themuallim
@gamsizbaykus geldiyse ben ne güne duruyorum diyip soluğu yuvada aldım :) telefondan foti yükleyemiyorum ama atakum’da onlineız efenim. dayak yemek isteyen atakent’e gelsin ben körfez’e geçiyorum..
Mona lisa
bu misafirler bu çayları ne çabuk bitiriyor ya! hiç durmadan boşalan bardakları dolduruyorum. tansiyonum düştü. türk kızlarının ,misafirlere çay doldurmak kaderidir. bir taraftan da, yerden çocuk topluyorum. üstlerine basmamak için büyük çaba gösteriyorum. çok yorgunum dostlarım...
ikarus✨
girilmeyen bir notum var, her gün not sistemini aşındırmak suretiyle sisteme girip duruyorum. derslerim bitip ödevlerimi teslim edeli 2 hafta oldu, hala tık yok. çıldıraaazaaammm hocam çıldıraazaammm
Sunset✔
güçlü gibi görüksem de sanırım hiç güçlü olamadım. sadece dışardan bakılınca hiç bişeyim yokmuş gibi varsa da takmıyormuş veya üstesinden geliyormuş gibi duruyorum ama içimde sadece küçücük bir parça tutuyor o bi kaysa devrilecek gibiyim.
ucuncunesilsaglikci
aylardır yokum buralarda. hep içimi dökmeye gelirdim, yine o sebeple burdayım; ama neyi nereye nasıl dökeyim seçemiyorum. eskileri hatırlayıp duruyorum, nerelerden nasıl geldiğimizi ne badireler ve ne fırtınalar atlatıp bugüne çıktığımızı düşünüyorum. buraya kadar gelmişken diyorum böyle devam etmeli. peki ya hükmümüz geçersizse? peki ya sevdadan deliye dönsen bile elinden bir şey gelemeyecekse? yine kendi içimde kördüğüm oldum kaldım, nasıl çözülür nasıl çözebilirim maalesef bilmiyorum. sadece şunu biliyorum:üç yıldır bir yangın var ve ben o yangından bütün kuvvetimle kaçtım. ve sevgilim, canım mavİm seni bu dünyadaki tüm mavilerden daha çok sevdim 💙
ikizler
mutlu geceler gençler. nasılsınız? benim canım çok sıkılıyor şu anda. kaç günden beri koşuşturma içerisindeyim. neredeyse boş vaktim yok gibi. şimdi bu saatte yalnız kalınca boşluğa düştüm sanki. aslında bu gece de bir şeyler yapacaktım. ama ailemle konuşmaya dalınca baya bir zaman geçti. en son baktım bu saatten sonra bir şey yapılmaz. can sıkıntısından çiğdem açtım onu çitliyorum. kuru kuruya gitmez tabi dedim bir de youtubedan müzikler açtım boş boş oturuyorum öylece. müslüm babadan eda babaya geçip duruyorum. harici klavyemin de pili bitmiş mecburen dizüstünün klavyesinden yazıyorum. söylemesi ayıp biraz ehli keyifim de. yatağımın yanındaki masaya koyuyorum bilgisayarı, yanıma fare ve klavye alıyorum yattığım yerden hallediyorum işlerimi. hava çok güzeldi değil mi bir kaç gündür. hafta sonu yine sahil tıklım tıklımdı. bir de bisiklet yolundan yürümeseler o kadar sevineceğim ki. gezgin efendi de rahat edemiyor. adam ben gezgin değil miyim uçur beni diyor. ben ise insanlara çarpmamak için ha bire fren yapıyorum. bir de bir şey denedim. kameramla seyir halinde çekim denemesi yaptım. sonuçlar çok hoşuma gitti. hem de gezginimle birlikte bunu başarmış olmak ayrı bir mutluluk oldu bana. bu bisiklet gerçekten dostum benim yahu. tanıdığım çoğu insandan daha fazla seviyorum keratayı. bugün de çok güzeldi hava ama ben tadını çıkaramadım fazla. çünkü yapmamgereken bir sürü iş vardı. ben büyüyorum sanırım. baksanıza koşuşturmalar içerisine girmişim. ben böyle değildim, yaşarken oldum dohtor bey diyesim geliyor. ama büyüyesim de yok hiç. en iyisi biraz daha büyüyeyim ben ondan sonra yine büyümeyeyim. evet sevdim bu fikri. ne yazıyorum dakikalardır ben de bilmiyorum. acaba başlığa canı sıkılan bir ikizlerin geçmek bilmeyen dakikaları mı yazsaydım. dinlemeyi, anlatmayı çok seviyorum. sevdiklerim hep bir şeyler anlatsınlar dinleyeyim istiyorum. sıkarım bunaltırım diye düşünen sevdiklerimi de anlamıyorum. sıkmazsın bunaltmazsın yahu. seviyorum ben seni. seni dinlemeyeceğim de kimi dinleyeceğim. sonra bu ikizler neden duruluyor. hayata delilikler lazım. arada sırada limosun canı çekiyor ya bir şeyler. benim de aynılarını çekiyor. ne yapsam acaba. en iyisi ben çiğdemimi çitlemeye devam edeyim. bu sıralar eda baba da coştu. baya yeni şarkıları çıktı. ben bile şaşırıyorum. zevkle dinliyorum. size de tavsiye ederim dostlarım. hepinize mutlu geceler. geceniz hayallerinizle dolsun... :)
Артем
gerizekalı gibi insanlara inanıyorum ya en çok ona üzülüyorum, herkesin bir aşil noktası vardır değil mi,benim ki en boktan olan versiyonu heralde duygular (kolum, bacağım ampute edilsin yemin ederim bu kadar umursamam) ben öyle herkesi kolayca sevmem ya da bir insanın benim için bişey ifade etmesi çok zordur, sevdiğim insan veya insanlar haricindekilere inanılmaz bir kayıtsızlık ve umursamazlıkla yaklaşıyorum (isterseniz duygusuz diyebilirsiniz ama öyle değilim benim için önemli olan insanlara duygularımı belli ederim.şunu kabul ediyorum ama toplumun genelinde bulunan toplumsal duygular bende bulunmuyor yani bu da beni rahatsız etmiyor.sıkıntı yok o yüzden)neyse birisi bende ki o bariyeri geçince gerçekten çok savunmasız oluyorum hatta o kişi beni bi derece iyileştirdiyse tanrısallaşıyor gözümde ve bir şekilde ilişki sona ererse ben hakikaten toparlanamıyorum çok zor oluyor çok yoruluyorum yarı ölü bir şekilde yaşamaya devam ediyorum (hakikaten 74 saat uyuyamadığımı hatırlıyorum bir süre sonra uyumak isteseniz de yorgunluktan uyuyamıyorsunuz zaten) vallahi kendimi açtığım hikayemi anlattığım insanlar çok şaşırıyor çok güçlüsün hala yaşama isteğini arzunu kaybetmişsin diyorlar ama artık kaybettim ne yazık ki en ufak bir istek arzu yok gün dolduruyorum sadece, her sabah uyandığımda "hala mı yaşıyorum niye ölmedim" demeye çok yakınım hatta birkaç kere dedim.duygularını yoğun yaşayanda bi insanım zaten birisini sevdiğimde gerçekten çok severim ota boka üzülmem ama sevdiğim birisi kırdığında gerçekten çok üzülüyorum ve gerizekalı gibi hep kendimi sorguluyorum acaba yanlıs ne yaptım da böyle oldu diye.hatta sevilmeye uygun bir insan olmadığımı düşünürken yakaladım kendimi.yani baktığımda sevilmeyecek birisi değilim hatta beni sevmeyeceklerde kimi sevecekler diyorum kendime ama diğer taraftan kime güvenip sevdiysem canımı acıtıp ruhumu yaraladı hepside giderken benden bi parça götürdü(yani gittiklerine göre bi sorun var yoksa niye gitsinler,bencil birer şerefsiz olduklarını düşünmek istemiyorum)hatayı hep kendimde arıyorum.en son ne zaman içimden gelerek güldüğümü unuttum.allah aşkına olur da ilerde hayatıma girerseniz kendinizden eminseniz devam edin sonra bencil sebepler ve basit olaylar yüzünden bırakıp gitmeyin çok yoruluyorum hakikaten devam edemiyorum ayarlarımla oynamayın lan yazık bana sevgi istiyorum ben.yerim sizi dikkat edin kendinize....

https://youtu.be/qjhvm930yxy
muallim✔
geçen yine otostop çekiyorum. şaka yaaa ilk tecrübeydi ve ben çok karşı çıkan bi insanım otostopa. bana otostop çektiren hayat size neler yapar gençlerde dikkat edin. yol kenarında üç kız sap gibi yürüyoruz, baktık olmuyor böyle:/ yanımızda ki kız tecrübeliymiş baya "özellikle yasli başlı adamlari ve aile arabalarını durduracaksin” filan diyor.. neyse ben utanıyorum tabi bu elini kaldirdikça, geride duruyorum biraz 😂 2 araba geçti ikisine de kaldırdı bu ikisi de aile arabasiydi ve doluydu.. o sıra da köpek havladi biz köpek sesini duyunca birbirimizin üstüne atladik sonra arkaya bi döndük ultra lüks araba 😍😂 bi tane teyze "kızlar nire gidiyonuz gelin götürek" demesin mi.. ben zaten teyze ile amcayi görünce allah gönderdi sizi diyip atladim arabaya 🙊 amcalarin işi turkiste olmasına rağmen bizi yurdumuza kadar biraktilar.. İlk otostop maceram bi daha yaşatmasin allah... o araba durdurma olayı acayip gergin bi olay.. millet bu şekilde nasıl dünya'yi geziyor helal valla..
Zeze
yazılarıma bari ihanet etmeseydim. kendime yaptım tamam ama keşke cümlelerim bari yarım kalmasaydı. ben ortalıkta darmadağın kalmışken sözlerim dimdik, büsbütün ayakta kalabilseydi. bu da yarım kalacak. ben ne demek istediğimin başını bile söyleyemeden bu da kalakalacak. diğerleri gibi, ben gibi.
ama yine de başlayacağım.
beynime bi şeyler girmeli, doldurmalı her peteğini. yoksa aklım kendi kendini öğütecek, sonra sıra duygularıma gelecek. her şeyim ağır aksak gidiyor. bataklık gibi. adım atmaya çalıştıkça batıyorum, duruyorum bu sefer ağır ağır batıyorum fark yok. benimle düşünecek birine ihtiyacım var. hiç olmadığı kadar, hatta daha önce hiç olmamıştı. bildiklerim aklıma yetmiyor gibi hissediyorum. zihnimi çok boş ama bi o kadar kalabalık hissediyorum. o yüzden aklım kendini öğütecek dedim. yeni bi şeyler girmezse, yetmezse... üstelik bu sadece bilgi değil, bundan bahsetmiyorum. ek düşüncelere ihtiyacım var. bazı konularda duvara çarpmış gibi oluyorum. bir adım öteye gidemiyorum. dedim ya yetmiyor yani, benim düşüncem yetmiyor. ne yapmalıyım bilmiyorum...
iyikalplipsikopat
degis , olgunlas , yuksel , parilda

hizla degisiyorum..her sey yaklasik 10 gun once bi kadin dostumla affetme konusunu konusmamla basladi.affetmek..kumsalda yururken cantama taslar dolduruyorum zamanla canta agirlasiyor bi sure sonraysa yerimden hareket edemiyorum.iste kafamiza taktigimiz tum dertler sikintilar sorunlarda boyle.o cantayi birakabilmek affetmektir.ya da unutmaktir.ama her sey sindirilebilir mi?
1 haftadir kendimin paralel evrendeki versiyonu olan biriyle olan iletisimim bendeki her seyi degistirdi.bakis acimi dusuncelerimi hareketlerimi.karsinizda sizi anlayan size dogruyu gosteren ve karateride yasadiklarida sizinkiler gibi olan bi insan dusunun bu her seyi degistiriyor.bugun hem alanimla ilgili kitap okumam hem ciddi spor yapmam gibi olumlu dusunebilmem gibi degismek icin ilk defa caba gostermem gibi

iletisim en muhtac oldugumuz sey.tum yozlasmalar yalnizlikla nefretin birlesmesinden ibaret.zsman geciyor iste onu iyi degerlendirmeliyim.agustos bocegi ve karinca ornegi, damlaya damlaya gol olur sozu hepsini daha iyi anliyorum.iradem her seyin ustunde ben tum bunlari asacagim
alien
"hayat yerine belki güzel bugün , zaten artık böyle sonra. " - gündem

gündemin bize anlatmak istedikleri var. bu siteye her girdiğimde soldaki o lanet kocaman gündem yazısı dikkatimi çekiyor ve amaçsızca oradaki kelimelere takılıp duruyorum. allah aşkına kaldırın şunu doğru düzgün çalışmıyor da.
dimitri
arkadaşlar biraz uzun bir yazı ama bir solukta okuyacağınızı düşünüyorum. hepimizin hemen hemen her gün yaşadığı hislerimize tercüman olmuş.
"sen adam değilsin, yoksun dünyada"
çocukluğuyla gençliği yeşilköy köşklerinde geçmiş, eski bir İstanbul efendisi olan kırçıl bıyıklı tarık bey: - her sabah evden çıkarken o gün karşılaşacağım tüm davranışlarla sözlerin; bana kişi olarak var olmadığımı, yürüyen, kıpırdayan bir insan gölgesi dahi sayılamayacağımı, tekrar tekrar ihtar edeceğine; kendimi hazırlayarak adımımı atıyorum sokağa, dedi.
güngörmüş, hoşsohbet bir adamdı tarık bey:
- köşede gazete de satan, gedikliden emekli, suratsız bir tütüncü var. gazete almak için önce ona uğruyorum. paramı hazırlayarak, "günaydın" diye tütüncüden gazetemi istiyorum. selamımı almadan dükkânının içinde ayran, yahut süt şişelerini düzeltmeye devam ediyor. bir garip tad alıyor, beni görmezlikten gelip, adam yerine koymamaktan. yani tavırlarıyla, "sen yoksun, mevcut değilsin", demek istiyor. ben de içimden tekrarlıyorum. "ben yokum, mevcut değilim..." ama yine de gazeteyi uzatmasını bekliyorum. beni adam yerine koymadığını kanıtlayacak süre, kendince geçince; kafasının dağılmasını istemeyen bir atom bilgini özensizliğiyle, yüzüme bile bakmadan gazeteyi alıp uzatıyor.
tarık bey gözlüklerinin arkasından kıskıs gülerek, tütüncünün gazeteyi nasıl alıp uzattığını gösteriyordu.
elimde gazete, dolmuş durağına gidiyorum. durak her zaman kalabalık oluyor. kimsenin sırasını çalmadığımı gösterecek bir yerde duruyorum. derken bir dolmuş geliyor, bütün bekleşenler kapılara üşüşüyor; binen biniyor, binemeyen kalıyor. ben sıram gelmediği kanısıyla acele etmiyorum. bir dolmuş daha geliyor. benden sonra gelenler de, kapılara üşüşenlerin arasına katılıyor. biliyorum ki, kimse bana "buyrun, sıra sizde", demeyecek. bazen artık sıramın geldiği inancıyla ben de, yeni gelen bir dolmuşun kapısına doğru seyirtiyorum. ya sert bir omuz darbesi iniyor göğsüme, ya arkadan gelip içeri girmek için eğilen birinin kalçası dayanıyor karnıma. kişiler mekanik bir itip kakmanın ortaklığında, bana "sen yoksun, mevcut değilsin", diyorlar. ben de içimden tekrarlıyorum: "ben yokum, mevcut değilim." sonunda geç de olsa, biniyorum dolmuşa. benden önce inecekler, şoföre, "şurada dur!" diyorlar. bu aynı zamanda bana, "sen de in de rahat çıkalım", demek. ben de araba durunca, hemen yere iniyorum; yanımda oturanın çıkmasını bekliyorum. onlar yine yüzüme bile bakmadan çekip gidiyorlar. yani adam yerine koymuyorlar beni. bir anlamda, "sen yoksun, yeryüzünde var değilsin", demek istiyorlar. ben de içimden, "ben yokum, yeryüzünde var değilim", diyorum.
tarık bey, kendiyle yahut İstanbul'un hoyratlığıyla eğlenir gibi sigarasını yakıyordu ve gözlüklerinin arkasından devam ediyordu kıs kıs gülmeye:
- İneceğim yere gelince, "şoför efendi durur musunuz?" diyorum. bazısı duruyor, bazısı duymazlıktan gelerek, müşteri gördüğü yere kadar gidip, orada duruyor. bazısı, "haydi yahu acele et, işimiz var", diyor. ben hepsine inerken, "teşekkür ederim", diyorum. çoğunlukla cevap vermeden gazlıyorlar. birini rahatsız ederek inersem, ona da teşekkür ediyorum. o da genellikle cevap vermiyor. ben daha evden çıkarken, yok sayılacağımı bildiğim için, asla yadırgamıyorum bunları. gayet normal karşılıyorum. sade bana değil, herkes birbirine "sen yoksun, insan olarak bir sıfır kadar bile değerin yok", demekten hoşlanıyor. bayılıyorlar birbirlerini adam yerine koymamaya. bu arada ben de, payımı alıyorum. ama ben direnip, ille de varım diye inatlaşmıyorum. "yokum, mevcut değilim", diye devam ediyorum günlük serüvenime.
tarık bey keyifli keyifli tüttürüyordu sigarasını: - dolmuştan inince karşı kaldırıma geçerken, iki üç taksiyle özel arabadan mutlaka sesler yükseliyor: "sallanmasana moruk!", "yürüsene ulan ihtiyar!", "geç hadi geç, teneşir horozu!". ben hep yaya geçidinden geçtiğim için, beklediklerine kızıyorlar. varmış gibi yürümem, sinirlendiriyor onları. yok olduğumu, var olmadığımı hatırlatmak istiyorlar bana. ben de "merak etmeyin, yokum, var değilim", diye geçiyorum karşı kaldırıma. bazen oralarda bir trafik polisi duruyor. çok seviyorum o polisi. çünkü o da, şoförlerin var olmadığı kanısında. onlara, "bas ulan geri!", "kör müsün ulan ayı!" diye bağırıyor. arada bir de, sinek kovalar gibi hiçbirinin suratına bakmadan eliyle, "geç geç" yapıyor. yani şoförler beni, polis de şoförleri adam yerine koymuyor. herhalde komiseri de, polisi adam yerine koymuyordur.
tarık bey bir günlük yaşam serüvenini en ince ayrıntılarıyla akide şekeri emer gibi, tadını çıkara çıkara anlatıyordu:
- çalıştığım işhanına geliyorum. elektrik kesik değilse asansöre biniyorum. asansöre binenler gençse; bir elleri pantolon ceplerinde, bir kaşları kalkık oluyorlar. taşralıysalar; pos bıyıklı, tıknaz, pantolonları göbeklerinin altına düşmüş, önleri açık oluyorlar ve kasıtlı biçimde, kimseye önem vermez görünmek istermiş gibi, yüksek sesle konuşuyorlar. ben yine biliyorum ki, herkesin tavrı, kimseyi adam yerine koymama üstünedir ve şişkindir. ben hemen sigara kâğıdı gibi iyice yapışıyorum asansörün dip duvarına. "ben zaten yokum, dünyada mevcut değilim", diyorum. asansörden çıkarken kimse kimseye ne yol, ne selam veriyor. kimse de kapıyı arkadan gelenin suratına çarpmasın diye, usturuplu tutmuyor. ağıldan çıkar gibi çıkıyor öyle.
tarık bey sigarasının izmaritini tablada söndürdü: - akşam eve dönerken de yine aynı şey. kalabalığın bireyleri bıkıp usanmadan, "sen yoksun, yeryüzünde var değilsin", demeyi sürdürüp gidiyorlar. ben de "ben yokum, var değilim", diye mırıldanmaya devam ediyorum içimden. adam yerine konmamak insanın gücüne gider, değil mi? benim hiç gitmiyor. bir toplumun kendi kendini adam yerine koymamakta inatlaştığı dönemlerde, kimleri adam yerine koymaya kalktığını biliyorum çünkü.
tarık bey bir sigara daha yaktı:
- İstanbul bin beş yüz yıllık bir başkenttir, dedi. gönül bütün birikiminin, haliç'in dibindekilerden ibaret olmamasını isterdi.
çetin altan
ucuncunesilsaglikci
telefonun muhtemel çekim noktalarını bir günde belirledim, oralarda duruyorum genelde :/
Manyahmisiniz
sanırım şuan iyiyim. amacım intihar etmek değildi. dünyayı çok severim bilirsiniz. sadece çamaşır suyunu fazla kaçırmışım. ahh öksürüp duruyorum. ölür müyüm acaba. 🤔😑😣😥
thyke
yaa bugün bir rüya gördüm müthiş bir şeydi.yani sadece hatırladığım kısmı paylaşayım.aslında uzundu.şimdi ben cn deki titanlar çizgi filmdeki raven i çok seviyorum.ve yakın zamanda bu çizgi filmi izlememiştim de.neyse rüyamda tıpkı onun gibi bir şey oluyorum ama böyle daha gerçekçi ve onun kadar sevimli değilim.daha saygı duyulası duruyorum.hava çok karanlık piazza gibi büyük bir binanın önündeyiz.kardeşim oranın yeni açlılan oyuncak dükkanı olduğunu söylüyor.sonra sonra binaya giriyoruz.böyle sinema girişini andıran loş bir yapıda şık bir yer.orda içeri girmeden önce herkesi yönlendiren bayan var.ben baya tanınmış bir kişiliğim var.sonra pelerinimle bekliyorum.bana "efendim hoş geldiniz"felan diyor.ben "İçeri uçarak girebilirim sakıncası yok değil mi?" diyorum.sonra oda "uçmasanız da önden uçsanız" diyor.(biraz saçma oluyor.şöyle deyim.yani yürür gibi uçuyorum yavaştan.sadece ayaklarım görünmüyor.pelerinim var ve yerden biraz yukardayım.yerle temasım yok)sonra içeri bir girişim var.mükemmeldi.😎😁bu rüyamı tuttum tekrar görmek istiyorum ama olaylar farklı olsun.😏
bayhuysuz
sahura kalkınca çok uykum var hemen yemeğimi yiyip yatayım diyorum yemeği yiyorum uykum kaçıyor bu nasıl bi sistemdir allahım yine kafam yastıkta tavana bakıp duruyorum ya
bu durumu yaşayan varmı
alien
selamün aleyküm muhterem dedikoderlar, bu postu ilahiyat fakültesinin bahçesinden yazıyorum. size ramazan'ın ilk günü başımdan geçen bir olayı anlatacağım. yakın sigaralarınızı, okumaya başlayın.
elektronik sigaraların meşhur olduğu şu dönemlerde camel'a ihanetin dibini yaşattığımız; ömürevleri tramvay durağının iki sokak üstünde oturduğumuz evin bahçesinde cevahir'le thc likit çözmenin yollarını tartışırken yanımızda aniden bir ışık hüzmesi belirdi. tabi atlamadan söyleyeyim, cevahir ramazan aylarında dünya'ya, samsun'a yanıma gelir. kayra dize yıldızlarında oruç tutmak çok zor. oradaki güneş sistemi dünyada'ki gibi değil, neyse onu anlatmayacağım. işık hüzmesi cevahir'e bir şeyler fısıldıyordu. ne olduğunu anlamdan cevahir sahile doğru koşmaya başladı. ne oluyor lan, dedim. koştum peşinden cevahir'in, nefes nefese aniden durduk, ömürevleri iskelesine kadar koşmuşuz. karadenizin hırçın dalgalarının arasında pide ile sörf yapan bir yaratık son süraat karaya doğru yaklaşıyor. cevahir gözünü kırpmış; aha geldi, geliyor... deyip boynuma sarıldı. hassikke..im dedim. neyse pidesini iskeleye bağlayıp bize doğru yürümeye başlayan yaratık elinde bir şişe ile cevahire doğru yaklaşıyor. İçimden, bu çocuk gene neler karıştırdı, deyip meraktan kuduruyorum. şişeyi cevahir'e verip kıymalı pidesine binip gözlerden kayboldu. yaratık gittikten sonra şişenin içindekini sordum bizimkine, meğersem thc likit getirtmiş başka bir evrenden. gelen de torbacıymış. ulan dedim, ne tuhaf adamsın cevahir.. allah belanı versin cevahir.
anonim
yakın arkadaşımın hoşlandığı çocuk bana yazıyor ben ise elim kolum bağlı duruyorum o kadar iyi bir çocuk ki kaybetmek istemiyorum ama arkadaşima nasıl durumu izah edebilirim bilmiyorum da çıkmaza girdim
iyikalplipsikopat
insanin kendisiyle kaldigi bu saatlerde hayatin bos bir tuval oldugu daha net bicimde anlasiliyor.ben elime kalem alipta bir seyler cizdigimde hayat anlamli

tum sikintilqr dertler istenmeyen her sey hepsi hayattab kalmak ve daha cok tuketmek eglenmek zevkleri yasamak icin

gelecek kaygisi ve gecmise olan uzuntu ile simdiki anlar in kiymeti bilinmiyor.neden bu dunyaya uyum saglamaliyim neden calismayi hayati parayi umursamaliyim nefes alip vermeye eglenmeye yasamaya hissetmeye devam etmek icin degil mi?peki bunlara deger mi?

hangi hisse kapilirsam onunla ozdeslesiyor onunla sinirli oluyorum.tembelligimi gizlemek icin yalanlar uyduruyorum uzuntu ve hareketsizlik hcbr sey kazandirmayip her seyi kaybettirirken neden insanlar bunu birakamiyor.hislerinden dolayi..

hayat kafamizin icindeki degil insanlarda kafamizin icindeki degil.sosyal bilimlerin bu yuzden kesnligi yok ve hicbir sey kesin degilken her sey mumkundur.hayata uyum icin neler yapmam gerektigini anliyorum ama hep bi eksiklik var yasayamama eksikligi.benre insanm gulmek eglenmek uyumlu olmak istiyorum ama kafami kaldirmadan kendimi gelistirmem gerek.zaman geri dondurulmuyor bu bastirilma ve yasayamamazlik yalnizlikla birlesince beni fazlasiyla yozlastirdi ve sapkinliklara neden oldu

para kazanmam kimseye muhtac olmamam kendi kendime yetebilmem lazim.bunun icinse kendimi gelistirmem cahillgimle savasmam lazim.suana kadar yariölu yasamis cahilligni kapatmak icin hayal gucuyle ovunen ben dunyaya yeni gelmis cocuk gbi bakiyorum gulmek eglenmek dunyayi tanimam gerek ama o kadar gerceklerden uzagim ki insanlara yasitlarima yeni yeni uyum saglamaya basliyorum maddi zorluklarda bunu iyice zorlastiriyor uzayliyim insan olmam gerek.zengin tiplerin psikopatliginin sebebi bu olmali dusunsenize hicbir sey yasamiyor hissetmiyor sadece para icin cabaliyorsunuz bunu basariyorsunuz ve bunu yaparken sizinle dalga gecenleri asagiliyor baslarina bela oluyorsunuz

hayir gercekleri kaldiramiyorum duygularimi serbest biraktigimda byuk aci cekiyorum kafami gerceklere cevirdigimde ezikligimi hayal kirikligi oldugumu goruyorum duygularima genel olarak hakim olma yetenegim tum dengemi bozuyor tek savunma mekanizmam ise gerceklerden kacmaya calismam

hayat ben dusundugum kapildigim aldandigim hissettigim zaman anlamli oluyor sekle giriyor ama ben ona bakmadigimda umursamadigimda yok oluyor tum korkular cabalar hepsi bos gereksiz anlamsiz oluyor.dunya benden cikiyor ve bana ulasiyor

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)