limos
İnsanların en hızlı kaybettiği şey yine insanlığı. bugün bir kişi çocuğunun yanında erkekliğine laf etti diye yine çocuğunun yanında eski karısını öldürelebiliyor. cinayete rahatlıkla gerekçe sunulabiliyor. şimdi bu kişiye verilen ceza ne olmalı? hangi ceza bu kişinin insan olmasını sağlayacak? hangi ceza gözünün önünde annesi ölen bir çocuğu rahatlatabilecek? hangi ceza ölmüş bir kadını geri getirebilecek? cevap çok basit "hiçbir ceza". ne zaman bir sorun olsa önce cezadan bahsediliyor. tamam cezalar tabiki önemli, yoksayılamaz. ama suç işlendikten, ölüm gerçekleştikten, bir çocuğun hayatı mahvolduktan sonra bence ceza en az önemli şey. cezadan çok suçu önlemeye ve eğitime önem verilmesi gerektiğini fark etmiyor muyuz? bugün bu adama en ağır cezayı versinler yarın bir başka adam aynı şeyi yine yapacak. çünkü leş bir toplum içinde leş bir aile içinde yetişip kendilerine "aile" kuruyorlar. psikolojisi düzgün olmayan binlerce insan rahatlıkla geziyor normal insanların arasında. İnsan psikolojisini bozacak binlerce şey yaşatılıyor bu dünyada. ahlak, kişilik değil de namusmuş gibi davranılıyor. toplumsal ahlak diyince bireysellik seviciler ayaklanıyor. sonra bu toplumun içinde can güvenliğimiz yok deniyor. bir iki tane olsa bu cinayetleri işleyenin üstüne bırakıp kenara çekilebiliriz. ama her gün insanların (daha çok kadınların ve çocukların) öldürüldüğü bir yerde cinayeti işleyen kadar o toplumun devleti de vatandaşıda suçludur. İki gün sonra sırtımızı döneceğimiz olayların sorumlusu biziz. bizim yaptıklarımız ve bizim yapmadıklarımız. ücra bir köşede veya dağda tek başınıza yaşamıyorsanız yaşadığınız yerdeki herkes üzerinde ufak bile olsa iziniz var. İzleriniz birikerek bu toplumu ve davranışlarını oluşturuyor. düşüncesiz ve beceriksiz insanlar olarak önce yaşadığımız toplumu sonrada dünyayı mahvettik. mahvetmeye de devam ediyoruz. herkes kendi kapisinin önünü temizlerse dünya temiz bir yer olabilir sözü çok doğru. bunu dikkate alarak yaşamaya çalışalım en azından. maddi veya manevi temizlik önemli.
Fridakahlo
İlber ortaylı yı çok severim takip ederim, youtube den hep konuşmalarını falan dinlerim. elimden geldiğince örnek aldığım bazı yanları var. ama çok yavaş konuşması beni benden alıyor. bu kadar bilgili bir insanın bilgilerinden hemencik çabucak yararlanıyım, dinleyim istiyorum. o yüzden dinlerken oynatma hızını arttırıyorum. elimde olmayan birşey normaldede hızlı konuşan, aceleci konuşan bir insanım, hızlı konuşmam karşımda ki insana rahatsızlık veriyor beni anlamıyorlar, tekrarlatıyorlar. haklılar. ama ben aklımda kurduğum düşündüğüm şeyleri çabucak söyleyip bitirmek istiyorum. ve karşımdaki de benimle aynı hızda anlasın aynı hızda konuşsun istiyorum. hatta yavaş konuşan eee, ıııı diye konuşan olursa valla baya ortamdan çatlıyorum.ortalama konuşsun, yavaş konuşmasın saatlerce dinlerim. benden rahatsız olan olduğu gibi bende yavaş konuşmaya tahammülüm yok 😂 azra kohen gibi hızlı konuşan çabuk çabuk, benim gibi konuşan insanları aşırı seviyorum. sürekli konuşurken yavaşlama hissine kapılıyorum. ama elimde olmuyor. huylu huyundan vazgeçmiyor. İlber hocam özür dilerim. :(
limos
kendine saygısı olmayan bir insanın yapacağı şeyleri yapmaya tam gaz devam ediyorum. gerçekten beni yapamamışlar olmamışım ben. ailenin en büyük çocuğu olmanın azizliğini yaşıyorum. keşke üzerinde biraz düşünülmüş ya da daha önce denenmiş bir eser olsaydım. bir insan kendi kendine nasıl bu kadar zarar verebilir. tam şuan biri böğrüme bıçak saplamalı ve ben daha fazla kendime katlanmamalıyım. kendi kendime kahkül kestim... ben kendimi ne sanıyorum acaba. kimim lan ben kimim de kendi kendime kahkül kesiyorum. allah belamı versin ve özür dilerim. İşte benim kuaförüm olan kendimin allah belasını versin tekrardan. naptım lan ben naptım. nedeeeeen nedeeeeen nedeen diye çığlıklar atmak istiyorum. neyse arkadaşlar kese kağıdı olan var mı?
Fafatara
İyi geceler sevgilisi olmayan ponçik insanlar. 😊sevgilisi olanlara da zaten iyi geceler. 😒
kıyma makinesi
annemle dibi bucağı olmayan bir pazara gitmenin pişmanlığı. kenarda domates, simit yemenin mutluluğu. günün özeti. he bir de kaybolmuşluğum var. vahajahsus
HeyCorc
arkadaşlar, gerçekten anlamakta zorlanıyorum, bugün yine girdim buraya ve yine yorum attığım arkadaşlardan birisi beni azarlarcasına yorum atmış. ben size ne yaptım allah aşkına? amacım gülmek, güldürmek ve eğlenmekti. ne hakaret ettim ne küfür.
bir insanın kalbini kırmak, ona yoktan yere sitemde bulunmak sizce ne kadar doğru?
birisi yazmış şimdi "...saturn'ün halkalarında bisiklet süreyim." diye, mantıklı olmayan bir yazıya benden mantıklı bir cevap bekleyemezsiniz. kaldı ki mantıklı dahi olsa bu platformda eğlenmek için varız. aynı zamanda saturn'ün halkaları toz, gaz ve kayaçlardan oluşuyor, bisiklet sürmeniz mümkün değil yani.
@admin beyciğim seni rahatsız ettim kusura bakma. bu platforma bir engelleme getirirsen çok sevinirim. (alt tarafı bir "where" ekleyeceksin. 😁)
hadi selametle.
isimsoyisim
kütüphane gibi bireysel çalışma alanlarında sessiz olmayan bir fısıltıyla bol muhabbet eşliğinde ders çalışan insanları anlamamın hiçbir yolu yok.
Fafatara
sabah anneme fotoğraf atıp 'bak çok tatlıyım dimi' dedim. göremiyorum dedi. ama görüldü oldu diyorum. ben tatlı bir şey görmüyorum diyor. bir de anneler çocuklarını hep güzel görür derler. diğer anneler allahım iyi ki seni bana vermiş diye dua eder benim annem ben ne günah işledim de allah seni bana verdi diye yıllardır hayatı sorguluyor. neyse tatlı olan olmayan herkese günaydın.
Zeze
sanki bana ait olmayan bir hayata sıkışıp kalmışım gibi hissediyorum bu aralar.
genel anlamda net ve kararlı bir insanken kararsızlıklar yaşıyorum. hislerime hep güvenen biriyken hislerimle ilgili de sorunlarım var galiba. bu da karar veremememe sebep oluyor. değişikliğe ihtiyacım olabilir derdim ama daha hayatım yeni değişti bununla ilgili değil sanki. kendim de çok değiştim. belki de bu rahatsız ediyor içten içe. olumlu olmasına rağmen... büyüdükçe işler sarpa sarıyormuş. bir daha bundan bikaç ay önceki halimin ufacık bir kısmına bile dönememekten korkuyorum. tespit edemediğim şeyler var o yüzden yazı dağınık oldu bu çabalamadığım anlamına gelmiyor ama beynim toparlamaya çalışırsa söyleteceğini de unutacak gibi.
nar
İnsanı anlamakla meşgulüz, üstelik görünürde hiç ipucu da yok.

herkes melek olmuş beh. kim kime ne yaşattıysa hep unutulup gitmiş. acılar çekildiği ile göz yaşı döküldüğü ile kalmış. benim saflığım ise harcanmış ve artık pek masum olmayan anılar ile baş başa bırakılmışım. kimseye ah! etmedim. ama kalpler allahın elinde doğru olmayan ne varsa bir gün karşına laaaps diye çıkıyor nasılsa insanların hehe. güzel, umarım herkes mutludur ve kaldıgı yerden devam ediyordur. hey millet ! ben döndüm.
wulsfgersborger
bilim çok güzeldir. lakin herşeyi tesadüfe bağlanması hakaret değil midir? kanun koyar enerji yoktan var edilmez der ancak bing bang sayesinde madde ve zaman olmuştu der. peki eğer bing bangden önce madde ve zaman yok ise big bangin oluşmasını sağlayan toz bulutları nasıl oluştu? onun patlamasını tetikleyen şey ne idi? aklı ve yaratma gücü olmayan toz bulutları iyice sıkışarak uzayı zamanı ve maddeyi mi oluşturdu? ve bunların hepsi oluşurken de kanunlar kondu, şuan bizim dediğimiz fizik kanunları. bilim harikadır ancak bazen bilimi savunanlar bilime çok zıt davranıyor yani akla mantığa sığmayan fikirler öne sürüyor. önesürmesinin en büyük nedeni ise bir yaratıcıya inanmaması. ona inanmamasının sebebi ise bilim ile kanıtlayamaması. sebebsiz sonuç olmaz...
size göre bilim nedir gençler?
Parasetamol
derste slayt okumaktan başka bir meziyeti olmayan docent hocamın profesörlük ünvanı aldığını öğrenmiş bulunmaktayım.
zorakimuhendis
finaller de başlıyor simdi kim ders çalışacak dersler vs. vs. diyerek sizinle birlikte üzüntümü dile getirebilirdim ama mezun oldum hehehhshehehe neyse siz yine de mezun olmayın tunelin ucu pek iyi olmayan yerlere çıkıyor ...
Parasetamol
kütüphane günlükleri serisine ek.(bu seriyi eski müdavimler iyi hatırlar)
yeni kütüphanedeyi uzun süredir gözlemliyorum.bir vize haftası geçti ve bir final haftası geldi.bu süreçte ne kadar çok boş insanın üniversiteye yerleşmiş olduğunu yeniden anımsadım. daha önce kütüphanede küfredilesi tipler başlıklı yazımda nazikçe iğnelemiştim bu tip insanları hatırlarsanız.ama özellikle final haftası gibi zamanlarda yer bulmak da zor olduğu için bu boş insanlardan uzaklaşmak da mümkün olmuyor.gelin bu boş insanların özelliklerini yakından inceleyelim.bu tipler kütüphaneyi kullanmayı bilmezler. özellikle bu yeni kütüphanede sesli çalışma alanı olmasına rağmen burayı kullanmayıp sessizliğin hakim olması gereken yerlerde fingirdeşenler , yanındaki kıza/erkeğe yavşayanlar , muhabbete dalanlar , gülüşenler ve sizin de şahit olduğunuz nice durumlar. biraz anlayışlı olur insan.biraz empati.belki sen iki sayfa nota bakıp bir de sınavda kopya çekerek geçeceksin dersi ama onlarca sayfayı ezberlemesi gereken insanlar var. dikkati kolay dağılabilen insanlar var. hassas olmalıyız , bu lütuf değildir , bu olması gerekendir.diger taraftan kütüphane eşyalarını hor kullanmak niye? tıp kazanmışsın muhtemelen aferin ama bi musculus brahioradialisi de çalışma masasına yazmadan ezberleyiver kardeşim.yazıktır.kitaplara zarar verenlerede yazıklar olsun.
kahve makinası yine şekersiz kahveler yaptığından hatta para yuttuğundan dolayı bu makinalardan artık çay kahve almıyorum.eski kütüphanede zehir gibi acı köpüğü olsa da bu makinaların kahvesini içerdim.şimdi tansiyonum çıkıyor, malum yaşlandık artık.
yeni kütüphanenin en sessiz çalışma ortamı en üst katta soldaki beyaz salon( niyeyse oraya beyaz salon diyesim geldi) o kadar sessiz ki kapı dahi kapatılmıyor ses olur diye.ki zaten kapıya yapıştırılmış uyarı yazısı dikkatinizi çeker.beyaz salonda çalışan herkes bu sessizliğe ayak uyduruyor.ayak uyduramayanlar ise sert ve imalı bakışlar ile uyarılıyor. kütüphanenin en soğuk çalışma alanı da yine en üst katta bulunan ve diğer katlarda olmayan , pvc ile kapatılıp odaya katılan balkon misali duran yol manzaralı , ayrıca beyaz salon ile bağlantı kapısı bulunan yer. buraya da artık balkon diyeceğim.1 ve 2 . katlar standart. orta alanda çalışmak ayrı keyif verici. arada aşagı ve yukarı katlara bakıp “ millet ders çalışıyor mu ? “ , “ acaba şurdan atlasam ağlar beni ne kadar yukarı savurur? “ , “‘ eyooo ‘ diye bağırsam bakmayan olur mu ?” gibi saçma düşünceler ile derse kısa aralar vererek çalışmaktan bahsediyorum , evet bu keyif verici . farkında olmadan mola vermiş oluyor insan. kütüphanenin selçuklu mimarisi örnek alınarak yapıldığına kulak misafiri oldum ama neresi örneğe uygun yapılmış onu tam anlayamadım.girişte tahta kapıyı acıyorsunuz ve sizi solda kimsenin olmadığı bi masa karşılıyor, sonra ötücü camlı alandan geçip danışmadaki görevli ile kısa süreli gözgöze geldikten sonra solda multimedya birimi ( eski kütüphanede adı böyle idi ) içerisinde bazen şaşılacak hızda internete bağlanan pc ler bulunmakta. bazı pc ler ise çalışmamakta/internete bağlanamamakta.evet buraya pc salonu diyelim. buranın da müdavimleri var elbet.
danışmanın arkasındaki dairesel masada hiç çalışmadım. düşünsenize ya üstünüze biri tükürse yukarıdan. birisi su içerken elinden şişeyi düşürse yağmur misali dairesel masayı ıslatır.evet bunlar kuruntu.
eski kütüphanenin müdavimleri vardı.bu müdavimleri görmek isterseniz ilgili kata çıkardınız ve müdavimler yerlerinde çalışmakta olurlardı.ama şimdi bu imkansızlaştı.misal eski kütüphanede giriş katta çalışan tıpçı bir grup vardı birde mühendis grup.en üst katta da tıpcılar vardı. hatta ara katta da vardı tıpcılar. çıkmıyorlardı sanki kütüphaneden.
eski kütüphanede kitap aramak daha eğlenceli idi. şimdi ise daha yorucu.
artık lavaboların pencerelerinden ziraatçilerin ekinlerine bakıp boy vermelerini seyrede duracağız.şöyle salatalık domates ekseler keşke.olgunlaşınca girerdik bahçeye.bugün dikkat ettim çift sıra beton direk dikilmiş ama araya tel çekilmemiş.birde demir kapı konulmuş...
yazı daha sıkıcı hale gelmeden burada kesiyorum.
beni sorar iseniz ben kütüphanede raftan bir kitap seçip oturup o kitabı okuyan yaşlı amcayım. evet evet o yaşlı amca benim.
👑Merry Andrew
ben sadece iyi bi insan olmak istiyorum. bu o kadar mı imkansız. her seferinde toparlıyorum, bir şeyler rayına oturuyor ve evet diyorum sonunda düzgün rutin sakin bir hayata geçtim ama tam her şey düzelmişken yine trajikomik olaylar yaşıyorum. ben neden hep huzursuz yaşamak zorundayım. bu neyin karması. benim hayatım neden böyle. neden legal bi hayat sürmekte zorlanıyorum.

yine saçma salak dertlerle uğraşıyorum ve artık kendi hayatımı da bıraktım bir kenara, arkadaşımın benim yaşadıklarımı yaşamaması için ne yaparım diye düşünüyorum. çaresizlik bataklığında çırpınıyor gibiyim. elimden hiçbir şey gelmiyor. çok fazla gerçekten çok çok fazla bir miktarda paraya ihtiyacım var ki battığımız bu boktan çıkalım. ama bu miktarda bir parayı bile bulmanın legal bi yolu yok. bu dertten kurtulmak için tekrar illegal şeyler geliyor aklıma ama bir dertten kurtulmak için başka bir derde batmak. bu kısır döngü yaratmaktan başka bir işe yaramıyor.

ben ne kadar iyi olmak için kendimi zorlarsam hayat o kadar kötüye sürüklüyor. ne kadar çırpınırsam o kadar dibe batıyorum. artık harikalar diyarı kafasında yaşayan küçücük dertcikler dışında sıkıntısı olmayan insanlara dokunamaz oldum. kaldı ki aklı başında kişilerle anlaşmakta artık sıkıntı çekiyorum ama bunun dışında olur da onlara dert bulaştırırım diye kimseye fazla yanaşamıyorum. gerçek anlamda arkadaşlık dostluk kolay şey değil zaten. bu son yaşadıklarımdan anladım ki iki insan asla güzel şeyler yaşayarak bir bağ kuramaz. bu arkadaşlık da olsa aşksal mevzular da olsa fark etmez. insanların bağlarının güçlenmesi için birlikte zorluklardan sıkıntılardan geçmesi gerekir. yoksa sevdiğini söylemek bile yalan gelir insana bi içi boş gelir anlamsızdır sanki bir şeyler eksiktir. insanların sevgisini anlamlı kılan şey fedakarlıktır, zorluklara karşı tek ruh olmaktır. sevgi sözcüklerinin içini pamuk şekerlerle dolduramazsın. o sözcükler kaybetme korkusuyla dolmalı ama öyle basit bir kaybetme değil, ölmesinden ya da öldürülmesinden korkmak, fedakarlığı uğruna başına daha fazla dert açmasından korkmak canının tehlikeye düşmesinden korkmak. o sevgi sözcüklerinin ardında kocaman güven dağları olmalı. bilmelisin ki o sana seviyorum dediğinde dolu dolu sevmek gibi seviyordur. söylediği her güzel sözde fedakarlıkları gelmeli aklına. yoksa yalan olur her şey. arkadaşlık dostluk ya da aşksal durumlar ne farkeder ki sıkılır insan eninde sonunda. oysa onu görmeden duramamalısın, onsuz hep bi eksik hissetmelisin. hayatta tanıdığımız bir şekilde bi şeyimiz olan o insanlar en dibe battığımızda ne kadar yanımızda olur, ne kadar endişelenir yoksa öylece hayatlarına devam mı ederler.

hayatta kötü giden onca şeyin arasındaki tek güzel şey birlikte "bir" olduğum yanında huzurlu ve güvende hissettiğim biri olması. galiba tek şanslı noktam o.
mistletoe🍃
şimdi sizin hiç umrunuzda olmayan ama beni ilgilendiren bir şeyler yazacağım yaniii ben uyarımı yaptım. neyse gelelim konuya senelerdir ne zaman canım sıkılsa, üzülsem, yalnız hissetsem, ya da çalışırken ses olsun diye bir şeyler arasam sadece tek bir dizi izlerdim hatta bu takıntı biraz daha ileri gidip uykuya dalmak için de diziyi kullanmam gibi enteresan bir vakaya dönüşmüştü amaaa bugün garip bir şey oldu ve sanırım 2013 yazından bu yana ilk defa başka bir diziyi onun yerine koyabilecegimi fark ettim. güncel bölüme gelir gelmez ilk bölüme geri gittim ve hala aynı heyecanla diziyi izleyebiliyor muyum bunu da kontrol ettim. konu tamamen yeniliklere açık olup, farklı diziler izlemeye devam etmekten geçiyormuş ve nihayet daha iyisini ya da sizi daha iyi hissettiren, mutlu eden diziyi bulabiliyormussunuz. buradan çeşitli psikolojik sonuçlar da çıkardım kendime, alt tarafı bir dizi diyip geçmeyelim yani hayatımdaki en büyük problemi de belki bu sayede çözüme kavuşturma olasılığım var artık.
Gaf Ebesi
güzel bir hayat İçin

• eğlenmeye vakit ayır.
• kendini önemse.
• düşünmeden konuşma.
• öfkeni kontrol et.
• vefalı ol, iyilikleri unutma.
• herkesi memnun etmeye çalışma.
• ne hissettiğini söyle, ama nazik ol.
• kontrolünde olmayan şeyler için kendini suçlama.
mistletoe🍃
çok yakın olmayan bir zamanda, cümlelerinin altında yatan hep ikinci bir anlamın olduğunu, aslında söylemeye çalıştığı şeyin o ikinci anlamda gizlenmiş olduğunu söyleyen biriyle tanışmıştım. ben de bir zamanlar onun gibiydim hep söylediklerimin arkasına saklardım asıl anlamları. zamanla öğrendim ki bir şeyi söylemek istiyorsak açık ve anlaşılır bir dille ifade ediyor olmak her zaman en iyisiymiş. kimsenin akıl oyunlarimiza dahil olmak ya da zor yollardan dediklerimizi anlamak gibi bir zorunluluğu yokmuş, bize ne kadar çok değer veriyor olsalar bile... bazen hislerimizi o ikinci anlamlara o kadar sakliyoruz ki değil karşı taraf biz bile onlari bulmakta zorlanır hale geliyoruz. eğer bir şeyi istiyorsanız söyleyin, eğer istemiyorsanız bunu da söyleyin. konuşmaya cesaretimiz olmadığını gizli anlamlara saklamanın alemi yok. uzuuun yoldan bunu öğrenmiş biri olarak kendimi de bu konuda değiştirdim, değiştiriyorum...değişmesi kolay demiyorum ama yaparsak hayat daha kolay geliyor bunu biliyorum.
Zeze
1 ay kadar önce sınıf tekrarı yapan 1.sınıf bir öğrenciyle derse başladık. harfleri tam okuyamıyordu, karıştırıyordu. çünkü %40 zeka geriliği olan bir öğrenci. anlattıklarına göre kolay kolay kimseyi de sevmiyormuş, dinlemiyormuş. İlk dersten çok iyi bi enerji yakaladık. bugün geldiğimiz nokta beni çok şaşırttı. başlarında duran görevli hevesle çalıştığını söyledi. dersimizde de bir kitabı okudu. mutluluktan ağlayacaktım ya. ben yanına gideceğim diye, beni sevdiği için çalışıyormuş 🙈 bu dünyada, buraya ait çocuklardan daha sevilesi bi şey tanımıyorum. ben böyle bir içtenlik, böyle bir sevgi bilmiyorum. haftaya elimde olmayan sebeplerden dolayı dersleri sonlandırmak zorundayım çok üzülüyorum ya. tam bi şeyleri beraber başarmaya başlamışken yarım kalacak, üstelik çok üzülecek... 😔
yolyordam
orada burada, sosyal medyada gezerken hep denk geliyorum, her gördüğümde sinirim bozuluyor, fenomen saçma sapan sayfalar, bunları takip edenler ''uzun boylu olmayan erkek erkek değildir'' ''sakalı olmayan erkek ne yhaaa'' ''zayıf erkek ıyyy'' ''fakir erkek ne yhaa'' tarzı iğrenç yazılar yazıyorlar, erkeğe her konuda baskı var, 1.60 boylarında gayet de kısa olan kızlar 1.70-1.75 civarı erkeklere kısa diyor dalga geçiyor, nereden geliyor bu cesaret? kendileri hem bakımsız hem çirkin, çoğu makyaj dışında bakım bile yapmıyordur ki bunların çoğu hem kısa hem de kilolu, senin o bodur halinle atıyorum orta boylu ve fit bir adamı eleştirmeye ne hakkın var? kendin nesin ki ne istiyorsun?

kadınlar hep göğe çıkartılıyor, hep erkeklere kriter getiriliyor, uzun boylu olacak, sakalı olacak, erkeksi olacak, malum organı büyük olacak, şunu yapacak şarkı söyleyecek, bunu yapacak kitap okuyacak, yok şair olacak, yok kası olacak yok spor arabası olacak, kadınlara böyle kriter getirildiğini gördünüz mü hiç? ben çıkıp kumral kız ne yhaa diye tweet atsam meriçler ve feministler hemen linç eder, çoğu yağ torbası olmuş ama yüzüne vursan kadın düşmanı olursun. şimdi çok açık bir örnek vereceğim kimse kusura bakmasın, o kadar zırlarlar erkeğin şeyi şöyle olsun böyle olsun, hiç diyen var mı kadının şeyi de güzel bakımlı olsun diye? yok çünkü onlar için olsun yeter, erkekler her an baskı altında ama, bir yönün tam olsa diğer yönüne takarlar.

eminim çoğu kişi artık erkeklere yapılan bu ayrımcılıktan rahatsızdır, sırf abazanlar yüzünden, sırf bunlara yürüyorlar diye boş yere erkekleri aşağılıyorlar, artık erkeklerin sorun yaşaması bile mantıklı değil onlara göre, bir kadın ay tokat attılar diye linç kampanyası başlatsa ülke ayağa kalkar benİm bacima tokat atmişlar diye, ama bir erkek dayak yese yerlerde sürüklense internette yaymaya çalışsa hahaha adama bak ya dayak yemiş eheheheh derler.

sadece egolarına güvendikleri için bu tiplerin çoğu bakımsız zaten, küçücük kız tweet atıyor 1.90 altı erkek değildir yazmasın diye, bunlar kafalarına göre erkeklik belirliyorlar ama biz bir şeyi eleştirsek hemen üstümüze saldırıyorlar, daha ne kadar böyle devam edecek?

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)