cümleten selamlar, hepiniz iyisinizdir inşallah, senelik girdimiz bugüne nasipmiş. yıllar önce, hiç görmediğimiz insanlarla, sabahlara kadar güldük, eğlendik, çok güzel vakitler geçirdik, bugün oldu haftaya gerçekleşecek nikahıma davet ediyorum bu insanları, buraları hep hatırlamak ve bugün olduğu gibi her daim içimizi dökebilmek ümidiyle vesselam herkes iyi olsun, herkes için hayatta en iyisi olsun inşallah.
konserler bedava olduğu için mi bu kadar kalabalık? bizim insanımız bedava olan şeyleri görünce neden kan kokusu almış köpekbalığı gibi üşüşüyorlar? bezer bir örnek ise bayramlarda toplu taşımanın ücretsiz olduğu zamanlar. 19 mayıs akşamı tramvayın içine pirenin bile giremeyeceği boşluğa binmeye çalışan insan gördüm. belki psikolojik olarak zaten aşırı pahalı bir ekonomiden dolayı insanlar ücretsiz şeylere sahip olabilme isteği yüzünden böyle davranıyorlardır. ama hayat pahalılığından şikayet etmeyen insanların bedava şeylerin dibini sıyırmak istemesi daha büyük bir psikolojik sorun değil mi? ama asıl yapmak istedikleri şey -bence- o konserde olmak, olduğunu sosyal medyada paylaşmak ve o anı yaşadığı için övünüp diğer insanlar tarafından övülme/beğenilme isteği. şuanki z kuşağı teknoloji ve sosyal medyayla iç içe doğduğu için onlarda bu sıradan bir davranış şekli olabilir. ama 30 yaş üzeri insanlar sosyal medyanın olmadığı dönemlerde her giydiği kıyafeti her yediği yemeği her yaptığı sporu etrafındaki insanlarla şuanki kadar çok paylaşıyor muydu? bilinen en eski "story" modası sanırım msn'deki durumum adlı bölümdü. onu bile güncellemeyen insanlar nasıl günde onlarca story atar hale geldi? ve son olarak olan bayülgen'nin dediği gibi "bu ülke 3 tarafı denizlerle çevrili koca bir akıl hastanesidir."
maaş ezme gibi şeyleri söylemeyi bırakın, bu insanlarla hayatta bir daha karşılaşmanız bile çok çok düşük ihtimal. adamla 3. sınıftan beri görüşmüyoruz neredeyse.bıraktığı dersler dolayısıyla aynı dersleri almaz olduk sonradan mesaj atma ihtiyacı hissetmediğinden herhalde sonrasında hiç görüşmedik.maaş ezme hayal oldu.
şu sınav haftası ne enteresan bir dönemdir, kardeşlik duygularını pekiştiriyor, herkes birbirine soru soruyor falan... ama bir problem var uzuuunca bir süredir whatsapp mesajlarını silmeyen zoraki gayri ihtiyari mesajlaşmanın en üstüne çıkınca bazılarının yalnızca sınav haftasında mesaj attığını görüp gülme krizine girdi, lan ne biçim adamsın sen ya 1. sınıftan beri adam bana her sınav haftasından önce mesaj atmış konuları öğrenmiş, adamla sınav haftalarındaki soruları dışında hiç konuşmamışız, istisnasız her sınav haftası adam bayram tebriği gibi seriye bağlamış otomatik mesaj atıyor neyse ki bu haftalar var da adamın yaşadığını öğreniyoruz. mezuniyette mesajları gösterip ilk maaşı birlikte ezelim diyeceğim bu gidişle 😁
hayatımın kimin nerede olması gerektiğini en iyi bildiğim dönemindeyim. kafamın ve kararlarımın en net olduğu, kalbinden ve sevgisinden emin olduğum insanlarla beraber olduğum bir döneminde. her şey en kötü haliyle bile çok güzel geliyor böyle olunca. sıfır şüphe ve belirsizlik.
üniversiteyi bitirdim oradaki insanlarla tek bağımı burası olması gece yarısı aklıma gelmesi ve üniversiteden iletişim kurduğum hiç arkadaşımın olmaması hepsinin üniversite bitene kadarlık arkadaş gibi görünmesi yaraladı beni omü...
rastgele çekilen fotoğraflar daha güzel çıkar, tesadüfen tanışılan insanlarla daha mutlu oluruz, kıyıda köşede uyuyakalmak uykunun en keyiflisidir, plansız hadi denilerek yapılan aktiviteler daha eğlencelidir. her şeyin "kendiliğinden" olanı güzel.
siteye o kadar uzun zaman olmuş ki girmeyeli hala nikimin durması bi duygusallık yarattı bende. bir yaz akşamı keşfedip çok güzel insanlarla tanıştım burda. o sıkıcı yaz gecelerini burası şenlendirdi. üniversiteden mezun oldum ve şu an mesleğimi yapıyorum. özlem dediğim samsun u fotoğraflardan görünce gözlerim doluyor. burası benim için o zamanlar tamamen blog gibiydi. yaşadığım duygusal karmaşaları vs herşeyi anonim kimliği altında yazıyordum. ve bu sıralar yine çok karışık olduğum zamanlar... covid döneminde bir hastanede çalışmanın depresif etkileri ve sevdiklerimi uzun süredir görememek en yoğun covid şehrinde yaşamak çok hırpalayıcı. bir yandan da iyi bir eş olabileceğini düşündüğüm birine karşı aşık olmadığımı düşünüyorum. kafamda sürekli 40 yaşına gelince ayrıldığına pişman olur musun diye sorgularken buluyorum kendimi. ya siz ne dersiniz 26 yaşında risk alıp aşık olunacak kişiyi aramak ya da beklemek gerekmez mi ?
sümeyye boyacı kadınlarda 44.74'lük derecesiyle gümüş madalyanın sahibi ve ikinci , aynı yarışta sevilay öztürk 50.54'lük derecesiyle 8'incilik elde etti. beytullah eroğlu 50 metre sırtüstünde 39.84'lük derecesiyle yarışı 6'ncı sırada noktaladı.
bakın bu insanlar doğuştan kolları olmayan, insanların tarafından hiç birşey yapamayacaklarını düşünülen insanlar. ama onlar dünya şampiyonu ve gururumuz gencecik çocuklar. sümeyye boyacı 'nın resimde ki başarıları sergileri de beni çok etkilemişti. onlar gerçekten başarmak isteyince hiç birşeyin engel olamayacağını bize gösteren insanlar. gerçekten başarmak isteyince oluyor. kabul etmek gerekir ki biz tembel insanlarız. başarmak için çok çalışmak ve azim etmek gerekiyor. onlar başardılar. böyle başarıları görmek gururlandırıyor. çok ünlü şarkıcılar ile tanışmak değil , böyle başarılar elde etmiş insanlarla tanışmak isterdim. İnşallah nicelerini görürüz. ve bizde başaran insanlar arasında olabiliriz.
bakın bu insanlar doğuştan kolları olmayan, insanların tarafından hiç birşey yapamayacaklarını düşünülen insanlar. ama onlar dünya şampiyonu ve gururumuz gencecik çocuklar. sümeyye boyacı 'nın resimde ki başarıları sergileri de beni çok etkilemişti. onlar gerçekten başarmak isteyince hiç birşeyin engel olamayacağını bize gösteren insanlar. gerçekten başarmak isteyince oluyor. kabul etmek gerekir ki biz tembel insanlarız. başarmak için çok çalışmak ve azim etmek gerekiyor. onlar başardılar. böyle başarıları görmek gururlandırıyor. çok ünlü şarkıcılar ile tanışmak değil , böyle başarılar elde etmiş insanlarla tanışmak isterdim. İnşallah nicelerini görürüz. ve bizde başaran insanlar arasında olabiliriz.
geçen gün üşümüş bir şekilde eve koşup yatağıma sığındım. dalmışım, bir ara kolumu yorgandan çıkarmışım ki üşüyerek uyandım. o uyku ve uyanıklık hali arasında üşüyen, açlıkla sınanan insanlarla sızladı kalbim. bir şeyler yapılmalıydı, büyümeyi hiç bu kadar istemedim. ertesi gün soğuktan donarak ölen iki askerin haberiyle sarsıldım. diyor ya cansever : ' gülemiyorsun ya, gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir, ne kadar benziyoruz türkiye' ye ahmet abi. ' tıpkı böyle işte..
dün gece oğuz atay' ın babama mektup parçasını yeniden okuyup dinledim. ' korkuyu beklerken ' kitabında yer alan bu hikaye, oğuz atay' ı en iyi anlatan parça sanırım. karalama defterime istemsizce kolomon moore' nin sadist kadınlarının arasında venüs' ü yerleştirdim hikayeyi dinlerken.
onun ruhunu kendiminikine benzetmişimdir daima hakkım olmayarak. yıllar evvel bu parçayı okuduğumda sahiden de ne kadar yakın olduğumuzu idrak etmiştim. sonraları daha bir şefkatle öptüm fotoğrafını. ben de babasına kızgın çocuklardan biriydim. büyüdükçe esasında ne kadar benzediğimizi, sahip olduğum tüm güzel duyguları ondan aldığımı fark ettim. en acısı kötü yönlerimin de onunkiyle benzeşiyor oluşuydu benim için. anlayıp, affetmek büyümeye delalet sanıyorum. onu affettikçe mi anladım, anladıkça mı affettim bilmiyorum fakat ilk kez birinin özlemiyle ağladım. benzeşmek her zaman o kadar iyi değil, ikimiz de duygularımızı belli etmek konusunda beceriksiziz, üstelik yabancıymışız gibi büyümüşken ben, her şey daha zor oluyor. babamı çok özlüyorum ve yanındayken içimden geldiği gibi sarılamıyorum ona, ne tuhaf bir duygu. diğer insanları tanıdıkça ona sarılma isteğim artıyor. pamuklara sarılarak büyüyen biri olmama rağmen hiçbir zaman korunmaya ihtiyaç duymadım. yeri geldi kavga ettim, yeri geldi bile bile başımı belaya sokmaktan çekinmedim. tüm arkadaşlarımın karşıma dikildiği o gün dahi eğilmedim. dün o parçayı dinledikten sonra aslında ne kadar küçük olduğumu gördüm. huzur çok farklı bir duygu, yaşamdan mutluluk istemiyorum zira mutluluk bencilce gelmiştir bana hep. mutlu olmak zorunda değilim fakat huzurlu olmak istiyorum. etrafımda benimle ilintili fakat asla bana ait olmayan binlerce sorunun ve insanın arasında çekiştirilirken, gülümsemekle yetiniyorum. kimseye karşı öfke duyamıyorum zira herkes bir yerinden haklı. bağışladıkça kalbindeki yük hafifliyor insanın, son yıllarda bunu adet edindim. karşıma çıkan her insan bir farkındalık bırakıyor ve insanın, salt sahip olmak isteyen, gördükleri ve duyduklarıyla yetinen ucuz bir yaratık olduğu idrakiyle aradığım huzura bir parça sahip olarak devam ediyorum yaşamıma. bir an önce ideallerimi gerçekleştirip izole bir yaşam sürmek istiyorum. bunun için çalışmak güç veriyor bana. bir süredir iş arıyorum fakat ailem buna pek sıcak bakmadığı için, daha ziyade hedeflediğim şeylerin bir kısmını gerçekleştirmek adına para biriktirebileceğim kısa süreli işler bakıyorum. umarım en kısa sürede bu sorunumu da halletmiş olurum.
uzun ve dağınık oldu fakat insan her zaman bu tür şeyler paylaşacak gücü bulamadığı gibi, anlaşılmaya insan da bulamıyor. muhtemelen burada da okunmayacak bir yazı fakat paylaşmak bir miktar da olsa rahatlatıyor insanı.
oğuz atay' ın mektubunu bırakıyor, iyi geceler diliyorum.
işte bütün terakkinizi gördüm ve aslıma rücu ediyorum.
dün gece oğuz atay' ın babama mektup parçasını yeniden okuyup dinledim. ' korkuyu beklerken ' kitabında yer alan bu hikaye, oğuz atay' ı en iyi anlatan parça sanırım. karalama defterime istemsizce kolomon moore' nin sadist kadınlarının arasında venüs' ü yerleştirdim hikayeyi dinlerken.
onun ruhunu kendiminikine benzetmişimdir daima hakkım olmayarak. yıllar evvel bu parçayı okuduğumda sahiden de ne kadar yakın olduğumuzu idrak etmiştim. sonraları daha bir şefkatle öptüm fotoğrafını. ben de babasına kızgın çocuklardan biriydim. büyüdükçe esasında ne kadar benzediğimizi, sahip olduğum tüm güzel duyguları ondan aldığımı fark ettim. en acısı kötü yönlerimin de onunkiyle benzeşiyor oluşuydu benim için. anlayıp, affetmek büyümeye delalet sanıyorum. onu affettikçe mi anladım, anladıkça mı affettim bilmiyorum fakat ilk kez birinin özlemiyle ağladım. benzeşmek her zaman o kadar iyi değil, ikimiz de duygularımızı belli etmek konusunda beceriksiziz, üstelik yabancıymışız gibi büyümüşken ben, her şey daha zor oluyor. babamı çok özlüyorum ve yanındayken içimden geldiği gibi sarılamıyorum ona, ne tuhaf bir duygu. diğer insanları tanıdıkça ona sarılma isteğim artıyor. pamuklara sarılarak büyüyen biri olmama rağmen hiçbir zaman korunmaya ihtiyaç duymadım. yeri geldi kavga ettim, yeri geldi bile bile başımı belaya sokmaktan çekinmedim. tüm arkadaşlarımın karşıma dikildiği o gün dahi eğilmedim. dün o parçayı dinledikten sonra aslında ne kadar küçük olduğumu gördüm. huzur çok farklı bir duygu, yaşamdan mutluluk istemiyorum zira mutluluk bencilce gelmiştir bana hep. mutlu olmak zorunda değilim fakat huzurlu olmak istiyorum. etrafımda benimle ilintili fakat asla bana ait olmayan binlerce sorunun ve insanın arasında çekiştirilirken, gülümsemekle yetiniyorum. kimseye karşı öfke duyamıyorum zira herkes bir yerinden haklı. bağışladıkça kalbindeki yük hafifliyor insanın, son yıllarda bunu adet edindim. karşıma çıkan her insan bir farkındalık bırakıyor ve insanın, salt sahip olmak isteyen, gördükleri ve duyduklarıyla yetinen ucuz bir yaratık olduğu idrakiyle aradığım huzura bir parça sahip olarak devam ediyorum yaşamıma. bir an önce ideallerimi gerçekleştirip izole bir yaşam sürmek istiyorum. bunun için çalışmak güç veriyor bana. bir süredir iş arıyorum fakat ailem buna pek sıcak bakmadığı için, daha ziyade hedeflediğim şeylerin bir kısmını gerçekleştirmek adına para biriktirebileceğim kısa süreli işler bakıyorum. umarım en kısa sürede bu sorunumu da halletmiş olurum.
uzun ve dağınık oldu fakat insan her zaman bu tür şeyler paylaşacak gücü bulamadığı gibi, anlaşılmaya insan da bulamıyor. muhtemelen burada da okunmayacak bir yazı fakat paylaşmak bir miktar da olsa rahatlatıyor insanı.
oğuz atay' ın mektubunu bırakıyor, iyi geceler diliyorum.
işte bütün terakkinizi gördüm ve aslıma rücu ediyorum.
en azından bir konuya ilgi duyan birazcık bilgi sahibi olan,karşılıklı sohbet edebilen, fikir alış verişi yapabilen ve starbaks kahvelerini adı gibi bilmeyen insanlarla konuşma kararı aldım bakalım nasıl olacak? benim için büyük bir ilerleme çünkü bundan önceki kararım insanlarla konuşmamaktı.
selamlar. konu dışı bölümüne sanırım ilk defa yazıyorum. 27 yaşındayım. okulu bazı sebeplerden ötürü uzatmıştım ama mühendisim. İçkim yok, sigaram yok. çok şükür öğrencilik hayatım boyunca çoğu kişiden fazla harçlık geçti elime. ama elime geçen parayı hiç kimseye belli etmedim, "bakın ben neler alıyorum" havasında olmadım. kafelerde bir çaya 5, bir kahveye 15₺ verip içmedim, bunu sosyal medyaya koymadım. zaten genel olarak evdeydim. bir şeyler okudum, bir şeyler öğrendim, kendimi eğittim, "ulan şu nasılmış?" diye sorup, o konu hakkında bilgi edindim. ama bilmediğim şeye de "bilmiyorum" diyebildim. kendi kendime online müzik eğitimi aldım, bass gitar çalmayı öğrendim. klasik, jazz, blues, metal müzik dinlediğim için kafelerdeki, gece kulüplerindeki ritmik şeylere müzik diyemiyorum ve ortamları da çok sıkıcı geliyor. hayatım "efendi birisi" olmakla geçti. oturduğumuz sitedeki komşularımızın ben küçükken aileme söyledikleri aklımdadır hep. o sebeptendir ki, otomobil kullanımım bile güvenlik, sakinlik ve konfor üzerine. harıl harıl yabancı dil eğitimi aldım. bunlari kendİmİ övmek İçİn değİl, kendİmİ anlatmak İçİn yazdim.
az arkadaşım oldu ama öz arkadaşım oldu. sağolsunlar, bir iki tanesi hala hayatımdadır. karşı cinsle da çok iletişimim oldu. sevgili anlamında az ama yine fazla denilebilecek bir iletişim miktarı. özellİkle karşi cİns olmak üzere, bu zamana kadar edindiğim tecrübeleri sizinle paylaşmak istedim.
küçük dağlari ben yarattim: dikkat edin. gereksiz bir öz güvene sahipler. teknik olarak anladıkları bir konu, elleriyle tutabilecekleri bir iş olmamalarına rağmen ciddi bir öz güven sahipliği var kızlarımızda... yabancı dilleri yok. bilgisayar, otomobil kullanamıyorlar, ellerindeki binlerce liralık telefon "instagram telefonu"na dönmüş durumda. ne telefonun, ne de bilgisayarın yedeklerini almaktan, şifrelerini değiştirmekten bir haberler. ona rağmen büyük dağlari tanri, küçüklerİ ben yarattim.
İlgİ arsizliği: büyük ihtimal eğitimsiz, kültürsüz bir aileden geldikleri için, doğal olarak da iletişim yetenekleri zayıf bir ebeveynlere sahip oldukları için sosyal medya hesaplarında takipçi sayısı ve like sayısı derdindeler. bir arkadaşıma "ya o öyle miymiş",ya da "iyi gezmeler" gibi şeyler dediğim karşı cinsin çoğundan aldığım cevap "beğenmeden de geçme" oldu. cİnsellİğe aç erkeklerİn siradan, basİt İlgİlerİnİ, vücutlariyla çekmeye çalişiyorlar. bir hanımefendi gibi giyinmekten uzak, genel olarak fransız gibi giyinmeye çalışıyorlar. bir de nasıl daha seksi olacaklarının farkına varsalar, hele ki daha seksi nasıl olduklarının farkına varmış iseler, daha da tehlikeli, daha da kendini beğenmiş bir insan oluyorlar. bİr de üzerİne zamaninda sevdİklerİ adam, bunlari kullanip bİr kenara attiysa, duygulariyla oynadiysa.
ekonomİ kötü, çaresİ var: ya zengin, ya da zengin gibi görünmeye çalışan erkeklerin yanında olmak. eline geçen beş kuruşu sigaraya, telefona, kafelere, gece kulüplerine harcayıp, bunu da hikayeler başta olmak üzere sosyal medyada kanıtlamaya çalışan, kaliteden ziyade ses seviyesine önem verilmiş eksoz, hoparlör, aracın aerodinami başta olmak üzere tüm dinamikleriyle oynanmış, oynar gece kulübü gibi otomobile sahip olan erkekler bir numaralı tercihleri genelde. eğitimsiz, kültürsüz, iletişim yetenekleri zayıf, açıp bir kitap, bir makale okumayan, belgesel izlemeyen iki cins hemen evleniyorlar, ne yazık ki bu sebepten günümüzde boşanmalar da giderek artıyor.
evliliklerin düşen kalitesi, aşka ve sevgiye verilmeyen önem, giderek cahilleşen toplum, kaliteli değil de bilindik ve pahalı ürün satın almayı bir marifet sanan markaların en gözde tüketicisi bireyler, televizyon yayınlarının kalitesizliği, müziğe verilmeyen önem, giderek daha çok "elimde çay, balkonumda milleti seyrediyorum" moduna getiriyor beni.
benden daha yaşlı, büyük ihtimal de hayat konusunda daha deneyimli bireyler var burada. ama daha çok kendimden küçük arkadaşlara ellerinden geldiği kadar kendilerini eğitmesi, kaliteli ve kültürlü birer birey halini almalarını, çalışan, eli iş tutan, üretime katılmış kaliteli birer hanımefendilerle arkadaşlık etmeleri, anlaşırlarsa evlenmeleri olacak. yoksa emin olun, çamaşırınızı, bulaşığınızı erkek halinizle siz de halledebilirsiniz. bunlar için evlenmeyin bİr ürün gİbİ, İnsanda da kalİte çok önemlİ. allah güzel insanlarla karşılaştırsın hepimizi.
buraya kadar kendimi övmek için yazdığım bir şey yok. ben normal bir bireyim. ama bahsi geçen bireylerin büyük kısmı kalitesiz işler peşinde. bu sebeple kendinizi anlattıklarımın dışında tutmanızı rica ederim. bunlar, benim sadece gözlemlerim.
(alıntıdır)
az arkadaşım oldu ama öz arkadaşım oldu. sağolsunlar, bir iki tanesi hala hayatımdadır. karşı cinsle da çok iletişimim oldu. sevgili anlamında az ama yine fazla denilebilecek bir iletişim miktarı. özellİkle karşi cİns olmak üzere, bu zamana kadar edindiğim tecrübeleri sizinle paylaşmak istedim.
küçük dağlari ben yarattim: dikkat edin. gereksiz bir öz güvene sahipler. teknik olarak anladıkları bir konu, elleriyle tutabilecekleri bir iş olmamalarına rağmen ciddi bir öz güven sahipliği var kızlarımızda... yabancı dilleri yok. bilgisayar, otomobil kullanamıyorlar, ellerindeki binlerce liralık telefon "instagram telefonu"na dönmüş durumda. ne telefonun, ne de bilgisayarın yedeklerini almaktan, şifrelerini değiştirmekten bir haberler. ona rağmen büyük dağlari tanri, küçüklerİ ben yarattim.
İlgİ arsizliği: büyük ihtimal eğitimsiz, kültürsüz bir aileden geldikleri için, doğal olarak da iletişim yetenekleri zayıf bir ebeveynlere sahip oldukları için sosyal medya hesaplarında takipçi sayısı ve like sayısı derdindeler. bir arkadaşıma "ya o öyle miymiş",ya da "iyi gezmeler" gibi şeyler dediğim karşı cinsin çoğundan aldığım cevap "beğenmeden de geçme" oldu. cİnsellİğe aç erkeklerİn siradan, basİt İlgİlerİnİ, vücutlariyla çekmeye çalişiyorlar. bir hanımefendi gibi giyinmekten uzak, genel olarak fransız gibi giyinmeye çalışıyorlar. bir de nasıl daha seksi olacaklarının farkına varsalar, hele ki daha seksi nasıl olduklarının farkına varmış iseler, daha da tehlikeli, daha da kendini beğenmiş bir insan oluyorlar. bİr de üzerİne zamaninda sevdİklerİ adam, bunlari kullanip bİr kenara attiysa, duygulariyla oynadiysa.
ekonomİ kötü, çaresİ var: ya zengin, ya da zengin gibi görünmeye çalışan erkeklerin yanında olmak. eline geçen beş kuruşu sigaraya, telefona, kafelere, gece kulüplerine harcayıp, bunu da hikayeler başta olmak üzere sosyal medyada kanıtlamaya çalışan, kaliteden ziyade ses seviyesine önem verilmiş eksoz, hoparlör, aracın aerodinami başta olmak üzere tüm dinamikleriyle oynanmış, oynar gece kulübü gibi otomobile sahip olan erkekler bir numaralı tercihleri genelde. eğitimsiz, kültürsüz, iletişim yetenekleri zayıf, açıp bir kitap, bir makale okumayan, belgesel izlemeyen iki cins hemen evleniyorlar, ne yazık ki bu sebepten günümüzde boşanmalar da giderek artıyor.
evliliklerin düşen kalitesi, aşka ve sevgiye verilmeyen önem, giderek cahilleşen toplum, kaliteli değil de bilindik ve pahalı ürün satın almayı bir marifet sanan markaların en gözde tüketicisi bireyler, televizyon yayınlarının kalitesizliği, müziğe verilmeyen önem, giderek daha çok "elimde çay, balkonumda milleti seyrediyorum" moduna getiriyor beni.
benden daha yaşlı, büyük ihtimal de hayat konusunda daha deneyimli bireyler var burada. ama daha çok kendimden küçük arkadaşlara ellerinden geldiği kadar kendilerini eğitmesi, kaliteli ve kültürlü birer birey halini almalarını, çalışan, eli iş tutan, üretime katılmış kaliteli birer hanımefendilerle arkadaşlık etmeleri, anlaşırlarsa evlenmeleri olacak. yoksa emin olun, çamaşırınızı, bulaşığınızı erkek halinizle siz de halledebilirsiniz. bunlar için evlenmeyin bİr ürün gİbİ, İnsanda da kalİte çok önemlİ. allah güzel insanlarla karşılaştırsın hepimizi.
buraya kadar kendimi övmek için yazdığım bir şey yok. ben normal bir bireyim. ama bahsi geçen bireylerin büyük kısmı kalitesiz işler peşinde. bu sebeple kendinizi anlattıklarımın dışında tutmanızı rica ederim. bunlar, benim sadece gözlemlerim.
(alıntıdır)
bu sitenin garip bir olayı var. normalde sosyal medya hesaplarıma haftada bir girer, ayda bir paylaşım yaparım. ama her gün uyumadan önce ( ki son zamanlarda bu vakit sabah saatleri olmaya başladı ) buraya bi giresim oluyor. her gün yazdıklarını okuduğum insanlarla karşılaşıp bunun farkında bile olmayacağım. cezbedici.
İyi geceler herkese :) uzuuun bir aradan sonra yeniden buradayım. bugün arkadaşımla siteyle ilgili konuştuk birkaç kişi halen yazıyor deyince bir bakayım dedim. gördüm ki site güncellenmiş, yeni birçok kişi gelmiş. bu halini sevdim mi? yaani. @admin @mayk fotoğraf olayını pek sevmedim. olmasaymış keşke öyle daha gizemli oluyordu :) eskilerden çok kişi kalmamış ona üzüldüm. anasayfada ilk @snorlax ı görünce sevindim ve tabiki stalkladım 😬 @poseydon a baktım yazdıklarını silmiş 🙄 @ikizler halen yazıyor @alpheratz de yazıyormuş muallimleri gördüm (birkaç tane olduğundan böyle yazdım 😂 ) @zorakimuhendis @ejderiyacı @chen @dakoh daha birkaç kişi de var şuan aklıma gelmiyor. kısaca sizleri gördüğüme sevindim :) en son yazımı 1 yıl önce yazmışım öyle diyor. o yazıdan sonra neler oldu neler. öncelikle o yazıdan birkaç ay sonra atandım. ayın 15 ini bekleyen bir memurum artık. İşe başlayana kadar stres sıkıntı içindeydim, boğuluyordum. sonra işe alışma süreci okul değiştirme falan derken bir sürü şeyler oldu. şuan kafamda kronolojik bir sıraya oturtamıyorum ama hayatımda bir sürü şey değişti, işim var çalışıyorum bunun bilincine varmam biraz zor oldu. sonra çeşitli insanlarla tanıştım, hayatıma birileri girdi çıktı, çok farklı olaylarla karşılaştım, büyüdüm, çok şey öğrendim, eskisi gibi çok depresif değilim onu atlattım, istediklerimi şimdiye kadar gerçekleştirdim, içimde zorla yeşerttiğim umudu söndürmemeye çalışıyorum falan filan. kısaca böyle. sizler nasılsınız neler yapıyorsunuz yukarıda isimlerini yazdıklarım ve diğerleri :) yine uzun yazacaktım ama artık uzun yazan yok herhalde kısa keseyim bu sefer 😏
abi olaya bak şaka gibi ya.arıyorum görüşelim diyorum evde olucam dışarı çıkmayacağım diyorlar ama başka program yaptıklarını biliyorum... sonra neden yanında arkadaş tutmuyorsun çok az kişi var zaten yanında,niye tutayım kandırılıp gerizekalı yerine konmak hoşuma gitmiyor al güvenip tuttuklarımı görüyorsun.yeni insanlarla tanışmam lazım artık :d
aşırı sapık bir milletiz bugüne kadar tacize uğramadığınıza şükür edin dostlarım erkek kadın fark etmiyor. bu sapıklıklar ne yazık ki en cok dindar kesimden hayatımıza girmeye başladi hocalar hacılar sapık fetvalar vermeye başladılar bi keresinde kız kardeşimle caminin kafeteryasına gittik orda bulunan aşırı yobaz insanlar bana dik dik bakmaya başladılar ve ben rahatsız oldum kimseye bir seyler açıklamak durumunda degilim ama insanların sapık düsüncelerini size anlatmak istedim. ben egitim fakültesinde bu muameleyle karşılaşmıyorum kardeşimlede otursam arkadasımlada otursam bu sekilde degil. ya başörtülü olabilirsin sınıfa girince günaydın diyoruz yabani hayvan gibi davranan insanlarla karsilasiyoruz benim umrumda degil dahada selam falan vermem oyle birine ama kafanizdan bu sapık düsünceleri cıkarmadan türkiyenin ilerlemesi pek mümkün olmayacak.
zorlanarak donen disli
ucu ucuna suren duzen
evet asagi yukari 45 gun sonra birazdan okula gidecegim.insanlarin yuzune bakacak, tum bu duzeni devam ettirecek umutsuzluk icinde pes etmis tembellikten curumus, hicbir yasam gayesi, amaci, arzusu kalmamis olaylara neredeyse hicbir tepki vermeyecek hale gelen bir halde gidecegim
ofke korku arzu olmadan yasam anlamli midir?her seye karsi bir yorgunluk hissederken yasam olasi ve yasanilabilir midir?
hayir hayir aksiyon istemiyorum insanlarla diyalog kurmak normalmis gibi davranmak o kadar zor ki
bu duzen artik islemiyor bu cark artik cok zorlanarak donuyor.iste az bir surem kaldi okul uzayacak calismam gerekicek insanlarin arasindaki sorunlu nefret dolu biri ne kadar dayanabilir en son gunde 12 saat kole gibi calisip gunluk 25 lira aldigim 8 gunluk surecunde sonunda agir uyku hapi almistim intihar icin.
nasil mi hissediyorum?hayir ofke degil nefrrt degil korku degil sadece yorgunluk.gozlerim kapansin ve hic acilmasin her sey silinip gitsin tum sesler bitsin tum arzum bitsin hislerim ihtiyaclarim her seyim yok olayim evrene karisayim ve son bulayim
yasim 21 ve simdiden yasama karsi 91 yasindaymiscasina yorgun umutsuz ve olumu bekler haldeyim ve benzer sekilde 60-65 yasindaki zengin kibirli sapkin zenginler kadar igrenc sapik ve sadistim.
icimde masum, sanata merakli kimseyi uzmek kurmak istemeyen kimse uzulsun istemeyen bir cocuk, yorgun bilge yasli ve olum doseginde bir ihtiyar ve duygusuz kibirli sadist bir milyoner var
bu carki dondurmekte zorlaniyorm artik kendime bakmaya karsi bile yorgunum yemek yemek hareket etmek her gun tekrari olan gunler yasamak hayir bir cozum yok cozum gibu gorunen her sey sadece belirtileri bastiriyor sakliyor onlari yok etmiyor.her seyi sevebilirdim bir kaktuse bile onu isitmak icin sarilabilirdim ama bu hale geldim getirildim
her sey aci komik ve hak ettigim gibi.artik sessizlesip tepkisizlesiyorum bakalim daha ne kadar yasayacagim.
okula gidecek sosyallesecek sahte kimligimle eglenceli espirili sosyal biri olacagim mutlu hissedecek hareket ettigimden daha enerjk olacak hayata baglanacagim gibi gelecek bana ama her yalniz kaldigimda sorunlarimin sonuclarini sosyal hayatimda yasadigimda gercek yuzume tokat gibi inecek.ucan kanatlarm kopacak tum umutlarim sokulecek.buna alistim.
ben bu dunyadaki kelebekler gibiyim olene kadar kanat cirparim ucarm ruzgarda savrulan gucsuz ezik bir aptal olsamda kendimi guzel ve degerli hissederim.hicbirbseyi umursamam umursayamam sadece ucarim hayaller kurarim kisa hayatimi boyle yasarim ama lanet olsun ki yasli hasta kanatlari sorunlu bir kelebegim
herneyse cark gene donecek daha gurultulu daha rahatsiz edici daha titrek bir sekilde..
ucu ucuna suren duzen
evet asagi yukari 45 gun sonra birazdan okula gidecegim.insanlarin yuzune bakacak, tum bu duzeni devam ettirecek umutsuzluk icinde pes etmis tembellikten curumus, hicbir yasam gayesi, amaci, arzusu kalmamis olaylara neredeyse hicbir tepki vermeyecek hale gelen bir halde gidecegim
ofke korku arzu olmadan yasam anlamli midir?her seye karsi bir yorgunluk hissederken yasam olasi ve yasanilabilir midir?
hayir hayir aksiyon istemiyorum insanlarla diyalog kurmak normalmis gibi davranmak o kadar zor ki
bu duzen artik islemiyor bu cark artik cok zorlanarak donuyor.iste az bir surem kaldi okul uzayacak calismam gerekicek insanlarin arasindaki sorunlu nefret dolu biri ne kadar dayanabilir en son gunde 12 saat kole gibi calisip gunluk 25 lira aldigim 8 gunluk surecunde sonunda agir uyku hapi almistim intihar icin.
nasil mi hissediyorum?hayir ofke degil nefrrt degil korku degil sadece yorgunluk.gozlerim kapansin ve hic acilmasin her sey silinip gitsin tum sesler bitsin tum arzum bitsin hislerim ihtiyaclarim her seyim yok olayim evrene karisayim ve son bulayim
yasim 21 ve simdiden yasama karsi 91 yasindaymiscasina yorgun umutsuz ve olumu bekler haldeyim ve benzer sekilde 60-65 yasindaki zengin kibirli sapkin zenginler kadar igrenc sapik ve sadistim.
icimde masum, sanata merakli kimseyi uzmek kurmak istemeyen kimse uzulsun istemeyen bir cocuk, yorgun bilge yasli ve olum doseginde bir ihtiyar ve duygusuz kibirli sadist bir milyoner var
bu carki dondurmekte zorlaniyorm artik kendime bakmaya karsi bile yorgunum yemek yemek hareket etmek her gun tekrari olan gunler yasamak hayir bir cozum yok cozum gibu gorunen her sey sadece belirtileri bastiriyor sakliyor onlari yok etmiyor.her seyi sevebilirdim bir kaktuse bile onu isitmak icin sarilabilirdim ama bu hale geldim getirildim
her sey aci komik ve hak ettigim gibi.artik sessizlesip tepkisizlesiyorum bakalim daha ne kadar yasayacagim.
okula gidecek sosyallesecek sahte kimligimle eglenceli espirili sosyal biri olacagim mutlu hissedecek hareket ettigimden daha enerjk olacak hayata baglanacagim gibi gelecek bana ama her yalniz kaldigimda sorunlarimin sonuclarini sosyal hayatimda yasadigimda gercek yuzume tokat gibi inecek.ucan kanatlarm kopacak tum umutlarim sokulecek.buna alistim.
ben bu dunyadaki kelebekler gibiyim olene kadar kanat cirparim ucarm ruzgarda savrulan gucsuz ezik bir aptal olsamda kendimi guzel ve degerli hissederim.hicbirbseyi umursamam umursayamam sadece ucarim hayaller kurarim kisa hayatimi boyle yasarim ama lanet olsun ki yasli hasta kanatlari sorunlu bir kelebegim
herneyse cark gene donecek daha gurultulu daha rahatsiz edici daha titrek bir sekilde..
dünyada ne kadar gereksiz daha doğru tabirle kafasız insanlar var. bugün arkadaşım hasta diye çalıştığı hastaneye yanına gittim. serumlar bitince hazırlanıp çıkarken, orda çalışan temizlik görevlisi bir kadın, arkadaşımın yanına geldi, onunla olan tanışıklığından aldığı cesaretle sanırım bana ‘ sen bu kıyafetle nasıl sanayiden geçtin, adamlar napsın, adamlar ne yapsa da haklılar ‘ dedi. üzerimde her yeri kapalı, diz altı kırmızı bir elbise var, sadece yanlarından dizime dek olan iki yırtmaç vardı. kaldı ki üzerimde her ne olursa olsun, bu nasıl bir zihniyet ki, benim kılığım her türlü şiddeti, sapıklığı kabul edilebilir kılabilir ? normalde tartışmayı, bilhassa bu tür insanlarla ağız dalaşı etmeyi hiç sevmem fakat o an arkadaşım hasta olmasaydı yaşamımın tartışmasını yapacaktım sahiden. bu yazıyı okuyup da, o kadına hak verecek bir sürü insan var biliyorum. venüs yolculuğu’ nu okudunuz mu efendim şahane bir tiyatrodur sizleri de bir uzay gemisine doldurup sonsuz bir venüs tatiline göndermek istiyorum ! düşündükçe başım ağrıyor bir de üstüne yengemin kuzeninin iki yaşındaki oğlunun öldüğünü duydum. lösemi hastasıydı, çocuğu sadece fotoğraflarda gördüm fakat minicik bedeni nasıl zayıf düşmüş.. zaten şu sıralar aşırı bir anne şefkati taşıyorum, şimdi de oturdum buna ağlıyorum. bugün oldukça tatsız bir gündü, umarım sizin gününüz şeker gibi geçmiştir.
İyi geceler sevgili müdavimler
İyi geceler sevgili müdavimler
bazı insanlarla konuşurken "seni sevmiyorum ama iyi bir insan olduğunu biliyorum" diyen bi iç sese sahibim.
çok yakın arkadaşımın doğum gününü unutmuşum. nasıl oldu bu bilmiyorum. bi şeyin vesilesiyle hatırlayınca hemen mesaj attım. özür falan diledim ve bana attığı mesaj aşağıda. böyle olgun insanlarla arkadaş olmak ne güzel, ne kadar mutluluk verici bi şey ya 🙈
hayatınızın her anında ölüm diye bi gerçek varken insanlarla küs kalmayı nasıl göze alabiliyorsunuz?
Omü Dedikodu