıralar. aşırı dondurucu soğuklar olmasa da kar maskemi giyebildiğim soğuklar var. ve bu beni ziyadesiyle mutlu yapıyor. normalde sıcakları seven birisiydim eskiden. temmuz ayları en sevdiklerimdi. ama yaşlandıkça daha çok soğuğu sevmeye başladım. hatta bu konudaki ilkem de şu, "soğuğun her yerde çaresi vardır ama sıcağın her yerde çaresi yoktur". soğuk hem insanın içini ferahlatıyor hem zihnini sakinleştiriyor bence. yarimi her ne kadar üşümediğime inandıramasam da üşümüyorum bile. dün gece 3 saat yarimle beraber yürüdük atakum sokaklarında. bir yere gidip oturacaktık normalde ama yarimin yürüyelim demesiyle ben de dünden razı şekilde adım adım gezdik atakum sokaklarını. 2 gündür yurttan da pek çıkmadığım için pek iyi geldi o yürüyüş ama bana pek yetmedi. onun için bir kaç gündür kafamın içindeki bulanıklığı ona bağlıyorum. bugün kahvaltı hazırlarken bile unuttum neden orada olduğumu, sonradan hatırladım. bir de kahve eksikliğim var ki sormayın gitsin. vizelerden sonraki ilk işim bir gecemi bir termos kahveyle komple dışarıda geçirmek olacak. zira buna baya ihtiyacım var gibi. vizenin ilk gününden bu kadar yazdığım yetsin yahu. ben müslüm baba eşliğinde ders çalışmaya devam edeyim. hepinizin vizeleri soğuk bir rüzgar ferahlığında geçsin gençler. allah zihin açıklığı versin... :)
morfinaltkat
gece kütüphaneye gelip biraz ders çalışıp sigara içerekten sabahı etmiş bulunmaktayım ilk defa kütüphanede sabahlıyorum heyecanı da var 9 buçukta derse girecek olmamın da bi hayli heyecanı yok. ders çalışırken 1 buçuk 2 ye gelen saatlerde yavaş yavaş arkadaşlarımın sağda solda her yer de uyumaya çabalayıp koltuklarda masalarda uyuyanlar ve bunu yazdığım halde hala uyuyanlar var arada gezen bi kaç kişi de var tabi... neyse bi arkadaşım çok dikkatimi çekti :):)
1 buçuk 2 buçuk arasında pür dikkat gözlem yaptım->ayakları sandalyenin sırt yaslama yerine dikleyip başka bir sandalyede kendi yatağının vermiş olduğu rahatlığı aramayıp uyudu helal olsun dedim içimden sessizce. sonra derse devam ettim. kütüphane de bile uyuyan yorgun ve uykusuz arkadaşlarım günaydınlar hepinize gününüz aysın. 07:47 deki manzarayı anlatamam
snorlax
...okul da bu kadar hareketli değildi sanki geldiğim ilk zamanlarda. garip bir havası var gibi hatırlıyorum. çoğu insan sevmez bahsetmeye çalıştığım hali. sessiz, az bilinen, kendi halinde yaşamını sürdüren, gördüğünüz anda etkisini hissettiğiniz, nefes alan ormanlar vardır ya hani işte öyle. velhasıl daha doğal. onca zaman sonra hastanenin karşısındaki bankımın olduğu yere gittim geçenlerde. denize doğru dönüp tüm o karmaşayı arkamda bırakınca tıpkı o zamanlardaymışım gibi oldu. hani özlem duyulur bir şeylere fakat geri dönülemeyeceğini bilmenin getirdiği sakin bir kabulleniş vardır ya işte öyle bir şey hissettim. hoş anılar olarak zihnimde yer almaya devam etmesini istemem ile o sakinlik kaplıyor bedenimi. uzun bir süre tekrar gelemeyeceğimi düşünerek çayımı yavaş yavaş içip olabildiğince kaldım orada. beynimde çakan sınavlar, dersler, notlar silsilesiyle mecburen ayrıldım sonrasında. başkasının notlarından çalışmayı sevmiyorum aslında fakat eksik kalan notlarım için bir arkadaşım yardımcı oldu sağ olsun. defteri gökkuşağı misali her renk var. benimse soluk, italik bir yazım ve nadiren kullandığım renkli bir kalem izi vardır. nedense gözlerimi yoruyor onca renk bir arada olunca. her şey bir yana bir süredir etrafıma pek bakmadığımı fark ettim. durup insanları izlemek bir şeyleri anlamama, yorumlamama yardımcı oluyordu. zaman zaman bencilliğime kurban gittiğim olduğunda kendi kendime 'ne oluyor, kendine gel' diyordum. zira aynı dediklerimiz bile çok başka. İnsan gerçeği göremiyor ya da yanlış yorumluyor bazen. İtiraf etmeliyim ki o zamanlarda bile bunu tam olarak yapamıyormuşum diye düşünüyorum şimdilerde. bir şekilde kendimi haklı bulma çabalarım oluyormuş. üzüldüm biraz esasen. üstünden beri gelmek diye bir tabir vardır bizde onu da yapmadım ama kaçtım bu halimden bir süreliğine. yıldızım görünürde yok bu gece. olsun. görünmemesi orada durduğu gerçeğini değiştirmiyor. kabuslarımdan bahsetmiştim bir ara burada. rüyalarım genelde uçmalı, kaçmalı gerçeküstü şeyler barındırır. ama iki hafta kadar önce gerçekliği yüksek olan ve buna rağmen beni korkutmaktan ziyade düşünmeye sevk eden bir rüyam olmuştu. çok geçmeden -çok şükür ki aynısı değildi- ilişkili bir şey oldu yaşantımda. hâlâ etkileri devam etse de önceki gibi değil allah' tan. uzattım biraz galiba. çok uzun yazılara tamamen yabancı olanlarımız var nihayetinde. her haliyle seviyorum deyip şuraya bir şarkı iliştirip kaçayım. eda baba- sonbahar. bu şarkının yeri ayrı bende çünkü ilk dinleyişte vurulduğum şarkılardan. şarkılarının tamamını sıralamış eve dönüş esnasında otobüste dinlemiştim ilk olarak. belli belirsiz kendini gösteren kış güneş'i eşliğinde başımı cama yaslayıp, gözlerimi kapatıp defalarca dinlemiştim. özellikle sondaki bölümü çok seviyorum. geceniz o nağmeler kadar güzel geçsin dedikodu meclisi. kendinize çok dikkat edin. sağlık olmayınca her şey gölgeleniyor. şapkalarınızı, atkılarınızı kullanma vakti geldi gibi görünüyor artık. esen kalın, sağlıklı olun ☄
alien
geçen cevahir'leyiz canımız acayip sıkkın ne yapalım ne edelim diye boşluyorduk. cevahir aniden kafasını çevirip; gidek mi la? dedi. ben de olur dedim. neyse, gidcez de uzak amk. nasıl gidecez? gemide deterium yok 2 yıldır bize yakıt getirecek filoyu bekliyoruz. öyle filo dediğime bakmayın, baya yasa dışı bir olay. galaktik vergi memurlarına yakalanırsak hapı yutarız. bu yakıt filoları gezegen gezegen dolaşıp deterium satarlar ucuzdan. biz de onları tercih ediyoruz, öğrenciyiz burada daa. neyse cevahir'in en varoş gezegenlerle iletişimi olduğu için yasadığı taşımacılık gruplarına bize acilen özel bir sivil gemisi göndermelerini istedik. bekliyoruz şimdi. tu bi kontinyıd...
ladylazarus
stefan zweig ve o dönemdeki insanlar uçağın icadıyla çok heyecanlanmışlar. zira uçakların, kaosu yaratan sınırları aşıp, ortadan kaldırarak barışı getireceğine inanıyorlarmış. aynı nesil, huzur getireceğine inandıkları o uçakların bombalar bırakıp, ülkeleri yerle bir ettiğine şahit olmuş.

ben de bazen tam olarak böyle hissediyorum, sınırlarımın aşılıp, değer verdiğim şeylerin infilak ettiğine şahit oluyorum.

camus' un aklımdan hiç çıkmayan satırları dönüyor beynimde : '' bir akşam, dalgın dalgın hoş bir kitabı karıştırırken, bir an bile duraksamadan: ' tutkulu ruhların çoğunda olduğu gibi, hayattaki inancının tükendiği an gelmişti. ' cümlesini okudum. bir saniye sonra, cümle içimde bir kez daha yankılanıyordu ve gözyaşlarına boğulmuştum. '' işte tam böyle bir anda, ağzınıza aldığınız bir yudum suyu, yüzünüzü kapatıp, defalarca denemenize rağmen yutamayışınızı nasıl açıklarsınız insanlara ? hıçkırıklarını tayin edemeyecek denli acılarından korkan insanlar bilemez yutkunmanın esasında bir savaş olduğunu. oraya buraya iliştirdiğim cümleleri , bana ait bir defteri yanlışlıkla eline alan insanlardan canhıraş saklamanın aciziyetini nasıl anlatırım ? en mahrem gizlerimi bilecek, benim gördüğüm gerçeği göreceklerini sanırım. oysa tüm mahremiyeti cümleleri olan bir insanın gizlerini kavrayamazlar.

insanların hüzünleri ve mutluluklarının sahteliği ve basitliğiyle afallıyorum, bu yüzden uzun süredir cümleleri yalnızca o an ' öyle söylenmesi gerektiği ' için kuruyorum. karşımda duran insanın ruh halinin bende yarattığı kayıtsızlık düşüncelerimi ve cümlelerimi engelliyor, içinde bulunduğum duruma vereceğim karşılığı yerine getirmeye zorluyorum kendimi. hatta bu bazı zamanlar o kadar suni bir şekilde gerçekleşiyor ki, cümle dahi kurmadan birkaç mimik ve belki bir sarılışla geçiştiriyorum. bu kayıtsızlık bir yandan beni memnun ediyor, gerçekleşmesi adına çabaladığım birkaç hayalim var , zamanımı ve düşüncelerimi bunlar için harcamayı yeğliyorum. bununla birlikte günlerim, her biri bir başka duyguyu yansıtan kendi portrelerim arasında hangisinin ben olduğuma karar vermekle geçiyor. bir sonuca varamıyorum zira hepsi benim. nitekim bu da bir sonuca tekabül etmiyor ve hepsi birleşip yalnızca bir silüet oluşturuyor. her gün görüp, derisinden öteye geçemediğimiz herhangi bir yüz.. herkesin gerçeğini ve acısını taşıyabiliriz fakat kendi gerçeklerimize vakıf olmanın acısını taşıyamayız. insanın kendini salt aynada görebilmesinin sebebi bu sanırım. ' kim kurtaracak beni var olmaktan ' diye fısıldıyor yazar.




aynadakinin çilleri var, benim yok.
ladylazarus
geçen gün üşümüş bir şekilde eve koşup yatağıma sığındım. dalmışım, bir ara kolumu yorgandan çıkarmışım ki üşüyerek uyandım. o uyku ve uyanıklık hali arasında üşüyen, açlıkla sınanan insanlarla sızladı kalbim. bir şeyler yapılmalıydı, büyümeyi hiç bu kadar istemedim. ertesi gün soğuktan donarak ölen iki askerin haberiyle sarsıldım. diyor ya cansever : ' gülemiyorsun ya, gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir, ne kadar benziyoruz türkiye' ye ahmet abi. ' tıpkı böyle işte..
dün gece oğuz atay' ın babama mektup parçasını yeniden okuyup dinledim. ' korkuyu beklerken ' kitabında yer alan bu hikaye, oğuz atay' ı en iyi anlatan parça sanırım. karalama defterime istemsizce kolomon moore' nin sadist kadınlarının arasında venüs' ü yerleştirdim hikayeyi dinlerken.

onun ruhunu kendiminikine benzetmişimdir daima hakkım olmayarak. yıllar evvel bu parçayı okuduğumda sahiden de ne kadar yakın olduğumuzu idrak etmiştim. sonraları daha bir şefkatle öptüm fotoğrafını. ben de babasına kızgın çocuklardan biriydim. büyüdükçe esasında ne kadar benzediğimizi, sahip olduğum tüm güzel duyguları ondan aldığımı fark ettim. en acısı kötü yönlerimin de onunkiyle benzeşiyor oluşuydu benim için. anlayıp, affetmek büyümeye delalet sanıyorum. onu affettikçe mi anladım, anladıkça mı affettim bilmiyorum fakat ilk kez birinin özlemiyle ağladım. benzeşmek her zaman o kadar iyi değil, ikimiz de duygularımızı belli etmek konusunda beceriksiziz, üstelik yabancıymışız gibi büyümüşken ben, her şey daha zor oluyor. babamı çok özlüyorum ve yanındayken içimden geldiği gibi sarılamıyorum ona, ne tuhaf bir duygu. diğer insanları tanıdıkça ona sarılma isteğim artıyor. pamuklara sarılarak büyüyen biri olmama rağmen hiçbir zaman korunmaya ihtiyaç duymadım. yeri geldi kavga ettim, yeri geldi bile bile başımı belaya sokmaktan çekinmedim. tüm arkadaşlarımın karşıma dikildiği o gün dahi eğilmedim. dün o parçayı dinledikten sonra aslında ne kadar küçük olduğumu gördüm. huzur çok farklı bir duygu, yaşamdan mutluluk istemiyorum zira mutluluk bencilce gelmiştir bana hep. mutlu olmak zorunda değilim fakat huzurlu olmak istiyorum. etrafımda benimle ilintili fakat asla bana ait olmayan binlerce sorunun ve insanın arasında çekiştirilirken, gülümsemekle yetiniyorum. kimseye karşı öfke duyamıyorum zira herkes bir yerinden haklı. bağışladıkça kalbindeki yük hafifliyor insanın, son yıllarda bunu adet edindim. karşıma çıkan her insan bir farkındalık bırakıyor ve insanın, salt sahip olmak isteyen, gördükleri ve duyduklarıyla yetinen ucuz bir yaratık olduğu idrakiyle aradığım huzura bir parça sahip olarak devam ediyorum yaşamıma. bir an önce ideallerimi gerçekleştirip izole bir yaşam sürmek istiyorum. bunun için çalışmak güç veriyor bana. bir süredir iş arıyorum fakat ailem buna pek sıcak bakmadığı için, daha ziyade hedeflediğim şeylerin bir kısmını gerçekleştirmek adına para biriktirebileceğim kısa süreli işler bakıyorum. umarım en kısa sürede bu sorunumu da halletmiş olurum.

uzun ve dağınık oldu fakat insan her zaman bu tür şeyler paylaşacak gücü bulamadığı gibi, anlaşılmaya insan da bulamıyor. muhtemelen burada da okunmayacak bir yazı fakat paylaşmak bir miktar da olsa rahatlatıyor insanı.

oğuz atay' ın mektubunu bırakıyor, iyi geceler diliyorum.




işte bütün terakkinizi gördüm ve aslıma rücu ediyorum.
felagund
bazı babası belirsiz kişiler tarafından yapılan bu dergi beni çok üzüyor. bir kere çizerleri oksijen israfı yapıyor artı bu dergi kağıda basılıyorsa bir kağıtla yapılabilecek en kötü israf yöntemi, basılmıyorsa da kin ve nefretten başka bize sunduğu olmadığı ve elektrik israfı olduğu için yine doğaya zararlı. neresinden baksak zarar :/
Gaf Ebesi
bir insan, kirli düşüncelere sahip olduğu için utanmaz. bir başkasının, o kirli düşüncesini bilme ihtimali utandırır.

friedrich nietzsche
Oyuncakayi✔️
ilber ortaylı ve cemal kafadar’ın olduğu bir ortamda olsam kesinlikle sessizce oturup onları dinlerdim malum “a” desem cahil olduğum ortaya çıkar. onların bildiklerinin toplamının sadece iki sayfasını biliyorumdur ahahhahahshsjsjjs ağlanacak halime gülmek bu olsa gerek :(
👑Merry Andrew
başımı defalarca belaya sokmama rağmen şu zamana kadar bir şeyi akıl edemediğimi fark ettim: hukuk okuyan bir arkadaş bulmak. bunca yıl bunu nasıl akıl edemedim kendime kızıyorum. meğer benim hukuk okuyan mümkünse ceza hukukunda fazlaca bilgili bir arkadaşa o kadar ihtiyacım varmış ki. bugünlerde olduğu gibi hayatımın bazı dönemlerinde de bu gerekli olabiliyor. hukuk tavsiyesi almam gerek ama bedava olsun istiyorum.
teyit
ana haber bültenlerinde gösterilen ve internette yaygın bir şekilde paylaşılan fotoğrafın ara güler’e ait olduğu iddiası doğru değil. fotoğraf, 1989 yılında İstanbul’un balat semtinde fotoğraf sanatçısı erdal yazıcı tarafından çekildi. https://teyit.org/elinde-sut-ve-ekmek-tutan-cocuk-...

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)