naber gelmedi senden bir haber merak ettim diyen ünlü düşünür hande yenerin sözleriyle giriş yapmak istedim… gidiyoruz geliyoruz ve her şey bıraktığımız yerde. bayılıyorum bu siteye seni hiç yormuyor üzmüyor. şimdilerde twitter’da ütücülük yapsam da zamanında burada kafa ütülediğim kadar iyi işçilik çıkaramıyorum :((( ay çok yaşlandım ya üzüntüden bayılasım falan geliyor bazen. utanmasam 30 yaşında olacağım… benim için tam bir hayal kırıklığı. 27 yaş sonrasını yaşamak zorunda kalmam kıyamet falan kopar sanmıştım. rezalet gerçekten!!! allahım hesap sormak gibi olmasın ama bizim bir kıyamet vardı??? neyse şimdi benim yaş bunalımım yüzünden yeni evlenecek genç arkadaşlar ve yaşamaktan mutlu insanlar mağdur olmasın. kıyameti manifestlemiyorum rahat olun. bu arada manifestin yeni şarkısı süper olmamış mı? soru sormadım sakın cevap vermeyin. ajda pekkan olaaaay olmuş. sizi seviyorum (hepinizi değil) hoşça kalın 💋
büyük insan (yaş anlamında) dertleriyle uğraşıyorum iğrenç bir şey. keşke sonsuza kadar 19 yaşında kalsaydım. siz napıyorsunuz çok merak ediyorum gerçekten (yalan) lütfen cevap verin
bilenler bilir, 2.5 yaşında kızım, henüz 1 aylık da oğlum var. evde çok ciddi kıskançlık vakaları yaşanıyor ve ben istisnasız 1 aydır uyku uyuyamıyorum. sabahları işe giderken kırmızı ışıkta uyuya kaldığım oluyor. İş arkadaşlarım masa başında horul horul uyuya kaldığım videolarımı çekiyorlar. ben orhan babanın dilenci şarkısını kendime uyuyorum pardon uyarlıyorum. uyumamak zordur, uyuyamamak zordur, uyutulmamak zordur, uyudum ama uyuyabildimmi ? bilemiyorum. bir dilencii, evlatlarından uykuu dilenen, her fırsatta uykusundan edilip gülüp alay edilen. dünya boştur lo. ben gidim de yener çevik'ten hasta işi şarkısını dinliyim sitenin hareketli olduğu günlerde açılan canlı yayınları hatirliyim bari
100 yıl önce bugün türkiye cumhuriyeti kuruldu. bu toprakların üzerinde yaşamamızı sağlayan, bu vatanı ve bizleri başkalarının kölesi yapmayan, başta gazi mustafa kemal atatürk olmak üzere bu ülkenin kurulmasında emeği geçen, maddi manevi en ufak yardımda bulunan, şehit olmuş, gazi olmuş, yakınlarını kaybetmiş herkes bilsin ki bugün türkiye cumhuriyeti 100 yaşında. hepinize minnettarız. hepinize teşekkürler. iyi ki doğdun türkiye!
of omüdedikodu of , askerlik bitti çalışma hayatı derken baksana kaç yıl geçmiş. ama aynı zamanda sitede geliştirdi kendini baksana :) 2012 yılında kampüse ilk geldim, karadeniz erkek yurduna kayıt yaptırdım. neyse işlemler bitti, sigaramı yaktım bekliyorum otobüs gelmesini, ben nereden bileyim ring'in bedava olduğunu :)) ya dedim bu ne rezillik millet para veriyor birde balık istifi gibi doluşuyor içeri :) öyle böyle derken yavaş yavaş bende alıştım, önce yer bulmaya, sonra tutunmaya, sonra yer bulmaya.. ama en güzelleri omünün girişinden yukarı doğru çıkarken deniz manzarası, birde karadeniz yurdundan arkadaşlarla ve aynı zamanda bizden yaşça büyük abilerimizle ettiğimiz muhabbetler. abi dediğim onlar değil adam o zamanlarda 32 yaşında biz 18 19 tıfılız ne diyeyim şimdi dimi :) tabi yurtta kalıyorsun ama özünde yurdu yurt yapan kendi arkadaşların, daha sonra baktım herkes gitti ben kaldım, kız (sosyal) arkadaşım ile eve çıktım. orası tam ayrı bir macera :) terasta kalıyorduk alabildiğine kişi alıyordu zaten.. her anıyla her dakikası ve her günü ile omü olsun samsun olsun paha biçilemez. çalışmaktan kafamı kaldırıp bunları yazmam bile beni çok motive etti, sizleri de mutlu etti ise ne mutlu bana:) birkaç resim bırakmak isterim. hepinize iyi günler:) resimler simit parkın orası dışı branda ile kapanmadan önce, diğeride yaz okulu parası çıkarmak için yaptığımız iş, ve tabiki kaldığımız çatı katı :d, son olarak klima ile sıcaklığı kırmanın bize faturası :(
siteye o kadar uzun zaman olmuş ki girmeyeli hala nikimin durması bi duygusallık yarattı bende. bir yaz akşamı keşfedip çok güzel insanlarla tanıştım burda. o sıkıcı yaz gecelerini burası şenlendirdi. üniversiteden mezun oldum ve şu an mesleğimi yapıyorum. özlem dediğim samsun u fotoğraflardan görünce gözlerim doluyor. burası benim için o zamanlar tamamen blog gibiydi. yaşadığım duygusal karmaşaları vs herşeyi anonim kimliği altında yazıyordum. ve bu sıralar yine çok karışık olduğum zamanlar... covid döneminde bir hastanede çalışmanın depresif etkileri ve sevdiklerimi uzun süredir görememek en yoğun covid şehrinde yaşamak çok hırpalayıcı. bir yandan da iyi bir eş olabileceğini düşündüğüm birine karşı aşık olmadığımı düşünüyorum. kafamda sürekli 40 yaşına gelince ayrıldığına pişman olur musun diye sorgularken buluyorum kendimi. ya siz ne dersiniz 26 yaşında risk alıp aşık olunacak kişiyi aramak ya da beklemek gerekmez mi ?
''10 yaşında küçük bir çocuk iken bile bu şiiri severdim, okurdum. o kadar şiir okudum. şu şiir kadar aklımda yer etmiş şiir olmadı. 10 yaşımı hatırlatıyor bana.sizde seversiniz diye düşündüm.' '
ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz oldugunu
yazdı bu derde düşmeden önce.
bir yer var ,biliyorum.
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.
orhan veli kanık
ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz oldugunu
yazdı bu derde düşmeden önce.
bir yer var ,biliyorum.
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.
orhan veli kanık
2 yıl önceki emekli albay şuan kendini 5 yaşında hissediyor jsjss
yaş 20 ama ruhen emekli albayım. .
yeğenim üç buçuk yaşında. söylediği şarkı ve söyleme şekli " ey gidi gidi gidi goca dünya gam yükü müsün" agahahsysh. seviyorum ailenin en küçük delisini.
2014 yılında henüz 18 yaşında koca bir çocukken çok sevdiğim bir hocamızın ' benim dörttebir hukukçularım' hitabından esinlenerek dörttebirhukukçu olarak bu mecraya giriş yaptım. yolu yarıladığımı sandığımda artık koca bir çocuk değil omuzlarındaki yükleri taşımakta zorlanan küçük bir kadındım. dörttebeşhukukçu olarak buraları terk etme umudunda olduğum şu sıralarda çok düşünüyorum.' - eee sen neler yapıyorsun?' sorusuna verilen ' - okuyorum cevabının ' içinde ne çok mücadele barındırdığını, 'sizin için çalışıyoruz, her şey sizin için, sizin için yaşıyoruz' edebiyatı yapan ailemin neden bir kere 'nasılsın, hiçbir şey senden kıymetli değil'demediğini, yalandan da olsa mezuniyet günümde tebrik beklediğim dayımın ' o cübbe asıl annenin hakkıydı' demesinin kendimi nasıl değersiz hissettirdiğini; lafa geldiğinde arkadaş gibi olduğumuzu iddia edip sadece bütün sıkıntılarını üstüme kusmakla yetinen, kocasının aynı zamanda benim babam olduğunu unutan anneme ne kadar kızgın olduğumu.... herkesin sorunlarla başa çıkabilme potansiyeli aynı değil, şu sıralar içinde bulunduğum psikoloji derdimin çok olmasından değil bunlarla başa çıkamamamdan;kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı ardımda bırakamamamdan... 7-8 yaşındayken annemin kardeşimi eve gelen misafirlere - işte bu benim umudum diye tanıtmasını unutamıyorum mesela, ne için söylediğini hatırlamasam da -senden umudu kestim dediği aklımda... bizim için ne kadar çabaladıklarını, sıfırdan başlayıp ne kadar çok yol aldıklarının farkındayım, hep farkındaydım, 'yok'tan hep anladım. dünyaya gelmeyi ben seçmedim bana bakmaya mecburlar demedim hep yaptıklarının karşılığını vermek için yaşadım, onları hayal kırıklığına uğratmak en büyük korkum oldu, kendi hayal kırıklıklarımı hep sineye çektim. köpek gibi hep bir aferin bekledim. keşke biraz bencil olabilseydim, bu kadar yıpranmaz, güçsüz kalmazdım, belki o zaman 'hiçbir şey benden değerli değil' diyebilirdim. çünkü bir zaman sonra buna kendini inandırmak çok zor oluyor. dönüp baktığınızda hayatınızın 23 yılını ne kadar saçma sapan bir şekilde harcadığınızı, halden anlayan çocuk olmanın omzunuzda koca bir yükle dolaşmak demek olduğunu fark ediyorsunuz... eğer aranızda anne baba olanınız varsa çocuklarınıza sizin projenizmiş gibi davranmayın, başarısız olduğunda nasıl fark ediyorsanız başarılı olduğunda da fark edin; onlar için yaptıklarınızı, vazgeçmek zorunda kaldıklarınızı nimet gibi yüzüne vurmayın ... telafisi güç olabiliyor. size olan siniri, kırgınlığı size olan sevgisini, sizi kırma ihtimalinin korkusunu aşamadığından siz farkına bile varmadan bu hayata ancak ilaçlarla katlanabilecek hale geliyor...
bu gençlik nereye gidiyor modundayım, oturup insanları izliyorum. 70 yaşında teyze gibiyim bugün.
oturdum, bunu düşünüyorum şuan evet. nereye gidiyor bu gençlik?
oturdum, bunu düşünüyorum şuan evet. nereye gidiyor bu gençlik?
‘zaman’ kelimesi ‘mekan’ dan daha çekici galiba. mekandan ziyade zamana takılıp kalmamız nasıl açıklanır ki başka.
zamanla ilgili ilk derdimiz kendi zamanımızı kabullenmeden, başkasının zamanını boynumuza tasma gibi takıp onun peşinden koşturmak gibi. herkesin aynı zamanda bi şeyleri yaşamayacağını, bunun mümkün olmadığını anlayamıyoruz. bir örnekle açıklamak isterim. fatih sultan mehmet 21 yaşında (bazı kaynaklarda değişiklik gösteriyor) İstanbul’u fethetti. ama erken öldü. bakıldığında hemen hemen ömrünün yarısı. peki 100 yaşında ölecek olsaydı ve 50 yaşında fethetseydi bu denli övülür müydü ? (şu anki genç başarısı) hayır. ama yine ömrünün yarısı. farkı ne ki ? onun kendi hayat çizgisi o. bizimki de başka. ali’nin de ayşe’nin de. peki neden hep bir geç kalmışlık ve yetişememe korkusu ?
bir de diğeri var. o zamana ait hissetmemek. İnsan bir zamana nasıl ait hissedebilir ki ? zaten her an geçmiyor mu ? tıpkı bizim gibi. bana kalırsa bu zamana ait hissetmemek değil, ilk cümlemdekinden kaynaklı bir aldanış. bizi boğan mekan. (mekan = dünya) biz değil birkaç yüzyıl öncesi 15 yüzyıl öncesine de gitsek yine kötülük var, yine samimiyetsizlik var, yine yalnızlıklar, fitneler, fesatlar, olaylaaaar olaylar yani. o zamanki insanlar da eminim eski başkaydı derler. çünkü zaman da tıpkı insan beyni gibi işler. kötüyü gömer unutturur, güzellikleri andırır. eskiden bugüne güzel şeylerin gelmesi de tamamen bundandır bence. yanisi sorun mekanda gibi geliyor bana. her anlamda zamanın peşini bırakalım artık. zaman biziz ve geçip gidiyoruz görmüyor musunuz ?
zamanla ilgili ilk derdimiz kendi zamanımızı kabullenmeden, başkasının zamanını boynumuza tasma gibi takıp onun peşinden koşturmak gibi. herkesin aynı zamanda bi şeyleri yaşamayacağını, bunun mümkün olmadığını anlayamıyoruz. bir örnekle açıklamak isterim. fatih sultan mehmet 21 yaşında (bazı kaynaklarda değişiklik gösteriyor) İstanbul’u fethetti. ama erken öldü. bakıldığında hemen hemen ömrünün yarısı. peki 100 yaşında ölecek olsaydı ve 50 yaşında fethetseydi bu denli övülür müydü ? (şu anki genç başarısı) hayır. ama yine ömrünün yarısı. farkı ne ki ? onun kendi hayat çizgisi o. bizimki de başka. ali’nin de ayşe’nin de. peki neden hep bir geç kalmışlık ve yetişememe korkusu ?
bir de diğeri var. o zamana ait hissetmemek. İnsan bir zamana nasıl ait hissedebilir ki ? zaten her an geçmiyor mu ? tıpkı bizim gibi. bana kalırsa bu zamana ait hissetmemek değil, ilk cümlemdekinden kaynaklı bir aldanış. bizi boğan mekan. (mekan = dünya) biz değil birkaç yüzyıl öncesi 15 yüzyıl öncesine de gitsek yine kötülük var, yine samimiyetsizlik var, yine yalnızlıklar, fitneler, fesatlar, olaylaaaar olaylar yani. o zamanki insanlar da eminim eski başkaydı derler. çünkü zaman da tıpkı insan beyni gibi işler. kötüyü gömer unutturur, güzellikleri andırır. eskiden bugüne güzel şeylerin gelmesi de tamamen bundandır bence. yanisi sorun mekanda gibi geliyor bana. her anlamda zamanın peşini bırakalım artık. zaman biziz ve geçip gidiyoruz görmüyor musunuz ?
gün geçtikce sanki her şey daha da anlamını kaybediyor.başka şeyler anlam kazanıyor.sıradan şeyler, sahte şeyler...İnsan dünyayı değiştiremediğini anladığında ölmüş olur.yani kısaca insanlar 25 yaşında ölür 70 yaşında gömülürler...
bugün ölü bir şekilde cama yapıştığım otobüste yanıma çok şeker bir kız oturdu. önce biraz süzdü beni, sonra ' biraz konuşalım mı , canım sıkılıyor ' dedi. timim konuşalım dedim, kulaklıklarımı da çıkardı dgdkdf başta biraz konuştuk , sonra birbirimize bakıp, saçma sapan yüzler yapıp gülmemece oynadık. beni on yedi yaşında sanmış bu yüzden ekstra bir sempati duydum dksfg. sıcaktan yanaklarım heidi' nin al yanağı gibi olduğu ve güneş sebebiyle çillerim de belirginleştiği için ' yanakların ne kadar tatlı oldu, bebek gibi ' deyip bi makas aldı jdfgf ufacık bir detay günü ne kadar değiştirip güzelleştirebiliyor. ' dünyayı çocuklara verelim ' diye boşuna dememiş sevgili nazım hikmet.
ne kadar çok random gülmüşüm, gülmeyi unuttuk be hüseyin..
ne kadar çok random gülmüşüm, gülmeyi unuttuk be hüseyin..
bugün samsun'da sıradan bir günde neler olmuş öğrenmek amacıyla samulaş tramvay gazetesini aldım ve samsun gündem özel programıyla sizlerleyim:
haber 1) bir lisede giriş ve çıkış zili mehter marşı yapılmış. öğrenciler ve öğretmenler memnunmuş. (okuldaki hademelerin yeniçeri kılığında oldukları, müdürün ise sadrazam sarığı taktığı söyleniyor)
haber 2) 15 yaşında zurna çalan bir kızımız komşular rahatsız olmasın diye zurnayı elbise dolabının içine girip çalıyormuş. (haberi izleyen komşuların, zurnacı kızın apartmanın bodrumunda çalmasına izin verdiği söyleniyor)
haber 3) kan emici sülük satan bir aktar amcamız 70 derde deva olduğu bilinen hacamat ve sülük tedavisinin kesinlikle profesyonel kişilere yaptırılması gerektiğini söylemiş. (hele o profesyonel kişi akupunktur eğitimi almışsa bu tedaviyle ölümsüz olabiliyormuşsunuz)
haber 1) bir lisede giriş ve çıkış zili mehter marşı yapılmış. öğrenciler ve öğretmenler memnunmuş. (okuldaki hademelerin yeniçeri kılığında oldukları, müdürün ise sadrazam sarığı taktığı söyleniyor)
haber 2) 15 yaşında zurna çalan bir kızımız komşular rahatsız olmasın diye zurnayı elbise dolabının içine girip çalıyormuş. (haberi izleyen komşuların, zurnacı kızın apartmanın bodrumunda çalmasına izin verdiği söyleniyor)
haber 3) kan emici sülük satan bir aktar amcamız 70 derde deva olduğu bilinen hacamat ve sülük tedavisinin kesinlikle profesyonel kişilere yaptırılması gerektiğini söylemiş. (hele o profesyonel kişi akupunktur eğitimi almışsa bu tedaviyle ölümsüz olabiliyormuşsunuz)
küçükken aptalca bir hesap yapmıştım kesin annem 47 yaşında babam da 52 yaşında ölecek diye bir teori üretmiştim ve düşündükçe üzülüyordum ne saçma de mi neyse ki ikisi de geçti o yaşları ölmediler. bir de aklıma sey geldi her sabah uyanıp anneme bakardım hala yaşıyor mu diye uyurken nefes alıyor mu diye bakardım falan kaybetme korkusu sanırım beni işgal etmişti ... bunları değinmişken şunları da değineyim bu yaşıma geldim hiç uzun süreli ilişkim olmadı , yani beceremedim .. artık hiçbir ilişkiye yaklaşamıyor korkuyorum her zaman üzülen taraf olmaktan biktım özellikle son dönemlerde haketmediğim şekilde davranılması... verdiğim değeri alamıyor olmak bunlar çok kötü şeyler. yani kaybetmek ve korkusu peşimi bırakmıyor.. ben arkadaş edinmeyi dostluklar kurmayı çok seviyorum ve sevdiğim insanlardan kötülük görmeye dayanamıyor hemen affedebiliyorum bu durum canımı çok acıtıyor... iç dökmeyeli çok olmuştu biraz rahatladm tşk.
dün plastik cerrahiye uğradım. doktor tahminimce 3 yaşında olan çocuğun elindeki sargıyı açıyordu.o sırada beni çağırıp yardım etmemi söyledi. bir yandan yardımcı olmaya çalışıp diğer yandan küçük çocuğu izliyordum. son sargı bezini de açınca şöyle bir tepkiyle karşılaştık "aaa parmağımı neden aldın geriye 9 tane mi kaldııııı" annesi dayanamayıp ağlamaya başladı çocuk ise parmağının alınmasına şaşırmaktan başka bir tepki göstermedi çünkü o sırada yapabildiği tek şey annesi ağlamasın diye "canım hiç acımıyor kiiii" demekti.böyle anlarda asla tepkisiz kalamıyorum sanırım bu yüzden ölene kadar profesyonellikten uzak kalıcam
2009’da anneannem vefat ettiğinde annemi bütün kadınların içinde gözlerim yaşlı çağırdım bir odaya geçtik sarıldık dakikalarca ağladık ki hiç unutmam şu sözünü 49 yaşında bir kadın annesine “bizi bırakıp nereye gidiyorsun anne” dedi ben daha çok ağladım o zamanlar 19 yaşında çok gençtim ve dün halası öldü halasının ilk hastalandığını duyduğunda oda ölürse ben ne yaparım dedi kendi kendine gözlerim öyle bir doldu ki 25 yaşında bir adam olmasam gider ağlardım ne zaman halasının yanına götürsem sanki annesine anneanneme bakıyor gibi bakıyordu halasına gözleri doluyordu bende “hadi gidelim diyordum “ dün halasının halamızın cenazesine sırf bu yüzden gidemedim gece halasının evine giderken gözleri yine kan çanağı gibiydi ben duygusuz bir adamım annemi ağlarken görene kadar yediremedim kendime gidemedim bir insan tüm akrabalarını her şeye rağmen nasıl çıkarsızca severmiş annem ve teyzemler öğretti parayı pulu bırakın kenara insan biriktirin her iki tarafta da bize insan lazım olacak..
Omü Dedikodu